Articles Tagged with: Askeri Havacılık

F-4 MESELESİNDE İLAVE BİLGİLER

F-4 ile ilgili son yazıma epey eleştiri geldi. Bu yüzden yazıma bir kaç madde daha ilave etmek zorunda hissettim kendimi. Eleştiriler daha çok bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar kaza ve can kaybı olmasına dair bir açıklama getirmemiş olmamla ilgiliydi. O yüzden ilave açıklamalarım genelde istatistik ve kaza nedenleri üzerine olacak.

Her şeyden önce üç değil, iki kaza vardır. Bu kazalardan ilkinde iki uçak düşmüştür. Kol uçuşunda oldukları için kazaya birlikte uğramaları doğaldır. Maalesef her iki uçak da iki kişilik olduğundan ve koltukları dolu olduğundan dört pilotumuz şehit olmuştur. Tek bir kazada iki uçak kayıp, dört pilot şehittir. Diğerinde de benzer şekilde iki pilotumuz şehit olmuştur. Kazalar, doğaları ve uçağın yapıları nedeniyle toplam bilançoyu yükseltmektedir: 3 uçak ve 6 pilot. Bu sayıların büyüklüğü nedeniyle “bit yeniği” ihtimali insanlara daha gerçekçi görünmektedir. Halbuki aynı kazalar tek kişilik F-16’larla solo uçuşlarla gerçekleşseydi bilanço “İki uçak ve iki pilot” olurdu. Bir yıl arayla olsalardı kimsenin dikkatini çekmezdi. Haliyle ben değerlendirme yaparken şehit sayısını ve uçak kaybı sayısını değil, kaza sayısını dikkate alıyorum. Zira iki kaza varsa, iki neden vardır (ya da tek). Basit bir örnek vermek gerekirse, art arda iki adet Boeing 737 kazası olsaydı, kazayı teknik açıdan inceleyecek olsaydınız ölü sayısı denkleminizde yer almaz (facianın insanî boyutu ne kadar üzüleceğimizi belirlerdi, konunun esasını değil).  Eğer bu kazalardan birinde Boeing 737 başka bir uçağa çarpmış olsaydı dahi, ele aldığınız konunun esası değişmezdi. Nedenlerle ilgilenmeye devam ederdiniz.

Açıkçası uçaklarda teknik bir arıza varsa eğer, bu arızanın neden olacağı kazaların son on gün içerisinde gerçekleşmesi daha tuhaftır; çünkü bu beklenen bir istatistiki dağılım olmaz. “Kötü” ve “arızalı” bir şeyin zamana yaygın bir şekilde kaza üretmesi gerekir. Durup durup 10 günde iki kaza üretmesi değil. Üstelik “2” istatistiksel olarak anlamlı bir rakam değildir. Bir parayı sadece iki kere havaya attığınızda iki kez tura geldiği için “bu paranın iki yüzü de turadır” diyemezsiniz. Para örneği birebir karşılamadığı için şu örneği de verebilirim: Sahip olduğunuz 1976 model bir Mercedes son iki haftada iki defa çok ciddi arıza çıkarıp sizi yolda bıraktıysa başından beri zaten Mercedes’lerde bir problem olduğunu düşünmezsiniz. Aldığınız son yakıtın kirli olabileceği, son bakımda tamircinizin size çıkma parça takarak sizi kazıkladığı, bakımını atlamış olabileceğiniz, şu sıralar daha aceleci davranarak arabayı artık yeteri kadar ısıtmadan çalıştırmaya başlamanız gibi son zamanlarda ortaya çıkmış olabilecek faktörlere odaklanırsınız.

Benzer şekilde bir uçak son 10 günde iki kaza gerçekleştirmişse şu aşağıdaki gibi başka etkenlerin araştırılmasına öncelik verilir:

  • Yeni uygulanmaya başlayan bir prosedür olup olmadığı,
  • Uçaklara takılan parçalarda ya da sarf malzemelerinde tedarikçi değişikliği veyahut marka değişikliği yapılıp yapılmadığı
  • Pilotlar aynı devre ise onların eğitimleri sırasında atlanmış, müfredatı değiştirilmiş bir ders olup olmadığı,
  • Pilotların bu uçuştan önce ara verip vermedikleri, verdiyse ne kadar verdikleri, döndüklerinda tazeleme eğitimlerinin doğru yapılıp yapılmadığı

Velhasıl bu gibi detayların hiçbirini bilmiyoruz. Bilmeden söyleyeceğimiz her şey spekülasyondur.

Fakat spekülasyon yapmanın bile bir adabı vardır: Sivil havacılık kazalarının %80’i insan hatasından kaynaklanır. Şu haberde askeri yetkililer askeri havacılık için bu oranın %60-%70 olduğunu söylemiş. Yani kazaları genel olarak ele alırsanız, insan hatası başlıca faktördür. İnsan derken sadece pilot kast edilmez. Bakımı yapan teknisyen, direktifi veren kuleci, emri veren komutan, planı hazırlayan uçuş harekatçı, arka koltukta oturan silah sistem subayı vb. Zaten içerisinde bu kadar insan olan bir operasyonda insan faktörü ağırlıklı olarak devrededir. Tüm bunları araştırmadan “uçaklar sorunlu” demek cahil cesaretidir. Üstelik:

  1. Kaza teknik olsa bile, bu teknik kusurun sonradan satın alınmış üretimi sorunlu bir parçada mı, onu monte eden teknisyende mi, montaj sırasında unutulan bir vidada mı olduğunu hemen öğrenmek mümkün değildir.
  2. Bu uçak problemli olsa bile, bu kazaların illa ki uçağın o probleminden kaynaklandığı da kesin değildir. Mercedesinizin rot problemi bulunabilir ve direksiyonu sola çekiyor olabilir; fakat yüksek hızla viraja girip şarampolden yuvarlandıysanız bunun rot probleminizle bir ilgisi yoktur.
  3. Bir uçağın sorunlu olup da kaza yapma nedeninin teknik bir arızadan ya da eksiklikten kaynaklanma olasılığı %50 olsa bile, insan faktöründen kaynaklanma olasılığı (%80) yine de bu orandan yüksektir.

İlle de spekülasyon yapılacaksa “temel olasılık (apriori olasılık)” dikkate alınır. Yani her şekilde öncelikli olarak şüphelenilmesi gereken faktör insan faktörüdür: Başka bir deyişle kişisel ya da yönetimsel hatalar. (Şu adreste başka bir uzmanın farklı bir değerlendirmesi var.).

İlk yazımda da herhangi bir spekülasyon yapmamış, mesnetsiz argümanlara yanıt vermiştim zaten. “F-4 süperdir, kesinlikle sorunsuzdur” demiş değilim, yine diyemem. Bilgi sahibi olmadan kesin konuşmak huyum değildir. Sadece F-4’ün kaza sayılarına bakarak sonuca varılmayacağını, ABD F-4’leri envanterinden çıkardı diye F-4’ün kötü olduğunun söylenemeyeceğini, F-4’lerin eski olmadığını, modernize edilerek ömürlerinin uzatıldığını ve yeni bir uçaktan çok da farklı olmadığını söyledim. Sorunlar bizzat F-4’ün tasarımından kaynaklansa bile ben yanlışlanmış olmayacağım; benim itirazım insanların F-4’ü kötülemelerine değil, bunu yaparken öne sürdükleri “nedenlerinin mesnetsizliğine” idi.

Neyse… Bu vesileyle faydalı bilgiler aktarmış olduk.

“İHA Yapmak” Ne Demektir?

Geçtiğimiz günlerde Van’da gerçekleşen yeni deprem sonrasında önemli bir gerçeği gördük:

Eğer belli bir makamn sahibi iseniz, söyledikleriniz bağlayıcıdır. Söyledikleriniz bağlayıcı ise de bunu dikkatli bir araştırma neticesinde gerçekleştirmekte fayda var. Özellikle konu bilimse ve söylemleriniz sıcak bir sohbet olmayı amaçlamıyorsa, kavramlar, fikirler mutlaka ki bir bilgi temeli üzerinde şekillenmeli.Read More

Gökyüzüne Yerli Kalkan

15 Haziran 2010 tarihli Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla Alçak ve Orta İrtifa Hava Savunma Sistemi temini için Aselsan ve Roketsan ile başlanan görüşmeler tamamlandı ve imzalar atıldı. Alçak ve Orta İrtifa Hava Savunma Sistemlerimizin tasarım ve geliştirme işi Aselsan’ın ana ve Roketsan’ın belirlenmiş alt yükleniciliğiyle yerli firmalarca yapılacak.Read More

Haftanın Yorumu: Savaş, Siyaset ve Ticaret Üçgeninde

Zaman zaman gazeteci arkadaşlardan köşe yazılarımın bir makaleden ziyade bir dergi yazısına benzediğine dair eleştiriler alıyorum.

Eleştiriler “olmaz” şeklinde değil… Bilakis, “buna köşe yazısı denmez, ama böyle iyi oluyor. Bir çok bilgiyi bir arada bulabiliyoruz” diyorlar…

Doğrudur. Ben köşe yazısı yazmakta çoğu zaman zorlanıyorum. Köşe yazısı, mükemmeliyetçilik gibi bir takıntıyle düşündüğünüzde, yazıya konu ettiğiniz şey hakkında çok şey bilebilmekten geçiyor. Bunun için araştırma ve kendine güven lazım. Kaldı ki galiba kendimi bir konuda -ne kadar bilirsem bileyim- o konuya vakıf hissedemiyorum. O yüzden yazılarım belli kaynaklardan elde edilmiş bilgilerin bir yorum potasında eritilerek birleşimi haline geliyor (SPK ilkeleri, icra komitesi raporları, kaza kırım raporları, araştırma kurumları vb.).Read More

Milli Sanayi Büyüyor!

ANKA Roll-Out Töreninde

Hep yazıyoruz ve iyimserlikle suçlanıyoruz. Çok kez de yazdık: “Türk Uçağı mı? Neden olmasın?” dedik. Kabiliyetlerimizin günden güne arttığını, bunu yapmak için bir engel kalmadığını söyledik. Sonra 3K formülünden bahsettik. Dedik ki, 3 K var. Bu 3 K olursa her şey olur: Kararlılık (Siyasi irade), Kendine güven (Milli özgüven) ve Kabiliyet (Teknolojik ve ekonomik yeterlilik).

Zira ben bunu 2009’da yazdığımdan bu yana bir çok gelişme oldu. Dışa bağımlılığımızı azaltmak için yürütülen programlarda bir bir başarıya ulaşılıyor. Üstelik her savunma sanayii icra komitesinde yeni bir milli programın başladığını duyuyoruz. Bu programların çoğunda ciddi yollar kat edildi.Read More

ANKA Başarısı ve İnsansız Hava Araçları

İsrail ile başlayan yeni gergin süreçte “Yerli Heron” diye sürekli atıfta bulunulan, TAI’nin beş yıllık emeğinin ürünü TİHA’nın üzerindeki perde kalktı. Yeni adıyla ANKA, görücüye çıktı. Uçuş testleri için gün sayılıyor.

Askeri teknolojilerde belli mesafeleri katetmiş olan ülkelerin giderek insansız teknolojilere yönelmesine gıpta ile baktığımız şu günlerde ülkemizde de sevindirici gelişmeler gerçekleşiyor. Bilhassa İsrail ile girilen yeni gergin süreç ve Heron’ların teslimatı ve kullanımı ile ilgili yaşanan sıkıntılar, bir yandan bugüne kadar işlerini sessizlik içerisinde yürüten firmaların çalışmalarını sergilemelerine sebep olurken diğer yandan önemli bir gelişmeye tanık olunduğu tarihe tesadüf geldi: TİHA’nın üzerindeki giz perdesi kalktı ve yeni adı olan ANKA olarak TAI’nin tarihi bir başarısı olarak kayda geçti.

ANKA’nın doğuşu ve ortaya çıkışından bahsetmeden önce, İnsansız Hava Aracı kavramını daha derinden irdeleyelim.

Yeni anlayış: İnsansız Savunma En İyi Savunma!

Her ne kadar 2000’li yılların “F-35 21. yüzyıldaki son insansız uçak. Bundan böyle tüm uçaklar insansız olacak” şeklindeki moda söylemi haklı çıkmamış ve halen insanlı muharebe uçağı çalışmaları devam ediyor olsa da 2000’li yıllarda askeri envanterlere giren yeni tip uçakların büyük çoğunluğu insansız hava araçlarından oluştu.

İnsansız teknolojilerin kullanımının yaygınlaşmasının altında gelişen teknolojinin sağladığı imkanla birlikte bazı maliyetli ya da sorunlu kalemleri aşabilmenin getirisi var.Read More

ABD’ye Antonov Sürprizi

Boeing ile EADS arasında çetin bir çekişmeye sebep olan milyar dolarlık tanker ihalesinde Rusların da gözü olduğunu daha önce Ilyushin’in girişimleriyle görmüştük. Daha üç buçuk ay önce Ilyushin’in üreticisi olan Ukrayna merkezli United Aircraft Corporation’ın ABD’li bir ortak bularak Il-96 ile ihaleye katılmayı düşündüğü duyurulmuştu (Konuyla ilgili daha önceki yazım için tıklayın: “Rus tankerinin şansı var mı?”, 22 Mart 2010).

Bir süredir Ilyushin 96’nın ABD aviyonik ve komponentleriyle de dolu olsa KC-X ihale şartnamesinin gerekliliklerini karşılayamayacağı ile ilgili tartışmalar sürerken, ihale için RFP doldurmaya izin verilen son tarih 9 Temmuz olduğundan bazı çevreler ihalenin yine EADS ve Boeing arasında geçeceğine inanmıştı. İşte tam bu noktada başka bir Rus firması, ABD’li ortağını da bularak ihaleye giriş için hazırlıklarını tamamladı. U.S. Aerospace adlı Kaliforniya merkezli firma ile Antonov dört motorlu AN-124-100 ve iki motorlu türevi olan AN-122 ile ihaleye katılacaklar.

U.S. Aerospace, Inc. ve Antonov yetkililerinin 1 Temmuz’da imzaladıkları ortaklık anlaşması ile KC-X tanker ihalesinde Antonov’un ortağı ve projenin ana yüklenicisi olacak olan US Aerospace, Boeing’in 767 ve Airbus’ın A330 modeline AN-124-100 ve AN-122 ile rakip olacak. 9 Temmuz’un teklifler için son tarih olduğu ihalede son hafta gelen bu haber, ihalenin iki firma ile yürüyeceği beklentilerini tamamen boşa çıkararak süreci yeni bir döneme soktu. 1 Temmuz tarihinde Pentagon yetkililerine de gerekli bildirimleri yapan US Aerospace, uçağın ihale gerekliliklerini yerine getirdiğini ispatlamak için çalışmave müzakereleri sürdürüyor.

U.S. Aerospace, Kaliforniya’nın Santa Fe Springs ve Rancho Cucamonga bölgelerinde üretim ve yönetim tesisleri bulunan, bugüne kadar Pentagon, U.S. Air Force, Lockheed Martin, Boeing, L-3, General Electric ve daha bir çok hava-uzay ve savunma firmalarıyla başarılı çalışmalar yürütmüş olan bir firma. ABD ordusunun P-3 filosu ve Boeing 747 programı’nda stratejik parçaların üretimini de başarıyla yerine getirmiş, yükselmek ve büyümek isteyen bir firma. Ayrıca sadece uçak gövde parçaları değil, aynı zamanda motor ve iniş takımı parçaları da üretiyor. Kısacası çalışmalarını bir üst seviyeye taşımak için gerekli tüm altyapıya sahip. Ancak önemli bir ayrıntı var ki, bizdeki sermaye piyasası kurumunun ABD’deki muadili olan SEC’in 24 Mayıs’ta US Aerospace hakkında “finansal risk altında” raporu verdiği. Rusların bu bilgiyi es geçtiğini sanmıyorum. Şirket ihaleye katılmaya yeterli görülürse ve Ruslar bu şirketin bir kısmını satın alırsa hiç şaşırmam.

Antonov ise Rusların efsane uçak üreticilerinden birisi. Dünya’nın birinci ve ikinci en büyük ebatlı uçakları olan AN-225 Mriya ve AN-124 Condor nakliye uçaklarının yaratıcısı. AN-148 ve AN-158 ise şirketin sivil havayolu uçaklarından. Ilyushin’in küresel başarısızlığına karşın Antonov daha disiplinlerarası çalışmış bir şirket olup sertifikasyon konusunda da tecrübeye sahip. AN-148’in EASA sertifikasyonu için bir süredir ter döken firma, Avrupa’da ve ABD’de kabul gören uçak yapma ve böylece dünya pazarında global bir üretici olarak kendini kabul ettirme peşinde. İhalede öne sürülecek başlıca uçak olan AN-124’ün yolcu ve kargo uçağı olarak 5 ülkede 7 kullanıcısı var. Rus Hava Kuvvetleri’nde ise 25 adet AN-124 görev yapıyor.

Antonov’un ihaledeki şansını değerlendirdiğimde Mart ayında söylediğim şeyleri tekrar etmekten başka bir şey bulamıyorum. Boeing, ihalenin “modern ve kapitalist” Avrupalı firmaca tarafından kazanılmasını bile milli bir mesele haline getirmişti. Kaldı ki, merkezi Ukrayna’da da olsa Rus sermayesi olduğu bilinen Antonov’un ola ki ihalede şansı olması yine “milli malzeme” yapılabilecek bir unsurdur.

Ayrıca, az önce değindiğim SEC raporu, Antonov’un kendine seçtiği ortağın mali yapısının ihale değerlendirme komisyonunca uygun bulunmaması gibi bir durumu da doğurabilir. Daha küçük çaplı bir ihalede, bir Rus uçağının belki ABD envanterine girmesi şaşırtıcı ve hoş olabilirdi fakat 35 milyar dolar gibi bir rakam söz konusu olduğunda, işin içinde çok daha farklı parametrelerin yer alacağını söylemek için uzman olmaya gerekmez.

Tevfik UYAR

F-35 programında gedik açıldı

Bir uçak tedarik projesinin tüm ülke gündemini ciddi derecede meşgul ettiğine şahit oldunuz mu?Eğer şu son üç yılda Hollanda’da yaşasaydınız olurdunuz.

F-35 projesi, üç yıldır Hollanda “vergi verenlerinin” gündemini meşgul ettikten sonra Lockheed Martin aleyhinde bir neticeye ulaştı ve Hollanda Parlamentosu, 20 Mayıs 2010 tarihinde aldığı son resmi kararla ülkenin hava kuvvetlerinin yeni nesil savaş uçağı projesi kapsamında hedeflediği F-35A Lightning II uçağından vazgeçerek tamamen çekilmeye karar verdi.

27 Nisan 2009 tarihinde kaleme aldığım “F-35 projesinde çatırdamalar” isimli yazımda F-35’le ilgili sıkıntıların başta Hollanda’nın projeden çekilmesi, daha sonra ise satın alabileceğini deklare eden Danimarka gibi ülkelerin vazgeçmesi gibi riskleri taşıdığına dikkat çekmiştik.

Geçtiğimiz yıl, bir yıl kadar önce Nisan 2009 tarihinde Hollanda Havacılık Grubu başkanı, Emekli Hollanda Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Dirk Starink ile yaptığım röportajda da kendisine asker kanadının görüşlerini sorduğumda F-35’ten başka bir uçağın, Hollanda gibi emektar F-16 kullanıcısına uygun olmadığını söylemişti kendisi. Ancak emekli komutan aynı söyleşide Hollanda politikacılarının farklı düşüncede olduğunu da ifade etmiş, yine de “en iyisini onlar bilir” gibi bir ifadeyle kendilerine duyduğu güveni belirtmişti.

Hollanda’nın ABD, İsrail, Türkiye ve Mısır’dan sonra 213 uçakla dünyada bugüne dek en çok F-16 tedarik etmiş dördüncü ülke olmasına ve bu yüzden ABD teknolojisine yatkınlığı ve Hava Kuvvetleri’nin ABD menşeli uçaklara sempati ve arzu ile bakmasına rağmen bu güven boş çıktı:

Hollanda Parlamentosu, 20 Mayıs 2010 tarihinde aldığı son resmi kararla ülkenin hava kuvvetlerinin yeni nesil savaş uçağı projesi kapsamında hedeflediği F-35A Lightning II (CTOL) uçağından vazgeçerek tamamen çekilmeye karar verdi.

Parlamento’nun kararı hem uçakla ilgili sürecin uzamasına, hem de maliyetlerinin artmasına dayanıyor. Zira oylamada 150 oyun 79’u iptal, 71’i devam yönünde oldu ve karar salt çoğunlukla alındı.

Neler olmuştu?

Sadece meclis tutanaklarında bir kaç organize olmayan söylemler şeklinde yer alan F-35 meselesi, Hollanda‘nın önemli kuruluşlarından NRC International’in yaptığı haberle gündeme oturmuş ve basının da konunun üzerine düşmesiyle partiler F-35 üzerinden siyaset yapmaya başlamışlardı. Sürecin uzaması da muhalefetin elinde giderek güçlü bir koz haline gelmeye başlamıştı.

O dönemin en popüler söylemi, JSF’nin somut bir meyve vermemesine karşın Rotterdam’dan Almanya’ya kurulan yeni kargo demiryolu Betuwelijn’den daha pahalıya gelmesiydi. Şu ana dek 1 milyar dolardan fazlasının projeye aktarılmasına rağmen JSF’deki sorunların devam etmesi, proje tarihinin sürekli ertelenmesi ve uçağın motor, sıcak hava performansı, performans testleri gibi kilit bazı özellikleriyle ilgili olumsuz haberler, daha da önemlisi JSF için ayrılan 5.7 milyar avro bütçenin Hollanda Hava Kuvvetleri envanterine katılacak olan 85 adet uçağın maliyetini karşılayıp karşılayamayacağının belli olmaması gibi rahatsızlıklar, projenin rafa kaldırılma ihtimalini güçlendiren etmenler olmuştu.

İlk etapta Hollanda hükümetinin 2010 sonunda 55 adet uçağı alıp, kalanından vazgeçeceği ve bu yolla sipariş sayısını azaltacağı iddiası ortaya atılmıştı. Bunu takiben iktidardaki koalisyon ortakları sizasi partiler arasında fikir ayrılıkları doğdu.

Çoğunluğa sahip olan ana ikili Hristiyan demokrat ve İşçi partililer arasındaki küçük fikir ayrılığı o günden bugüne süren tartışmalar ile iyice büyüdü. Hollanda Savunma Bakanlığı Müsteşarı Jack de Vries, temsilciler meclisine mektup yazarak, programın iptalinin ülkeye en az 873 milyon avro zararı olacağını, bunun büyük bir kısmını da programa şu ana dek yatırılan 760 milyon avronun teşkil ettiğini bildirdi ve projenin devamına karşı olan İşçi Partisi mensuplarına mesaj verdi. Aynı mektupta, bu olayların gerçekleştiği günden bir hafta önce basına da yansıyan, bir adet F-35A test uçağının bu sene içinde, bir diğerini ise önümüzdeki sene alınacağını belirten iddialar da yalanlandı.

Bu olaylardan kısa bir süre sonra Hollanda‘da ki üç partili koalisyon hükümetinin üyesi olan Hristiyan Demokrat, İşçi ve Hristiyan Birlik partileri F-35 programına katılım sağlanıp sağlanmayacağının kesin yanıtının 2010 yılına kadar ertelenmesi kararına vardı.

Hollanda‘nın programdan çekilme ihtimalini güçlendiren bu karar F-35 cephesini şoka uğrattı; ancak koalisyon hükümeti, bakanlar kuruluna ilk test prototipinin tedariki için müzakerelerde bulunmaya devam etme yetkisini de verdi.

Fakat karardaki asıl kesin sonuç olan “Bu sene F-35 test prototipi alınmayacak” ifadesi çok ama çok önemliydi. Ayrıca koalisyon hükümeti, Hollanda Hava Kuvvetleri envanterinde bulunan F-16 uçaklarının yerine düşünülen 85 adet F-35A (CTOL) verziyonlu uçakların (o dönemde maliyeti 6 milyar avroya kadar çıkmış ve dolayısıyla ilk ayrılan bütçeyi çoktan aşmıştı) alımına karar verilseydi dahi bu karar 2010′da değil, 2012′de, yani yeni seçilecek olan Hollanda hükümeti tarafından alınmasına karar vermesi, hükümetin sorumluluğu üzerinden atmaya çalışması olarak yorumlanmıştı.

Hollanda işte tam da bu noktada önemli bir adım atarak anlaşmaya kendi lehine önemli bir madde koydurmuştu: İlk F-35 test uçağı temin edilecek ve Hollanda eğer bu uçağı kendi ihtiyaçlarına uygun bulmayıp anlaşmadan vazgeçerse sadece 20 milyon avro ödeyecek. Kalan maliyet ise Lockheed Martin‘in sorumluluğunda karşılanacaktı.

Ne olacak?

Hollanda aldığı karar doğrultusunda ikinci bir F-35 prototip istemediğini ve birinci prototip için geçtiğimiz yıl bağlayıcı olarak söz verilen prototip maliyetinin, zararınada olsa anlaşma gereği karşılanmasına karar vererek, yeni nesil savaş uçağı projesinde durum yine eskisine dönmüş oldu.

Parlamentonun zarardan dönme stratejisi, önümüzdeki bir kaç hafta içerisinde Hollanda’nın gündemini meşgul etmeye devam edecek. Nacizane fikrime göre, bugüne kadar aktarılmış kaynağın heba olmasına karşı çıkacak grupların baskısı ile Hollanda’nın yeni kararından dönme ihtimali bulunuyor.

Daha önemlisi, Hollanda yeni bir siyasi muharebeye sahne olacak.

Hollandalı asker kanadının hiç istemediği, ancak ısrarını parlamentoya mektup göndermeye kadar götüren, vaat ettiği sanayi avantajları ile siyasetçileri ve ülke sanayicilerini cezbeden SAAB, JAS-39 Gripen’i ile devrede olacak.

Avrupalı kardeşini de aralarına almak isteyen Eurofighter konsorsiyumu da Lockheed Martin’in bu mağlubiyetini değerlendirme peşinde olacaktır.

Gripen nesil olarak biraz geride bir uçak ve geçtiğimiz yıl Nisan ayında konuk ettiğim Dirk Starink’in ifadeleri Hollanda Hava Kuvvetleri’nin resmi görüşleri ile paralel ise eğer, “Hollanda Hava Kuvvetleri’ne pek de bir şey katmayacak F-16 ayarında bir uçak”. Ancak yine de rakiplerine nazaran, Gripen ve Eurofighter’ı birinci dereceden şanslı konumda görüyorum.

ABD yanlısı asker kanadının nispeten hoş karşılayabileceği ancak F-16’nın yerini doldurmayacağını düşündüğü BOEING üretimi F/A-18E/F Super Hornet ve Fransa’nın ölü yatırımı Rafale ise ikinci dereceden şanslı konumdalar.

Ancak tekrar etmek istiyorum ki, bu karar %100 yürürlüğe girecek demek için çok erken.

Bu karar sonrasında Lockheed Martin ve dolaylı olarak ABD’nin yapacağı çıkarmalar ve ülke içerisindeki batık proje maliyetini öne sürerek parlamentoya baskı yapacak çevreler az da olsa Hollanda’nın tek olmasa da alternatifli bir F-35 çözümü üzerinde düşünmesine sebep olacaktır.

Başsağlığı

Geçen hafta Tarkim Uçuş Okulu’na ait eğitim uçağı Mersin’de düşerek içerisindeki iki öğrenciyi hakkın rahmetine kavuşturmuştur. Tüm Havacılık Camiası’nın başı sağolsun. Kazanın nedeni henüz tam belirlenememiştir ve tahkikat sürmektedir.

Öğrencilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ise sabır dilerim.

Tevfik Uyar

Mistral Satışı ABD & Avrupa’yı ürkütüyor

Rusya’nın Fransa’dan almak istediği taarruz maksatlı dört adet havuz doklu amfibik çıkarma ve helikopter gemisi, NATO engeline takılabilir.

Mistral satışı için NATO’nun açık ve resmi bir engellemesi yok, ancak NATO çevreleri Fransa üzerinde psikolojik baskı oluşturmaya başladılar bile.

Rusya uzun süredir böyle bir geminiye ihtiyaç duyuyordu ve hatta böyle bir su platformu için genel bir prensibinden dahi vazgeçerek, ilk defa kendisinin üretmediği bir askeri sistemini satın almaya karar vermişti. Bu kapsamda Hollanda, İspanya ve Fransa ile görüştükten sonra geçtiğimiz Mart ayı başında Fransa ile Mistral gemisi üzerinde anlaşmaya varmıştı.

Şimdiyse ABD’li bazı kurumların yapmış olduğu açıklamalar, Fransa gibi bir NATO ülkesinden Rusya’ya gerçekleşecek olan bu ilk önemli gelişmiş askeri teknoloji transferinin gerçekleşmesi halinde Fransa ve NATO ilişkilerinde gedik açılacağı iddiasında ki Fransa daha bir sene kadar önce Türkiye’nin de onayı ile NATO’ya tam üye olarak geri dönmüştü

ABD’nin Dış İlişkiler Komitesi’ndeki Cumhuriyetçilerin Lideri Ileana Ros-Lehtinen ,16 nisanda ABD’nin meclis konularında özelleşmiş olan siyasi gazetesi The Hill’de yazdığı makalede Rusya’nın amfibi hücum kabiliyetlerini arttıran ve komşu ülkeler üzerindeki tehdidini sağlamlaştıran bu satışın NATO ittifakının temeline zarar verdiğini belirtti. Meslektaşlarını eleştiren Cumhuriyetçi, Fransa’nın bu satışla birlikte NATO ittifakını ve transatlantik ilişkilerini riske attığını ifade etti.

Mistral komşularını ürkütüyor

Konuşulmasına başlandığı 2009 Aralık’tan beri satış ile ilgili eleştirilen Fransa artık Rusya’nın Avrupa için tehdit olarak görünmemesi gerektiğini ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi‘ne dayanarak bu gemilerin uzak denizlerde korsan faaliyetlerine yönelik kullanılacağını söylese de Rusya’nın 2008’deki Gürcistan Müdahelesinde bir deniz kuvvetleri komutanının Mistral’i refere ederek sarfettiği sözler Avrupa’yı Fransa’dan farklı düşünmeye itti.

Her şeyden önce Mistral, Rus Komutanı’nın da “Mistral gibi bir gemimiz olsaydı, Gürcistan’ı 40 dakikada yenerdik” sözüyle ifade ettiği gibi Rusya’nın elini fazlasıyla güçlendirecek bir unsur. Bazı uzmanlara göre alınacak gemilerin rakamının dört olması da tesadüf değil.Rus Donanması’nın dört ana filosu var: Bunlar Kuzey, Pasifik, Baltık ve Karadeniz filoları.

Tevekkeli değil, Rusya 30 yıllık gemilerle iyice yaşlanmış olan Karadeniz Filosu için önümüzdeki beş yıl içerisinde dört firkateyn ve dört dizel-elektrik denizaltı tedarik edeceğini açıkladı. Ochakov, Kerch destroyerleri, bir adet deniz altı ve çeşitli destek gemileri ise kal listesine alınıyor. Yeni gemilerin bir kısmı şimdilik belli: İnşa altında olan Amiral Gorshkov firkateyni ve Lada sınıfı Sivastopol dizel denizaltısı.

Batı’nın en modern amfibik gemilerinden biri olan Mistral’den bahsetmek gerekirse:

Güvertesinde konuşlanan 16 adet helikopterin yanısıra 40 adet ana muharebe tankı ya da 13 ana muharebe tankının da aralarında yer aldığı 70 adet zırhlı araç, 4 amfibi çıkarma botu ve 450 tam teçhizatlı askeri taşıyabiliyor. 16 adet helikopterse on ton sınıfında. Zira 2009 yılının kasım ayında üç günlük bir resmi ziyaret kapsamında St. Petersburg’a giden Mistral gemisine Ka-50’nin geliştirilmiş sürümü olan ve üretimi halen devam eden 10.8 tonluk Kamov Ka-52 tipi taarruz helikopterleri ile başarılı testler gerçekleştirildi. Mistral gemisi, çıkarma ve taarruz kabiliyetlerinin yanısıra, öz savunma maksatlı 2 x Simbad hava savunma füzesi, iki adet 30 mm Breda-Mauser topu ve dört adet 12.7 mm’lik makineli tüfeklerini de içeriyor. 21 300 tonluk Mistral gemilerinden halen Fransız donanmasında iki adedi görev yapıyor.Gemi bu yönüyle öncelikle Rusya’nın gergin olduğu Litvanya, Estonya ve Letonya gibi Baltık Devletleri‘nden oluşan komşuları yanında bilhassa ihtilafta olduğu Kafkas ülkesi Gürcistan’ı ürkütüyor.

ABD ile çeşitli konularda ittifak yapan bu devletlerin yanısıra ABD ile pararlel düşünen Avrupa devletleri ve ABD de Rusya’nın elinde bu tarz bir amfibik platformun olmasından endişe duyuyor. Atlanılmaması gereken bir ayrıntı daha var: Nitekim bu da Fransız deniz savunma endüstrisinin Rusya ile mevcut iyi ilişkiler içinde olması.

Fransız Thales firması Rus Tankları ve uçakları için zaten çeşitli ürünler tedarik ediyor. 2006 yılında Fransız DCN ve Rusya arasında imzalanmış bir protokol de mevcut. Bu protokol Rus Hükümeti ve DCN’nin ArGe çalışmaları gerçekleştirerek teknik, endsütriyel ve çeşitli ticari ortaklıklarda bulunmalarını öngörüyor.

DCN’nin Mistral’in üreticisi olduğu düşünülürse konu çok da yeni sayılmaz, üstelik henüz rakamı açıklanmayan ancak Rus kaynaklarının yalanlamış olduğu bir hakkında “1 milyar dolar” olduğu söylentisi yayılan bu satışla birlikte bu ortaklığın daha da fazla ilerlemesi sözkonusu.

Rusya neden Mistral’i tercih etti?

SavunmaSanayi.NET yazarlarından Cem Devrim Yaylalı’nın 2009 yılı sonunda yaptığı analize göre Rusya’nın Mistral’i tercih etmesinin askeri, politik ve endüstriyel olmak üzere farklı farklı sebepleri bulunuyor.

Askeri: Putin, dokuz sene önce Rusya Federasyonu‘na Devlet Başkanı seçildikten sonra, ülkedeki Yeltsin yıllarının getirdiği küçülme ve çöküşün ardından, silahlı kuvvetlerde tekrar toparlanma sürecini başlattı. Ancak bu sürece rağmen Rus Silahlı Kuvvetleri’nin tamamlaması gereken büyük eksiklikler de halen mevcut.Bunlardan bir tanesi de Rus Deniz Kuvvetleri‘nin stratejik güç aktarım yetenekleri. Rus Karadeniz Filosu 2008 yılındaki sekiz günlük Rusya – Gürcistan savaşında Gürcü Deniz Kuvvetleri‘ni başarı ile bertaraf etti etmesine ancak Rusya’nın kontrolündeki Abazya bölgesine denizden Rus askerlerinin ulaştırılarak intikal ettirlmesi uzun ve zahmetli bir yolculuk sonunda gerçekleşti. Ayrıca bu operasyon için filonun elinde bulunan bütün büyük ve yaşlı amfibik çıkarma gemileri kullanıldı. Ancak Rusya’nın amfibik filosu daha uzun menzilli askeri operasyonları desteklemeye yetecek yetenek imkanlara henüz sahip değil.

Politik: Deniz piyadeleri, zırhlı bir destek birliği ve çeşitli helikopterleri taşıyacak bir amfibik geminin yapacağı ve güzelce kamuoyuna pazarlanacak seferlerin politik açıdan da Rusya’nın gücünü artıracağı bariz. Ayrıca eskiden Sovyetler Birliği’nin bir parçası olup bugün bağımsızlıklarını kazanmış Baltık- ve Kafkas cumhuriyetleri için de sorun çıkaracak olanlara karşı politik ve askeri gözdağı verilmesi, dolayısıyla caydırıcılık açısından amfibik gemiler çok ideal bir araç.Gürcistan ve Estonya’nın Rusya’nın Mistral sınıfı amfibi gemiler alma planına açık bir şekilde karşı çıkmış olmaları böyle gemilerin sahip oldukları caydırıcılığın açık bir göstergesidir.

Endüstriyel: Sovyetler Birliği’nin dağılmasından beri Rus tersaneleri ve gemi inşaa endüstrisi ciddi bir küçülme yaşadı. Soğuk Savaş’ın bitiminden bu güne kadar Rus tersaneleri bir adet Borey sınıfı balistik füze denizaltısı, bir adet Lada sınıfı dizel-elektrik denizaltısı, bir adet Gepard sınıfı firkateyn, bir adet Steregushchiy sınıfı firkateyn ve bir adet Buyan sınıfı hücumbot dışında yeni dizayn geliştirememiş ve üretememişlerdir.Rus gemi inşaa endüstrisinin atrofiye olması Rus Deniz Kuvvetleri‘nin ihtiyaç duymakta olduğu modern suüstü ve sualtı platformlarının geliştirilmesi ve üretilmesini yavaşlatılmış ve hatta neredeyse durdurulmuştur. Bu gerçek Rus siyasetçilerini ve askerlerini gemi dizaynı ve imalatı için başka ülkelere yönelmeye mecbur bırakmıştır. Ayrıca Rus Deniz Kuvvetleri‘nin Alman Tip 212 sınıfı denizaltılar ile ilgilenmekte olduğuna dair de bazı iddialar bulunmaktadır. Rus Deniz Kuvvetleri‘nin kendini Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi uluslarası bir güç olarak kanıtlayabilmesi için deniz üzerinden güç aktarımı yapabilmesi gerekmektedir. Bunun için en uygun araç büyük amfibik gemilerdir. Rus gemi inşaa sanayii Rusya’nın bu ihtiyacını ülke içi olanaklarla karşılaması için en azından bir on seneye ihtiyaç duymaktadır. Oysa Rusya’nın politik ve askeri olarak bu kadar bekleyecek vakti yok.

Satışın gerçekleşmeme ihtimali

Nacizane düşüncelerime göre ok yaydan çıktı. Fransız hükümeti, Fransız sermayesinin “sat, kim olursa olsun sat” baskısına dayanamıyor. Brezilya ile yaptığı görüşmelerden henüz sonuç alamayan, Rafale ile istediği noktaya erişemeyen –ve hatta yenilgiyi artık kabul eden-, en son Airbus’ın ABD’deki tanker ihalesinden de çekilmesiyle hava savunma sanayii alanında ciddi bir hezimet yaşayan Fransa’nın deniz savunma sanayii endüstrisini ayakta tutmaya ihtiyacı var. Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz “her filoya bir Mistral” durumunun bozulması sıradaki olumsuz etap olabilir.

Fransa’nın NATO ülkeleri ile yaşayacağı ciddi bir ihtilaf sonrasında Fransa ile Rusya’nın sipariş rakamı üzerinde bir değişikliğe gitmesi de beklenebilecek sonuçlar arasında, çünkü Fransa’nın bu seferki sıkıntısı Kaddafi ile yaşadığına pek benzemiyor gibi görünüyor.

Tevfik Uyar
SSNET Genel Yayın Yönetmeni

Kurgudan Gerçeğe: Lazer Savunma Sistemleri

Geçtiğimiz hafta ABD, hava araçlarında konuşlandırarak kullanmayı düşündüğü yeni teknolojinin prototipi olan Hava Konuşlu Lazer Test Platformu’nun (ALTB) testlerini büyük ölçüde tamamlamış oldu.

Boeing YAL-1 olarak adlandırılan bir Boeing 747-400F üzerine monteli sistem Ocak sonunda katı yakıtlı hedefler üzerinde denendikten sonra geçtiğimiz hafta da sıvı yakıtlı hedefler üzerinde denenerek taktik balistik tehditleri bertaraf edebileceğini ispatladı.

Bilim kurgu filmlerinden görmeye alışık olduğumuz lazer silahlarının ilk etapta kısa mesafeli hedefleri tahrip etmede kullanılabileceği görülmüştü; ancak bu defa hareketli ve hızlı hedeflerin de kısa sürede tespit ve tahrip edildiği de ispatlanmış oldu.

Lazer savunma ve taarruz sistemleri temel olarak yüksek enerjili ışınların tek bir noktada yoğunlaştırılarak o noktadaki sistemin tahrip edilmesi prensibi üzerine kurulu. Üstelik konvensiyonel sistemlere göre de çeşitli üstünlükleri mevcut.

Gelişmiş Taktik Lazer Programı

ABD’nin Hava Konuşlu Lazer (Airborne Laser. Hava-Hava) ve Gelişmiş Taktik Lazer (Advanced Tactical Laser. Hava-Kara) programları dahilinde geliştirilen bu lazerler, Kimyasal Oksijen İyodin Lazeri (COIL: Chemical Oxygen Iodine Laser) olarak bilinen kızılötesi lazerler sınıfına giriyor. Kızılötesi olduğu için gözle görünmeyen bu lazer, 1.315 µm dalga boyuna sahip. Katı hal lazerlerine göre ise çok daha kolay bir şekilde yönlendirilebiliyor. İlk olarak 1977 yılında ABD ordusu tarafından geliştirilen ancak o dönemde odaklama, yönlendirme gibi ihtiyaç duyulan prosesler için ihtiyaç duyulan teknolojilerin yokluğu ya da pahalılığı yüzünden etkili olarak kullanılamayan lazer, metaller tarafından çok iyi absorbe edilmesiyle ön plana çıkıyor. Zira bu da metal yüzeyli hava hedeflerinin imhasını kolaylaştıran sebeplerden.

Sistem sırasıyla aşağıdaki süreçlere sahip:

İlk Tespit: Sistem kızıl ötesi sensörler yardımıyla hedefin yerini tespit ediyor.

İkinci Tespit: İkinci tespit sürecinde üç adet düşük enerjili izleme lazeri daha devreye girip, hedefin hava içerisinde yarattığı aerodinamik bozuntuları tespit ettikten sonra diğerl lazerler yardımıyla da, hızını, muhtemel patikasını ve hedefini hesaplıyor. ve ilk tespitin bulgularıyla karşılaştırarak doğrulama gerçekleştiriyor.

Ateşleme:
Hedefin yeri ve patikası belirlendikten sonra üçüncü ve megawatt seviyesindeki yüksek enerjili lazer sistemi devreye girerek hedefe kilitleniyor. Yüksek miktarda enerjiye maruz kalan hedef ısınarak mekanik ve elektronik arızaya uğruyor ve etkisiz hale geliyor. Ateşleme sadece 3 ila 5 saniyelik bir ışınlamadan ibaret.

Tüm bu süreç hedeflerin tespit menziline girmesiyle birlikte 12 saniye kadar sürüyor.

Geleneksel Sistemlere Göre Üstünlükler

Lazer sistemlerin konvensiyonel sistemlere göre çeşitli üstünlükleri mevcut:

1. Aynı anda bir kaç hedefe eş zamanlı saldırı düzenlenebiliyor.
2. Hava konuşlu olduğu için yüksek hareket kabiliyetine sahip ve dilenen yere transfer edilebiliyor. Yerde konuşlu bir istasyona ihtiyaç duyulmuyor.
3. Yüksek hareket kabiliyeti sayesinde sadece savunmada değil, taarruzda da kullanılabiliyor.
4. Ağ merkezli harp unsurlarına kolaylıkla entegre edilebilme kabiliyetine sahip.
5. Tahrip gücüne sahip fiziksel bir nesne bulunmadığından ikincil seviye bir engelleme ile karşılaşması mümkün değil.
6. Konvensiyonel sistemlerin aksine yeniden yükleme, yeniden ateşleme gibi vakit alan süreçlere sahip değil. Tüm süreç sadece 12 saniye sürüyor ve kısa sürede yeniden ateşlenebilir hale geliyor.

COIL lazerini üretebilmek için aslında roket itkili füze ve bombalarda kullanılan yakıtın bir benzeri kullanılıyor. Tabir-i caizse YAL-1 üzerinde taşınan bir depo yakıtla 20 atış yapılabiliyor. Daha küçük ve kolay avlanabilir taktik balistik füzeler için yapılacak daha düşük enerjili atışlar için bu rakam 40’a kadar çıkabiliyor. Ancak hava aracının emniyetini sağlamak için opeasyon sırasında ALTB platformuna sahip uçağa jet uçaklarının ve en az bir adet elektronik harp uçağının eşlik etmesi planlanıyor. YAL-1’in havadan ikmal edilebilmesi ise, potansiyel hedef fırlatıcı alanlar üzerinde sekiz çizerek, uzun süreler görev yapabilme imkanı sağlıyor.

Şimdi ve Gelecek

Şu an itibariyle yukarıda saydığımız sistem gelecekte çok daha etkin ve kabiliyetli lazer sistemlerinin geliştirilmesi için bir temel teşkil ediyor.

Şu an itibariyle orta ya da kısa menzilli taktik balistik füzeler üzerinde kullanılabilen sistemin kıtalararası balistik füzeler (ICBM) üzerinde etkisi bilinmiyor. Zira ALTB sadece taktik balistik füzeleri imha etmek üzere tasarlandı. Ancak uydusavar füzeler ve muharip jet gibi hava hedefleri üzerinde de kullanılabileceği öngörülüyor.

Uzay harbi aşamasına taşınması için COIL lazerindan vazgeçilmesi gerekiyor, çünkü COIL lazeri sıvı yakıttan üretiliyor ve yerçekimsiz ya da düşük yerçekimli ortamlar için uygun değil. COIL’e alternatif olarak Tamamı Gaz İyodin Lazeri (AGIL: All-gas phase Iodine Laser) mevcut. Üstelik COIL’den daha hafif olduğu için taşıyıcı hava platformlarındaki depolar eşit miktarda yüklendiğinde çok daha fazla atış imkanı sağlayabilir. Ancak AGIL şu an için COIL’den daha maliyetli ve COIL tecrübesi AGIL tecrübesinden daha eskilere dayanıyor.

Daha gelişmiş ve ucuz bir lazer geliştirilmedikçe, bilhassa uzay savaşlarında, uzayda konuşlu lazer silahları inşa edilmeye başlandığı zaman kullanılacak lazer AGIL lazeri olacaktır.

Tevfik Uyar
SSNET Genel Yayın Yönetmeni

Boeing YAL-1: Hava Konuşlu Lazer Test Platformu

COIL Lazer Üretim Süreci

Türk Savunması Hakettiği Yeri Buluyor

Havacılıkla, savunmayla, askeri teknolojilerle ilgiliyseniz memleket sohbetlerinin dönüp dolaşıp geleceği yerlerden birisi de yerli teknolojilerimizi üretip üretmediğimizdir.

Sabit bir espri vardır: “Ambargo yesek keşke… Ne zaman ambargo yemişsek her şeyimizi yapmışız.” diye.

Kimsenin aklına başarılı bir politika, kararlı bir Savunma Sanayii Müsteşarı gelmezdi. Türkiye’de başarılı politika ve bürokratlara az rastlanır. Hem zaten genelde Türkiye’de başarı cezalandırılır. Tarihte bunun yüzlerce örneği vardır; hala da yaşanmaktadır. Ancak son yıllarda Savunma Sanayii’ndeki istikrarlı ve kararlı yaklaşım, ilgililer için ümit kaynağı haline gelmiştir.

Zira 6 Ocak tarihinde gerçekleşen son Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısından çıkan sonuçlar, bir öncekinde olduğu gibi, tedarik ve geliştirme projeleriyle ilgili maddelerinin sonunda, yabancı firmalardan çok yerli firmalara yer vermiştir.

Şans Tanımak ve Güven

Daha önceki pek çok yazımızda, sanayileşmenin ön koşulları arasında en önemli yeri tutan kavramlardan birinin özgüven olduğunu söylemiştik.

Vakit, para ve diğer tip kaynakların kaybolmaması ve temkinli kullanılması açısından, önemli projelerde işi tecrübeli firmalara ihale etmenin rasyonel bir davranış olmadığı söylenemez. Ancak bu durumun sürekli haline gelmesi halinde, savunma sanayimizin tecrübe kazanmayarak, sürekli dış alımlara zemin oluşturulacağını düşünmemek de bir o kadar irrasyoneldir.

Dolayısıyla, belli bir nakit ve vakit kaybını göze alarak kendi savunma sanayiinize güvenmek ve şans tanımak elzemdir.

Mantıklı herhangi bir insanın düşününce doğru bulacağı gibi, öncelikle sivil sektörde başarıyla icra edilen projelerin askeri benzerlerini yerli firmalara yaptırarak savunma sanayii için kaynak yaratmak ve tecrübe kazanılmasına ön ayak olmak akla gelen en mantıklı çözümdür. Otokar, BMC, Onuk Tersaneleri vb. daha bir çok yerli firmanın savunma departmanlarını gerek kendileri, gerekse tecrübeli bir yabancı ortağın çözüm ya da iş ortağı olarak devreye girmesiyle kurarak, TSK ihtiyaçları kapsamında üretime başlaması bu çözüme örnektir.

Yeteri kadar tecrübe kazanıldıktan ve sektör için gerekli know-how yaratıldıktan sonra benzer ürünlerin yeni firmalara yaptırılarak, daha karmaşık ve yeni ürünlerin önceki işlerden tecrübe kazanmış yerli firmalara ihale edilmesi de ikinci aşamadır.

Görüldüğü kadarıyla SSM, bu işi sistematik bir şekilde ve başarıyla uygulamaktadır.

Bu hafta, Türkiye’nin mevcut ve tamamlanmış savunma projelerinin bir fotoğrafını çekmek amacıyla, gerçekleşen son Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısı sonuçlarına bir göz atalım:

SSM Ne Baykar’ı, Ne de Vestel’i Küstürdü

Bildiğiniz üzere Taktik İnsansız Hava Aracı cephesinde yarışan iki adet firmamız vardı: Kale-Baykar İHA Sistemleri ve Vestel Savunma. Her ikisi de özgün insansız hava aracı tasarımlarını gerçekleştirmiş, özgün yazılımları ile de operasyonel hale getirmişti. Zira kıyasıya yarışan bu iki firmanın ikisinin de çabalarının boşa gitmemesi için olacak ki SSM tarafından her ikisiyle de sözleşme görüşmelerine başlanmasına karar verildi. Görüşmeler kuvvetle muhtemel sipariş ile son bulacak.

Sinop’ta uzun bir test sürecinden geçen uçakların her ikisi de kendini ispatladı. İki uçak arasında görev konsepti açısından bir farklılık yok. Kale-Baykar’ınkinden farklı olarak, Vestel’e ait uçak katapult ile fırlatılıyor.

Her iki uçak da %100 Türk mühendislerinin el emeği ve göz nuru.

Amfibik Gemi’ye Türk Tersanesi

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ın ihtiyacı kapsamında tedarik edilecek iki adet Amfibik Gemi içinse Furtrans Holding’e ait Anadolu Deniz İnşaat Kızakları Tersanesi ve Alyans A.Ş. ortaklığı ile görüşülmeye karar verilmiştir.

Türk Denizciliği açısından önemli bir başarının daha ilk adımı olacak bu karar, daha önce Yonca Onuk, RMK vb. şirketlerle Deniz Savunma Sanayii’ne iyi bir giriş yapan Türk Gemi İnşaat Sektörü, Savunma Sanayii’ndeki paylarını giderek arttıracağı anlamına geliyor. Nacizane, ticari olarak sınırlarımızı çoktan aşmış olan gemi inşaat sanayiimizin savunma ürünlerindeki ihracat şansını, hava ve kara ürünlerinden daha fazla görüyorum.

ASELSAN ve HAVELSAN Tam Gaz Devam

35 mm. Oerlikon Hava Savunma Silah Sistemlerinin Modernizasyonu ve Parçacıklı Mühimmat İhtiyacını ise ASELSAN karşılayacakken, yeni tedarik edilen silahların Hava Kuvvetleri Bilgi Sistemi (HVBS) ile entegrasyonu görevi ise HAVELSAN’a ait olacak.

6 Yeni Proje için Düğmeye Basıldı

Tüm bu kararlarla birlikte altı yeni proje için de düğmeye basıldı. Bu projeler şöyle:

1. GÖKTÜRK-3 Keşif Gözetleme Uydu Sistemi
2. TSK KU BAND Uydu Muharebe Sistemi
3. Zırhlı Araç Mürettebatı Kompozit Başlığı
4. AHTAPOT – Ağ Yetenekli ve Çok Sensörlü Su Altı Keşif Sistemi
5. Hedef Uçak Tedariki (Y.N: Kuvvetle Muhtemel TAI’nin Turna’sı olacaktır)
6. Tek er tarafından kullanılan Orta Menzilli At-Unut Tipi Tanksavar Silahı

Sonuç:

Ortadoğu ülkeleriyle gelişen ilişkiler, savunma ürünlerimizin ihracatı için de önemli bir şans olma niteliğine kavuşmaktadır. Zira Türkiye Cumhuriyeti olarak Pakistan, Malezya, Gürcistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere Savunma Sanayii ürünleri ihraç etmekteyiz. Benim beklentim gelişen ilişkiler çerçevesinde, ihracat yapılan ülkeler arasında daha fazlasının girebileceğidir, ancak aşılması gereken bazı Uluslararsı engellerin de bulunduğu dikkate alınmalıdır.

Savunma Sanayii’nde başarı sağlandıktan sonra yatay entegrasyonla sivil sektöre de geçiş hiç de zor değildir. TSK için uydu haberleşme sistemi üretebilecek bir ASELSAN’ın, keşif gözetleme uydu sistemi geliştiren TAI’nin, gelişen iletişim ihtiyaçları kapsamında ana firma ya da yan firmalar aracılığıyla kapsamlı bir sivil uydu projesini ele almaları artık zor olmayacaktır. Ya da bir kompozit kask ve başlık üreticisinin, kompozit malzemelerin kullanılabileceği herhangi bir sivil sektörde başarılı olamayacağını kimse söyleyemez.

Söylemekten ve desteklemekten bıkmayacağım Yerli Bölgesel Uçak projemizde yukarıda adı geçen ve tecrübe kazanan tüm firmaların yetişmiş mühendislerinin, bilgi birikiminin, yerleşik teknolojilerinin kullanılacağını zaten söylememe bile gerek yok.

Türk Savunma Sanayii hakettiği yeri bulmaya başlıyor.

Hakettiği yerin bile ötesine geçmesi dileğiyle.

İyi haftalar.

Tevfik Uyar

A400M için perşembenin gelişi

Ne olacak bu A400M’in hali? Takım tutanlar kötü gidiş halinde takımları hakkında bu soruyu sorarlar. Biz de A400M’i tutuyoruz tabi. Avrupa’nın, bizim de ortağı olduğumuz, en büyük nakliye uçağı projesi.

Projenin sahibi Airbus Military. Airbus Military’nin ortaklarından birisi de TAI. Uçağın hem alıcısıyız, hem de gövde işinin %7’si anlaşma kapsamında Türkiye’ye yaptırılıyor. Diğer ofsetler kapsamında yabancı firmalardan iş alan Türk firmaları da var. Örneği Türk ofsetinden değil de, Fransız ofsetinden iş alan Türk firmaları var. O zaman bu oran daha da artıyor. Üretim haricindeki iş kalemlerinden Türk firmalarına gelen mühendislik işini saymıyorum bile.

Bildiğiniz üzere EADS yetkilileri geçtiğimiz hafta yaptıkları açıklamalarda mevcut koşullar altında projeye devam edemeyeceğini, ülkelerin ya daha az uçak teslimatını ya da daha fazla para ödemeyi kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Bu açıklamanın şok etkisi yarattığını, çok mühim bir gelişme olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak değil.

Bu yeni bir şey değil ve söylem de yeni bir söylem değil.

Airbus CEO’su Thomas Enders, 29 Mart 2009’da Alman Der Spiegel’e verdiği demeçte “Bizim bu şartlar altında bu uçağı üretmemiz mümkün değil, bence bu kabusun sonunun gelmesi, sonu gelmeyen bir kabustan daha hayırlı olacaktır” demişti. Projenin devam etmesi için de şart koşmuştu: Türkiye dahil tüm A400M projesi ortak üyeleri ellerini taşın altına koyup uçağın turboprop motorunun (TP400-D6) ArGe rizikosuna bizzat dahil olmaları, yine aynı ülkelerin uçağın ArGe aşamasında finans akışına başlamaları, dolayısıyla ön ödeme yapmaları ve üçüncü şart olarak da A400M uçaklarından beklenilen performansın hemen ağlanamayacağını kabullenmeleri üzereydi.

Bu tarihlerde A400M’in iptali tehdidine karşı İngiltere C-17’ler ve C130J’ler üzerinde durmaya başlamıştı. Projenin ev sahibi olan Fransa, siparişlerden tamamen çekilmeyi –elbette ki ev sahibi olarak- düşünmese de indirime gitmeyi düşünüyordu ve A400M’i ikame edebilmek için Almanya’dan C160 kiralamak ya da Airbus’ın tanker çözümü A330’lar için kolları sıvamıştı.

Diğer ülkelerde bariz bir hazırlık gözlenmedi. Nisan ayının ortasında Janes Defence’e bir röportaj veren Savunma Sanayi Müsteşarımız Murad Bayar da, A400M’deki gecikmeyle ilgili soruya “Türkiye A400M projesinin gecikmesiyle bağlantılı olarak, bu konu üzerinde dursa da herhangi bir ara çözüm alternatifi söz konusu değildir.” şeklinde yanıt vermişti.

Haziran ayında parlementolarında A400M konusunu karara bağlamak için toplanan Fransa ve Almanya, henüz ilk uçuşunu yapmamış olan uçak için yine karar vermemişler, karar gününü 6 ay ertelemişlerdi (A400M’in ilk uçuşunu 2009 sonunda yapmak için acele etmesi tesadüf değildir).

İngiltere ise, geçtiğimiz ay bir adet daha C-17 siparişi vererek zaten 6 adet olan C-17 filosuna bir uçak daha ekledi.

Bariz olarak görülüyor ki; perşembenin gelişin çarşambadan belli idi.
Tüm bu bilgiler ışığında Mart’tan beri suskunluğunu koruyan Airbus cephesi, yeniden konuşmak için ilk uçuşu mu bekledi?

Muhtemel Senaryolar

Herhalde Airbus cephesinin yeni şartlarında en çok İngiltere sevinecektir. Alternatif planını devreye sokan İngiltere, ortaklıktan çekilmeye en hevesli ortak idi. Şu durumda daha fazla para vermesini naçizane zaten hiç beklemiyorum, az uçak almayı da bir ihtimal kabul edecek olsa bile, fırsat verilirse tüm siparişlerini iptal edecektir. Ya da çekilmeme kozunu eline alarak daha az uçağı eskisinden daha pahalıya ama ortalamadan daha ucuza almayı kabul edebilir.

Yine naçizane fikrime göre projenin iptalinden yana olmayan ve etkili miktarlarda siparişte bulunan Almanya, Fransa ve Türkiye projenin iptalini istememektedir ancak projenin maliyeti konusunda, bilhassa Fransa’da ve Almanya’da muhaliflerin sesini yükselteceğinden bahsedilebilir. Türkiye’de bu tarz askeri alımlarda siyasi muhalefetlerin pek bir rolü bulunmadığından ve proje, mevcut hükümetten daha eski köklere dayandığından, siyasi gerginlik ihtimal dışıdır.

Öte yandan Airbus’ın mevcut tesisleriyle ikinci vatanı haline gelen İspanya’nın projenin devamı konusunda olumsuz görüş bildirmeyeceği yine tahminlerim arasındadır.

Projeyi az sayıdaki ihtiyaçlarından dolayı kolaylıkla başka bir uçak ile ikame edebilecek Belçika ve Lüksemburg’un yaklaşımı çok etkili olmayacaktır. Malezya ise dış alıcı olarak proje maliyetlerinden zaten sorumlu değildir.

En muhtemel senaryo, İngiltere’nin çekileceği, diğer ülkelerin fiyatlarda makul bir artış üzerine anlaşacağıdır. Almanya’nın ve Fransa’nın fiyattaki artışa karşın, masraflarını sabit tutmak amacıyla siparişlerinde bir miktar düşüş isteyeceği de beklentiler arasındadır.

Konu Dışı: X ile T’yi karıştırmayın…

Gazetecilik Google’ı kullanan herkesin yapacağı bir meslek değil. Bir bilene sormak esastır. Muhabirler, elbette ki her şeyi bilmesi beklenen kişiler değillerdir; ki başarılı gazeteciler “daha çok bilen” değil, “bilgiye daha çok ulaşan” ve hatta “onun doğruluğunu daha çok teyit eden” dir.

Kanal D haberin haftasonu yaptığı haberde havalimanlarında insanı çıplak gösteren X-ray cihazlarının daha çok kanser yapacağı söyleniyor.

Birincisi, insanı çıplakmışçasına gösteren ışınkar X ışınları değil, T ışınlarıdır. Hava limanlarında yeni kullanılmaya başlayan bu cihazlar da T ışınlarıyla çalışıyor.

İkincisi ise, elektromagnetik spektrumda X ışınından daha az enerji düzeyinde yer alan T ışınları, kesinlikle ve kesinlikle X ışınından daha az kanserojendir. Derinizi aşan, kemiklerinize kadar nüfus eden X ışını nerede, sadece üzerinizdeki kıyafet tabakasını aşan T ışınları nerede…

Kanal D haber bu haberi kendisi mi yapmıştır, ajanstan mı almıştır bilemem. Ajanslardan aldıysa ya da yabancı ajanslardan doğrudan çevirdiyse, lafım yok.

Ama ne olursa olsun “yetkin gazetecilik” diye bir kavrama inanıyor ve bu mesleği, halka bilgi sunmak adına yapılan kutsal bir meslek olarak görüyorsak, sırf haber yapmak için haber yapılmaz. Yapılacaksa da, bir bileni arayın sorun. Ayıp değil ki…

Tevfik Uyar

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google