Category: HAVACILIK

Kocaeli SHYO Öğrenciler Birliği ile haftasonu seminerleri

Örnek bir organize olma davranışı göstererek geleceklerini inşa etmede çok olgun ve engin bir başarı gösteren Kocaeli Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulu Öğrencileri, kurmuş oldukları birlik ile havacılık sektörünün her alanında kendilerini gösteriyorlar.

Havacılık ile ilgili her yerde bir temsilcisi ile karşılaşabileceğiniz bu sıradışı öğrenci topluluğu, haftasonlarını eğlenmeye değil öğrenmeye ayırıyor. Nitekim geçtiğimiz yıl bir öğrenci birliği kurdular; -beni de onur üyeleri seçtiler, umarım hakedecek bir şeyler yapmışızdır- ve akabinde çeşitli etkinlikler düzenleyerek mesleki anlamda oldukça büyük kazanımlar elde ettiler. Türkiye’nin her yerinde her an karşılaşabileceğiniz bu arkadaşlarla havacılıkla ilgili herhangi bir etkinlikte de birden karşılaşabiliyorsunuz ve hatta şaşırabiliyorsunuz da.

Bu yüzden mevcutlarını merak ediyordum; tahminimden fazlaymışlar ve sadece bir kaç kişinin de ürünü değilmiş; bu genç, hevesli ve başarılı arkadaşlar onlar, yirmiler, otuzlarla ifade ediliyorlarmış.

Bu yıl da bu sevgili arkadaşlar sektörde bilgi ve/veya tecrübe gerektiren bir konumda olan kişilerden haftasonlarında ders/seminer almak için harekete geçmişler. UTED’in sınıflarını ayarlamışlar. Kocaeli’nden araç kiralayarak İstanbul’a, UTED’in Bakırköy’deki dernek merkezine geliyorlar. Herkes için tek tek sertifika bastırıp imzalatıyorlar da.

Geçtiğimiz hafta da ben ve Tuğba Kaya bu güzel etkinlikte tahtada duran taraftık.

“Havacılık Alanında Kalite Uygulamaları” başlığı altında yönetim, kalite, havacılık mevzuatları gibi konularda bilgiler verdik. Kalan vakitte de kariyer planlama, kariyer gelişimi ve kariyer süreçleri hakkında bilgiler paylaştık.

Bu etkinliği organize ederek bizlere bu mutluluğu yaşatan, üstelik verdikleri bir plaket ile de bizleri onurlandıran; daha da önemlisi bilgiye olan açlıkları, kendilerine olan güvenleri ve girişimci ruhları ile bizleri gururlandıran bu sevgili arkadaşlara en içten teşekkürlerimi sunuyor, hayatta daima başarılı ve erdemli insanlar olmalarını temenni ediyorum.

THY’ye ermeni tepkisi

Türk Hava Yolları’nın Kobe Bryant ile imzaladığı iki yıllık küresel marka elçiliği anlaşması ABD’de kayda değer etkiler yarattı.

Çok uzun yıllardır bir adet olarak New York ve Chicago’ya uçuş gerçekleştiren THY, geçtiğimiz yıllarda Toronto ve Sao Paulo’ya da uçmaya başlamış, 2010 Eylül’ü itibariyle direkt Washington uçuşları ile ABD’ye direkt uçuş yelpazesini genişletmişti. Bir süredir uzun menzildeki ürün gamını ve pazarını arttırmayı amaçlayan THY, sıradaki planı olan Los Angeles için tutundurma çalışmalarına NBA yıldızı Kobe Bryant’ın marka elçiliğini ekledi.

Küresel bir marka olma yolunda ilerleyen THY’nin bu adımı takdire şayan, zira Avrupa’da –ve Türkiye’de- Futbol ne ise, ABD’de de basketbol o. Kitlelerin dikkatini çekmek için NBA’i kullanarak reklam çalışması yapmak LAX uçuşları öncesinde doğru bir tercih oldu; ancak…
Los Angeles’ın ABD’deki yoğun ermeni nüfusunun kalesi olan California eyaletine bağlı olması tabiri caizse biraz ters tepti.

Şu an bölgedeki ermeniler yoğun bir antipropoganda ile Kobe’nin ve takımı son şampiyon Los Angeles Lakers’ın kafasını karıştırmaya çalışıyorlar… Kafa karıştırmak deyimini özellikle kullanıyorum çünkü ABD basınındaki haberleri dönüp okuduğumuzda görüyoruz ki, ermenilerin sadece California’da 600 ila 700 bin arası nüfusa sahip olduğu iddia ediliyor ve takıma taraftar kaybı yaşayacakları ima ediliyor. Oysa ABD’nin nüfus istatistikleri tutan devlet organı US CENSUS’un 2007 araştırmalarına bakıldığında tüm ABD’deki Ermeni nüfusun 446 bini geçmediği görülüyor. (Tıklayın)

California eyaletinin en büyük şehri. Eyaletin başkenti Sacremento olsa da California’da bizdeki İstanbul-Ankara durumu mevcut. ABD’nin en kalabalık nüfuslu eyaletinin en büyük şehri Los Angeles da ABD’nin en kalabalık ikinci şehri (New York’tan sonra, Chicago’dan önce.) California eyaletinin 39 milyonluk nüfusunun taş çatlasın 200 binini ermeniler oluşturuyor. Bunlardan ne kadarının sporla ilgilenen yaş aralığında olduğu, ne kadarının basketbolla ilgilendiği, ne kadarının Los Angeles Lakers taraftarı olduğu düşünülürse de takım ve Kobe açısından önemsenecek bir rakammış gibi de görünmüyor.

Ancak benim cımbızla çekip çıkaracağım, THY’nin ve bizlerin dikkate alması gereken bazı noktalar var:

Bunlardan birincisi şu: Kendilerini Ermeni Gençlik Federasyonu d,ye adlandıran gençlik örgütü tüm basın-yayın organlarında ses getirecek ve gündem ayrılacak kadar organize bir şekilde anti-propoganda yapmayı başarabiliyorlar. Ayrıca her birisi internetteki binlerce blogu ile ciddi bir kitlesel infial algısı yaratıyorlar. ABD’deki Türkler ise toplumsal olarak duyarlı olduğumuz konularda aynı organize tepkiyi veremiyorlar. (US CENSUS’un 2007 araştırması, ABD’deki Türk sayısının 171 bin civarında olduğunu belirtiyor.)
İkinci önemli nokta ise THY’nin yıllardır Chicago’ya uçuş yapıyor olmasına ve Chicago’nun ABD’deki ermenilerin yoğun olarak yaşadığı beşinci büyük şehir olmasına karşın tepki sadece yeni başlayacak olan Los Angeles’tan geliyor. Muhtemelen Chicago’daki ermeniler THY’nin bu hizmetinden memnuniyetle faydalanıyorlar, bu ayrı bir konu. Ancak Los Angeles tepkisi, THY’nin başarılı çalışmalarına yönelik ticari bir hamle gibi görünüyor. Ermeniler Kobe sponsorluğuna, THY’nin “Globally Yours” sloganının aksine, “Hükümetin Havayolu” iddiasıyla karşı çıkıyorlar.

Son olarak da söylemek isteyeceğim şey, THY’nin takımdan ya da Kobe’den talep olması halinde bile hiçbir şekilde taviz vermeyerek bu anlaşmayı sonlandırmaması. Aksi takdirde “başarılı bir boykot” olarak tarihe geçecek olan bu ruh, THY’nin diğer atılımlarında, diğer sektörlerdeki başka büyük yerli firmalarımızın atılımlarında ve hatta belediyeler, devlet kurumları, resmi kuruluşlar arasındaki benzer alışverişlerde de engel olmak için güçlenerek devreye girecektir.

Herkese iyi haftalar.

Uçuş okulları nereye?

İkinci dünya savaşının etkilerini atlatır atlatmaz hızlı büyüyen avrupa endüstrisinin yarattığı doğal bir sonuç işgücü problemiydi.

Avrupa devletleri önce niteliksiz işgücü bulamadığı için vasıfsız göçmen alımlarına başlamıştı. İstemeye istemeye çok çeşitli ülkelerden çok çeşitli insan profillerine “evet” dediler. Zamanla bu kişileri “asimile” edemedikleri için, kültüren entegrasyonu ortaya attılar. Onu da beceremediler. Üstelik gelen ailelerin çocukları da kendi asilimasyon ve kültürel entegrasyon programları yüzünden sistematik olarak cahil bıraktılar. Bugünse nitelikli işgücü sorunlarını çözemiyorlar ve vasıflı işgücü için kapılarını tüm dünya vatandaşlarına açmış ülkeler var.

Avrupa’yı bir kenara bırakalım… Türkiye’de havacılık sektörünü ele alalım.

Havacılık sektörü 2002 yılından bu yana korkunç bir ivme ile büyüdü. Aynen yukarıda anlattığımız avrupa endüstrisi örneğinde de olduğu gibi, zamanla işgücü ihtiyacı problem haline geldi. İnsan kaynağı eksiği çekilen işgücü tanımları arasında pilotlar ve teknisyenler başı çekiyor. Avrupa’nın göçmenlere kapısını açtığı gibi bugün başta THY olmak üzere yerli havayolu firmaları da yabancı pilotlara kapılarını açıyor ve doğal olarak iş gücü ihtiyacını yurtdışından karşılıyor.Read More

Boeing ve Airbus yeni bir savaşa hazırlanıyor

Geniş gövdeli, uzun menzilli ve iki katlı uçaklar konusunda bir süredir savaşan ve kaynaklarını tüketen iki devin yeni savaşa olan hazırlığı sürüyor.

Bir süredir tek koridorlu uçak pazarına 2020’li yıllara kadar hem yeni bir ürün katmak hem de mevcut ürünleri modernize etmek üzere planlar yapan iki şirket, ciddi bir strateji savaşı içerisine girdi.

Airbus’un 2010’lu yılların sonu için düşündüğü Airbus NSR projesinden “2025’lere kadar yeni bir uçağın pazara sürülmesi mümkün değil” söylemiyle beraber çekilmesi ve 2010’lu yıllar için (2016), A320’lerin yeni bir motorla piyasaya sürülmesi üzeirnde kesin karar kılması üzerine Boeing zorda kaldı. Airbus’ın daha yatkın ve avantajlı olduğu motor değiştirme işlemi, Boeing için ticari ve teknik bir takım sorunlara gebe. Airbus’un ise A350XWB gibi hala ön tasarım safhasında bulunan bir yükü var.Read More

Buzlanma fenomenine savaş açılıyor

Geçtiğimiz yıl gerçekleşen ve 228 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan Air France 447 No’lu uçuşun etkileri sürüyor.

Kazadan sonra buzlanma fenomenini anlamak üzere o dönemde yeni bir çalışma başlatan Boeing ve Air France-KLM çalışmalarını henüz tamamlamasa da ulaştıkları ilk sonuçlarda kristal tipi buzlanmanın uçuş aletleri üzerindeki etkilerine yönelik ciddi bulgulara ulaştılar.

Kara kutulara ulaşılamadığı için net sebebi henüz ortaya çıkmayan kazanın muhtemel sebepleri arasındaki en kuvvetlisi pitot tüplerinde bir buzlanma sebebiyle uçağın ve pilotların durum bilgisini tamamen kaybetmiş olması; ancak konuyla ilgili bir kesinlik söz konusu değil. Bu ihtimali güçlendiren benzerlik ise bu kazadan bir süre önce yine A330 ile uçuş yapan Northwest Airlines pilotlarının da benzer irtifa (39 bin fit) ve hava koşullarında benzer arızalar bildirmesi. Fakat bu uçaklar düşecek kadar büyük sıkıntılar yaşamadıklarından uzmanlar, otoriteler ve üreticiler hala bu konuda mutabık değiller.

Bugün kullanılan pitot tüpleri 40 bin fit üzerinde ve -40 Santigrad derecede rahatlıkla çalışabilecek şekilde tasarlanıyorlar fakat pitot tüplerinin -65 derece gibi sıcaklıklarda nasıl çalıştığına yönelik herhangi bir ciddi çalışma bulunmuyor.

Airbus’ın da bildirildiği ancak şirketin herhangi bir yorum yapmadığı Boeing-Air France ortaklığındaki bilimsel çalışma farklı hava koşullarında pitot tüplerinin çalışmalarını ne şekilde dürdürdüğüne yönelik. İlk bulgular ise vahim.

Bugün uçaklarda bildiğimiz anlamda “donma” yoluyla buzlanmaya karşı her türlü önlem mevcut ancak yüksek uçuş irtifalarındaki “hain” ve çok küçük buz tanecikleri –çok sık karşılaşılmasa da- kazaların ana sebebi olabilir.

Bu noktada kazalara sebep olan şeyin uçağın bütününde buzlanmaya bağlı yapısal ya da işlevsel bir sıkıntı olmaması önemli. Yürütülen çalışmaya göre, bu buz kristalleri normalde suyu tahliye edebilen pitot tüplerine çok küçük katı parçacıklar olarak giriyorlar. Isıtmalı pitot tüpünün içerisinde eriyorlar, ancak yüksek irtifalardaki düşük basınç ve aşırı düşük sıcaklık koşullarında bu defa tekrar donuyorlar. Yani aslında tam olarak bir erime değil faz değiştirme söz konusu. Bu da pitot tüpünün işlevini yerine getirememesine sebep oluyor. Pitot tüpü gibi ölçüm aletlerinden gelen yanlış bilgi dolayısıyla hem otopilot için hem de pilot için yanlış kararları beraberinde getiriyor.

Çalışma sadece bir mühendislik çalışması olmadığı için geniş bir yelpazede değişikliğe işaret ediyor, çünkü konu sadece tasarım zayıflığı değil. Bu durumu fırtına bulutlarının üst tabakalarında “sirkülasyon şeklinde dolaşan” katı partiküller yarattığı için ne pilotlar gözüyle, ne de herhangi bir radarla keşfedilemiyor. Bu da yeni prosedürlerin geliştirilmesine ihtiyaç doğuruyor. Pilotların durum bilgisinin kaybedildiği durumda ne yapacakları konusunda ise daha detaylı checklistlere ihtiyaçları var.

Eğer Rosemount, Goodrich ve Thales gibi mevcut pitot tüpü üreticileri bu çalışmanın sonuçlarına göre AR&GE çalışmalarını devam ettirir ve buz kristallerine yönelik yeni bir ürün geliştirirse uçaklardaki tüplerin tümden değişimi söz konusu olabilir. Nitekim daha önce Airbus’ın çok kez pitot tüpü değişikliğinde bulunduğunu da hatırlatmak gerek. (2001 yılında işleticilerden gelen şikayet üzerine A330’lardaki mevcut Rosemount probları Goodrich 0851 HL probları ya da Thales C16195AA probları ile değiştirilmiş, 2007 yılında A330/A340 uçaklarındaki Thales AA problarının Thales BA problarıyla değiştirilmesi için servis bülten yayınlanmış, 2008’de bu servis bülten revize edilerek değişiklik zorunlu hale getirilmiştir. 2009 yılında Thales’in gerçekleştirdiği yeni bir çalışmanın BA tipi tüplerin AA tipi tüplerden her koşulda daha iyi olduğunu ortaya çıkarması üzerine 2009 yılı Nisan ayında Airbus tüm operatörlere diğer tip uçaklardaki AA tiplerinin de BA tipleriyle değiştirilmesini tavsite etmiştir.)

Not: Düşen uçakta Goodrich 0851 HL, Thales C16195AA ve Thales C16995BA tipi probların tamamından bulunuyordu.

İyi Haftalar

Yerli uçakta ortak İtalya mı?

İtalyan Savunma Bakanlığı Müsteşarı Guido Crosetto’nun basınımızın tabiri ile “ağızdan kaçırdığı” şey dikkat çekici.

Finmeccanica’nın Ankara Ofisi’nin açılışında yaptığı konuşmada “Türk-İtalyan ortak yapımı bir uçak projesinin düşünüldüğü”nü belirten Crosetto’nun neyi ima ettiği meçhul.

Kendisinin Savunma Bakanlığı Müsteşarı olması bahse konu uçağın askeri bir uçak olduğunu akıllara getirse de Finmeccanica’nın alt firmaları aracılığıyla hem sivil hem de askeri havacılık alanlarında faaliyet gösterdiği bir gerçek. Üstelik Türkiye’nin “milli bir uçak” hedefini sürekli olarak dile getirdiği alan ise sivil havacılık alanı.

Geçtiğimiz yıl gerçekleşen 10. Ulaştırma Şurası’nda resmi ağızlarca dile getirilen yerli uçak siyasilerce de çeşitli seferler gündeme getiriliyor. Zira en son 30 Ekim 2010 tarihinde THY’nin uçak teslim töreninde Başbakan Tayyip Erdoğan da, “En kısa zamanda nasıl kendi helikopterimizi yapacaksak, uçağımızı da yapalım. Yüzde 100 ‘Made in Turkey’ diyeceğimiz uçakları yapalım. Türkiye çok ciddi bir altyapıya sahip” diyerek müsteşarla aynı şekilde kafa karıştırmıştı: Yani Başbakan, sivil bir uçak teslim alma töreninde, savunma endüstrisindeki bir başarıya atıfta bulunarak uçak hedefinden bahsetmişti.

Finmeccanica’nın askeri profilini ele aldığımız zaman elbette önce akıllara iki tip uçak geliyor: Eğitim uçağı (Alenia Aermacchi) ve %21’lik payıyla Eurofighter.

Şirketler grubunun sivil profili ele alındığında ise başta %50’lik payı ile ATR Turboprop Bölgesel Nakliye/Ticari uçakları ve %25’lik ana şirket payı ve şirketin Avrupa satışlarından sorumlu firmanın %51’lik sahipliği ile Bölgesel Jet Sukhoi Superjet 100.

İşbirliği Potansiyeli

Finmeccanica ile eğitim uçağı sahasında bir ortak geliştirme projesi gerçekleştirileceği ihtimali üzerinde naçizane durmuyorum; zira Aermacchi pazardaki konumu ve ürünlerinin başarısı gözönünde bulundurulduğu zaman turbofan ve jet eğitim uçakları konusunda yeni bir ürün geliştirmek ve bunu da ortak bir projeye dönüştürmekten çok uzak. Aermacchi’nin ürün yelpazesinde bulunmayan, hafif olmayan turborop eğitim uçağı kategorisinde ise TAI münferit olarak Hürkuş programını yürütüyor durumda ve İtalyan-Türk Havacılık endüstrisi birlikte düşünüldüğünde bu açıdan da işbirliği geliştirecek konumda değil, ancak birbirlerini tamamlayacak konumda karşımıza çıkıyorlar. Yine naçizane fikrimce, TAI’nin Hürkuş’u A ve B modelleri olmak üzere hem askeri hem de ticari konumlandırma planları tandem kokpite sahip eğitim uçağı pazarında Finmeccanica ile bir işbirliğini uzak kılıyor. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün “Türkiye’nin Havacılık Eğitim Merkezi” olacağına dair söylemlerinin de uluslararası işbirliği içeren endüstriyel bir planla ilişkisi olduğunu düşünmüyorum.

Öte yandan bir iş birliği sahası ise bölgesel uçak sahası ki ilk günden beri siyasi söylemler de hep bu yönde. Ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuya değindiği son konuşmasının THY’nin uçak teslim alma töreni olması da bu anlamda manidar.

Türkiye hakkında yapılan araştırma raporlarının işaret ettiği bölgesel liderlik ve gelişim potansiyeli ile komşularla gelişen ticari ilişkiler hesaba katıldığında karşımıza oldukça ilişkili bir tablo çıkıyor. Daha önce Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın da “bölgesel jet” ya da “bölgesel uçak” telaffuzlarına bakıldığında, bölgesel uçak pazarının işbirliği yapılmaya müsait bir alan olduğu akıllara geliyor. Zira bünyesindeki ATR ile Dünya’da pazar lideri konumuna geçmiş olan Finmeccanica, önce Sukhoi’nin sivil bölümünün %25’ini alarak daha sonra da %51’i kendisinde olmak kaydıyla Venedik merkezli bir müşterek yatırım oluşturarak Sukhoi Superjet 100’ü EASA sertifikasyonu ile Avrupa pazarına sunma çalışmalarına başlamıştı. Buradan Finmeccanica’nın ürün yelpazesine “bölgesel jet” katmak istediğini anlayabiliyoruz. Gelişen sivil havacılık kısa rotalarda sefer sayısı ihtiyacını ciddi rakamlarda arttırdığ ve devlerin uzun rotalara ağırlık vermeye başlamasıyla irili ufaklı firmaların ekonomik uçaklarla operasyon yapmak üzere ortaya çıktıklarını da görüyoruz.

Bu anlamda bakıldığında, söylem sahibi İtalyan Savunma Bakanlığı’ndaki bir üst düzey bürokrat olsa da, ATAK ile gelişen ilişkilerin sivil bir alanda da işbirliğine dönüştürülme olasılığı oldukça yüksek. Askeri sahada kullanımına göre bir çok uçakta uluslararası projelerde pay sahibi bir ülke konumunda olan Türkiye’nin kendi mevcut çalışmaları da listeden çıkarıldığında geriye jet ya da prop olmak üzere “bölgesel uçak” kalıyor. (Boru hatları izleme ya da kıyı izleme ihtiyaçlarına rağmen hiç telaffuz edilmemiş ya da ima edilmemiş olan bu görevlere münhasır uçakları listeye dahil etmiyoruz; zira diğer uçaklarla ikame edilebiliyor.)

Yeni uçak projesi her ne olursa olsun, “bu konuda yeni ortak İtalya mı acaba?” diye sormaktan kendimizi alamıyoruz.

Tevfik Uyar
SSNET Genel Yayın Yönetmeni

Tüccar Sarkozy

Fransızlardan saygı görmenin kuralları değişti.

Parayı basan Fransa’da iyi şekilde ağırlanıp, hatta övgüler alıp dönebilir.Read More

Biyoyakıt Bir Şans

Geçtiğimiz günlerde “Gelecek Güzel Şeylere Gebe” yazımla ilgili bir kaç okurumdan aldığım geri dönüş sonrasında kendileriyle yaptığım nitelikli tartışma şöyle bir sonuca ulaşmıştıRead More

Lazer Teknolojisi Çıkmaza mı girecek?

ABD’nin Hava Konuşlu Lazer (Airborne Laser. Hava-Hava) ve Gelişmiş Taktik Lazer (Advanced Tactical Laser. Hava-Kara) programları dahilinde geliştirilen ALTB (Hava Konuşlu Lazar Test Platformu) programı son iki seferdir hezimete uğruyor. Read More

Radyasyonlu hayat

Radyasyon. Kelime anlamıyla ışıma. Bildiğimiz ışık da bir tip radyasyondur ama biz Türkçe’de radyasyon ismini elektromagnetik tayfın görünmeyen ışık kısmındaki canlılar için tehlike arz eden kısmına veriyoruz.Read More

THY Büyürken…

Şu an iş başında olan THY Yönetimi’nin geldiğinden bu yana çok ciddi radikal kararlar aldığını söylersek yalan söylemiş olmayız. Ancak çok kısa sürelerde çok sık strateji değiştirdiğini söylersek de yalan olmaz.Read More

Gelecek güzel şeylere gebe

Şu meşhur cehennem fıkrasını bilirsiniz: Şeytan yeni gelene cehennemi gezdirir. Her ülkenin kendine ait kazanları vardır. Her kazanın başında bir zebani. Çıkmayı başaranı içeri iter. Bir kazanda yoktur bu zebani: Türkiye. Yeni gelen sorar: “Neden Türkiye kazanında yok?”. Cevap basittir: “Onlar çıkanı aşağıdan çekiyor zaten”Read More

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google