Articles Tagged with: Türkiye’de Bilim

TEDxReset’teyim.

TED Konferanslarının lisansı ile bağımsız olarak İstanbul’da gerçekleştirilen TEDxReset etkinliğinde ben de bu yıl konuşmacı olarak yer alacağım.

18-19 Nisan 2014 tarihlerinde gerçekleşecek etkinliğin ilk gününde, ilk konuşmacı olarak saat 14:00’te sahnede olacağım. “Bilim Haberciliği ve Sözdebilim” konulu konuşmamda Türkiye’de bilim haberciliğinin trajikomik durumu ve sözdebilimle olan iç içeliğini ortaya koymaya gayret edeceğim. Tüm dostları beklerim.

TEDxReset Anasayfa: http://www.tedxreset.com

TEDxReset Programı: http://www.tedxreset.com/programs/show/2014

TEDxReset Hakkında (Web sitesinden):

TED, kendilerini en fazla heyecanlandıran fikirleri paylaşmak üzere dünyanin önde gelen düşünürlerinin katıldığı yıllık bir konferanstır.

“TED” geleceğimizi şekillendiren üç kapsamlı konunun – Teknoloji, Eğlence, Tasarım’ın (Technology, Entertainment, Design) ilk harflerinden oluşur. Etkinliğin kapsamı herhangi bir disiplinle ilişkisi bulunan bütün fikirlerin ortaya konulmasını teşvik eder.Katılımcılara göre “en iyi beyin SPA’sı” ve “bir gelecek gezisi”dir.

TED, farklı alanlara ait önemli düşünce biçimlerini keşfedip kendi yaşamımıza ve iş hayatımıza uyarlayabileceğimizin örnekleriyle aktarıldığı bir merkez olarak hizmet veriyor. Çoğu katılımcı için sonuç: enfes, beklenmedik bağlantılar, olağandışı görüşler ve güçlü bir ilham kaynağı…

Etkinlikte CEO’lardan bilim adamlarına, yaratıcılardan, hayırseverlere çeşitli katılımcılar yer alır. Bill Clinton, Bill Gates, Jane Goodall, Frank Gehry, Paul Simon, Sir Richard Branson, Philippe Starck ve Bono gibi isimlerin konuşmacıların yeraldığı etkinlikte katılıcımlar da bir o kadar sıradışıdır.

Ayrıca henüz tam anlamıyla ünlü olmayan, yeni tanınan sanatçı, bilim adami ve düşünürleri bulup TED topluluğuyla tanıştırmak da TED’in genel felsefesinin bir parçası. Hepsinin ätesinde TED ünlü isimlerden çok daha fazlası…Dünyayi değiştirebilecek güce sahip fikirler, tutku, kahkaha, güzellik ve beceri…

Devamı: http://www.tedxreset.com/about

Bir bilene danışmak

(09.08.2012’de Gazeteport’ta yayınlanmıştır.)

Bilim yazarlığı sıkıntılı bir şey…

“Bilim yazarı” derken, böyle bir kavram da yok aslında. Hani daha çok bilimsel, teknik gelişmeler üzerinde yazan, bilim politikalarını ele alan yazılara ağırlık vermekle böyle bir sıfata sahip olunduğunu varsayalım…

Siyaset üzerine yazmak kolay. Türkiye’de her gün ayrı bir skandal, ayrı bir perde. Gaflardan çatışmalara, adaletsizliklerden yolsuzluklara… Hangi birini sayalım? Siyaset yazarlarının Türkiye hakkında yazmak konusunda hiçbir sıkıntı çekeceklerini sanmıyorum. Siyasete bağlı daha pek çok konu da öyle. Mesela ekonomi. Bir şekilde o fırlıyor, bu azalıyor, onda tavan, bunda taban derken iyi kötü insanın fikirlerini ifade edebileceği yeni şeyler daima var. Bir gidişat var ve çoğunluğu da ilgilendiriyor.

Bilim ve teknikte yok mu? Türkiye’de çok az, olan da bir garip, hatta bir ucundan siyasete bulaşıyor… Gerçi yönümüzü gelişmiş ülkelere çevirirsek her gün bir hayli fazla gelişmeler bulabiliyoruz fakat bunlar bir fikir, bir köşe yazısı değil, önce haber olmalı. Haber olup kitlelere ulaşmalı, soru işaretleri oluşmalı ki yorum yapma şansımız da olsun.

Pek az habere bakınca da kötü bir manzara ile karşılaşıyoruz:

İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ‘Yaşambilimlerinde Multidisipliner Ar-Ge ve İnovasyon Sempozyumu’na bilimin magazini adlı bir konuşma ile katıldım. Bu konuşmayı hazırlarken Türkiye’de yayınlanan pek çok bilim haberini inceleme ve kategorize etme fırsatını yakalamış oldum. Bilim haberciliğimiz bir facia: Dikkatsizlik, bilgisizlik, abartıcılık ve hatta çarpıtma hâkim.

Bu kategorilerden ilki ve en masumu “bilgi bakımından eksik haber”. Haber, onu hazırlayanın bilgisizliğine kurban gittiği için bir şekilde hatalı ya da önemli noktalarda boşluklu oluyor.

Sıradaki kategori abartılı haber. Bu tip haberler ilgi çekmesi için ya da bir şekilde onu hazırlayanın kasıtsız olarak kattığı heyecan ile ucu çok başka yerlere giden bir hal alıyor. Gerçekten uzaklaşılıyor ama yine de üçüncü kategori gibi değil.

Üçüncü kategori, en tehlikelisi: Bilimselmiş gibi görünen hurafe ve saçmalıklar. Okurlara bilim haberi adı altında ve bilimsel bir anlatımla saçma sapan iddialar sunuluyor. Evrene mesaj göndermenin yollarından, sağ beynin 100 atom bombası gücünde olmasına, ağaçlardaki titreşimlerin insana iyi gelmesinden, “11.11.11” gibi tarihlerin yeni boyutlar açacağına kadar bir dolu hurafe, bir dolu anlamsız, temelsiz bilgi. Tamamen magazinsel.

İnsan merak ediyor: Hukukla ilgili konularda hukukçulara danışıp görüşlerine yer veren basının bilim konusunda kendine güveniyor olması neden? Bu özgüven hukuk ve fizik ya da hukuk ve astronominin hangi farkından kaynaklanıyor?

Elbette “Ne zararı var?” diye de sorulabilir. Zira ilk bakışta yokmuş gibi görünüyor. “Kim takıyor ki?” diye de sorulabilir; zaten “sen gazetelere ne bakıyorsun!” gibi bir deyim dilinize aşina gelecektir. Ama öyle değil!

Pratikte Türkiye’de ilköğretim öğrencilerinin tümünün ingilizce dil bilgisi hiç olmadığından ya da yabancı kaynakları takip edemeyecek kadar zayıf olduğundan,  bilimle ilgilenmeye başlamış genç arkadaşlarımız doğal olarak yabancı kaynaklara değil Türkçe kaynaklara yöneliyorlar. Türkçe haber kaynaklarının pek çoğunun hatalı, abartılı ya da sözdebilimsel olması onların bilgilenmelerinde önemli gedikler oluşturuyor ve neticede onları yanlış yönlendiriyor.

Eğitim sistemimizin bilimsel düşünmeye yönelik bir politikası da olmadığından gerçekten bilimsel ve kritik düşünebilmek için kendini geliştirmek zorunda olan, eleştirel düşünüşü doğal yollarla değil de hasbelkader elde edebilmiş bir azınlık oluşuyor. Hem de her söylenene inanan, araştırma zorunluluğu hissetmeyen, kolaylıkla gaza gelebilen ve yönlendirilebilen, tarot, astroloji gibi modern sözdebilimlere ve komplo teorilerine inanmaya meyilli bir çoğunluğa karşılık.

Ne idüğü belirsiz kişilerin tıbbi önerilerine, densiz aşı karşıtı kampanyalara (evet, hatırı sayılır sayıda “ben çocuğuma aşı vurdurmam” diyen vatandaşımız var bu ülkede) ve garip gurüp tedavi yöntemlerine gösterilen prim de yine bundan. İşin kötüsü, yetkili mercilerdekilerin bir kısmı aynı tornadan çıktığı için çoğu zaman bu zararlı akımların tehlikesinin farkına varamıyor olsa gerek ki bir önlem de alınmıyor.

Öncelikli olarak yapılması gerekenleri düşününce akla “bir bilene danışmak” geliyor:

Ulusal basına çağrımız, bilim haberciliğinde her zaman danışılabilecek bir uzman kadro yaratarak bu kadrodan faydalanmalarıdır. Bunda herhangi bir yanlış yok. Anayasa hukukçusuna ya da deprem profesörüne danışmak ayıp olmadığı gibi, bir teorik fizikçiye, bir mühendise, bir sinirbilimcisine de danışmak da ayıp değil.

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google