Bir çeşit sanal birikinti alanı

EDEBİYAT

CCLXXX – MİKRO BİLİMKURGU

Fransız matematikçi ve mantıkçı Blaise Pascal’ın, 1657 yılında yazdığı bir mektubun sonunda “daha kısa yazacaktım ama yeteri kadar vaktim yoktu” dediği gibi, kısa ama etkili yazabilmek bazen uzun ve ayrıntılı yazmaktan çok daha fazla vakit ve çaba ister.

Bazen az olan çok olandan daha çoktur. Kimi zaman tarihi uzun uzun kitaplar değil, kısa ama etkili cümleler değiştirir. “Az ama öz” bizim kültürümüzden bir deyimdir; ki zaten belki de kimi zaman öz, geriye kalandan daha mühimdir.

Mikro öykü bir “öz” meselesidir. Bazen bütün bir öyküyü bir cümlenin içine yedirmektir, bazense de okurun zihninde bir fitil ateşleyip, fitilin bağlı olduğu bombanın akıbetini okura bırakmaktır.

Bu nedenlerle 2014 yılı sonunda Özgün Muti ile oturup 2015 yılı için bir bilimkurgu mikro öykü yarışması düzenlemeye karar verdik. Planımızı yaptık ve akışımızı oluşturduk. Sınırını da çağımıza uygun olsun diye “2 adet tweet” uzunluğu, yani 280 karakter olarak belirledik. Türkiye’de bilimkurgu yazınına katkıda bulunan Fabilog ve Kayıp Rıhtım ile maalesef artık varlığını sürdürmeye Mağazaloji adlı e-ticaret kuruluşu destekçilerimiz oldu. Hakan Tunç, Murat Başekim, Murat Çetinkaya ve Sinan İpek jüri üyelerimiz olmayı kabul etti.

Yarışmayı ilan ettik ve 217 katılımcının gönderdiği 353 öykü kör jüri tarafından incelendi. Her jüri en favori 20 öyküsünü finale bıraktı. Finale kalan öyküler kör jüri tarafından yeniden puanlandı. Böylece jürinin en yüksek puan verdiği üç öykü yarışmayı kazandı. İlk on öykü halk oylamasına sunuldu ve (birden fazla oy kullanılmasını engelleyecek her türlü tedbir alınarak) başarılı ve yüksek katılımlı bir oylama neticesinde halkın tercihleri de belirlendi.

Böylelikle Türk bilimkurgu öykü literatürüne onlarca yeni mikro öykü katılmış oldu. Tüm katılımcılara, jüriye ve oy veren okurlara teşekkür ederiz.

CCLXXX’e ücretsiz olarak aşağıdaki adresten erişebilirsiniz:

http://www.entropolkitap.com/kitap/cclxxx/

Büyükada ne güzelsin…

13-14 Ağustos’ta Bizim Kitaplar ve Adalar Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştirilen Bizim Kitaplar Kitap Etkinliği kapsamında Büyükada’da idim.

Her imza günü etkinliğinde olduğu gibi bu imza günü etkinliğinde de beni ilgilendiren kısım tanıdığım, tanıştığım yerler ve kişiler oldu.

Daha önce bir defa resmi bir iş, bir defa da gezmek için uğradığım Büyükada’yı o zamanlar sadece bu yönleriyle, belki bisikletle turlanan sokakları ve yoran yokuşları ile biliyordum. Bu defa öyle olmadı. Bu defa adayı benimsedim, özümsedim, hatta içinde kaldım bir gece. Kaldığım o konaktan bozma, müthiş şirinlikteki butik otel, ona ulaşan sokaklar, motorsuz, egzossuz, sakin hava, martıların, böceklerin belki de bu doğal ortam dolayısıyla yaşam mücadelesinden dolayı yaşam sevgisi taşıdığı o halleri… Anlatmakla bitmez.

Zaten anlatacak kelime bulamıyorum. Peyami Safa’nın da o sokaklarda gezdiğini bilmek, Matmazel Noraliya’yı burada tanıyıp, “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” kitabında yazdığı o fikir denizini burada düşündüğünü bilmek ne güzeldi.

İmza günü dolayısıyla orada yer almanın da yarattığı bir havadan mıdır nedir, gezdiğim her yerde aklımdan kelimeler, cümleler fişkırdı. Zira otelin şirin lobisinde gece oturup bir kaç cümle ağladım, küçük, kısa bir durum öyküsü yazdım. Pek az zaman sonra burada da paylaşacağım. (Gala Otel, Büyükada)

İmza gününe gelince,

İmza günü gözlemlerim bana Türkiye’nin okur profili hakkında tekrar bilgi verdi elbet.Yalnız ben özellikle tespit ettiğim bir kaç meseleden bahsetmek istiyorum:

Ben kendi kitabını pazarlamaktan utananlardanım. Çok az defa insanlara kitabın konusunu anlattım, ancak her anlattığımda da kişiler merak edip aldılar. Türkiye’de insanların metafizik öğelere ilgisinin fazla olduğunu söylemeye gerek yok, ancak tüm bu olayların bilimsel bir gerçeklik tabanında açıklanmaya çalıştığı söylendiğinde ilgi daha da büyük oluyor. Kitabımı alan ada sakini ve ada turistlerinin geri dönüşlerini merakla bekliyorum.

Diğer bir konu da Türkiye’deki azınlıklardı. Orhan Sakin’in yazarımız olması ve Ekim Yayınları’nın da Bizim Kitaplar bünyesinde katılması sebebiyle Türkiye’de azınlıklar ve Osmanlı’da gayrimüslim tebaa ile ilgili harikulade kitaplarımız var. Azınlıklardan oluşan Ada halkı bu kitaplarla kesin olarak ilgilendiler ve almasalar bile kitapları epey incelediler. Kendilerinin, kendileri hakkındaki yayınlara entellektüel bir ilgi beslediklerini görmek mutlu ediciydi. Birlik ve bütünlüğümüzün yayınlar yoluyla sağlanabileceğinden kuşkum yok. Ülkemizdeki azınlık kardeşlerimiz kendileri hakkında ne düşündüğümüzü yoğun bir ilgi ile takip ediyorlar.

Öte yandan çocuk kitaplarına gösterilen ilgi muazzamdı. Sevgi Tanrısever ve Pekcen Türkeş bizim yazarımız ve çocuklar için yazdıkları güzel kitaplar da standımızdaydı. Artık anne ve babalar okumanın önemi konusunda çok bilinçliler ve çocuklarının okumaları için her kesimden insan, güzel bir kitap bulmak için çaba içerisindeydi. Standımıza yanında anne-babası olmadan uğrayan, kendileri için kitap seçen, yazarlarla tanışan çocukları saymıyorum bile. İşte Türkiye’nin geleceği, bu cesaret, girişimcilik ve okuma sevgisine sahip bu çocuklarla inşa edilecek.

Komik bir anıdan da bahsedeyim: Kendisi benim yazarlık kariyerimdeki ilk uluslararası başarımdır (!).

Standımızı ziyaret eden Portekizli bir aileyle o kadar güzel bir sohbette bulunduk ki, hiç Türkçe bilmemelerine rağmen kitabımdan aldılar ve imzalattılar :)

Sevgi Tanrısever ve Pekcan Türkeş’ten bahsetmek gerekirse:

Sevgi Hanım, her yaşa inebilen, zerafet ve nezaketi ile örnek, çok saygıdeğer bir insan. Kendisiyle uzun uzun sohbet etme şansımız olmadı, zira itiraf ediyorum: Bu kadar değerli, nazik ve kibar bir büyüğümüzün yanında yanlış bir cümle kurmamak için kendimi o kadar kasıyorum ki, uzun süre sohbet etmek benim için zorlaşıyor.

Öte yandan Pekcan Türkeş ile çok fazla sohbet etme şansımız oldu. Kendisi hem tiyatrocu, hem de avukat. Fox TV’deki Su Gibi programındaki hukuki yorumculuğuyla tanınan, ünlü bir yüz. Olacak O Kadar’daki hallerini hepimiz sevmiştik zaten. Çocuklar için tiyatro oyunları yazıyor. Ne şans ki aynı yayınevinin yazarları olduğumuz için bu tip etkinliklerde bir araya gelebiliyoruz. Sevimli, iyi niyetli, kalbinde hiç kötü niyet olmayan bir ağabeyimiz.

İmza günleri boyunca yanımdan ayrılmayarak destek veren Ayşe’ye ise ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. Kendisi olmasa zaman zaman yalnızlıktan gamlanabilirdim belki de. Hep yanımda oldu ve bir an bile desteğini esirgemedi.

İmza günü sayesinde uzun bir süredir görmediğim sevgili arkadaşım Selena’yı görmek ise ayrı bir mutluluk kaynağıydı. “Eskimeyen Dost” denen şey bu olsa gerek.

Son günün son saatleri dahi olsa beni orada ziyaret eden sevgili dostlarım Onur ve Oğuz’a da ayrıca teşekkür ediyorum.

Son teşekkür de, yayınevi müdürümüz, şair ve yazar D. Ali Gültekin’e… Bize bu imkanı tanıdığı için…

[nggallery id=19]

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google