Bir çeşit sanal birikinti alanı

Sindel

Uçuş okulları nereye?

İkinci dünya savaşının etkilerini atlatır atlatmaz hızlı büyüyen avrupa endüstrisinin yarattığı doğal bir sonuç işgücü problemiydi.

Avrupa devletleri önce niteliksiz işgücü bulamadığı için vasıfsız göçmen alımlarına başlamıştı. İstemeye istemeye çok çeşitli ülkelerden çok çeşitli insan profillerine “evet” dediler. Zamanla bu kişileri “asimile” edemedikleri için, kültüren entegrasyonu ortaya attılar. Onu da beceremediler. Üstelik gelen ailelerin çocukları da kendi asilimasyon ve kültürel entegrasyon programları yüzünden sistematik olarak cahil bıraktılar. Bugünse nitelikli işgücü sorunlarını çözemiyorlar ve vasıflı işgücü için kapılarını tüm dünya vatandaşlarına açmış ülkeler var.

Avrupa’yı bir kenara bırakalım… Türkiye’de havacılık sektörünü ele alalım.

Havacılık sektörü 2002 yılından bu yana korkunç bir ivme ile büyüdü. Aynen yukarıda anlattığımız avrupa endüstrisi örneğinde de olduğu gibi, zamanla işgücü ihtiyacı problem haline geldi. İnsan kaynağı eksiği çekilen işgücü tanımları arasında pilotlar ve teknisyenler başı çekiyor. Avrupa’nın göçmenlere kapısını açtığı gibi bugün başta THY olmak üzere yerli havayolu firmaları da yabancı pilotlara kapılarını açıyor ve doğal olarak iş gücü ihtiyacını yurtdışından karşılıyor.

Ancak bir de Türkiye’de “işsiz ATPL sahipleri” gibi bir gerçek tam karşımızda duruyor.

Uzun süredir faaliyet gösteren uçuş okulları arasına, gerek var olan okulların bir şubesi olarak, gerekse yeni bir marka ve yeni bir okul olmak suretiyle yenileri katılıyor. Başka bir deyişle Türkiye’nin hem uçuş eğitim pazarı hem de kapasitesi gün geçtikçe artıyor.

Necdet Şendil’in başkanlığında faaliyet alanını arttıran ve bir süredir başarılı bir yönetim örneği göstererek giderek büyüyen Türk Hava Kurumu’nun iktisadi işletmesi Gökçen Havacılık, İstanbul’da kurmuş olduğu yeni okuluyla eğitimlere başladı. Okulun yönetiminde ise eğitim alanındaki tecrübesi ve herkesin saygı gösterdiği kişiliğiyle Osman Alp var. Diğer yandan Atlasjet de öncelikle kendi pilotlarını yetiştirmek üzere, “İş garantisi veren tek uçuş okulu” sloganıyla kendi uçuş okulunu açtı ve önümüzdeki ay onunda katılması ile uçuş okulu pazarına iki yeni oyuncu daha dahil olmuş olacak. Stella ortaklığıyla Dalaman’da faaliyet gösterecek olan Gözen Grup’un uçuş okulu ise gün sayıyor. Her ne kadar İstanbul pazarından uzak gibi görünse de uçuş eğitimi almak isteyenlerin bu uğurda ABD’de kalmaya bile razı olduklarını biliyoruz; ki bu da Stella’yı İstanbul pazarından çok da uzakta tutmuyor.

Bu durumda SHGM’nin sürekli olarak dile getirdiği “Türkiye’yi bölgesinin Bakım ve Eğitim Merkezi haline getireceğiz” söyleminin içi pazara yeni katılan oyuncular ve kapasite artışı ile dolmaya başlasa da, hedefin içeriği ile mevcut durumun bilhassa “bölgesinin” kelimesinde birleştiğini görmeye başlıyoruz. Neden mi?

Çünkü Türkiye’de sivil hava taşımacılığı yapan şirketler kendi yetiştirdikleri pilotlar dışındaki yeni mezun pilotlara hala –haklı ya da haksız- bir ön yargıyla yaklaşıyor.

Şu halde Türkiye’deki uçuş okulları, giden ve eğitim alan Türk öğrencilerden ziyade, burada EASA sistemine göre eğitim alıp ülkesindeki firmalarda uçuş yapacak olan yabancı öğrencilere daha efektif eğitim verecekmiş gibi görünüyor; çünkü uçuş okullarının varlığı ve eğitim sisteminin havayolu firmaları tarafından tasvip edilmediği ve uçuş okullarının standartlarının havayolu şirketleri tarafından kendi standartlarına uygun bulunmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Havayolu firmaları pilot seçimlerinde tecrübe kıstaslarını bu mevcut taze pilotların sahip oldukları ortalama tecrübeden üstte tutuyor. Bu da yeni mezun öğrencilerin havayolu firmalarınca istihdam edilmesine engel oluyor.

Tüm bu durumu birlikte çözebilecek bir çözüm üzerinde çalışılıyor olduğu da söylenemez…

Üstelik havayolu firmalarının “iş garantili” uçuş okullarının da sektörde serbest oyuncu olarak yer alan mevcut uçuş okullarına karşı ezici bir rekabet üstülüğü sağladığı da düşünülürse serbest oyuncular biraz yetim kalacaklar.

Öyle bir çözüm bulunmalı ki –bu çözüm SHGM’nin işbirliğiyle olabileceği gibi onun yönlendirmesiyle ama sadece ticari işletmeler arasındaki anlaşmalara dayalı da olabilir-  bu çözüm hem mevcut uçuş okullarının standardını yükseltmeli, hem de bu okullardan mezun olan genç dostlarımızın mağduriyetini gidermelidir. Bu çözüm naçizane sunduğum şu aşağıdakine benzer bir şey olabilir:

Bilindiği üzere havacılık sektöründe faaliyet gösteren firmalar dahil olduğu kalite sistemi, uymakla yükümlü olduğu yönetmelikler ve sahip olduğu kalite standardı sebebiyle hizmet aldığı tüm firmaları denetler. Aralarında bir ticari anlaşma ve belli bir kontenjan olmasa da uçuş okullarını havayolu firmalarının bir tedarikçisidir. Bu yazılı bir anlaşmaya dökülürse –ki bu belli sayıda bir kontenjan belirlemek anlamına gelebilir- uçuş okulları havayolu firmalarının denetlemekle yükümlü olduğu işletmeler haline gelir.

Bu sayede uçuş okulları SHGM haricinde bir de havayolu firmaları tarafından denetlenir ki bu da hem uçuş okullarının standartlarının yükselmesine, hem havayolu firmalarının önyargılarının kırılmasına, hem de havayolu-uçuş okulu arasındaki iletişimin artarak eğitimin gelişerek özelleşmesine yardımcı olur.

Havayolu işletmeleri ingilizce bilmeyen ve üniversite mezunu olmayan kişileri kesinlikle tercih etmiyor olmalarına rağmen bugün bazı uçuş okulları, bu profile uygun kişileri kayıt ediyor mesela. Bu profildeki öğrenciler mezun olduktan sonra iş bulamıyorlar. Üstelik EASA yönetmelikleri, lise mezunu olan kimselerin her tür uçuş lisansı alabilmesine yetki tanıdığı için bu durum SHGM’nin “bulgu listesinde” yer alan bir ayrıntı değil, ancak bir havayolu firmasının denetiminde bu durum önem kazanabilir.

Tabi tüm bunlara ilaveten yapılacak ticari anlaşmanın bir sonucu olarak havayolu firmalarının her okulda bulundurmuş olduğu kontenjan sayesinde öğrencilere hem belli sayıda bir iş garantisi verilmiş olur, hem de tercih edilmek isteyen öğrenciler arası rekabet artar ki bunun da daha yetkin ve bilgili pilotların yetişmesine katkı sağlayacağı inkâr edilemez. Ayrıca piyasadaki iş garantisi veremeyen serbest oyuncuların rekabet üstünlüğünü yitirdikleri için küçülmek zorunda kalmaları riskini de ortadan kaldırır.

O halde çağrımızı bu hafta SHGM, havayolu firmaları ve uçuş okullarına yapıyoruz:

Bir araya gelerek iyi bir anlaşma zemininde uçuş okulları ile havayolu firmalarının iletişimleri ve standart alışverişlerini arttırabilirseniz, bir çok husus çözülmüş olacaktır.

Herkese iyi haftalar.

Vizyon sahibi uçuş okulları

Türkiye’nin bölgesinin havacılık eğitim merkezi olma yolundaki iddiası sürüyor. Bazı okullar yurtdışı atılımlarını gerçekleştirmek için hazırlıklarını sürdürüyorlar, bazılarının gerçekten de ülkemiz adına fayda sağlayacak hazırlıkları var.

Birkaç yıldır doğrudan ya da dolaylı olarak bizzat içerisinde bulunduğum uçuş eğitim sektörünü değerlendirmek adına geçtiğimiz hafta iki ayrı uçuş okulunun genel müdürleriyle görüştüm.

Bunlardan birincisi Sindel Havacılık Genel Müdürü Alper Mete, diğeri ise Türk Hava Kurumu Türkkuşu Genel Müdürü Necdet Şendil’di.

Ankara’da faaliyet gösteren bu iki uçuş okulu –Sindel ilave olarak İstanbul’da da faaliyet göstermektedir- oldukça geniş vizyona sahipler.

Sindel Havacılık Devrim Yaşıyor

Geçtiğimiz hafta Airporthaber’de yayınlanan haberde de çoğunuzun okumuş olduğu gibi, Sindel Uçuş Okulu büyük bir değişim süreci yaşıyor.

Sindel Uçuş Okulu Genel Müdürü Alper Mete, sektörü takip edenlerin de bildiği üzere, Eylül ayı itibariyle Sindel Havacılık A.Ş’yi Ahmet Özbey’den devralarak şirketin yönetim kurulu başkanlığına oturmuş idi. Eylül’ün ikinci haftası Sindel Havacılık Genel Müdürü Airport TV ana haber bültenine konuk olarak hem uçuş okulunun 31 Aralık’a kadar uygulayacağı düşük fiyat politikasından, hem de kısa vadeli genişleme / büyüme planlarından bahsetmişti.

Sindel Havacılık, geçtiğimiz bu süre içerisinde düşük fiyat konusundaki sözlerini tutarak, ilgili dönemde kursa yazılan gençlerimize ekonomik olarak oldukça avantajlı bir fiyat sağladı. Hatta ve hatta adalet sağlamak amacıyla geçmişte daha yüksek fiyata yazılan öğrencilere de aynı imkanı ya da çeşitli imtiyaz ve haklar tanıdılar. Kırım geçiren ya da onarılmayı bekleyen uçaklar da geçtiğimiz hafta devreye girerek eğitim filosuna katıldı. TC-FIL isimli uçak da yine geçtiğimiz hafta itibariyle Sindel filosuna dahil olmuş bulunuyor.

Genel Müdür Alper Mete, okulun yeni performansını bir dizi yeniliğe bağlıyor. Alper Mete’ye göre uçuş eğitimi öyle basit bir kurs değil. Nitelikli bir eğitim ancak nitelikli kadro, nitelikli ders araçları ile gerçekleşebilir. Kendisi “100 pilot yetiştireceğimize 50 pilot yetiştirelim, ama nitelikli adam yetiştirelim. Amacımız kalabalık gruplar mezun etmek, çok paralar kazanmak değil. Uçuş okulu zaten çok verimli, çok kazanan bir işletme değil. Benim amacım havacılık sektörü gibi nitelikli bir sektöre, evvela nitelikli pilot yetiştirerek giriş yapmaktı” diyor.

Ankara’da bazı düzenlemelerde bulunan Alper Mete mesai saatlerini ve günlerini düzenlemekle işe başladıklarını söylüyor. “Bir uçuş okulu pervane döndükçe ayakta kalabilir. Geçtiğimiz sene 6 uçakla yaptığımız uçuş sayısını bu sene 3 uçakla yaptık. Verimliliğimiz %100 arttı” diyen Alper Mete, yaygın olan “uçuş okulu bizi mağdur eder” korkusunu da şöyle açıklıyor: “EASA ve SHGM kuralları genel müdürü parayı, insanı ve kaynağı iyi yönetebilmek görevinden sorumlu tutmuş. Teknik ve mesleki sorumluluk ise post-holder’larda. Biz uçuş okulunu işletme biliminin ve ticaretin gerektirdiği gibi yönetiyoruz; ancak post-holder’larımız kurallardan asla taviz vermiyorlar. Zira Sindel Uçuş Okulu bugüne dek kimseyi mağdur etmemiştir, bundan sonra da etmeyecektir.”

Mete, geldiğinde motivasyonu düşük olan personelin, okulun geleceğini gördüğü için eskisinden daha yüksek motivasyonla işe sarıldığını da sözlerine ekliyor.

Benim de gözlemlediğim kadarıyla ve medyada yer alan haberlerle sizlere de yansıdığı kadarıyla Sindel Uçuş Okulu büyümek ve gelişmek konusunda önemli adımlar atıyor ve baştan aşağıya yenileniyor. Hem filonun, hem kadronun, hem de politikanın birlikte değişmesi ancak devrim olarak yorumlanabilir.

Şirketin öğrencilerine tip eğitimi de dahil paket eğitim vermek üzere ABD’de arayışa girmesi de Türk Sivil Havacılık’ı ve uçuş eğitim sektörü açısından bir ilk olacak.

Şahsi fikrime göre Sindel Havacılık’ın önemli bir özelliği de Seyrüsefer uçuşlarına çok önem vermesi. Öğrencilerine İstanbul, Çanakkale, Ankara, Çorlu arasında sürekli olarak seyrüsefer uçuşu yaptıran okul, bu yolla öğrencilerine önemli nitelik ve kabiliyetler kazandırıyor.

Türkkuşu kabına sığmayacak

Airport TV için yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptığım “Havacılık Endüstrisi” programının 14 Kasım, Cumartesi günü yayınlanan 18. bölümünün konuğu olan E. Hv. Plt. Tuğgeneral Necdet Şendil, katılmış olduğu programda ve program sonrası yaptığımız görüşmede Türkkuşu’nun hedeflerinden bahsetti. Necdet Şendil paşa Türkkuşu’nun Ankara’dan dışarıya doğru açılmak istediği üzerinde duruyor.

Bilindiği üzere Türkiye’nin uzun süredir bölgesinde havacılık eğitim merkezi olmak gibi planları var. 10. Ulaştırma Şurası’nda bu hedef belirtilerek ulusal hedefler arasında olduğunun teyiti bir kez daha verilmiş oldu. Şendil de bu hedefi referans göstererek yılda 300 öğrenci kapasitesine ulaşmak istediklerini ancak bu öğrencilerin tamamının Türk olmayacağını, yurtdışına açılmayı ve yurtdışından öğrenci getirmek istediklerini belirtti.

İstanbul dahil bazı büyük merkezlerde yer okulu (ground school) açmak istediklerini, entegre olarak verdikleri eğitimin yer derslerini burada tamamladıktan sonra Selçuk’ta uçuşa devam edeceklerini belirten Şendil, bu konu için çalışmalara başladıklarını söyledi.

Şendil’e göre Türkiye, hem iklim avantajları hem de Avrupa’nın bir çok ülkesine göre ekonomik olarak daha avantajlı konumda olmasıyla rahatlıkla bölgesinin havacılık eğitim merkezi olabilir. Şendil, Türkkuşu’nun tecrübeli uçuş öğretmenlerinin de bu konuda kendilerinin en büyük avantajı olduğunu söylüyor.

Burada da belirtmem gereken ve programda da sorduğum önemli bir husus var: O da kurban derileri. Malum, kurban bayramı yaklaşıyor. Necdet Şendil’e THK’nın bu yönüyle hep eleştirildiği hatırlatarak bu derilerin akıbetini sordum. O da derilerin gelirinin %60’ının THK’dan başka kurumlara gittiğini, kalanının ise Türk gençlerinin eğitiminde kullanıldığını söyledi. Şendil Paşa’nın söylediğine göre her sene 4000 gencimiz, THK’nın imkanlarıyla model uçak, paraşüt, yelken kanat vb. eğitimler alıyor. Üstelik THK’nın deri bağışından elde ettiği gelir eskisi gibi değil. Çin vb. ülkelerden çok düşük fiyatlara gelen deri dolayısıyla deri fiyatı geçtiğimiz senelere göre oldukça azalmış ve bugün deri bağışı organizasyon maliyetleri de beraberinde düşünüldüğünde herkesin eleştirdiği kadar miktarlarda bir fayda sağlamıyor.

Vizyon…

İnsanların başarıları ancak hayal edebildikleri kadar olabilir. Kurumlar için de bu böyledir.

Vizyonu geniş olan şirketler, tüm ürünlerin birbirine benzemeye başladığı bu zamanda, yarattıkları farklılıklarla ayakta kalabilirler.

Yukarıda bahsini ettiğim her iki uçuş okulu da, okullarının yanısıra hem hava taksi hem de bakım kuruluşlarına sahipler, ve bunun yanında hem tecrübeleri, hem geçmişleri hem de ticari vizyonlarıyla Türkiye’nin bölgesel hedeflerini yakalamasında Türk Sivil Havacılığı açısından önem taşımaktadır.

İyi haftalar.

Tevfik Uyar

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google