Articles Tagged with: Yerli Savunma Sanayi

Gökyüzüne Yerli Kalkan

15 Haziran 2010 tarihli Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla Alçak ve Orta İrtifa Hava Savunma Sistemi temini için Aselsan ve Roketsan ile başlanan görüşmeler tamamlandı ve imzalar atıldı. Alçak ve Orta İrtifa Hava Savunma Sistemlerimizin tasarım ve geliştirme işi Aselsan’ın ana ve Roketsan’ın belirlenmiş alt yükleniciliğiyle yerli firmalarca yapılacak.Read More

Gelecek güzel şeylere gebe

Şu meşhur cehennem fıkrasını bilirsiniz: Şeytan yeni gelene cehennemi gezdirir. Her ülkenin kendine ait kazanları vardır. Her kazanın başında bir zebani. Çıkmayı başaranı içeri iter. Bir kazanda yoktur bu zebani: Türkiye. Yeni gelen sorar: “Neden Türkiye kazanında yok?”. Cevap basittir: “Onlar çıkanı aşağıdan çekiyor zaten”Read More

ANKA Başarısı ve İnsansız Hava Araçları

İsrail ile başlayan yeni gergin süreçte “Yerli Heron” diye sürekli atıfta bulunulan, TAI’nin beş yıllık emeğinin ürünü TİHA’nın üzerindeki perde kalktı. Yeni adıyla ANKA, görücüye çıktı. Uçuş testleri için gün sayılıyor.

Askeri teknolojilerde belli mesafeleri katetmiş olan ülkelerin giderek insansız teknolojilere yönelmesine gıpta ile baktığımız şu günlerde ülkemizde de sevindirici gelişmeler gerçekleşiyor. Bilhassa İsrail ile girilen yeni gergin süreç ve Heron’ların teslimatı ve kullanımı ile ilgili yaşanan sıkıntılar, bir yandan bugüne kadar işlerini sessizlik içerisinde yürüten firmaların çalışmalarını sergilemelerine sebep olurken diğer yandan önemli bir gelişmeye tanık olunduğu tarihe tesadüf geldi: TİHA’nın üzerindeki giz perdesi kalktı ve yeni adı olan ANKA olarak TAI’nin tarihi bir başarısı olarak kayda geçti.

ANKA’nın doğuşu ve ortaya çıkışından bahsetmeden önce, İnsansız Hava Aracı kavramını daha derinden irdeleyelim.

Yeni anlayış: İnsansız Savunma En İyi Savunma!

Her ne kadar 2000’li yılların “F-35 21. yüzyıldaki son insansız uçak. Bundan böyle tüm uçaklar insansız olacak” şeklindeki moda söylemi haklı çıkmamış ve halen insanlı muharebe uçağı çalışmaları devam ediyor olsa da 2000’li yıllarda askeri envanterlere giren yeni tip uçakların büyük çoğunluğu insansız hava araçlarından oluştu.

İnsansız teknolojilerin kullanımının yaygınlaşmasının altında gelişen teknolojinin sağladığı imkanla birlikte bazı maliyetli ya da sorunlu kalemleri aşabilmenin getirisi var.Read More

Hadi artık THY ve TAI!

Candan Karlıtekin’in istifasının ardındaki sebepler hakkında iddialar ve dedikodular bitmiyor. Sonuncusu da Milliyet gazetesinden geldi. İddiaya göre, Candan Karlıtekin, uçak alımlarında TAI için offset anlaşması talebinde bulunan Milli Savunma Bakanlığı’nı şirketin halka açık bir şirket olması dolayısıyla reddetmiş.

Yine gazeteye göre bu reddin gerekçesi de, söz konusu işlemin SPK kurallarıyla uyumlu olmadığı yönünde. Daha doğrusu bu payın THY lehine kullanılmaması, “SPK kurallarına muhalefet” olarak adlandırılmış.

SPK’nın ilgili kuralları halka arz olan şirketlerin offset gibi, başka firmalara kazanç sağlayan anlaşmalar yapmasını engellememekte; ancak belli başlı bazı şartlar koymakta: Bu kararın genel kurulda alınması ve kamuyu aydınlatma platformundan hissedarlara duyurulması gerekmekte.

Yani THY’nin TAI üzerinden offset anlaşması yapmasıyla ilgili, SPK kanadından bir sıkıntı yok. Candan Karlıtekin’in durumu etik bulmaması ise yadırganacak bir durum değil. Neticede her Yönetim Kurulu’nun bu tarz bir üst yönetim kararı konusunda kendisine ait fikirleri olabilir.

Belki de burada Candan Karlıtekin, “Niçin TAI? Offset anlaşması “Türk Havacılık Endüstrisi Firmaları” şeklinde de olabililir” tabanlı bir karşı çıkış yapmıştır, o başka. Gerçi, birisi kamusal kimliğini değiştirmiş olsa da ulusal havayolu firmamız, bir diğeri ise kamusal kimliği olmasa da ulusal havacılık endüstrimizin lokomotifi. TAI de zaten bir çok projede ana yüklenici olarak iş kalemlerini alt yüklenici KOBİ’lere aktarıyor. Yani bir nevi endüstrinin abisi…

Fakat; naçizane fikrim THY’nin yüklü uçak alımlarında mutlaka ve mutlaka offset anlaşması yapmasıdır. Candan Karlıtekin’in de ifade ettiği iddia edildiği gibi; böyle bir anlaşma uçakların maliyetini bir miktar arttırabilir. Fakat; diyelim ki yarım milyon dolar arttırsın: 20 uçak için 10 milyon dolar… Barcelona’ya ne kadar verilmiş? 9 milyon dolar. Bir o kadar da Manchester United…

Reklam bütçesi ile demirbaşlara ayrılan bütçenin farklı olduğunun farkındayım; fakar rakamlar karşılaştırıldığında, en azından ülke ekonomisine katkı sağlayacak bu tarz bir girişimin yaratacağı “bir sponsorluk gideri” kadar tutarı da göz artı etmek gerek…

Kesin çözüm: Müşterek Yatırım

Gerek SPK’nın Kurumsal Yönetişim kurallarının getirdiği kısıtlar, gerekse hisse sahiplerinin haklarının korunmasında ortada soru işareti bırakmamak, gerekse ulusal ekonomimizin sağlayacağı fayda düşünüldüğünde aslında oldukça iyi bir çözüm var: Müşterek Yatırım

THY dikey entegrasyon ile teknik, yakıt, ikram, yer hizmetleri alanlarına zaten geçti. THY Teknik A.Ş ise PART 21 alma hazırlığı içerisinde… THY Teknik’in dikey entegrasyonla geçmediği tek bir alan kaldı: O da Üretim.

Şu halde; zaten Airbus ve Boeing sivil ticari uçak projeleri için parça üretmekte olan TAI ile THY ya da daha münasipi THY Teknik bir müşterek yatırım (joint venture) oluştursa…

THY uçak alımlarında offsetlerini böylelikle kendi ortağı olduğu bu firma üzerinden gerçekleştirse…

Böylece hem ülkemiz kazansa, hem THY büyüse, (hem de Yönetim Kurulu Başkanları istifa etmese), güzel olmaz mıydı?

Bu arada; Candan Karlıtekin’in sadece bu konu sebebiyle istifa etmiş olabileceğini düşünmek biraz dar düşünmek olur. Bu ve benzeri bir çok ihtilafın istifa zeminini hazırladığını düşünmek daha mantıklı…

Tevfik Uyar

Türk Savunması Hakettiği Yeri Buluyor

Havacılıkla, savunmayla, askeri teknolojilerle ilgiliyseniz memleket sohbetlerinin dönüp dolaşıp geleceği yerlerden birisi de yerli teknolojilerimizi üretip üretmediğimizdir.

Sabit bir espri vardır: “Ambargo yesek keşke… Ne zaman ambargo yemişsek her şeyimizi yapmışız.” diye.

Kimsenin aklına başarılı bir politika, kararlı bir Savunma Sanayii Müsteşarı gelmezdi. Türkiye’de başarılı politika ve bürokratlara az rastlanır. Hem zaten genelde Türkiye’de başarı cezalandırılır. Tarihte bunun yüzlerce örneği vardır; hala da yaşanmaktadır. Ancak son yıllarda Savunma Sanayii’ndeki istikrarlı ve kararlı yaklaşım, ilgililer için ümit kaynağı haline gelmiştir.

Zira 6 Ocak tarihinde gerçekleşen son Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısından çıkan sonuçlar, bir öncekinde olduğu gibi, tedarik ve geliştirme projeleriyle ilgili maddelerinin sonunda, yabancı firmalardan çok yerli firmalara yer vermiştir.

Şans Tanımak ve Güven

Daha önceki pek çok yazımızda, sanayileşmenin ön koşulları arasında en önemli yeri tutan kavramlardan birinin özgüven olduğunu söylemiştik.

Vakit, para ve diğer tip kaynakların kaybolmaması ve temkinli kullanılması açısından, önemli projelerde işi tecrübeli firmalara ihale etmenin rasyonel bir davranış olmadığı söylenemez. Ancak bu durumun sürekli haline gelmesi halinde, savunma sanayimizin tecrübe kazanmayarak, sürekli dış alımlara zemin oluşturulacağını düşünmemek de bir o kadar irrasyoneldir.

Dolayısıyla, belli bir nakit ve vakit kaybını göze alarak kendi savunma sanayiinize güvenmek ve şans tanımak elzemdir.

Mantıklı herhangi bir insanın düşününce doğru bulacağı gibi, öncelikle sivil sektörde başarıyla icra edilen projelerin askeri benzerlerini yerli firmalara yaptırarak savunma sanayii için kaynak yaratmak ve tecrübe kazanılmasına ön ayak olmak akla gelen en mantıklı çözümdür. Otokar, BMC, Onuk Tersaneleri vb. daha bir çok yerli firmanın savunma departmanlarını gerek kendileri, gerekse tecrübeli bir yabancı ortağın çözüm ya da iş ortağı olarak devreye girmesiyle kurarak, TSK ihtiyaçları kapsamında üretime başlaması bu çözüme örnektir.

Yeteri kadar tecrübe kazanıldıktan ve sektör için gerekli know-how yaratıldıktan sonra benzer ürünlerin yeni firmalara yaptırılarak, daha karmaşık ve yeni ürünlerin önceki işlerden tecrübe kazanmış yerli firmalara ihale edilmesi de ikinci aşamadır.

Görüldüğü kadarıyla SSM, bu işi sistematik bir şekilde ve başarıyla uygulamaktadır.

Bu hafta, Türkiye’nin mevcut ve tamamlanmış savunma projelerinin bir fotoğrafını çekmek amacıyla, gerçekleşen son Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısı sonuçlarına bir göz atalım:

SSM Ne Baykar’ı, Ne de Vestel’i Küstürdü

Bildiğiniz üzere Taktik İnsansız Hava Aracı cephesinde yarışan iki adet firmamız vardı: Kale-Baykar İHA Sistemleri ve Vestel Savunma. Her ikisi de özgün insansız hava aracı tasarımlarını gerçekleştirmiş, özgün yazılımları ile de operasyonel hale getirmişti. Zira kıyasıya yarışan bu iki firmanın ikisinin de çabalarının boşa gitmemesi için olacak ki SSM tarafından her ikisiyle de sözleşme görüşmelerine başlanmasına karar verildi. Görüşmeler kuvvetle muhtemel sipariş ile son bulacak.

Sinop’ta uzun bir test sürecinden geçen uçakların her ikisi de kendini ispatladı. İki uçak arasında görev konsepti açısından bir farklılık yok. Kale-Baykar’ınkinden farklı olarak, Vestel’e ait uçak katapult ile fırlatılıyor.

Her iki uçak da %100 Türk mühendislerinin el emeği ve göz nuru.

Amfibik Gemi’ye Türk Tersanesi

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ın ihtiyacı kapsamında tedarik edilecek iki adet Amfibik Gemi içinse Furtrans Holding’e ait Anadolu Deniz İnşaat Kızakları Tersanesi ve Alyans A.Ş. ortaklığı ile görüşülmeye karar verilmiştir.

Türk Denizciliği açısından önemli bir başarının daha ilk adımı olacak bu karar, daha önce Yonca Onuk, RMK vb. şirketlerle Deniz Savunma Sanayii’ne iyi bir giriş yapan Türk Gemi İnşaat Sektörü, Savunma Sanayii’ndeki paylarını giderek arttıracağı anlamına geliyor. Nacizane, ticari olarak sınırlarımızı çoktan aşmış olan gemi inşaat sanayiimizin savunma ürünlerindeki ihracat şansını, hava ve kara ürünlerinden daha fazla görüyorum.

ASELSAN ve HAVELSAN Tam Gaz Devam

35 mm. Oerlikon Hava Savunma Silah Sistemlerinin Modernizasyonu ve Parçacıklı Mühimmat İhtiyacını ise ASELSAN karşılayacakken, yeni tedarik edilen silahların Hava Kuvvetleri Bilgi Sistemi (HVBS) ile entegrasyonu görevi ise HAVELSAN’a ait olacak.

6 Yeni Proje için Düğmeye Basıldı

Tüm bu kararlarla birlikte altı yeni proje için de düğmeye basıldı. Bu projeler şöyle:

1. GÖKTÜRK-3 Keşif Gözetleme Uydu Sistemi
2. TSK KU BAND Uydu Muharebe Sistemi
3. Zırhlı Araç Mürettebatı Kompozit Başlığı
4. AHTAPOT – Ağ Yetenekli ve Çok Sensörlü Su Altı Keşif Sistemi
5. Hedef Uçak Tedariki (Y.N: Kuvvetle Muhtemel TAI’nin Turna’sı olacaktır)
6. Tek er tarafından kullanılan Orta Menzilli At-Unut Tipi Tanksavar Silahı

Sonuç:

Ortadoğu ülkeleriyle gelişen ilişkiler, savunma ürünlerimizin ihracatı için de önemli bir şans olma niteliğine kavuşmaktadır. Zira Türkiye Cumhuriyeti olarak Pakistan, Malezya, Gürcistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere Savunma Sanayii ürünleri ihraç etmekteyiz. Benim beklentim gelişen ilişkiler çerçevesinde, ihracat yapılan ülkeler arasında daha fazlasının girebileceğidir, ancak aşılması gereken bazı Uluslararsı engellerin de bulunduğu dikkate alınmalıdır.

Savunma Sanayii’nde başarı sağlandıktan sonra yatay entegrasyonla sivil sektöre de geçiş hiç de zor değildir. TSK için uydu haberleşme sistemi üretebilecek bir ASELSAN’ın, keşif gözetleme uydu sistemi geliştiren TAI’nin, gelişen iletişim ihtiyaçları kapsamında ana firma ya da yan firmalar aracılığıyla kapsamlı bir sivil uydu projesini ele almaları artık zor olmayacaktır. Ya da bir kompozit kask ve başlık üreticisinin, kompozit malzemelerin kullanılabileceği herhangi bir sivil sektörde başarılı olamayacağını kimse söyleyemez.

Söylemekten ve desteklemekten bıkmayacağım Yerli Bölgesel Uçak projemizde yukarıda adı geçen ve tecrübe kazanan tüm firmaların yetişmiş mühendislerinin, bilgi birikiminin, yerleşik teknolojilerinin kullanılacağını zaten söylememe bile gerek yok.

Türk Savunma Sanayii hakettiği yeri bulmaya başlıyor.

Hakettiği yerin bile ötesine geçmesi dileğiyle.

İyi haftalar.

Tevfik Uyar

Bu millete imkan tanıyın!

Yıllar önce şu an adını hatırlamadığım bir uluslararası sanayi örgütünün Avrupa ülkeleri hakkında yapmış olduğu bir araştırmasını okumuştum.

Değerlendirme ve değerleme çalışması, ülkelerin yarattığı ürün ve hizmetlerin kaynakları konusunda idi. Kriterleri her ne ise, Belçika ve Türkiye’nin hizmet ve ürünlerinin puanı eşit çıkmış ancak kaynakları epey bir farklılık göstermişti. Belçika’daki hizmet ve ürün kalitesi %90 ölçüde teknolojik imkanlar sayesinde oluşurken, Türk ürünlerinin %90’ı bireylerin kişisel kabiliyet ve hünerlerinden kaynaklanıyordu.

Her ne kadar zaman zaman özeleştiride bulunarak, tembelliklerimizden, “yumurta kapıya gelince” deyimine uygunluğumuzundan dem vursak da; aslında yapı itibariyle özverili, çalışkan ve tuttuğunu koparan bir millet olduğumuzu hepimizin bildiğini düşünüyorum. Tabi şimdi elimizde kanlı, canlı bir Türkiye örneği var; madem öyle de, bu geri kalmışlık, bu gelişmemişlik niye?

İyimser bir yaklaşımla; bu soruya yanıt verirken, “Zorluklarla iyi mücadele ediyoruz ama istediğimizi elde edince, onu elde tutmayı başaramıyoruz” demek yanlış olmaz. Sahip olduğumuz tarihin düşüş ve yeniden doğuşlarla süslü olması da sanırım bununla açıklanabilir.

Geleceğin nabzını tutmak

Bazen günlük hayattaki koşuşturmaca, iş güç kaygısı ve işin gücün getirdikleri gözlem yeteneğimizi ve imkanımızı azaltır. Bir şeyler hakkında yorum yapamaz hale geliriz. Kaşığında yağ taşıyan prens adayı misali. Bilir misiniz o hikayeyi?

Kral çağırmış kızını isteyen adamı. Ağzına bir kaşık tutturmuş. İçine de yağ koymuş. Demiş ki, tüm sarayı gez dolaş, bu yağı bir damla dökme. Garibim yağa baka baka sarayı dolaşmış, dökmeden gelmiş. Kral sormuş sonra: “Anlat bakalım sarayımı…”

Benim de çok boş vaktim olduğundan değil. Tanıyanlar bilir, zaten bir kaç işim mevcut. TV ve gazetecilik işleri bana eskiden kalma, yadigar işler. İnanın zaman zaman zorluyor da; dinlenerek ya da eğlenerek geçirilecek vakti tekrar çalışmaya ayırmak.

Ancak ben sektörün basın tarafında olmayı da çok seviyorum. Faydalı da buluyorum; çünkü eğer basın tarafındaysanız sektörün, sektör sizin için görmeden gezeceğiniz bir saray olmaz. Bilakis baktığınız yağ olur. İşinizi yaparken öğrenirsiniz, nabız tutarsınız. Gözünüzden bir şey kaçmaz. “Gazeteci tarihinin tanıdığıdır” derler. İşte siz de o zaman tüm olayların tanığı olursunuz.

Geçtiğimiz hafta, TV’deki işlerim dolayısıyla geleceğin nabzını tutmuş oldum.

Anlatmaya başlamdan düşünelim: Geleceğin nabzı nasıl tutulur? Tahminde bulunarak mı? Bilimsel yöntemlerle öngörüde bulunmaya çalışarak mı?

Değil elbet… Onlar da yöntemdir de; kağıt üstünde kalır. Bir banka reklamında dendiği gibi: “Devir ne devri olursa olsun, aslolan insandır…”. İşte bu yüzden geleceğin büyüklerini, geleceğin sektör çalışanlarını gözlemlemek lazım. Onlara sormak lazım. Ne düşünürler, ne kadardır kapasiteleri, bu insanlar gelecekten ne bekler? Geleceğin onlardan bekledikleri konusunda hazırlar mıdır…

İşte geçen hafta tam da öyle oldu. Atıf Ünaldı ile bir kereye mahsus olmak üzere birlikte yaptığımız programda Kocaeli Üniversitesi SHYO öğrencileri ile, daha sonra Cumartesi yayınlanan, yapımcılığını ve sunuculuğunu kendimin gerçekleştirdği “Havacılık Endüstrisi” programında İstanbul Bağcılar Anadolu Teknik Lisesi, Uçak Gövde Motor Bakım öğrencileri ile söyleşiler gerçekleştirdik.

Tutkulu ve coşkulu gençler

İlk önce 10 Aralık 2009 tarihinde, o bölüme özel olarak Atıf Ünaldı ile birlikte sunduğumuz Teknotalk programına katılan, Kocaeli Üniversitesi SHYO öğrencisi 6 arkadaşımızla tanıştık. Program boyunca sohbet etme imkanı bulduğumuz 4’ü Uçak Gövde Ve Motor Bakım, 1’i Aviyonik ve diğeri Sivil Havacılık Ulaştırma İşletmesi öğrencisi arkadaşlarımızın her birisi ateş gibiydi! Hepsinin gözlerinde bir şeyler yapma, bu ülkeye bir şeyler katma hevesi, kendilerini geliştirmeye duydukları tutku ve hasret ve daha da önemlisi hocalarına, kendilerinden daha tecrübeli abilerine duydukları saygı. Programın sonuna doğru sorduğumuz “Sizce ne olsa daha iyi olurdu” sorusuna verdikleri yanıtlar, bir şeylerin farkında olduklarının göstergesiydi. Hepsinin hayalleri ve hedefleri var; ve hepsi peşinde koştukları ideallerini gerçekleştirmeye gelmişler. Ne mutlu…

Diğer yandan, 12 Aralık Cumartesi günü Airport TV’de yayınlanan “Havacılık Endüstrisi” programımın konukları, Bağcılar Anadolu Teknik Lisesi, Uçak Gövde ve Motor Bakım bölümü öğrencileri olan iki genç arkadaşımdı. Her ikisi de 16 yaşında olan bu arkadaşlarımın canlı yayına gelmek ve bildiklerini anlatmak istemeleri zaten mükemmel bir sosyal cesaret örneği. Programı izleyen arkadaşlarım programın başında benim için üzülmüşler: “Bir saat boyunca ne konuşacak?” diye. Ancak bu bir saate genç arkadaşlarımızın hayallerinin ve hedeflerinin sığmadığını söylesem… İnanır mısınız? Bu arkadaşlarım aynı zamanda Türk Hava Kurumu’nun 16-29 yaş arası gençler için başlattığı Genç Kanatlar programının, Bağcılar bölgesindeki üyeleri. Hatta ve hatta birisi başkanı idi. Aynı şekilde bu sevgili arkadaşlarım da oldukça mütevazı, oldukça saygılı idi ve diğer arkadaşları gibi hocalarından övgüyle ve saygıyla bahsediyorlardı.

Türkiye’nin kendi eğitim uçağı

Aynı gün, haftaya yayınlanmak üzere Sportif Havacılık dendiğinde akla gelen isimlerden, Anka Havacılık şirketleri ile Türkiye’nin sportif havacılık alanındaki özel teşebbüslerden birini oluşturan ve bu yönde oldukça faydalı faaliyetlerde bulunan Sn. Vedat Sarıkaya ile, Türkiye’nin bir avuç profesyonel bayan paraşütçülerinden olan Sn. Sinem Tufan konuğum idi. Kendileri sportif havacılığın Türkiye’deki sorunlarını aktarmanın yanısıra, sadece sorunları değil, kendilerinin çalışmaları sonucu elde ettikleri çözümleri de aktardılar. Her yıl ilgili kurumlara mektuplar yazarak ve proje çalışmaları yaparak sportif havacılığın önündeki engelleri kaldırmaya çalıştıklarını bildiren Sarıkaya, bugüne dek başarıya ulaşamadıklarını ama bu mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini söyledi Ayrıca Sarıkaya’nın, Türkiye’de çok hafif ve hafif hava araçlarının üretilmesi için de çok önemli projeleri var. Şu an dünyadaki mevcut pazarı ve üreticileri incelemek adına profesyonel kurumlarla çalışma yaparak geniş kapsamlı bir rapor oluşturduklarını söyleyen Sarıkaya, finansmanın sağlanması halinde Türkiye’nin kolaylıkla kendi sportif ve eğitim maksatlı uçaklarını üretebileceklerini söylüyor. Yine onlar da, bunca yıllık mücadelelerine rağmen, yorulmadan, bıkmadan, usanmadan, bu ülkede havacılığın gelişmesini sağlamak ve sürdürmek için ellerinden geleni yapacaklarını ısrarla belirtiyorlar.

Velhasıl, anladığım o ki; bizim toplumumuzun her kesimi kendi içinden kahraman çıkarmaya muktedir. Sn. Sarıkaya, Sn. Sinem gibi, bireysel çabaları ile, toplumsal gelişime katkıda bulunmak isteyen özverili kimseler inanıyorum ki her yerde var. Kendileri yıllardır zaten bu işin içinde ve artık bazı konuları kendi “davaları” olarak görüyorlar. Ancak, bir önceki başlıkta bahsettiğim gençlerimizin hevesini söndürmemek ve onların da birer dava sahibi olarak, ülkemiz için özveride bulunmasını sağlamak için, kendilerine imkan sunmak gerekli.

Ben bizlerin, Mustafa Kemal Atatürk’ün de söylemiş olduğu üzere, zeki ve çalışkan olduğuna inanıyorum. Ancak bizlerin “çabuk yılmama ve inatçı olma” vasfına daha çok ihtiyacımız olduğu gibi, bu vasfı sürdürebilmek için de, imkanları sağlamakla yükümlü kurumların ellerinin biraz daha açık olması gerekiyor.

Herkese iyi haftalar…

Türk uçağı mı? Neden olmasın? – 2 : Sahip olmanın 3K’sı

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz hafta “Türk Uçağı mı? Neden olmasın?” başlıklı yazımız ile Türkiye’nin bir çok alanda önemli başarılara imza attığını, kabiliyetimiz dahilinde olan bu mesele için biraz özgüven, biraz da siyasi irade olmasının gerektiğini söylemenin yanısıra “uçak yapmak” kavramından ne anlamamız gerektiğini irdelemiştik.
Okurlardan gelen ve az sonra sizlerle birlikte sınıflandıracağım geribeslemeler beni bu yazının devamını yazmaya ve sizleri bilgilendirmeye itti.

Öncelikle bu geribeslemelerden bahsedecek olursak;

Konunun alevlendiği hafta basında yer alan olumsuz görüşler bırakın desteklenmeyi, tebrik bile edilirken, yazmış olduğumuz mesnetli ve destekli olumlu ifadelere hiçbir şekilde yanıt ya da muhalif bir düşünce ürünü gelmemiştir. Zira yazımızın sonunda da bu konudaki “yapamayızcılık” akımının bilgisizlikten kaynaklandığını ifade etmiştik. Bu bağlamda haklı çıktığımı ve yazının da amacına ulaştığını düşünebiliriz.

Nitekim yazılan yorumlar ve almış olduğum e-postaların tamamı “biz yapamayız” görüşünden gelen gına ve yazmış olduklarımızı daha önce sistemli bir şekilde hiçbir yerden okuma imkanı bulamamış olanların yüreklerine serpilen su hakkında idi.

Hakikaten de interneti araştırdığımızda karşımıza Türk Havacılık Endüstrisi’nin kapsamlı bir şekilde ele alındığı bir makale ya da deneme çıkmamaktadır.

Bu bağlamda aldığım karar ile geçtiğimiz hafta başladığım “Türk Uçağı mı? Neden olmasın?” konulu yazıma bir seri olarak devam etme düşüncesindeyim. Bu yüzden bu hafta da yine bu konuda yazmak istiyorum.

Read More

Türk uçağı mı? Neden olmasın?

Gündemi zaman zaman meşgul edip unutulan, ama bugünlerde gündemi tekrar meşgul eden bu önemli konuyu dilim döndüğünce, her bakımdan ele almak istedim.

Konuyu devlet makamları 10. Ulaştırma Şurası’nda dile getirdi. Karar alındı. 2023’e kadar Türkiye kendi sivil uçağını yapacak. Muhtemelen bu uçak turboprop itkili bir bölgesel jet olacak…

Konu üzerine epey konuşuldu. Gerek TV programlarında, gerek haberlere yazılan yorumlarda, gerekse kapalı kapılar ardında çok kişi bu konu hakkında bir şeyler söyledi, bir yorum yaptı. Ancak konuyu genel çerçeveden ele almak gerek.

Bu yazıyı TV’de söylenenler, haberlerin altına yazılan yorumlar ve benim konuştuğum kişilerin söyledikleri üzerine derledim. Benim görüşüm istenirse yapılmasının önünde hiçbir engel olmadığı yönünde, ve şimdi benden farklı düşünenlerin iddialarına nacizane yanıtlar vereceğim.

Her şeyden önce bir uçağın “bizim uçağımız” olması ne anlama gelir, onu irdeleyelim…

Read More

Yerli uyduya yersiz tepki…

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz hafta İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi bünyesinde gerçekleştirilen bir projenin meyvesi olarak, Türkiye’nin ilk küp uydusu –ki bu bir öğrenci uydusu olma özelliği taşımaktadır- göklerdeki yerini aldı…Read More

IDEF 2009 üzerine notlar

Bölgemizin en prestijli fuarlarından olan IDEF savunma fuarı tüm hızıyla geldi geçti…Daha fazla...
Her iki senede bir gerçekleşen ve Türk havacılık ve savunma endüstrisinin dört gözle beklediği fuar, her seferinde olduğu gibi bu sefer de büyük ilgi gördü. Büyük anlaşmalara ve bir çok imza törenine sahne olan fuar ilk kez İstanbul’da gerçekleştiriliyordu.

Fuarın yerli sanayimiz açısından önemli gelişmelere sahne olduğu reddedilemez. Alp Havacılık, Kale Grubu, Aselsan, Havelsan, Roketsan, Milsoft, TEI ve TAI çok büyük projelerin ortağı oldular. Hatta dünya devleri ile yerli devlerimiz arasında müşterek yatırımlar oluşturmak üzere bazı mutabakat anlaşmaları da imzalandı.Read More

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google