Articles Tagged with: Sorgulama

SIK KULLANILAN SAFSATA: Peki şunun hakkındacılık…

Geçtiğimiz günlerde Twitter’da çok basit bir soru sordum. Esasında bir bilgi sorusu değildi… Kendi hafızamın zayıflığı karşısında, Twitter ahalisine yönelttiği bir yardım talebiydi.

https://twitter.com/tevfik_uyar/status/713873966956294145

Bu sorunun yanıtını bulmakta gerçekten de zorlandık. Son saniye basketleri, futbol başarıları gibi, toplumsal birlikteliğimize katkıda bulunmayan anlık sevinçler dışında, dişe dokunur tek aday Aziz Sancar’ın nobel ödülü almasıydı ki, ödül aldıktan sonra Aziz Sancar’ın bir çok kesim tarafından ayrı ayrı lince tabi tutulması sevincimizi kursağımızda bıraktı.

Sevinç, derin ve kalıcı bir duygu değildir; ama üzüntü öyledir. Peki ortak olarak neye üzüldük? Bu konuda bir yanıt geldi mi dersiniz? HAYIR! Maalesef… Patlayan bombaları bile, bombayı kimin patlattığına, ölenlerin kim olduğuna göre değerlendiren çeşitli kesimlerden müteşekkil bir toplum haline gelmişiz meğer. Özgecan’ın başına gelen tecavüz ve cinayet vahşetini dahi, kendi ahlâkî değerlerine uymadığı gerekçesiyle (ya da sözde iddiasıyla) kimi kesimler “müstahak” gördü.  Çocuk istismarı konusu dahi bu ayrışmadan nasibini aldı.

Görünen o ki hiçbir konuda kesin ve net değerlerimiz yok: FİİLİ FAİLE GÖRE DEĞERLENDİRİYORUZ! Daha açığı: İnsanlar bir fiil hakkındaki tepkilerini faillerin kim olduklarına göre ayarlıyorlar. Hatta ve hatta, daha da vahimi “Bu olaya X’ler üzüldüğüne / sevindiğine göre demek ki bu iyidir / kötüdür” tarzında bir yaklaşım bile sözkonusu. Hiç utanmadan bir olay hakkındaki yargısını buna göre oluşturduğunu açıkça beyan eden var, matah bir şeymiş gibi.

Bu tabloya biraz dikkatli bakan bir insan, artık Türkiye’nin birbirinden nefret eden ama bir şekilde bir arada yaşamak zorunda kalan, hayatları, kültürleri, dünya görüşleri birbirinden ziyadesiyle farklı -ya da aynı olsa dahi münferit olaylar için farklılaşan- çeşitli gruplardan meydana gelmiş olduğunu görebilir. Kutuplaşma o kadar belirginleşmiş ki, gruplar birbirleriyle aynı coğrafyayı, mahalleyi ve hâttâ havayı paylaşmak istemez hale gelmiş görünüyorlar.

cemresoysalSık kullanılan safsata: “Whataboutism”

Uzunca bir süredir bu vahim durumu, grupların sosyal medya üzerindeki atışmaları aracılığıyla izleyip analiz etmeye çalışıyorum. Safsatalar, bu kutuplaşmada, insanların birbirlerinden nefret etmelerini kolaylaştırıcı bir rol oynuyor: Çünkü karşı tarafın “kötü” olduğuna dair mesnetsiz bir gerekçe / bahane veriyor zihne… Ve akıllarımız, özellikle eğitilmedikleri zaman, eksiksiz değil, tutarlı bilgiyi doğru kabûl ederler. Aşağıda örneğini vereceğim safsatalar, “düşünme tembelliği” içerisinde bulunan zihne “tutarlı” geliverir.

Ve işte, bir X hadisesine tepki verdiğinizde, ya da bu hadiseyi kınadığınızda veyahut X için eylem yaptığınızda yöneltilen, hepinize tanıdık gelecek o safsata türünün örnekleri (Bağlantılara tıklayın… Görüklerinize şaşırabilirsiniz.):

Whataboutism, kaynaklarda bir safsata olarak değil, Sovyet propaganda tekniği olarak geçiyor. Türkçesi yok; bu yazı vesilesiyle “Peki şunun hakkındacılık” diye önermiş olayım. Benim safsata olarak anmamın nedeni, bu tür argümanların şu aşağıdakilerin en az ikisini içermesi:

  1. X ile Y’nin birlike savunulamayacağını / kınanamayacağını,
  2. Kişinin Y’yi savunduğu için X’i savunmayacak kadar ikilik içerisinde olduğunu
  3. Kişinin bunu siyaseten yaptığını ve “gizli niyetleri” olduğunu (Bir başka safsata olan “Ad Hominem” saldırısını içermesi)
  4. Kişiyi her konuda eşit düzeyde tepki vermekle mükellef kılması

Mesela soldaki örnek… Yanıtı yazan şahsiyet, tecavüzle ilgilenen şahsın, şehit çocuklarıyla ilgilenmediği, tecavüze karşı olduğu ama askerlerin çatışmalarda ölmesine karşı olmadığı, kullandığı “zahmet olmazsa…” türünden imalı sözlere bakılırsa da, Cemre Sosyal’ın bunu siyaseten veya tutarsızca gerçekleştirdiği varsayımları içeriyor. Tecavüze uğramış çocukla ilgilenmenin ve çocuk istismarına karşı çıkmanın önşartı, şehit çocuklarıyla ilgilenmek değildir. Bu tweet, akılcı bir sorgulama değil, nefret içerikli bir saldırıdır.

Dördüncü maddeye özellikle dikkat çekmek istiyorum: Kimse her konuda tepki vermekle mükellef değildir. Aşağıdaki video, bu ön kabûlü iyi anlatıyor ve yıllardır hemen her konuda (Neşet Ertaş’ın vefatına üzülenlere bile) yöneltilen klasik soruyu içeriyor: “Şehitlere niye tepki vermediniz?”

https://www.youtube.com/watch?v=0jx8tJbpMNU

 

Bu eyleme katılan kızların şehitler için de eylem yapıp yapmadıklarını bilmiyoruz; belki yaptılar. Belki kendilerine tekme atan, bağıran, söylenenlerden daha fazlasını yaptılar. Ancak yapmamış olsalar dahi, kadınlar gününde böyle bir eylem yapmasına engel değildir; zira kadına şiddet eylemine katılmanın ön şartı, şehitlere tepki vermek değildir. İki konu birbiriyle ilgisiz olduğu gibi, ilgili olması da bir şey değiştirmez. Üstelik “toplumsal konulara tepki veren grup” şeklinde tanımlanmış bir grup yoktur. Orada o kızlar eylem yaparken, bir kenarda da siz eylem yapabilirsiniz. Hatta her gün eylem yapabilir, imza toplayabilir, destek masaları kurabilirsiniz. Buna engel olan nedir? Yoksa ortaya “birilerinin bir konuda tepki verme niyeti varsa o da benim istediğim konuda olmalı” gibi bir hastalıklı düşünceye varır ucu.

Her tutarlılık arayışı safsata değildir.

Bunları yazdıktan sonra şöyle bir çekince de koymam gerekir: Her tutarlılık arayışı safsata değildir. Mesela aynı konuda farklı fikirler beyan edenlerde tutarlılık arayışı bir safsata teşkil etmeyecektir (mesela bombayı kimin patlattığına göre ağız değiştirenler veyahut liderlerinin ifadelerine göre söylediklerinden hızla çark edenler) . Konular yukarıdaki örnekte olduğu gibi birbiriyle ilgisiz konular olmadığı gibi, birbiriyle zıt ve mantıken çelişkili iki açık beyan söz konusu olabilir.

Ancak her durumda nazik olmayı elden bırakmamak da kanımca önemlidir (ben de bazen zıvanadan çıksam da). “O batmadı da bu mu battı”, “Zahmet olmazsa”, “O zaman neredeydiniz?” gibi ifadeler yazılanı bir saldırıya dönüştürür. Çelişki olduğunu düşündüğünüz bir noktada “sizce bu bir çelişki değil mi?” gibi bir soru daha uygun. En azından gerçekten kendi fikirlerini beyan edenler için söylüyorum. Tek bir merkezden çıkmış mesajları iletenleri değil.

 

 

İnceleme: War of the Worlds (Dünyalar Savaşı) – 2005

Hiç bazı filmlerin kabuslarınıza benzemesi dolayısıyla sizi etkilediği olmuş mudur? Kabuslarınıza benzemese bile bu film kabus olmaya aday…

19. yüzyılın sonunda H.G.Wells tarafından aynı isimde yazılmış bir kitap olan “Dünyalar Savaşı”, ilk olarak 1938’de Orson Welles tarafından radyda canlandırılmış ve ABD’de büyük paniğe sebep olmuş. 1953 yılında ilk filmi yapılan kitap, 2005 yılında Steven Spielberg tarafından yeniden çekilmiş.

Gerçek anlamda bir film incelemesi yapmak istemiyorum ama bu filmin ciddi derecede fanatiği olduğumu, bu yüzden bu yazıda filmi övüp, filme yöneltilen bazı eleştirileri yanıtlamak istediğimi peşinen söyleyeyim. Bu yüzden bu yazı boyunca yazdıklarım filmi izlememiş olanları üzebilir. İzlemeyi planlayanlar bu satırdan sonrasını okumasınlar.

Read More

Yer çekimi ve tombala

Tombalada 6 ile 9’un birbirine karışmaması için altına çizgi koyarlar. Sadece tombalada değil, bir şekilde ters ya da düz tutulabilecek ve biribirine karıştırılabilecek tüm durumlarda.

Kendi kendime bunun sebebini düşündüm: Niçin çizgi altta? Ayrıca niçin çizgili defterlerde harfleri alta yaslıyoruz. Halbuki amaç kılavuzsa üst çizgiye de dayayabilirdik. Harfler üstleri bir satıha değecek şekilde geliştirilebilirdi.

Benim naçiz beynim bunun yerçekimiyle alakalı olabileceğini söylüyor. Bir şeylerin düşmemesi için bir satıh üzerinde durması gerekir. Harfleri de benzer şekilde bir satıh üzerine koyuyoruz demek ki…

Ne ilginç…

Peki gerçekte biz kimiz?

Her yerde farklı farklı hayatlar var.

Bir şekilde bir yerlerde gördüğünüz fotoğraflardaki insanları düşünün.

Bir evleri var. Belki içine girdiğinizde hayranlık uyandıracak. Belki de kaçacağınız. Belki de “bekar evi işte, idare et” dediklerinden.

Sevdikleri var. Ya da sevmedikleri. Ya da onu sevenler, ondan nefret edenler… Her fırsatta onun dedikodusunu yapmaktan büyük keyif alanlar, ya da onun her fırsatta kıskandığı, ardından sövdüğü, gıcık kaptığı, ve bunu belli ettiği ya da belki de etmeyip yüzüne güldüğü.

Hayalleri var. Kimisi çok eskiden kalma. Kimisi daha oluşmamış. Duruma göre oluşacak. Seneye, ya da hemen ertesi günü…

Herkesin bir alışkanlığı var. Ne bileyim, belki esrar çekiyordur. Belki geceleri kalkıp bitter çikolata aşırıyordur. Belki de sabah yüzünü hiç yıkamaz. Ya da çorapla yatıyordur. Değdiremiyordur çıplak ayaklarına hiçbir şeyi.

Sağlık problemleri de oluyor herkesin. Çok çürük belki dişleri. Ya da tam tersine çok sağlıklı gözleri var, 3 metre uzaktan gazete okuyabiliyor.

Belki deli. Ya da bir sürü hesaplaşması var geçmişten. Ağır bir depresyonda… Ne de olsa fotoğraftan anlayamazsınız ama, geceleri uyuyamıyor, sabahları da kalkamıyor, ne yıkanıyor, ne kendine bakıyor adam akıllı. Fotoğraf da zaten genç kızlığından kalma.

Çocuğu olan var. Olmayan var.

Çocuğu hayırlı olan var, olmayan var.

Çocuğu kendisinin katili olacak var, bir de çocuğunun katili olacak…

Belki de hiçkimseye söylemediği bir cinayet işledi. Ya da hiçkimseye söylemediği bir huyu var. Belk eşcinsel, ama belli etmiyor. Belki de sırf kadınlarla daha samimi olmak için, öyleymiş gibi yapıyor. İtiraf etmesiyle sevişmesi de bir oluyor.

Kimisi çok hızlı… Bıkmış erkeklerle/kadınlarla olmaktan. Kimisinin belki daha hiç sevgilisi olmamış. Ama öyle söylemiyor. Utandığından.

Belki hayvanlara hiç dokunamaz mesela. Ya da hem kedi, hem köpek besler. Çok sever hayvanları. Denizden babası çıksa yer bir ihtimal. Bir ihtimal balık sevmez.

Gece onu uyutmayan sancıları olabilir. Ya da henüz keşfedilmemiş bir tümörü. Belki birinden hamiledir ya da birini hamile bırakmıştır, haberi yok… Ya da tır şöförlüğü yapmıştır önceleri mesela. Romanya’da, ya da Almanya’da kendisinin bile haberi olmadığı, on beş yaşını aşmış çocuğu vardır. Belki eşi vardır ve hatta aldatıyordur onu. Hatta o eşini aldatırken, eşi de onu aldatıyordur. Ondan da haberi yoktur. Haberi de olabilir, belki hiç inanmıyordur sadakat kavramına.

Tabu oynamayı seviyordur. Sessiz sinemada üstüne yoktur. Satranç dehasıdır, ama oynayacak adam bulamıyordur. Ya da bir dostu vardır, “gelse de dama oynasak” diyordur. Ya da bir türlü hiçbir oyunu öğrenmeyi beceremiyordur.

Belki evi yoktur. Belki sığıntıdır, hatta seks kölesi. Ya da oturduğu evi jigololuk ya da fahişelik yaparak elde etmiştir. Evi üstüne geçirmiştir zengin sevgilisinden.

Vesaire, saire…

Yazmakla nasıl bitsin.

İnsan bu…

Birini tanımak ne kadar zor değil mi?

Aslında hayatlarımız ne kadar karmaşık. Bizi tanımlayan neler var… Bizi biz yapan…

Bir kokumuz var. Bir bedenimiz. Bazı huylarımız, içinde yaşadığımız çevremiz…

Peki biz gerçekte kimiz?

Metal Bardak Altlıkları…

Sadece aklıma geldi. Öylesine yazıyorum. Aslında az önce bardağımın altına yapıştığı için kucağıma düşen ve üzerindeki soğuk içecek sebebiyle soğuyan bardak altlığı sayesinde geldi:

Metal bardak altlıkları içeceğinizin çabuk soğumasına ya da çabuk ılımasına sebep olur.

O kadar.

Otonom Mükemmeliyet: Doğa, İnsan ve Yapay Seçilim (Yaban elenim)

Bitkilerin ve hayvanların evcilleştirilmesiyle değişen Dünya tarihi yapay seçilim ve doğanın otonom mükemmeliyeti ile bugünkü coğrafyaları etkilemiştir.

Bugünlerde okurken büyük keyif aldığım nadir kitaplardan birisi diyebileceğim bir bilgi deposunu okuyorum. Tübitak yayınlarından çıkan Jared Diamon’a ait “Tüfek, Mikrop ve Çelik”. Tarımı daha önce keşfeden insan topluluklarının nasıl doğaya egemen olduğu kitabın ana fikri. Ancak kitabı okurken çok daha fazla şey hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz.Read More

Tercihler ve ilk duruma bağlılık olgusu

Ben turuncu rengi severim mesela. Gürültülü ve çok ritimli müzikler dinlemem. Erkek parfümü olarak baharatlı kokuları, bayanlarda ise meyveli kokuları severim. Bir başkasının aynı konularda farklı tercihleri olduğu gibi bu konuda tarafsız da olabilir. Hepimizin “zevkleri” ve “renkleri” mevcut.

Çoğu zaman bunun bizim tercihimiz olduğunu düşünürüz. Kelime itibariyle. Türkçe’de de “X’i tercih ederim”, İngilizce’de de “I prefer” ve diğer latin kökenli dillerde de öyle.

Oysa tercih olabilmesi için bilginin fiili olarak bir bilinç süzgecinden geçirilmesi lazım.Read More

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google