Bir çeşit sanal birikinti alanı

İz Odası

“Şizofreni mi? Paralel evren mi?”

Türkiye’nin en aktif, en yerinde duramayan gazeteci ve yazarı, sağlık sektörünün nabzını tutan Esra Öz, İz Odası adlı kitabım için benimle bir röportaj gerçekleştirdi.

Sağlık Dergisi için gerçekleştirdiği röportajı kendi bloğunda yayınlayan Esra Öz’e teşekkürlerimle.

Yaşadığı bir felaketin ertesi gününde artık farklı bir kimliğe ve çevreye sahip olduğunu fark eden bir adamın hikayesini, “İz Odası” kitabında anlatan Yazar Tevfik Uyar, verdiği bulgularla “şizofreni hastası mı?” sorusunu akıllara getirirken, diğer yandan bazı bilimsel konuları ele alıyor.

Paralel evren kuramı, Akıllı Hans, Philadelphia olayı gibi tarihi bazı iddia ve fenomenler hakkında bilgi veren kitapta, karakterin hayatının bir anda değişebileceği bir takım fizik kuralları refere edilerek ele alınıyor. Kitapta anlatılan karakter, yanıbaşına bir yıldırım düşmesi ile hayatındaki birçok şeyin değiştiğini düşünür ancak kimseye anlatamaz. Ailesi dışında çevresindeki herkes değişmiştir. Ne iş yaptığını, ne mezunu olduğunu hatta sevdiği insanı bile tanımaz. Olayın detayları bilimsel bazı temellerle anlatıldığında aslında bu kişi için konulacak teşhis bellidir, şizofreni. Ancak kuantum kuramıyla zamansal ve mekansal farklılıklar ele alınır.

Kurgusu ve içeriğiyle bakış açısını geliştirecek olan kitap, bilimsel olayları akıcı bir dille öyküleştirilerek anlatılmış.

Tevfik Uyar, “İz Odası” kitabı hakkında Sağlık Dergisi’nin sorularını yanıtladı.

 

http://fesraoz.blogspot.com/2012/03/sizofreni-mi-paralel-evren-mi.html

Kocaeli Kitap Fuarı da geçti…

Bizim Kitaplar Yayınevi olarak 3. Kocaeli Kitap Fuarı katılımcıları arasında idik ve bugün (22 Mayıs) benim de dahil olduğum iki yazarımızın konferansı, üç yazarımızın ise imza günü vardı.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla yapılan fuar başarılı idi… Her gün fuar alanında olmadığımdam Kocaelili vatandaşlarımızın ilgisini yerinde takip edemedim ancak sorduğum kişiler fuar beklenildiği kadar kalabalık olmadığını söylediler. Rakamsal veriler ise 9 gün boyunca fuara 210 bin kişinin girip çıktığı yönünde. Az standın çok büyük bir alana dağıtılmasının sonucunda fuar alanının ziyaretçi yoğunluğunun düşük olduğunu (yani metrekare başına görünen ziyaretçi sayısı) ancak ziyaretçi sayısının fazla olduğunu anlıyorum.

Fuarın son günü olduğundan ben de çok fazla kitap imzaladığımı söyleyemeyeceğim ancak benim kazanımlarım çok farklı idi.

Her şeyden önce ilk kez bir kitap fuarında imza günüm olması benim için önemli bir deneyim. Kitabınızı soran insanlara anlatmak harikulade bir duygu.

Bir de bugüne dek katıldığım fuarlarda (havacılık, savunma vb.) organizasyonu yüklenmiş, sorumlu ben olmuş, dolayısıyla her tür problemle, ziyaretçiyle ilgilenmek zorunda kalmıştım. Hem katılıp, hem de sadece ve sadece beklemek de son derece zahmetsiz ve güzel bir duyguydu. (Evet, tembelim sanırım.)

Kocaeli Üniversitesi’ndeki öğrenci arkadaşlarım Yusuf, Mustafa ve Doruk’un beni yalnız bırakmamış olmalarına çok memnun oldum. Eminim kendileri de Yayınevi yazarlarımızla tanışmış ve onların konferanslarına da katılmış olarak bazı kazanımlar elde edip döndüler. Geldiklerine pişman olmamışlardır.

Yayınevimiz, yazarlarımız…

Sabah fuara yazarlarımızdan Orhan Sakin ile gittik. Orhan Sakin bir Osmanlı Arşivcisi. Şu sıralar sigarayı azalttığım için saatli içiyorum sigarayı ve içeceğim saati de kimi zaman sabırsızlıkla bekliyorum. Kendisiyle yol boyunca yaptığımız muhabbet o kadar güzeldi ki, sigara saatimi ikinci bir sigara saati kadar geçmişim. Kendisinin sohbeti, tek bir gün birlikte vakit geçirmiş olmamıza rağmen bizlere Osmanlı Tarihi, tarihçilik, siyaset, hayat vb. bir çok konuda kattığı şeyler için çok teşekkür ederim.

Yayınevimiz yazarlarından yönetmen rahmetli Halit Refiğ’in eşi Prof. Dr. Gülper Refiğ de onu temsilen standımızdaydı ve kendisinin kitaplarını imzaladı. Kendisi de bir konferans vererek eşini ve eşiyle olan günlerini anlattı. Konferanstan sonra kendisine söylediklerimi burada da yazmak istiyorum: “Bu konferansta bulunan arkadaşlarımızın çoğu genç ve ben de dahil eminim bir çok kişi henüz hayat arkadaşını bulup hayatlarını birleştirmemiştir. Sizin konuşmanız sonunda tek düşündüğüm şey, umarım bizler de sizin gibi, eşiyle aynı yolda yürümüş, onun vefatından sonra da onun düşüncelerini, hedeflerini hem bu kadar güzel anlatan, hem de yaşatan kişilerle karşılaşırız. Size çok teşekkür ediyorum”. Kendisine bizlere kattığı her şey için ve özellikle konu Türk gençliği olduğunda, geleceğe duyduğu ve bizlere de aşıladığı güven için kendisine çok teşekkür ediyorum.

Yayınevimizin en popüler yazarı Sn. Hanri Benazus da bizlerle birlikteydi. Keşke kendisiyle daha fazla sohbet etmeşansı bulsaydık, ancak okurlarının kitaplarını imzalamaktan bizimle konuşmaya fırsatı bile olmadı.

Ve yayınevi genel müdürümüz yazar/şair D. Ali Gültekin’e bu organizasyonu gerçekleştirdiği, bizlere bu şansı verdiği için de tekrar teşekkür ediyorum. Kendisi örnek bir yayıncıdır. İleride birlikte daha büyük projelere imza atacağımıza eminim. Yayıncılığa gönül vermiş olan Ali Kalpsiz dostumuza da gün boyu bizlere verdiği destekten ötürü teşekkür ederim.

Fotoğraflar:

Soldan Sağa: Işın Şahin, Gülper Refiğ, Tevfik Uyar, D. Ali Gültekin, Hanri Benazus
Soldan Sağa: Tevfik Uyar, Orhan Sakin ve Gülper Refiğ. Orhan Sakin'in konferansından sonra.

 

Galeri:

[nggallery id=18]

 

 

İmza Günü

Kadinsozlugu.com’un organize ettiği imza günü, soğuk hava nedeniyle biraz sönük geçse de dostlarla birlikte olmak en güzeliydi.

İstiklal caddesindeki İstavrit Cafe’de gerçekleşen imza günü kitabın ilk imza günüydü. Sağolsunlar sözlükteki dostlar yalnız bırakmadılar. Soğuk hava dolayısıyla ise gelemeyen çok oldu. İmza gününü önceden duyurmamamızın sebebi de aslında sadece sözlük yazarlarının katılımına özel olmasıydı.

26.02.2011 tarihli bu güzel günden bazı kareler ölümsüzleşmek üzere kaydoldu. İşte o kareler:

[nggallery id=15]

İz Odası: İmza Günü

Bugün (26 Şubat 2011) saat 18:00’de Taksim’deki İstavrit Kafe’de ufak çaplı bir imza günü düzenlenecektir. Kadın Sözlüğü (kadinsozlugu.com) tarafından gerçekleştirilen organizasyon dış katılıma da açıktır.

İstavrit Lounge 3.kat (Eski istavrit kitabevi)
İstiklal Caddesi Çetinkaya mağazası yanı NORDSEA’nin 3. katı
Istanbul, TürkiyeGüncelleme:

İmza günü hakkında bilgi almak için: http://www.tevfikuyar.com/2011/gunluk/imza-gunu.html

Okurken.NET: İz Odası hakkında bir inceleme

Tevfik Uyar  “Bu kadar bilimsel makale ve deneme yanında, edebiyat beni hep kaşıdı” diyerek çıkmış bu yolculuğa. Bizim Kitap’lardan (1 Şubat 2011) çıkan bu ilk romanı, onun edebiyata dair yeteneğini bir yanda tutarken, diğer yanda bir bilim insanı olarak duyarlılığını da koruduğunu aslında okuyucuya aktarır gibi. Bu aktarımla da keskin bir kurgusallıktan öteye geçmeyi başarmış yazar. İşte tam da bu noktada, dikkatle örülmüş bir konunun içine dahil edilen ve tamamen gözleme dayalı hem duygu ve hem de fiziksel etkileşimler, okuyucu olarak nerede durursanız durun sizi etkilemeyi başarıyor.

İki kişinin sevdasından yola çıkıyor roman. O iki yüreğin birbirlerini yeniden bulma serüveni gibi olsa da, daha ilk satırlarda bambaşka bir merak uyandırmayı da başarıyor.

“Emel merhaba. Geldim ben.”

“Öyle mi? Ben de geldim. Nerdesin?”

“Anıtın önündeyim…”

“E göremiyorum seni?”(s.14)

Her şey bu göremeyişin arkasında gizli kalıyor. Romanın temellerinin yavaş yavaş inşa edildiğini fark etse de okuyucu, bunun kurgulanmış bir edebi eserden ziyade kendini de o bilinmeyenin içinde gezerken buluyor.

“Duş jeli değişmişti. Komşunu tabağı değişmişti. Hatta kızı değişmişti! Haa! Bir de otel değişmişti… Değişikliklerin yanı sıra Emel’le aynı yerde buluşamamışlardı. Olay yanlışlıktan öte bir şeydi herhalde. Ya deliriyordu, ki bu kötü ihtimal, ya da evren falan değiştirmişti, bu daha kötü ve saçma bir ihtimal…”(s.31)

Git gide merak uyandıran bu macera ara sıra korkunun da eşiğine getirmeyi ve romanın kahramanları yerine aksi hamleler yapmayı isteyecek bir sınıra da taşımayı başarıyor.

“Mert gözlerine inanamıyordu. Kapıdan içeriye bir kol uzanıyordu, ancak kapının önünde kolun sahibi yoktu. Kolun başladığı yerin arkasına bakmaya korktu… Kemik ve doku kesitlerini görmek istemiyordu. Gördüğü kola doğru uzandı ve hafifçe dokundu. Gerçekti. Mert Emel’in eline dokununca Emel büyük bir çığlık atarak elini geri çekti. Yerinde hiçlik kaldı.”(s.57)

Roman içinde daha ileriye gitmeyi ve hikayenin neresinde zirve yapıp, neresinde yataya geçeceğini, neresinde düğümlenip, neresinde çözüleceği sorusu, satırları kolayca akıp gitmesinin bir sebebi olarak duruyor karşısında okuyanın. Ama çok daha fazlasını sanki vermek istiyor yazar. Gerçekte neye inandığınız ya da kurgu içinde verilmek istenenin –açıkça sunulan konu- sizde düşündürdüklerinden başka bir gizem var gibi duruyor Uyar’ın kaleminde. Bu daha çok yazarın kendi yaratıcı düzlemdeki duruşu, düşüncelerinin geniş bir yelpazede yayılmış olması hali sanki. Öyle ki bu yolculuk okuyanın belki de kendi kendine fark bile etmeden geçiştirdiği tüm duygu durum hallerini eline bırakıyor. Romanın içinde dolaşmakla yetinsin istemiyor da yazar sanki, okuyucuyu kendi kendisiyle de yüzleştiriyor. Tam bu nokta da aslında okuyucu kendi iç dünyasında farklı bir zamanda ve farklı bir boyutta tıpkı bir rüyada uçar gibi gezinmeye başlıyor. Gerçek dünyaya dönmek istemiyor bir nevi. Bir bağımlılık gibi, bir tür garip çekim gibi içine alıyor kitap okuyanı. Kitap gibi de biraz, ama daha çok hiç keşfedilmemiş düşün fırtınaları gibi okuyucunun. Gördükçe afalladığı, afalladıkça bilmek istediği, bildikçe tutkunu olacağı…Kendine eşlik etmesini dileyeceği kişiyi de tam da romanın içinde buluyor üstelik. Uyar, onu da eksik bırakmıyor.

Sağ tarafta bir yere “Zihin zamandan bağımsızdır” diye garip bir grafiti işlenmişti. Altında da imza olarak “zamanusta” yazıyordu.”(s.111)

Uyar seçtiği sözcüklerle zamanın ve düşüncelerin içinde yaptırdığı dansı, hayatın iz bırakan yanları ile bütünlüyor. Konu doğal olarak kitaba adını veren odaya geliyor dönüp dolaşıp. İz Oda’sını iz odası yapan sebebe. Hayatın anlamı üzerine bir sorgulamaya gidiyor kahramanlar tam bu odada. Beraberinde okuyan da…

“Emel! Milyarlarca evrende varsın, milyarlarca evrende yoksun, milyarlarca evrende kimse yok, bakteriler yok, dünya yok, hatta güneş sistemi yok. Çok da mühim bir mesele değil.” dedi. Aklına Carl Sagan’ın “Soluk Mavi Nokta”sı gelmişti. Soluk Mavi Nokta, Dünyanın Voyager 1 sondası tarafından rekor uzaklıktan çekilen bir fotoğrafının adıydı. İsim, Carl Sagan’ın 1994 yılında yazdığı kitaptan ileri geliyordu.

Aynı isimli belgeselde, neredeyse ezberlediği cümlelerini hatırladı Carl Sagan’ın. Kitabında da yazıyordu:

‘Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her “yüce önder”, her aziz ve günahkâr onun üzerinde – bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.’

Yani… Tüm bu evrenleri düşün. Ne kadar varız, ne kadar yokuz. Ne kadar önemliyiz bireyler olarak tüm bunlar düşünüldüğünde? Çok küçük bir zerreden ibaretiz. Boş ver. Var olan Emel’ler varlığın, yok olan Emel’ler yokluğun tadını çıkarsınlar.”(s.123-124)

Bir solukta okuyup bitirmek isteyecekse de okuyucu, daha yeni başladığı kendi iç yolculuğunun ve belki de hayaller alemine daldığı tüm özlemlerinin, tüm hayallerinin, tüm isteklerinin bir çetelisini tutuyor bu kitapla. Sorusunu soruyor kendine ve cevabını arıyor kendinde. Uyar’ın cümleleri de buna izin veriyor ve kapısını açıyor.

“İnsanın hayatında öyle anlar vardır ki… Geri dönüp o anı değiştirmek isterler. Her seçimin bir şey kaybettirdiğini ispatlayan anlardır onlar ve kişi hangi seçimi yaparsa yapsın diğer seçimi kaybettiği için üzülür durur. O anı unutmak ister.”(s.133)

İz’ler önemlidir herkes için. Hayat da bu izleri takip etme ya da silme üzerine kurulu bir seçimdir daha çok. Seçim ne olursa olsun, o odaya girecektir insan. Önünde sonunda… İster istemez…

Siz,  İz Oda’sına girmeye hazır mısınız?

Kaynak: http://www.okurken.net/2011/02/20/iz-odasi/ – Serda Sez AYIK

İz Odası Akşam Gazetesi’nde: Bilim ile Metafizik Bir Arada

İz Odası Akşam Gazetesi’in Cumartesi ekinde “Bilim ile Metafizik Bir Arada” başlığı ile tanıtıldı.

Kitap gazetede şu metnle tanıtıldı:

Çeşitli mecralarda yazdığı bilimsel-toplumsal yazılarıyla ve havacılık yayınlarındaki makaleleriyle tanınan Tevfik Uyar, Bizim Kitaplar’dan çıkan bu romanıyla, edebiyat alanına da giriş yapıyor. Yazar, ‘İz Odası’nda sıra dışı bir olayla hayatları ters yüz olan iki kişinin hikayesi aracılığıyla, gündemdeki bilimsel öğeleri metafizik olaylarla aynı potada eriterek hayata yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışıyor.

İz Odası Çıktı

Ve nihayet İz Odası çıktı!

Uzun süredir beklediğim gün bugün. İz Odası 1 Şubat’ta efektif olarak satışa sunulacak olsa da dün piyasaya dağılmaya başladı. İnternet Kitapçılarından şu an satın alınabilir hale geldi. Aşağıda bu internet kitapçılarına bağlantı veriyorum:

Kitapyurdu –  IdefixDünya Kitap –  İlk Nokta D&R

Kendi dünyanızda yaşadığınızdan emin misiniz?

Bundan o kadar emin olmayın. Gün geçtikçe bilimsel gelişmeler varlıkla ilgili bildiklerimizi unutturacak gelişmelere sahne olurken, varlık felsefecileri uçsuz bucaksız düşüncelerinin somut zeminlere oturduğuna şahit oluyorlar.

Giderek büyüyen toplumsal boşluk ve bireysellik, insanın kendi gerçekliğini sorgulamasında önemli bir artışa sebep oluyor ve bireyselleşen, -buna paralel olarak- yalnızlaşan günümüz insanı şu soruyu kendisine daha çok sormaya başlıyor: “Ben kimim? Nerede yaşıyorum?”

Kitap Arkası’ndan:

Daha çok çeşitli mecralarda yazdığı bilimsel/toplumsal yazılarıyla ve havacılık yayınlarındaki makaleleriyle tanınan Tevfik UYAR, bu kısa romanıyla edebiyat alanındaki başarısını da kanıtlıyor.

Bu roman sıradışı bir olayla hayatları ters yüz olan iki kişinin hikâyesi aracılığıyla, gündemdeki bilimsel öğeleri metafizik olaylarla aynı potada eriterek hayata yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışıyor.

İnceleme:

Havacılık mecrasında tanınmış bir yazar olan Tevfik UYAR, 15 yaşında başladığı gazetecilik serüvenini uçak mühendisliği lisans eğitimiyle birlikte birleştirmiş ve bugün çeşitli havacılık mecralarında makaleler, köşe yazıları yazıyor, bazı haber mecralarına danışmanlık yapıyor.

Üniversite öğrenciliği zamanında da bir yayınevinin müdürü olarak çalışmış. Yani yayıncılıktan hiç kopmamış. MSI, Aviation Türk gibi dergilerde editörlük yapmış. Bugün de hala savunma sanayi ve havacılık alanındaki popüler internet sitelerinde yazarlık ve yöneticilik yapıyor. Ayrıca bilim felsefesi, toplum bilimi üzerine çeşitli denemeleri var. Asıl işini hiç bırakmamış, ve bu yüzden de hayatını daha çok görev yaptığı bir havacılık firmasından kazanıyor.

Kendisi “Bu kadar bilimsel makale ve deneme yanında, edebiyat beni hep kaşıdı” diyor. Bu sebeple zaman zaman edebi eserler vermiş fakat bunları yayınlatmayı düşünmemiş. Ta ki bugüne kadar.

Tevfik UYAR bir bilimci olmasına karşın onun katılığını bir moral değer olarak tanımlıyor ve bazı metafizik öğelerin de bir gün bilimsel temele oturtulabileceğine inanıyor. Kitabında da batıl olmayan ancak hala fiziğin alanı dışında bulunan, yine de kendi incancına göre kuantum denizinin bilinmeyen temelleriyle açıklanabilecek batı metafizik öğeleri somutlaştırmış. Roman da işte fiziğin bu yönüyle hayatlarının bir anında sıra dışı bir şey şayan bir çifti konu alıyor.

Bir aşk öyküsü de denebilecek bu eser, aynı zamanda bir bilimkurgu sayılabilir, zira kitap bilim tarihinden bazı fenomenler, çeşitli felsefi yaklaşımlar içeriyor. Bir çeşit harmanlama denebilir. Yazarın edebiyat alanındaki ilk sınavı aynı zamanda. Kendisinin başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.

Alıntı:

“Evin kapısının dışındaki merdivenler aşağıya doğru uzanıyordu. Bir kapıdan geçmenin bu kadar ürkütücü, gizemli ve hatta belirsiz olduğu bir başka durum daha olup olmadığını bilmiyordu. Bir anlamda başka bir evrene iniyordu bu merdivenler. Camdan görünen sokak başka bir evrene aitti. İçi titredi. Adım attığı her basamak her an yıkılacak bir dünyaya ait gibiydi. Az sonra her şey sarsılmaya başlayacak, kuvvetli bir deprem gibi alttan alttan vuracak, çatlayan kolonların ve kirişlerin gıcırtı ve çatırtıları içerisinde çökecekti belki de. Birden bir boşluk alıverecekti her yeri. Beyazdan bir sonsuzluk içinde havada asılı kalacaktı. Ya beyaz değil de siyah olursa? Ya karanlık olursa mesela? Zifiri karanlık. Ne bir ses, ne bir ışık. Hiçbir uyartı olmadan… Aynen hem kör, hem sağır, hem de felç olmuş gibi. Sadece bir bilinç ve o da var olduğunu anlamaya yarıyor, o kadar. Demek ki Descartes “Düşünüyorum, öyleyse varım” dediğinde bunu kastediyordu.”

İlk Romanım “İz Odası” Şubat’ta çıkıyor.

Değerli dostlar, okurlar ve herkes.

Bildiğiniz üzere bugüne dek çeşitli mecralarda askeri, teknik, mesleki (havacılık), bilimsel ve toplumsal yazılar yazdım. Bildiklerimi ve gündeme dair yorumlarımı diğer insanlarla paylaşmaya çalıştım. Zaman zaman sınırlı da olsa edebi yayınlarım da oldu ancak ilk kez bir kitaptan, bir romandan bahsedebiliyorum.

Şubat ayına varmadan ilk kitabım “İz Odası” Bizim Kitaplar Yayınevi’nden çıkmış olacak.

Heyecanımı, duygu ve düşüncelerimi kelimelerle ifade etmem mümkün değil. Bugüne dek benim yazma hevesimi ayakta tutan siz çok değerli dost ve okularıma en içten dileklerimle teşekkür ederim.

Kitap Arkası’ndan:

Bu roman sıradışı bir olayla hayatları ters yüz olan iki kişinin hikâyesini konu alıyor. Ve buradan yola çıkarak gündemdeki bilimsel öğeleri metafizik olaylarla aynı potada eritip, hayata yeni bir bakış açısı kazandırıyor.

Daha çok çeşitli mecralarda yazdığı bilimsel/toplumsal yazılarıyla ve havacılık yayınlarındaki makaleleriyle tanınan Tevfik UYAR, bu kısa romanıyla edebiyat alanındaki başarısını da kanıtlıyor.

Severek okunacak sıra dışı bir roman…

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google