Bir çeşit sanal birikinti alanı

MÜZİK

YAYA YÜKLENEN HATIRA VE ACI: CHACONNE…

Kimi zaman internetin bize sağladığı imkânların farkında olmadığımız oluyor. En azından müzik anlamında istediğimiz her şeye yüksek olasılıkla ulaştığımız çağdayız. Halbuki ezelden 56K modemle bir saatte 4 MB’lık MP3 indirirdik… O da bulursak. Değil mi?

Bach’ın en müthiş eserlerinden biri, kimi müzikologların insanlık tarihindeki en iyi, kimilerinin bir solo keman için tarihteki en iyi parça olarak nitelendirdikleri Partita No.2 in D Minor’ün 5. bölümü, Chaconne‘den (ya da orijinal italyanca adıyla Ciaccona) çok kısa bahsedeyim. Fakat önce eseri bir dinlemeye başlayın isterseniz:

Şevki Karayel’den öğrendiğimize göre Bach, Partita No.2’yi bestelemeye başladıktan bir süre sonra ilk eşi vefat etmiş. 5. bölümünü de bu vefatın ardından bestelemiş. Wikipedia‘dan öğrendiğime göre iddianın sahibi Profesör Helga Thoene. Ne var ki bu iddia biraz tartışmalıymış. İddia tartışmalı da olsa, eserin diğer bölümlerden fazlaca uzun, fazlaca hüzünlü, fazlaca duygu yüklü olması iddianın haklı olduğunu düşünmenize neden oluyor.

Şevki Karayel, 22 Ekim tarihli resitalinde eserin piyano transkripsiyonunu çaldı. Besteyi piyanoya uyarlayan Ferruccio Bussoni imiş. Bussoni trankripsiyonunu aşağıdaki videodan dinleyebilirsiniz:

Ve bugün bu eserin gitar transkripsiyonunu dinleme şansı da buldum. Dedim ya? Eseri bu kadar sevmeme rağmen daha önce internette farklı enstruman uyarlamalarını dinlemek hiç aklıma gelmemiş. Belki klasik müziği çok takip etmediğimden ya da bu konuda çok bilgi sahibi olmadığımdandır. Fakat işte; orada dinlememizi bekliyor:

Ve şimdi şu aşağıdaki video da Stokowski tarafından orkestraya uyarlanmış hali…

https://www.youtube.com/watch?v=LoU_ToDmsKQ

Bu da arzu eden için çello uyarlaması:

 

Bence en güzeli, orijinal enstrumanının solosu… Bach’ın vefat eden eşinin anısını notalara gömdüğüne inandığım, tüm duygularını yaylardan çıkan titreşimlere bağladığı ve tellerle ağladığı.

Hepsini dinlemek bir saati aşıyor. Bilgisayar başında otururken değil de, bir yerlere kaydedip, kendinizle kaldığınızda dinlemenizi tavsiye ederim.

Beste: Kumar

Kumar

Söz-Müzik-Yorum:

Tevfik Uyar

[powerpress]

İndir(MP3) (Sağ tıklayarak “Farklı Kaydet” seçeneğini seçiniz.)

Sözleri:

Ürkek bir güvercin gibi…
Ne bu hal ve tavırların?
Hani nerede adın gibi…
Coşup duran pınarların?

Kumar oynamaya ne benim,
Ne senin mecalin var…
Ama naparsın ne şirin,
Ne tatlı cemalin var.

NAKARAT:
Kumar oynadım bedeli sen,
Zehrimi aldım ellerinden,
Şimdiki aklım olsaydı,
Oyunlara gelmezdim ben,

Senin dediğin oldu,
Sevincim yarım kaldı,
Yalan aşkının acısıyla,
Aşka inancım kalmadı

Hayat beni,
Sana itti,
Gözlerinden geçerken
Durup Kaldım.

Kader beni,
Senden etti,
Ben yaşayıp giderken,
Öksüz kaldım.

NAKARAT

(Tevfik UYAR, 17 Ağustos 2008)

Beste: Topuk Sevdası

Topuk Sevdası

Söz-Müzik:

Tevfik Uyar

Gitar1, Ritm Gitar:

Burak Unutulmazsoy

Gitar2 / Baslar / Düzenleme / Seslendiren:

Tevfik Uyar

[powerpress]

İndir(MP3)

Sözleri:

Yüksek topuklarında;
Caddelerin sesi var…
Bozuk plaklar gibi, çalar da çalar
Uzunca eteğinde,
Sokakların tozu var…
Çalı süpürge gibi, sürer de sürer

Acemi makyajında,
Gece kabusları var…
İnci gözyaşlarını döker de döker
Her gözyaşında;
Bin çile izi var,
Makyajı yüzünü boyar da boyar

Orjinal şiirin devamı:

Güzel ablalar vardı, dudakları boyalı…
Beklerlerdi köşede, elleri aynalı,
Muallaydı belki de onların havalısı
En çok onu severdi, sanki oydu ablası
Özendi bir gün ona, “Ne yüksekti havası! ”
O zaman tutuverdi, yüksek topuk hevesi
“Giyeceğim illa, çıkacağım sokağa”
“Beni de sevsin mehmet, ismail, rıza ağa”

Duyduğunda köpürdü, “hayır” dedi babası,
Bir araba dayak da “hayır”ın cabası…
Sırtına yüklemişti, ortancadan bir bohça
İçerisinde topuklusu, bir iki de poğaça
Kaçtı evden; bakmadı giderken arkasına
Kış ayları soğuktu, sarıldı parkasına…

Poğaçası yetmedi, parka zaten eskiydi,
O sıra arkasına üç beş piçi takdıydı,
“Sıcak ev verelim, karnını doyuralım”
“Akşam da oturup işimize bakalım”
Kandı gitti zavallı, ne bilsin ki kötüyü
Muhabbet çok uzadı, kabul etti yatıyı

Uyandı ki sabaha, pis bir oda içinde,
“Ne içtim de dokundu? ”, yorganı kan içinde
Açınca yorganı, anladı ki çıplanmış,
Tuvalet aynasında, sanki yüzü yaşlanmış
Çocuk aklıyla ancak, anladı belasını
Akşamına satıldı, tutamadan yasını

*

Et!
Et var satılık…
Önce biraz rakı, peynir ve zeytin
Sonra biraz Huriye, yeni adı Rengin
Et!
Et var satılık…
Et var!
Et var satılık!

*

Yüksek topuklarında;
Caddelerin sesi var…
Bozuk plaklar gibi, çalar da çalar
Uzunca eteğinde,
Sokakların tozu var…
Çalı süpürge gibi, sürer de sürer

Acemi makyajında,
Gece kabusları var…
İnci gözyaşlarını döker de döker
Her gözyaşında;
Bin çile izi var,
Makyajı yüzünü boyar da boyar

(Tevfik UYAR, 17 Ağustos 2006)

Klip: Kalp Hırsızım (Ellerine Sağlık)

Bestelerimden birini Burak Unutulmazsoy ile birlikte düzenleyerek bir kaç hafta önce yayına sokmuştuk, ancak şarkıyı bu site ve facebook haricinde herhangi bir mecrada tanıtmamıştık. Aslına kaydın yayınlama ve düzenleme amacı olmadan sabahın 6’sında Nokia E-72’nin kayıt kabiliyetlerini test etmek amacıyla yapılmasının bunda büyük etkisi vardı. Yani süper bir artortam (ambiyans) ayarlayıp, çok dinç ve komşuları rahatsız etme kaygısı taşımadığımız bir ortamda olmadı kayıt. Bağırmaya çekindiğimiz de ayan beyan belli oluyordur. Velhasıl bir şekilde kaydettik, düzenledik, yayınladık.

Haftasonu bana uğrayan sevgili dostum Ömer Cansızoğlu, şarkıya bir klip yaparak youtube gibi mecralarda da yayınlayabileceğimizi söyledi. İkimizin favori filmi olan İngiliz Hasta’nın film görüntülerinin de uygun olabileceğini önerdi. Benim de aklıma yatınca hemen çalışmaya başladık. Kendisiyle birlikte yaptığımız ilk klip, Adobe Premier’in çökmesi ile son anda rezil oldu gitti. Motivasyon sıfıra düştü: Program ya da bilgisayar hiçbir şey kurtarmamıştı. Ancak aynı gece “hangi sahneleri kullanalım” sorusu yanıt bulduğu için oturup yarısını yaptım, ertesi gün de kalan kısmını. Acele ve motivasyonsuzluktan da biraz acele ve acemi oldu açıkçası.

Ancak neticede ortaya bir klip çıktı. Bu klip aşağıda… Beğenenlerin paylaşarak, yorumlayarak katkıda bulunması temennimizdir.

Beste: Kalp Hırsızım (Ellerine Sağlık)

Kalp Hırsızım (Ellerine Sağlık)

Söz-Müzik:
Tevfik Uyar

Gitar Solo:
Burak Unutulmazsoy

Düzenleme:
Tevfik Uyar, Burak Unutulmazsoy

Seslendiren:

Tevfik Uyar

[powerpress]

İndir(MP3)

Sözleri:

Uyandım sensiz güne,
İçimde bir boşluk var.
Gidişini sorgular,
Pencereler kapılar.

Bana cevap vermiyor,
Yürüdüğün o yollar,
Masamda bir mektup,
İçinde üç satır var:

Ellerine sağlık, sensiz hiçim,
Ellerine sağlık, ben gitmişim,
Ellerine sağlık, bak bitmişim,
Ellerine sağlık.

Ellerine sağlık, dinmez sızım,
Ellerine sağlık, kalp hırsızım,
Ellerine sağlık, çok yalnızım,
Ellerine sağlık.

Ocaklar yanar,
Evler yanar.
Kalbim kırılmış,
Dağılıyor parçalar.

Bana cevap vermiyor,
Çarptığın o kapılar,
Masamda bir mektup,
İçinde üç satır var:

NAKARAT

Film Müzikleri

Kimi zaman sırf müzikleri için filmleri defalarca izlediğiniz olmuş mudur? Eminim bir kısmınızın olmuştur. Bir sahnenin eksik öğesi, sanırım arkaplanı. Müzik dediğimiz de zaten illa ki nizami notalar dizgesi de değil. Bu bir rüzgar, yağmur ya da deniz sesi de olabilir. Eğer yoksa böyle bir artses, müziğe başvurulabilir; ya da her ikisine. Yağmur sesiyle beraber tiz bir piyano sesinden etkilenecek çok insan vardır.

Bazı film müzikleri, hatta film müziği albümleri beni oldukça etkilemişlerdir. Şimdi biraz bu film müziklerinden bahsedelim; ve hatta okuyanlara da tavsiyem olsun.

1. İngiliz Hasta (The English Patient)

1996 yapımı, ödüllü filminin müziklerinin altında Gabriel Yared’in imzası var. Şimdilerde bu albümü bir şekilde paylaşım programlarından elde etmek kolay; ancak 2003 yılında hiçbir yerden bulamamıştım. Hatta orjinali bile yoktu… Evet evet… Kaseti vardı ama CD’si yoktu. Neyse ki hasretimi bir gün dindirdim.

Filmin kahramanı Kont Almasy macar olduğundan macarca sözler ve ezgilerin de zaman zaman duyulduğu albümdeki favorilerim: “A retreat” ve “Am I K in your book?”. “Swoon, I will catch you” da filmdeki çarpıcı sahnelerden birisi. Müzik ve sahne orada birbirlerini çok iyi besliyorlar.

Genelde minör akorların hakim olduğu parçalar arasında “umutlu ve mutlu” nadir sahnelerin “majör” sesleri de yer alıyor. “Main Theme” dedikleri ana müzik de oldukça dinlenesi.

2. Venedik Taciri (The Merchant of Venice)

Filmi izlemedim; ancak bir gün bana misafir olan Lise arkadaşım Nazif Küçükkoç’un önerisiyle ana müziğini dinledim. Sonra albümü indirdim ve ve ve…

Tok sesli kadının ön planda olduğu müziklere “bayılmamak” elde değil. Albümün bir kısmında tanıdık enstürmanlara rastlıyorsunuz. Tanıdık derken, elbette her enstürmanı biliyorsunuzdur; ama “kanun” çalarken bir TSM dinliyor hissine de kapılabilirsiniz.

3. İnci Küpeli Kız (Girl With a Pearl Earring)

 

Daha önce de bu sayfada hakkında ayrıntılı yazdığım bu “mükemmel” film ve tarih olayının “ana müziği” de inanılmaz. Filmi izlemeden önce Ayşe Akın’ın bana göndermiş olduğu müzik, daha çok tolkien’in orta dünyasından ya da Heroes Might and Magic oynayanların kulağına aşina gelebilecek bir RPG oyunundan geliyormuş gibi hissedilebilir. Hatta müzik nedense tahayyülümde orta dünyanın ya da fin mitolojisinden çıkma figürlerin tasvir ettiği koca koca mantarları canlanırıyordu. Filmi izleyince önce kendi hayalimin yitmesine üzülmeye başlamıştım, ancak filmin sonuna vardığımda bambaşka bir hal aldı.

Filmi de, filmin ana müziğini de şiddetle tavsiye ederim.

Kült film müziklerinden burada bahsetmeyeceğim; ancak şiddetle önereceğim albüm ve müzikler de bunlar… Bunu yazarken Venedik Taciri’nin albümü bana eşlik ediyor. Size de okurken etmesi için bir kaç bağlantı koymak isterdim; ancak” telif yasaları”na aykırı davranmayalım…

İyi seyirler ve dinlemeler.

[poll=7]

Yazmaya “ancak” zaman bulmak…

Koca bir yalan… “Zaman Bulmak”. Küçük şeyler için zaman daima vardır, büyük şeyler içinse zaman daima yaratılabilir. İmkansız şeyler içinse beklemeye ihtiyaç vardır, ama hep olur. Bir şey kafaya kondu mu yapılır; kafaya koymak içinse gerçekten istemek gerekir. Zira, elinde olmayan bekletmeler can sıkar… Gerçekten sıkar. Mesela…

Savunmasanayi.net neden kapalı?

Büyük bir yenilikten sonra e-yayın olarak devreye soktuğumuz savunmasanayi.net şu sıralar kapalı. Sebebi ise, global bir bürokrasi… Alan adını yahoo’dan almıştım, web alanını iste godaddy’den. Bu ikisinin birbirine uyma sorunu ortaya çıktığı için, yıllık ödemesini henüz bir hafta önce yapmama rağmen yahoo’daki alanadını godaddy’e transfer ettim.

Bir alanadının bir firmadan başkasına transferi 7-8 gün sürüyormuş. İnanılmaz! Türkiye’de bürokrasiden sıkılmışken bu da nesi? Neyse ki alışkınız. Bekliyoruz işte. Yakın zamanda açılması dileğiyle.

Şimdi biraz son gelişmelerden haber verelim:

Kısa Haberler:

  • Aviation Türk’te de gecikme var.

Aviation Türk’ün Mart sayısında da gecikme yaşandı, ancak yeni sayı o kadar güzel oldu ki, sanırım bize de okuruna da kendini affettirecektir. Derginin yeni sayısının içeriğini, kısa süre sonra derginin sitesi olan http://www.aviationturk.com da göreceksiniz.

  • Sayısal sanayi yenileniyor…

Daha önce durağan flash sitesiyle durağan sıkıntılar yaratan Sayısal Sanayi’de de alemin kralı wordpress’e döndük. Yapılanma sürecinde olan siteyi kısa süre sonra yayına sokacağım.

  • Musicola.net!

Çocukluğumdan İstanbul’a yadigar dostlarımdan Murat Çolak’a bugün engin bilgi sahibi olduğu müzik alanındaki çalışmalarını yayınlaması için bir alan adı aldık. Yakında bu adreste de oldukça faydalı şeyler bulacaksınız.

  • Sürpriz!

Yakın zamanda tirajı yüksek gazetelerden birinde bana rastlayabilirsiniz. Temennimin gerçek olduğunda ben de burada gururla duyuracağım. Az kaldı!

  • İş Kültür Yayınları’ndan “Tımarhane Sipahisi”

İş Kültür Yayınları’na gönderdiğim öykü dosyam Tımarhane Sipahisi’nin basılıp basılmayacağına dair yanıt gelmesi için gün sayıyorum.

  • Google’ın “23 Nisan Logosu” yarışmasına katıldım

Google’ın 23 Nisan’da Google-Türkiye sayfasında yayınlayacağı google logosu için bir logo tasarlayarak yarışmaya katıldım. Pek ümidim yok :) Ancak yine de yarışma tamamlanmadan yayınlanmasının yasak olacağı düşüncesiyle burada sergilemiyorum.

SankiDergi Özlemiyle: Yeni Projeler

Bundan tam iki sene önce bir hevesle “SankiDergi” projesini yaratmıştım… İlkbiz Yayınevi’nde çalışırken şu an ismini hatırlayamadığım ama bizim “tükkan”a gelip giden bir adam vardı. CD’lerin sadece yuvarlak olmayabildiğini, istenilen şeklin verilebildiğini anlatırken bana yabancı bir internet dergisini gösterdi…

İlk Aşk ve Çocuk: SankiDergi

Yıldırım aşkı! Sayfaların çevrilerek okunabildiği bir internet dergisi! İnanılmaz! Üstelik şık ve harika!

İşte SankiDergi’nin doğması için gereken sevişme buydu.

Fikri masaya yatırdım, disiplin başlıkları, içerik, neler yapılacağı… Kimlerle röportaj yapılabilir? İlkbiz’in yani bizim kendi yazarlarımızdan başlardık, gerisi gelirdi…

Çizgimiz olacaktı. Okur dostu bir dergi olacaktı bu. Okuru bilgilendirmek hatta iyiye, doğruya sürüklemek. Kesinlikle magazin olmayacaktı. “Kültür” anahtar kelimeydi.

İsim. Evet evet… En önemlisi isim… Bir kaç arkadaştan isim için fikir almak gerekiyordu. Nitekim dergiyi enine boyuna anlattığım arkadaşım, meslektaşım (uçak mühendisliği olan mesleğim var ya; hani epeydir kendisiyle ilgilenmediğim…) Mustafa Serdar Tekçe bombayı patlattı. SankiDergi!

Bizim aerodinamikte Sanki Bir Boyutlu akımlarımız gibi aslında bir boyutlu olmayan ama bir boyutlu akım özelliklerine yakın özellikler gösterdiği için sanki bir boyutlu gibi olan, ya da aslında dengede olmayan ama dengeli saydığımızda sorun çıkarmayan haller gibi sankidengeli olan hal! O zaman dergi gibi elimize alamadığımız ama aynen dergide olduğu gibi sayfaları bilgisayardaki ellerimiz olan faremizle sayfalarını çevirebildiğimiz… Evet evet! SankiDergi!

Bir de logo yapmak gerekiyordu şimdi buna… 17 adet farklı logo yaptım, 30-40 adet arkadaşa gönderip en iyi üç tanesini seçmesini rica ettim… Tesadüflerin de hayatta yeri vardır, logomuz 17 oyla seçildi, 17 logo arasından…

logo.jpg

Ailemiz oluşurken

Velhasıl önce Asena Kumsal Şen ve Bahar Arıs katıldı SankiDergi ekibine. Kısa süre sonra görsel tasarımına karar verirken büyük ölçüde yardımcı olan Asena Kumsal Şen ayrılmak zorunda kaldı, ancak ilk sayıda yer aldı. İçerikler hakkında istişare ettiğimiz Bahar Arıs ile birlikte ilk sayıyı çıkardık. Bugün de Aviation Türk’te birlikte çalıştığımız Bahar, “Bir İnsan Masalı” adında, sonu hazin biten kadınların hayatlarını konu aldığı (Lady Di, Prenses Süreyya vb.) yazı dizisiyle en çok okunanlar arasında yer aldı. Dostum Osman Ender Kalender de kısa süre sonra dergi ekibinde yer aldı, o esnada ara tatilde olduğu için destek veremeyen Murat Pınar, ikinci dönem okuluna döner dönmez derginin bel kemiklerinden birini oluşturmak için hazırdı. İlk üç sayıdan inanılmaz dönüş almıştık. Üstelik okurlarla ilişkilerimiz hat safhada iyiydi. Onlar bize, biz onlara birbirimizi yıllarıdır görmeyen dostlar gibi davranıyorduk, herkes dergiye iyi kötü katkıda bulunmak için çeşitli içerik / fikir desteklerinde bulunuyordu. Özellikle okurlarımız arasında olup daha sonra değerli bir dostum haline geliveren Türkiye’nin en şirin ve en hanımefendi Gastronotu, hatta “ablam” Bahar Yaka ekibimize dahil oldu. Daha sonra yönetmeni olduğum her dergide kendisinin o şirin yazılarına yer vermeyi ihmal etmedim. (Bugün Aviation Türk’te de gurme diye bir bölüm var ve yine Bahar Yaka imzası kapı gibi karşımızda duruyor). Akşam gazetesi, Elle dergisi gibi ulusal yayınlarda astroloji duayenliği yapmış Su Karakuş da ailemiz içinde yer alınca SankiDergi artık aslında bir HarbiDergi olmuştu. Hele bir de değerli fotoğrafçılarımız Ozan Oğuz Haktanır ve Özgün Sarı ile! Özellikle Anime serisinin mimarı Alper Çetintaş ve müzik köşemizin editörü Atilla Yılmaz’ı hesaba katmak zorundayız ki bu dergi tüm eklemleriyle hareket edebilsin…

Bu listeye sonraki sayılarda çeşitli katkılarda bulunan Melih Yasin Yüksel, Jale Ceylan, Seçkin Beğen, Duygu Nebioğlu’yu da mutlaka katmak gerek. Herkese ama herkese teşekkür etmek de beraberinde gelmeli…

Zira en başta İlkbiz’deki yazarımız Kaan Erkamla başladığımız röportajlara Rock Müziğinin geçmiş ve gelecekteki en iyi yorumcularından Hayko Cepkin, değerli sanatkarımız ve benim de üniversitedeki saygıdeğer hocam Şeyhmus Okur, Türkiye’nin ilk film sesçilerinden Bayram Karaman, dansta dünyaya adımızı duyuran Aytunç Bentürk, Barış Manço’nun Kurtalan Ekspresteki bıraktığı koltuğu da başarıyla doldurabilen, aynı zamanda sempatik ve değerli dostum olan Asrın Tuncer ile devam ettik.

Başarının Sırrı: İstikrar

İstikrar rakamlarla değil, fikirlerdeki tutarlılıkla olur. Hem ben, hem ekibim, kısaca tüm sankidergi olarak çizgimiz dışına çıkmayı daima reddettik. Daima toplumsal olaylarla yakından ilgilendik ve duyarlı olduk. (Bir seferinde bayan okurlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü kutlamayı unutmuştuk ama duyarlı okurlarımız gereken uyarıyı hemen yaptılar :) )

Bize yazan okurlarımıza otomatik yanıt sistemiyle “mesajınız alınmıştır teşekkür ederiz” demedik… Her birimiz -kimin konusu ya da ilgi alanı ile ilgiliyse- okurumuzla doğrudan ilgilendik. Derginin her köşesinde grafik sanatlarıyla ilgilenen değerli sanat dostlarının küçük de olsa eserlerine mutlaka yer verdik, aslında çok yetenekli olmasına rağmen sağda solda dayısı olmadığı için eserlerine gereken ilgi gösterilmeyen tüm sanatçılarımıza yetenek bölümümüzde yer verdik, ticari kaygı güdenlerle pek münasebette bulunmadık…

9 sayı çıkan dergimize tek reklam bulamadık, o ayrı mesele… çünkü biz magazin yapmadık ve yeni dünya düzeni bizi böyle cezalandırdı.

Zira benim sağlık sorunlarım yüzünden dergiye son verdik, ancak sağlık sorunlarımı aşmamda okurlarımızın etkisi oldu desem herhalde kimse inanmaz. Bize derginin neden çıkmadığını üzülür ve meraklı vaziyette soran okurlarımıza arkadaşlarımız benim sağlık sorunlarımı neden gösterdiler… Herhalde o kadar çok geçmiş olsun mektubunu okuyan bir insanın artık ruh hali cennetten düşmedir!

Ben en çok okurlarımızı özledim, dergi ekibindeki diğer arkadaşlarım da öyle.

Şimdi Yeni Proje!

Sankidergi.net adını kaybettik, yenileyemeyecek kadar ümitsizlik içerisindeydik. Beni sürekli galeyana getirmeye çalışan Osman Ender Kalender ile bugün yeni bir isim ile, yeni bir dergi çıkarmak gibi bir düşüncemiz var.

Gerçi Osman Ender Kalender mezuniyetinin keyfini sürerken artık bu düşünceden uzaklaşmış olabilir; ancak ben şu an Flash ile olmada da en azından PDF biçeminde ya da yardımcı programlar aracılığıyla yaratılmış yeni bir derginin araştırması içindeyim…

Kısa süre sonra ayrıntıları buradan vermeye devam edeceğim.

Böyle bir projeye ilgi duyarsanız muhakkak bana bildirin çünkü bir derginin yazı kurulu ona can verir ve hiçbir dergi tüm ekibin sinerjisi ve işbirliği olmadan çıkmaz…

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google