Articles Tagged with: TAI

HÜRKUŞ İÇİN BİR HİKAYE

Bu hafta az yazalım; öz yazalım. Size benim de yakınlarda duyduğum, doğruluğundan, kahramanlarından emin olmadığım, ama ana fikri pek güzel bir hikaye anlatayım sevgili okurlar…

Hindistan’da Ranga Guru adında çok ünlü bir ressam varmış. Bu üstad bittabi öğrenci de yetiştirirmiş. Raciçi adlı öğrencisi de bir süredir onun yanında çırakmış. Yine yaptığı resimlerden birini ustasına götürünce ustası da ona “Sen artık ressam oldum Raciçi. Artık resimlerini ben değil, halk değerlendirecek” demiş ve ona yaptığı son resmi şehir meydanına götürmesini, yanına da kırmızı boya ile fırçaları koymasını, oraya da “Beğenmediğiniz yerleri kırmızı ile boyayın” yazılı bir not bırakmasını istemiş. Raciçi hemen denileni yapmış. Meydana gitmiş, resmini koymuş, yanına da kırmızı boya ve fırça… Bir de not tabi.

Aradan birkaç gün geçmiş ve Raciçi meydana gidince bir de ne görsün? Tablo olduğu gibi kırmızı renge bürünmüş. Gözleri dolu dolu ustasına dönmüş ve tabloyu ona göstermiş. Ustada hiçbir tepki yok. “Sen yine de resim yapmaya devam et” demiş.

Raciçi sıradaki resmini daha bir çekinerek getirmiş ustasına. Ranga Guru benzer bir istekte bulunmuş ve resmi meydana götürmesini istemiş. Ancak bu defa, “Yanına büyün boyalarını, bütün fırçalarını koy. Oraya da beğenmeyenlerin dilediği yeri düzeltebileceğini yaz” demiş.

Raciçi yine denileni yapmış. Heyecanlı birkaç gün sonrasında resmini almaya gittiğinde bir de görmüş ki, boyalar olduğu gibi duruyor, fırçalar temiz, resme dokunan olmamış. Büyük bir sevinçle ustasına gitmiş. Usta Raciçi’nin anlattıklarını, sevinç naralarını bitirmesine fırsat vermiş ve konuşmuş:

“Sevgili Raciçi, sen ilk önce insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış, eline fırça almamış, bu konuda belki de hiç düşünmemiş olan insanlar dahi gelip senin resmini karaladılar”

“Fakat sonra onlardan hatalarını düzeltmelerini, iş ve emek harcamalarını istedin. Kimse bilmedikleri bir konuda bir şey yapmaya cesaret edemedi.”

“Unutma! Emeğinin karşılığını ne yaptığından, nasıl yaptığından ve bu duruma nasıl geldiğinden haberi olmayan insanlardan alamazsın…”

*

Bu hikaye, kendi lisansımız altında, tasarımı bize ait olan bir uçağın önemini anlamayan, elinde kendi sanayimiz, kendi kabiliyetlerimiz ve mühendislerimiz için daima kırmızı boya tutan o zihniyete gelsin.

“İHA Yapmak” Ne Demektir?

Geçtiğimiz günlerde Van’da gerçekleşen yeni deprem sonrasında önemli bir gerçeği gördük:

Eğer belli bir makamn sahibi iseniz, söyledikleriniz bağlayıcıdır. Söyledikleriniz bağlayıcı ise de bunu dikkatli bir araştırma neticesinde gerçekleştirmekte fayda var. Özellikle konu bilimse ve söylemleriniz sıcak bir sohbet olmayı amaçlamıyorsa, kavramlar, fikirler mutlaka ki bir bilgi temeli üzerinde şekillenmeli.Read More

Milli Sanayi Büyüyor!

ANKA Roll-Out Töreninde

Hep yazıyoruz ve iyimserlikle suçlanıyoruz. Çok kez de yazdık: “Türk Uçağı mı? Neden olmasın?” dedik. Kabiliyetlerimizin günden güne arttığını, bunu yapmak için bir engel kalmadığını söyledik. Sonra 3K formülünden bahsettik. Dedik ki, 3 K var. Bu 3 K olursa her şey olur: Kararlılık (Siyasi irade), Kendine güven (Milli özgüven) ve Kabiliyet (Teknolojik ve ekonomik yeterlilik).

Zira ben bunu 2009’da yazdığımdan bu yana bir çok gelişme oldu. Dışa bağımlılığımızı azaltmak için yürütülen programlarda bir bir başarıya ulaşılıyor. Üstelik her savunma sanayii icra komitesinde yeni bir milli programın başladığını duyuyoruz. Bu programların çoğunda ciddi yollar kat edildi.Read More

Araban Batsın!

Bir papağan gibi aynı söylemleri tekrarlayıp duran bir zihniyet var. Bu zihniyete sahip kişiler birbirlerinin fotokopisi gibi; ve nasıl oluyor anlamıyorum aynı cümleleri aynı kalıpla tekrar ediyorlar.

Hani sanırsınız bu yorumun sahibi aynı kişi ve işi gücü internette dolaşarak hep aynı yorumu yapmak: “Araba bile yapamıyoruz”

Vallahi de billahi da aratın bu cümleyi internetten. Bu söyleme çok yerde rastlayacaksınız. Ülkemize ait iyi bir haber görün, hemen altında bu yorum sizi karşılayacak.

Ben çok kızgınım bu arkadaşa. Devrim arabalarına karşı çıkan zihniyetin devamı çünkü bu arkadaş. Üstelik de son derece cahil… Eli kolu her yere ulaştığı için başkalarını da yanlış yola sürüklüyor. Bu arkadaşın yazdıklarını okuyan umutsuz vatandaş ister istemez bize değil de ona inanıyor.

Ama siz kendisine kızmayın. Kuyunun dibinde oturanlar gökyüzünü yalnız kuyu kadar sanarlar. Kendisi cahildir ve ufku dardır. Ufukta onun için sadece Mercedes vardır. Arkadaşın hayatta görüp görebileceği, hayal edebileceği en teknolojik varlık araba olduğu için çok farklı alanlardaki çok farklı endüstrileri sadece otomotiv endüstrisiyle karşılaştırır. Bu arkadaşa biraz para verin, gidip arabasının modelini yükseltir. Girdiği meclislerde arabasıyla hava atar. Ferrari’ye binen adama saygı duyar, fakat düşük modelli bir araba kullanan kişiyi adamdan saymaz.

Arabanın da neticede bir mühendislik ürünü olduğunu, atla deve bir teknolojiye sahip olmadığını, bugün araba üretmiyor olmamızın yerleşik bir pazara yeni bir ürün sokmanın zorluklarından kaynaklandığını ve sadece bir maliyet problemi olduğunu bilmez, bilemez. Arabaların hiçbirinde kimsenin bilmediği, muhteşem teknolojiler olmadığını, uygulamanın pahalı olmasından başka hiçbir sorun olmadığını hiç bilmez.

Yabancı menşeili firmaların Türkiye’de üretilen araçlarını da burada yabancı mühendisler yapıyor zanneder. Mesela bir Ford Transit Connect’in buradaki Ford fabrikasının ürünü olduğunu ve ABD’ye bile buradan ihraç edildiğini bilmez. Otomotiv endüstrisini de arabadan ibaret sandığı için otobüs ve kamyon kanadında (ki fonkisyonel açıdan bakıldığında otomotivden daha gelişmiş ve zordur) neler olup bitiyor bu arkadaşı ilgilendirmez. Mesela Frauhauf dorselerinin Koç’a ait olduğunu, TEMSA’nın Mitsubishi ile çalışırken kazandığı tecrübeyle artık yerli otobüsümüzü ürettiğini, üstelik bunu sadece Türkiye’de değil, Mısır’da da yaptığını hiç ama hiç bilmez. Güleryüz marka otobüs ve minibüslerin kendi garajlarında kazalı araçlara kaporta yaparken, bunu dev bir endüstriye dönüştüren bir baba ve üç oğulun ürünü olduğunu nereden bilsin?

Binek otomobilin sadece bir pazar olduğunu, girip girmemenin herhangi bir gösterge olmadığını, mesela bugün her çeşit uçak yapan Brezilya’nın hiç kendi araba markası olmadığını zaten bilmesini de beklemiyoruz.

Kendi otomobil markana sahip olmaktan ziyade ülkende otomotiv endüstrisinin gelişmiş olmasının daha önemli olduğunu, mesela şu meşhur Land Rover cipleri ile, Jaguar araçlarının aslında TATA’ya ait olduğunu, yani Hindistanlı bir firmaya ait olduğunu, olayın basit bir “bizim otomobil markamız var” demekten farklı bir şey olduğunu anlatmaya ihtiyaç duymuyoruz. Dişe dokunur bir otomobil markası olmayan ve genelde otomobilleri dökülen Rusya’nın geçen ay Fransa’dan Mistral gemisi alana dek hiç yabancı askeri silah ya da araç kullanmadığını ve hatta iyi bir otomobili olmasa bile bir zamanlar uzay yarışında ABD’yi geçtiğini, bugünse beşinci nesil ve üstü üç beş savaş uçağından birinin üreticisi olduğunu hatırlatsak da nafile olduğunu düşünüyoruz.

Bu arkadaşa şu gibi bilgiler de vererek cehaleti hususunda bir kez daha düşünmeye davet ediyoruz:

Türkiye kendisine ait bir “binek otomobil” markasına sahip olamasa da –ait olmak denen şeyin de bir önemi kaldıysa tabi- otomotiv/motorlu araç sektöründe şu aşağıdaki başarı ve özelliklere sahiptir:

-Sivil otomotiv sektöründe: Avrupa’nın 7. büyük taşıt aracı üreticisi olan Türkiye, AB ülkeleri içinde hafif ticari araç üretiminde birinci, otobüs üretiminde ise ikinci sıradadır.
-Askeri otomotiv sektöründe: Dünya’daki nadir zırhlı muharebe aracı, zırhlı personel taşıyıcı, hafif zırhlı personel taşıyıcı, mayına dirençli zırhlı taktik araç ve obüs üreticilerinden ve hatta ihracatçılarından birisidir. (PARS, COBRA, AKREP, KAYA, T-155 FIRTINA vb.)
-Traktör üretimi yapan 5 adet firma mevcuttur. Türkiye’deki traktör firmalarının toplam kurulu kapasiteleri 2008 yılı itibarıyla 70.500 adet/yıl’dır.

Bu arkadaş cahil olduğu için bu kadar yazıdan bir şey anlamamış olabilir. O yüzden üç maddeye indirgeyerek – belki tekrar etmek gerekecek ama- tekrar söyleyelim:

-Otomotiv/Motorlu araç sektörü binek araçtan ibaret değildir ve “binek araç” dışındaki diğer sahalarda da Türk menşeili markalara sahibiz.
-Kendi markamıza sahip olmasak bile Türkiye’de ciddi bir otomotiv ana sanayi ve yan sanayi bulunmaktadır. Üstelik burada yapılan AR&GE çalışmaları, geliştirilen ürünler büyük ölçüde Türk mühendislerine aittir.
-Bir ülkenin kendi markasına sahip olması çok da bir şey ifade etmemektedir. İngiliz olarak kurulan Land Rover ve Jaguar Hintli TATA’ya, bir zamanlar Romanya’nın sanılan Dacia Fransız Renault’a, İsveç’in olduğu düşünülen SAAB Hollandalı bir gruba aittir. Demek ki neymiş? Bir otomobil markasının üretimi ve istihdamıyla hangi ülkeye katkı sağladığına bakmak gerekmiş. Zaten sahipleri her kimse paralarını global hesaplarda tutuyorlar ve “paranın da milleti yok” bildiğiniz gibi.

Zira bugün Türkiye’de çok büyük bir grup ya da konsorsiyum tutup da -örnek veriyorum-; Hyundai’nin Türkiye’deki tesislerini satın alsa ve artık Hyundai Accent’i Türk markası olarak üretsek ona da “Evet, otomobil yapıyoruz Türkler olarak ama zaten onu da Hyundai’den aldık” diye hor görecekler. Yani bu adamlara ne söyleseniz fayda etmez. Aşağılık kompleksine esir olmuşlardır.

Şu halde; artık gerçeklerle yüzleşelim.

“Biz araba bile yapamayız” diyen bu arkadaşı nerede görürsek, hemen şu yukarıda üç madde ile özetlediğimiz şeyleri anlatalım…

Bu kişiyi çocuklarımızdan uzak tutalım ki onlara ümitsizlik aşılamasınlar. Çocuklarımızın ideallerini koruyabilmesi için kesinlikle bu tiplerden uzak durması gerekir.

Eskaza bu insanların yakınları iseniz onları siyasetten uzak tutmaya çalışalım. Bu kişiler yabancı devlerin, akıl hocalarının “Türkiye beceremez, yapamaz, bu projeye hiç girişmeyin” gibi söylemlerinden etkilenmeye çok yatkındır. Devrim Arabaları tarihinde de olduğu gibi, buna inanan başka liderler, sanayiciler ve siyasetçiler olursa onları da yolundan geri döndürmek için elinden geldiğini yapabilir.

Daha da kötüsü bu insanlar “peki madem yapamayız: yapamamaya devam mı edelim? Bir yerden başlamayalım mı?” sorunun cevabına hiçbir yanıt veremeyerek sizi de büyük bir mantıksızlık örneğinin içine çekebilirler. Akıl sağlığına da zararlıdır yani.

Bu kişiye tane tane, fazla ürkütmeden şu yukarıda bahsettiğimiz üç maddeyi anlatmaya çalışın. Fayda eder mi? Bilemem. Biraz düşünmeyi biliyorsa fayda eder. Düşünmeyi bilmiyorsa da “gölge etmesin, başka ihsan istemez.”

Eksiklerimiz yok mu? Tabi ki var.
Türkiye olarak geri kaldığımız bir gerçek değil mi? Elbette gerçek.
Bir şeyleri bir yerinden yakalamamız gerekmiyor mu? Tabi ki gerekiyor. Zaten biz de bunu söylemeye çalışıyoruz.

Fakat bunu kendimize, mühendisimize, girişimcimize, vizyonumuza güvenerek yapmalıyız.

“Araba bile yapamıyoruz” gibi saçma bir söylemle bir yere varamayız.

Uçak yapmak istesek: “araba bile yapamıyoruz” (ANKA’da böyle olmadı mı?)
Mikroçip yapmak istesek: “araba bile yapamıyoruz” (Bu da oldu bu arada. TÜBİTAK mikroçip yapmak istediğinde de bu tipler aynen bu söylemi ortaya koydular. Dünya’da sayılı ülke yapıyormuş da, biz nasıl yapacakmışız… Yaptık. 15 ülkeden birisiyiz şu an ve ihracat yapıyoruz.)
Uydu yapmak istesek: “araba bile yapamıyoruz”. (Bir zamanlar buna benzer bir yazıyı İTÜ pSAT fırlatıldığında yazmıştım. Bugün o uyduyu yapan arkadaşlar Roketsan, TAI, Aselsan gibi kuruluşlarda uydu üzerine çalışıyorlar.)

Yeter yahu! Araban batsın…
(Yorumlar ve tartışmalar için:  SavunmaSanayi.NET – Araban Batsın)

Gelecek güzel şeylere gebe

Şu meşhur cehennem fıkrasını bilirsiniz: Şeytan yeni gelene cehennemi gezdirir. Her ülkenin kendine ait kazanları vardır. Her kazanın başında bir zebani. Çıkmayı başaranı içeri iter. Bir kazanda yoktur bu zebani: Türkiye. Yeni gelen sorar: “Neden Türkiye kazanında yok?”. Cevap basittir: “Onlar çıkanı aşağıdan çekiyor zaten”Read More

ANKA Başarısı ve İnsansız Hava Araçları

İsrail ile başlayan yeni gergin süreçte “Yerli Heron” diye sürekli atıfta bulunulan, TAI’nin beş yıllık emeğinin ürünü TİHA’nın üzerindeki perde kalktı. Yeni adıyla ANKA, görücüye çıktı. Uçuş testleri için gün sayılıyor.

Askeri teknolojilerde belli mesafeleri katetmiş olan ülkelerin giderek insansız teknolojilere yönelmesine gıpta ile baktığımız şu günlerde ülkemizde de sevindirici gelişmeler gerçekleşiyor. Bilhassa İsrail ile girilen yeni gergin süreç ve Heron’ların teslimatı ve kullanımı ile ilgili yaşanan sıkıntılar, bir yandan bugüne kadar işlerini sessizlik içerisinde yürüten firmaların çalışmalarını sergilemelerine sebep olurken diğer yandan önemli bir gelişmeye tanık olunduğu tarihe tesadüf geldi: TİHA’nın üzerindeki giz perdesi kalktı ve yeni adı olan ANKA olarak TAI’nin tarihi bir başarısı olarak kayda geçti.

ANKA’nın doğuşu ve ortaya çıkışından bahsetmeden önce, İnsansız Hava Aracı kavramını daha derinden irdeleyelim.

Yeni anlayış: İnsansız Savunma En İyi Savunma!

Her ne kadar 2000’li yılların “F-35 21. yüzyıldaki son insansız uçak. Bundan böyle tüm uçaklar insansız olacak” şeklindeki moda söylemi haklı çıkmamış ve halen insanlı muharebe uçağı çalışmaları devam ediyor olsa da 2000’li yıllarda askeri envanterlere giren yeni tip uçakların büyük çoğunluğu insansız hava araçlarından oluştu.

İnsansız teknolojilerin kullanımının yaygınlaşmasının altında gelişen teknolojinin sağladığı imkanla birlikte bazı maliyetli ya da sorunlu kalemleri aşabilmenin getirisi var.Read More

Kendi İnsansız Araçlarımız

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün “100’den fazlası göklerde” demeci bir çok yerde haber oldu.Aynı demeç içerisinde daha önceden dışarıdan aldığımız ama artık üretimini gerçekleştirdiğimiz bir kaç savunma aracından da bahsetmiş.

Sn. Gönül’ün neden bahsettikleri elbette önemli, ama sanırım bizler zaten takip ettiğimiz için –ya da en azından ben- haber ve içerdiklerine değil de daha çok altındaki yorumları okuyoruz.

İnsan bu yorumları görünce üzülüyor.

Aslında internetin insanlara, gazetecilere ve diğer okurlara sağladığı en önemli faydalardan birisi, ülkede olan olaylara, yapılan haberlere, verilen demeçlere halkın tepkilerini anında ölçebilmek, görebilmek…

Eskiden bir haberin yarattığı etkiyi ölçebilmek için mütemadiyen kamuoyu araştırmaları yapılır, halka mikrofon uzatılarak görüşleri alınırdı. Hatta bazı TV programlarının teması, konsepti bu olur ve kamuoyuna sunulurdu böylelikle.

Şimdi halkın nabzını tutmak kolay. İnternet gazeteciliği bunu oldukça mümkün kıldı. Bir haber yapın, altına insanlar yorum yazsın. Tabi siyasi haberler gerçek anlamda fikir vermiyor. Fikir ve ideoloji partizanlığı her yerde kendisini gösteriyor. Yanlış yapanın taraftarları illa ki yanlışı doğru göstermek peşinde, doğru yapanın karşıtları da durumu illa ki yanlışlama peşinde.

Demiştim az önce: İnsan bu yorumları görünce üzülüyor.

Sözgelimi yukarıda bahsettiğim habere insanların ortalama tepkileri şöyle:

İyimserler ülkede çok güzel şeylerin olduğunu düşünüyorlar ve coşkulu yazıyorlar.
Kötümserler ise haberin tutulacak iyi ve güzel yanını bırakmadan vuruyorlar.

İyimserlere “fazla iyimserliğin eksikleri görmeye engel olabileceği” uyarısından başka sözüm yok (Maalesef bizim ordumuzun hala bazı büyük eksiklikleri, kendisi üretmese bile bir an önce tedarik etmesi gereken bazı ihtiyaçları vardır).

Kötümserlere ise daha kısa, ama anlamı daha derin bir kelime söylemek istiyorum: “İnsaf”.

Kötümser vatandaşlarımızın bu haberin altına “Bu uçakların her şeyi yurtdışından geliyor ve burada monte ediliyor” savlarının temeli tamamen bilgisizliğe dayanıyor.

Bu bilgisizliğin suçunu belki bizlerde aramak gerek. Belki bizler milli başarı öykülerimizi haberlerimizde, köşelerimizde daha sık anlatmalı, daha çok bahsetmeliyiz, fakat illa ki bizim anlatmamıza da gerek yok. İnternet nasıl kamuya kamunun nabzını tutma şansı sağladıysa, bilgiye çabucak ve hızlı ulaşma şansını da tanıdı. Ancak toplum olarak “sadece konuşma” sevdamızı yenmenin deveye hendek atlatmaktan zor olduğunun da farkında olarak yine de ben görev biçeyim kendime ve temel bilgileri hemen vereyim:

Sn. Vecdi Gönül’ün bahsettiği mini insansız hava araçları uzun yılların emeğinin ürünü, benim de hem öğrenciyken, hem de iş yaşamındayken katkıda bulunamasam da tüm adımlarına şahit olduğum ve gurur duyduğum, Baykar Makina’nın sıfırdan başlayarak, %100 yerli kaynak ve yerli beyin gücüyle araştırma, geliştirme ve üretimini gerçekleştirdiği Mini İHA’lar.

Bundan dört sene önce 76 adet olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından satın alındı. 2007’de benim de Baykar Makina’da çalıştığım dönemde Kale Savunma işbirliği ile seri üretimine geçildi ve teslimatlarına başlandı (Yanlış anlaşılmasın: Ben o dönemde Baykar Makina’da kısa süreli bir dönem çalışırken İnsansız Helikopter Sistemleri üzerineydi görevim. Bir gurur tablosu olan Mini İnsansız Hava Aracı’nda çalışma onuruna maalesef erişemedim).

Otopilotun bir yemek tepsisi boyutunda olduğu zamandan, onun neredeyse iki kibrit kutusu boyuna küçüldüğü zamana kadarki sürecini bilirim. Oradaki insanların sabah yediden gece 3’e kadar çalışıp, belki tüm hafta içi orada uyuduğunu da bilirim. Ortada buna cesaret edebilmiş koca koca firmalar yokken, otomotiv sahasında yürüttüğü faaliyetlerle iyi kötü kazanan bu insanların, ellerini taşın altına nasıl koyduklarını da gördüm, şahit oldum.

Oradaki emek, özveri, çaba, iki okurun “hepsi montajdır” diye yok sayacağı, aşağılayacağı bir şey değildi.

İnsan üzülüyor işte.

Bu iş partiler üstü bir iş. Ölüm kalım meselesi ideolojilerin, hükümetlerin, konjonktürün varlığına bağlanamayacağı gibi değişmesine de bağlanamaz. Bakanın partisini sevmeyebilirsiniz, görüşlerini de sevmeyebilirsiniz (zira Baykar Makina’nın çalışmalarının temelleri AKP hükümetinden eskiye dayanmaktadır) ancak o parti, bu parti önemi olmadan, -zaten savunma projeleri genelde partilerin ömürlerinden daha uzun planlara dayanır- ülkemizde de bir şeyler yapılabileceğine, ve iktidar kim olursa olsun onun yapması gerektiğine inanın artık.

Yoruldu parmaklarımız.

Hadi artık THY ve TAI!

Candan Karlıtekin’in istifasının ardındaki sebepler hakkında iddialar ve dedikodular bitmiyor. Sonuncusu da Milliyet gazetesinden geldi. İddiaya göre, Candan Karlıtekin, uçak alımlarında TAI için offset anlaşması talebinde bulunan Milli Savunma Bakanlığı’nı şirketin halka açık bir şirket olması dolayısıyla reddetmiş.

Yine gazeteye göre bu reddin gerekçesi de, söz konusu işlemin SPK kurallarıyla uyumlu olmadığı yönünde. Daha doğrusu bu payın THY lehine kullanılmaması, “SPK kurallarına muhalefet” olarak adlandırılmış.

SPK’nın ilgili kuralları halka arz olan şirketlerin offset gibi, başka firmalara kazanç sağlayan anlaşmalar yapmasını engellememekte; ancak belli başlı bazı şartlar koymakta: Bu kararın genel kurulda alınması ve kamuyu aydınlatma platformundan hissedarlara duyurulması gerekmekte.

Yani THY’nin TAI üzerinden offset anlaşması yapmasıyla ilgili, SPK kanadından bir sıkıntı yok. Candan Karlıtekin’in durumu etik bulmaması ise yadırganacak bir durum değil. Neticede her Yönetim Kurulu’nun bu tarz bir üst yönetim kararı konusunda kendisine ait fikirleri olabilir.

Belki de burada Candan Karlıtekin, “Niçin TAI? Offset anlaşması “Türk Havacılık Endüstrisi Firmaları” şeklinde de olabililir” tabanlı bir karşı çıkış yapmıştır, o başka. Gerçi, birisi kamusal kimliğini değiştirmiş olsa da ulusal havayolu firmamız, bir diğeri ise kamusal kimliği olmasa da ulusal havacılık endüstrimizin lokomotifi. TAI de zaten bir çok projede ana yüklenici olarak iş kalemlerini alt yüklenici KOBİ’lere aktarıyor. Yani bir nevi endüstrinin abisi…

Fakat; naçizane fikrim THY’nin yüklü uçak alımlarında mutlaka ve mutlaka offset anlaşması yapmasıdır. Candan Karlıtekin’in de ifade ettiği iddia edildiği gibi; böyle bir anlaşma uçakların maliyetini bir miktar arttırabilir. Fakat; diyelim ki yarım milyon dolar arttırsın: 20 uçak için 10 milyon dolar… Barcelona’ya ne kadar verilmiş? 9 milyon dolar. Bir o kadar da Manchester United…

Reklam bütçesi ile demirbaşlara ayrılan bütçenin farklı olduğunun farkındayım; fakar rakamlar karşılaştırıldığında, en azından ülke ekonomisine katkı sağlayacak bu tarz bir girişimin yaratacağı “bir sponsorluk gideri” kadar tutarı da göz artı etmek gerek…

Kesin çözüm: Müşterek Yatırım

Gerek SPK’nın Kurumsal Yönetişim kurallarının getirdiği kısıtlar, gerekse hisse sahiplerinin haklarının korunmasında ortada soru işareti bırakmamak, gerekse ulusal ekonomimizin sağlayacağı fayda düşünüldüğünde aslında oldukça iyi bir çözüm var: Müşterek Yatırım

THY dikey entegrasyon ile teknik, yakıt, ikram, yer hizmetleri alanlarına zaten geçti. THY Teknik A.Ş ise PART 21 alma hazırlığı içerisinde… THY Teknik’in dikey entegrasyonla geçmediği tek bir alan kaldı: O da Üretim.

Şu halde; zaten Airbus ve Boeing sivil ticari uçak projeleri için parça üretmekte olan TAI ile THY ya da daha münasipi THY Teknik bir müşterek yatırım (joint venture) oluştursa…

THY uçak alımlarında offsetlerini böylelikle kendi ortağı olduğu bu firma üzerinden gerçekleştirse…

Böylece hem ülkemiz kazansa, hem THY büyüse, (hem de Yönetim Kurulu Başkanları istifa etmese), güzel olmaz mıydı?

Bu arada; Candan Karlıtekin’in sadece bu konu sebebiyle istifa etmiş olabileceğini düşünmek biraz dar düşünmek olur. Bu ve benzeri bir çok ihtilafın istifa zeminini hazırladığını düşünmek daha mantıklı…

Tevfik Uyar

Türk uçağı mı? Neden olmasın? – 2 : Sahip olmanın 3K’sı

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz hafta “Türk Uçağı mı? Neden olmasın?” başlıklı yazımız ile Türkiye’nin bir çok alanda önemli başarılara imza attığını, kabiliyetimiz dahilinde olan bu mesele için biraz özgüven, biraz da siyasi irade olmasının gerektiğini söylemenin yanısıra “uçak yapmak” kavramından ne anlamamız gerektiğini irdelemiştik.
Okurlardan gelen ve az sonra sizlerle birlikte sınıflandıracağım geribeslemeler beni bu yazının devamını yazmaya ve sizleri bilgilendirmeye itti.

Öncelikle bu geribeslemelerden bahsedecek olursak;

Konunun alevlendiği hafta basında yer alan olumsuz görüşler bırakın desteklenmeyi, tebrik bile edilirken, yazmış olduğumuz mesnetli ve destekli olumlu ifadelere hiçbir şekilde yanıt ya da muhalif bir düşünce ürünü gelmemiştir. Zira yazımızın sonunda da bu konudaki “yapamayızcılık” akımının bilgisizlikten kaynaklandığını ifade etmiştik. Bu bağlamda haklı çıktığımı ve yazının da amacına ulaştığını düşünebiliriz.

Nitekim yazılan yorumlar ve almış olduğum e-postaların tamamı “biz yapamayız” görüşünden gelen gına ve yazmış olduklarımızı daha önce sistemli bir şekilde hiçbir yerden okuma imkanı bulamamış olanların yüreklerine serpilen su hakkında idi.

Hakikaten de interneti araştırdığımızda karşımıza Türk Havacılık Endüstrisi’nin kapsamlı bir şekilde ele alındığı bir makale ya da deneme çıkmamaktadır.

Bu bağlamda aldığım karar ile geçtiğimiz hafta başladığım “Türk Uçağı mı? Neden olmasın?” konulu yazıma bir seri olarak devam etme düşüncesindeyim. Bu yüzden bu hafta da yine bu konuda yazmak istiyorum.

Read More

Ankara Öksüz Kalmamalı

Hayalkırıklığına sebep olan Airshow eleştiri oklarına hedef oluyor… Peki Ankara Havacılık için önem taşıyamayacak mı?

Geçtiğimiz hafta THK’nın Türkkuşu tesislerinde gerçekleştirilen Airshow Havacılık Fuarı akıllara iki soru getirdi: “Ankara Havacılık için önem taşımıyor mu?”, “Türkiye’ye iki Havacılık fuarı fazla mı?” Bir yanda ülkenin ticari başkenti, en kalabalık nüfusa sahip şehri, üretim, ithalat ve ihracatın, turizmin batı merkezi İstanbul var. Diğer yanda ise bürokrasinin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, doğrudan ya da dolaylı olarak TSK ile iş yapan ya da kısmen ya da tamamen TSK tarafından kapsanan / desteklenen firmaların yer aldığı Ankara var. Üstelik bu şehir, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti. Ancak görülüyor ki, Türkiye’nin başkenti Ankara’da gerçekleşen bu fuar, ne halktan, ne yerli firmalardan, ne de uluslar arası devlerden ilgi görmüş değil… Bu sebepleri elbette irdeleyeceğiz, ancak bir yandan da bardağın hem dolu hem de boş taraflarını da görmek lazım. Read More

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google