Bir çeşit sanal birikinti alanı

Halka Arz

TUSAŞ’ın halka arzı

Halka arz, şirketlerin sermayelerini arttırmada önem teşkil eder. Şirketlerin mali yapılarını güçlendirmek ve aktif finansmanını sağlamak açısından da tercih edilen bir yoldur.

Borçlanmak yerine bir kısım hissenin ihracı, şirket hisselerinin defter üzerindeki değerinden çok daha yüksek miktarlara satışı anlamına geldiğinden, daha avantajlı olduğu bir gerçek. Bir de artık borsaya kote bir firma olarak Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ilkelerine tabi olmanın ve bağımsız firmalarca denetleniyor olmanın doğru, dikkatli ve çok daha nitelikli yönetilme zorunluluğunu getirmesi gibi bir yan etki daha var.

2 Mart 2012’de Reuters ile duyurulan bir habere göre savunma sanayiimizin can damarı Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) halka arz ediliyor. İş Yatırım halka arzın yönetimi için yetkilendirilmiş durumda ve haber doğruysa herhangi bir değişiklik olmazsa halka arz 2013 yılında gerçekleşecek. Yaklaşık iki yıldır dile getirilen bu tasarı artık uygulamaya geçmiş görünüyor.

TUSAŞ oldukça büyük bir şirket. Gün geçtikçe de büyüyor. 2005 yılında millileştirilmesinden bu yana oldukça büyük projelerin altına imza attı ve ihtiyaç duyduğumuz savunma teknolojilerinin millileştirilmesinde, özellikle TAI’nin başarılı stratejisi ve canla başla çalışan alt sözleşme yöneticileri aracılığıyla küçük ve orta ölçekli savunma sanayii şirketlerinin büyümesi ve desteklenmesinde çok büyük rol oynadı. 2010 yılını 572 milyon USD ciro ve 90 milyon USD faaliyet kârı ile kapatan TUSAŞ, bu karın %50’sine yakınını Ar&Ge yatırımında kullanarak 2011 yılında da savunma sanayiimize büyük katkı sağladı. Bu rakamlar Türkiye’de İMKB’ye kote olan sanayi şirketlerinin büyük çoğunluğunun sahip olduklarından daha büyük rakamlar.

Yerli jetten, hava savunma füzelerine ve F-16 yazılımlarının millileştirilmesine kadar bir çok taşın altına elini koyacak olan TUSAŞ’ın kaynağa ihtiyaç duyduğu aşikar. İhtiyaç duyulan büyük bir kaynağı borçlanmadan ve risk almadan, üstelik çabucak elde etmenin yolu halka arz.

Şimdi asıl soru, halka arz işleminin hangi yollar gerçekleşeceği. Zira şirketler hisse senedi piyasalarına mevcut hissedarların sermayesini temsil eden senetleri kısmi ya da tamamen halka arz edebildiği gibi, yeni senetler ihraç ederek sermaye artırımı yoluna da gidebilir. Her iki yol da birlikte tercih edilebilir.

İkinci yol gerçekleşecekse ilave bir sorumuz yok, ama birinci yol seçilecekse TAI’nin ne kadarlık hissesinin halka arz edileceği ve bu hisselerin kimin payından gerçekleşeceği gibi yeni bir sorumuz daha oluyor. TUSAŞ’ın mevcut hisedarları %54,49 ile Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV), %45,45 ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) ve %0,06 ile Türk Hava Kurumu (THK).

İş Yatırım’ın TUSAŞ adına SPK’ya başvurmasıyla birlikte bu detaylar belli olacak ve o zaman yeni bir yorum yapma şansımız doğacaktır.

2012 yılı beklentilerim: THY ve Air Bosna

2012 yılının ilk haftasında Airporthaber.com’da beklentilerimden bahsetmiştim. THY’nin, bilançosunda Air Bosna’yı daha fazla yük olarak tutmayacağını “tahmin edebiliriz” demiştim.

Nitekim de öyle oldu. Tabi, “ben demiştim” diye demiyorum. Yazı/Tura gibi bir şey bu. Ne söylenirse ½ ihtimal. Yazı ya da tura seçeneklerinden hangisinin geleceğine inanıyor olduğumuza göre bir tahminde bulunduğumuz gibi, THY için daha iyisinin ne olacağına dair naçizane bir düşünce idi.

Ancak bu THY’nin satın alma yoluyla büyüme stratejisinden vazgeçtiğini ya da vazgeçeceğini düşündürtmüyor bana.

Air Bosna kararı, bence biraz da siyasi ve duygusal sebeplerle alınmış bir karardı, zira Türkiye’nin o dönemdeki politikası “Neo-Osmanlıcılık” akımı doğrultusunda idi. THY’nin Air Bosna yatırımını takip eden aylarda, Başbakan danışmanı olan Ahmet Davutoğlu’nun Dış İşleri Bakanı olarak atanması ile birlikte bu vizyon resmiyet kazanmıştı.

“Komşularla sıfır sorun” politikasının askıya alındığı bu dönemde vizyon biraz revizyona uğramış görünüyor. Dolayısıyla Air Bosna’nın zarar eden THY’nin sırtında yük olarak kalmaya devam edeceğini öngöremezdik.

Ancak dediğim gibi: Tahmin…

Zira ben televizyona çıkıp, dolarla, altınla, bir çeşit menkul değerlerle ilgili tahminlerde bulunup, daha sonra ben demiştim diyenleri pek eleştiririm. Bunda matah bir şey yok. Ya çıkar, ya iner.

Ne diyelim… Hayırlısı olsun.

THY yine de satın alma yoluyla büyümeye devam eder, başka bir havayolu firmasının hisselerini alır ve siyasi tahminimi doğrularsa, birileri de çıkıp THY’ye “bu ne perhis bu ne lahana turşusu” demesin.

Açık Bilim 5!

Bir kaç bilim gönüllüsü olarak başlattığımız Açık Bilim çevrimiçi bilim dergisi tüm istikrarıyla devam ediyor ve beşinci sayısı da Mart ayının girmesi itibariyle yayınlandı.

Pan Am kabin memurlarının mecburi gülüşlerini de konu alan, Kerem Kaynar imzalı “Pan Am da olsa gülümse bana” adlı keyifli bir yazıyı özellikle okumanızı tavsiye etmek isterim. Ben de “Kumarda kaybeden, nerede kazanır?” ve “Hayat nasıl bir oyundur?” başlıklı iki yazı kaleme aldım.

Herkese iyi haftalar.

Pisti Görmek Tarihe mi Karışacak?

Hava şartlarından dolayı başka yedek meydana inmek, uçuşa dahil olan tüm tarafların istemediği bir durum değil mi?

Bir defa yolcu varmak istediği yere varamıyor, ki hem uçuş ve kabin ekibi, hem de firma taradında, bu kuralları bilmeyen bazı yolcuların itirazıyla birlikte zaman zaman çok sıkıntılı bir duruma dönüşebiliyor. Öte yandan zaten yolcular olarak hızı ve rahatlığı dolayısıyla uçakları tercih etmiş olmamıza rağmen gecikmeli ya da kısmen karayolu ile gerçekleşen seyahat isteyebileceğimiz bir durum değil.

Bugün teknolojinin varmış olduğu noktada hava koşullarının azalttığı görüşe rağmen uçakları sağ ve salim bir biçimde indirebilmek için bazı teknolojilere sahibiz ancak bu teknolojiler, pilotun eğitimi, hava meydanındaki donanım ve uçaktaki donanıma bağlı olarak yine de belli bir görüş limitine kadar işliyor. Üstelik beraberinde bazı riskleri de hala barındırıyor. Gerçekte çok çok iyi çalışan bir sistem olsa bile herhangi bir olumsuzluk ve hata halinde pilotun inişi iptal edebilmesi ve pas geçebilmesi için belli bir vazgeçme marjı bırakılıyor.

Teknoloji, yerinde duramayan ve bu yüzden seyahat eden insanoğlunun karakterini de doğal olarak kazandığından bugün bu alanda da yeni teknolojilere merhaba demek üzereyiz:

Aviyonik devi Honeywell tarafından geliştirilen ve şu an sertifikasyonu beklenen Gelişmiş Görüntüleme Sistemi/Sentetik Görüntüleme Sistemi (Encanced Visual System/Synthetic Visual System: EVS/SVS) olarak adlandırabileceğimiz sistem ile alçak bulutların yaratabileceği kabusların önüne geçilecek.

En kötü hava şartlarında bile pilotun inme ya da pas geçme adına karar verme marjını genişletecek olan sistem, temel olarak uçağın burun kısmında yer alan kızılötesi alıcılar sayesinde pist ışıklarını algılanmasına dayanıyor. Işıkların saçmış olduğu kızıl ötesi dalgaları algılayan termal sensörlerden gelen bilgi, kokpitteki ekranda görselleştiriliyor ve bu sayede gerçek görüş sıfır iken bile pilotlar piste göre konumlarını algılayabiliyorlar.

Sistem sadece ışıklardan aldığı kızıl ötesi bilgiyi görselleştirmiyor: Dahili veritabanı ve uçağın diğer sistemleri ile haberleşebilmesi sayesinde bölgedeki tüm maniaları ve hatta yüzeylerdeki irili ufaklı yükseltileri de pilotlara detaylı olarak görselleştirerek –ve hatta tehlikeli yaklaşmalarda sesli ve görüntülü olarak pilotları uyararak- durumsal farkındalık adına bir devrim yaratıyor. Yani GPWS’in görevlerini de yerine getiriyor.

Bu yönüyle Honeywell’in kendi ürettiği GPWS’lerin yerini alması için de piyasaya süreceği sistem tam anlamıyla test edilir ve onaylanırsa “pisti görmek” konusunu tarihe karıştıracak gibi görünüyor. Havaalanı için herhangi bir donanım gerektirmeyen sistemin karar verme marjını 100 ft. irtifaya kadar düşüreceği tahmin edilirken, FAA onayı için daha ne kadar süre test edilmesi gerektiği henüz bilinmiyor.

DHMİ’nin halka arzı

CNBC-e’ye çeşitli açıklamalarda bulunan Orhan Birdal, halka arz konusunda bir takım ön çalışmaları olduğunu söyledi.

Buradan anlamamız gereken şey DHMİ’nin özelleştirilmesine karar verilmiş olduğudur.

Naçizane düşüncem şudur ki, bir devlet kurumunun kendine ait küçük bir kısmı halka arz etme yoluyla, SPK ilkelerince bağımsız ve özel bir denetleme kurumunun tüm hesap ve kitabını kontrole tabi tutmasını kabul edebilecek değildir.

Söylenen şey daha önce de yaşandı: PETKİM, TÜPRAŞ ve hatta THY halka arz bahanesiyle özelleştirilen kurumlar oldular. Aynı zamanda bir “havalimanı işleticisi” olan DHMİ’nin de özelleştirilmesine karar verilmiş olmalı ki, halka arz konularından bahsediliyor.

Ne olacağını zaman gösterecek ama tarih de tekerrürden ibarettir. Tek cümlede söylemek gerekirse: Konu halka arzdan ziyade, DHMİ’nin özelleştirilmesidir.

Ulaşılamama hakkı

Aklıma gelmişken muhtemelen bu yazıyı okuyan herkesin ortak bir problemine de değinmek istiyorum:

Şu sıralar ben bana gelen reklam mesajlarından, duyurulardan, evden/işten/cepten ulaşıp yeni bir hizmetini duyurmak isteyen firmalardan bıkmış ve usanmış durumdayım.

Gereksiz (Junk/Bulk/Spam) e-posta’dan sonra ciddi bir gereksiz kısa mesaj sorunu da hepimizin hayatına peydah olmuş durumda.

Özellikle telafuz etmek istiyorum; geçtiğimiz hafta TTNET’ten aradılar, cep telefonu hattı yerine geçecek yeni bir hizmetleri için. Karşımdaki kişi bana hangi operatörü kullandığımı söyledi, söylemek istemediğimi söyledim. “Nasıl yani, söylemeyecek misiniz?” diye de garipsedi arkadaş. Ben de bunun şahsıma ait bir tercih olduğunu ve bu tercihi hangi yönde kullandığımı kimseye söylemek zorunda olmadığımı söyledim. Tavsiye ettiği ürün ile ilgili detaylı bilgi almak istemediğimi, kendim internetten inceleyerek eğer ilgilenirsem kendim arayabileceğimi söyledim ve kapattım.

Bugün bir Pazar günü ve hepimizin dinlenme hakkının olduğu gün: Sevgili arkadaşlar tekrar aradılar.

Telefondaki bayana aynı konu için beni geçen hafta da aradıklarını söyledim ve sistemlerinde bu bilgiyi kaydettikleri bir yer olup olmadığını sordum. Varmış: Orada “düşüneceğim ve sonra karar vereceğim” not alınmış. Arkadaşlar da “karar verdim mi?” diye beni arıyorlar.

Bundan kurtulmanın bir yolu yok mu? Bir telefon hizmeti aldığım zaman ulaşılamama hakkımı yitirmiş mi oluyorum? Bir numaram varsa önüne gelen mesaj çekebilir ya da arayabilir mi?

Bu yazıyı okuyan hukukçu arkadaşlar varsa insanların bu haklarına yönelik ne yapması gerektiğine dair bir bilinçlendirme hareketine girişmeleri gerektiğini duyurmak, tavsiye etmek isterim.

Bana benim iznim olmadan mesaj çeken onlarca firmaya ne yapmalıyım?

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google