Articles Tagged with: Bilimkurgu

NASIL BİR SÜPER KAHRAMAN OLMAK İSTERSİNİZ? (ANKET ANALİZİ)

Günlerden bir gün dostum Gülbike Berkkam ile İstanbul trafiğinin en acımasız hâline denk geldik. Hızımız dakikada üç metre. Sıkışıklıktan değil, mantıksızlıktan. Gülbike birden bana dönüp “Sana da tüm arkadaşlarıma sorduğum o soruyu sorayım, böylece vakit geçer” dedi. Reddedilemeyecek teklif.

“Karşına bir cin çıksa ve sana bir duygunu vermen karşılığında özel bir yetenek verecek olsaydı, hangi duygunu verir ve nasıl bir yetenek alırdın?”

Soru müthişti! Biri korku diğeri bilimkurgu yazarı olan iki kişi için daha keyifli sohbet olamazdı. Teleport olabilen ama bedeninden başka bir şey götüremediğinden her gittiği yere çırılçıplak giden bir süper kahramandan kanuni yollardan para kazanmaya çalışan bir zihin okuyucuya pek çok hayal kurduk… Ve sonra daha da derinine inip sorgulamaya başladık: Acaba hangi duyguyu seçip hangi yeteneği alacağımıza nasıl karar veriyoruz? Niçin bazılarımızı teleport olmak heyecanlandırırken, bazılarımızın ilgisini zamanda yolculuk cezbediyor?

Bunlar üzerinde tartışırken aklıma bir fikir geldi ve dedim ki Gülbike’ye, “Niçin bu soruyu sadece senin arkadaşlarına soruyoruz? Haydi bir anket yapalım ve herkese soralım. Bakalım kimler neler veriyor? Karşılığında neler alıyor? Bu seçimler cinsiyete, yaşa, okunan türlere göre değişiyor mu?”

Ve nihayetinde -eğer katıldıysanız kesinlikle hatırlayacağınız- bir anket çalışması yaptık.  Veri çok… Değişken de çok. Bu yüzden anket sonuçlarını çok sıkmadan, kısa kısa anlatmaya çalışacağım.

Katılımcı Profili

Anketimizde katılımcılara öncelikle cinsiyetlerini, yaşlarını, okudukları türleri (Bilimkurgu, fantastik, korku, polisiye, diğer kurgu, kurgu-dışı), ve sonrasında da hangi duygularını verdiklerini ve karşılığında nasıl bir yetenek istediklerini sorduk.

Anketimize toplamda 519 kişi katıldı. Katılımcıların %60,5’i Erkek, %39,5’i Kadındı.

Yaş dağılımları ise şöyle gerçekleşti:

Yaş aralığı Frekans Yüzde
8-15 4 0,8
16-23 137 26,4
24-31 194 37,4
32-39 123 23,7
40-47 42 8,1
48-55 15 2,9
56-63 2 0,4
64-71 1 0,2
72-79 1 0,2
Total 519 100

 

Katılımcıların %77,3’ü Bilimkurgu, %54,1’i Fantastik, %28,1’i Korku, %48,6’sı Polisiye okuyor.

Katılımcıların %7,7’si tüm türleri okurken, en kalabalık kitle 88 kişilik nüfusuyla (%17) hem Bilimkurgu hem de Fantastik okuyanlar. Onları sadece bilimkurgu okuyan 77 kişi (%14,8) takip ediyor.

Alınan Yetenekler ve Verilen Duygular

Katılımcıların bazı özelliklerinden bahsettik. Şimdi hem alınan yetenekler (artık kısaca “alınanlar” diyeceğim) hem de feda edilen duygular (“verilenler”) arasında en popüler olanlara bakalım.

Evvela “verilen duygu”. Verilen duygular arasında “Kaygı / Evham” çok popüler. Her dört katılımcıdan birisi kaygı / evhamı vermeyi seçerken, her beş katılımcıdan biri de Kin/ Nefreti feda etmeyi tercih etmiş. En az vazgeçilmek istenen iki duygu ise sevgi ve vicdan. Tüm katılımcılar arasında sadece 6 kişi sevgiyi vermeyi tercih ederken, 9 kişi vicdanı vermeyi seçmiş. Tam sıralı liste aşağıda:

Verilen Duygu Sıklık Yüzde
Kaygı / Evham 143 27,6
Kin / Nefret 101 19,5
Kıskançlık 75 14,5
Korku 60 11,6
Öfke 49 9,4
Utanma 34 6,6
Aşk 24 4,6
Merhamet 18 3,5
Vicdan 9 1,7
Sevgi 6 1,2

Gelelim Süper Kahramanlık fakültesi tercihlerine. Görünen o ki zaman yolculuğu en popüler yanıt. Her beş kişiden birisi zamanda seyahate çıkabilmeyi istiyor. Hemen ardından da zihin manipülatörleri geliyor. Katılımcıların hemen hemen altıda biri de zihinleri kontrol edebilmeyi istemiş. Hayvanlara hükmetme, aşırı kuvvetli olma veya aşırı hızlı hareket etme gibi yetenekler pek rağbet görmemiş ve katılımcıların sadece %1’i bu yetenekleri talep etmiş.

Alınan Süper Güç Sıklık Yüzde
Zaman yolculuğu 112 21,6
Zihin kontrolü / Düşünce manipülasyonu 91 17,5
Ölümsüzlük 44 8,5
Şifacılık 44 8,5
Teleport olma (Işınlanma) 37 7,1
Zamanı durdurma 34 6,6
Görünmezlik 29 5,6
Ateşi / Havayı veya Suyu kontrol etme 25 4,8
Uçabilme 24 4,6
Geleceği görme (Medyumluk) 19 3,7
Telekinezi (Objeleri zihin gücüyle hareket ettirme) 17 3,3
Telepati (Zihinden Zihine İletişim) 16 3,1
Yüz ve beden değiştirme 10 1,9
Aşırı hızlı hareket etme 7 1,3
Aşırı kuvvetli olma 5 1
Hayvanlara hükmedebilme 5 1

Dikkat çeken ilişkiler: Cinsiyet!

Bu verileri toplayıp da aralarında anlamlı ilişkiler var mı diye bakmamak olmaz. Mesela kadınlar ve erkekler arasında ciddi tercih farkları var mı? Ya da yaş ilerledikçe verilen duygu ve alınan yetenek tercihleri değişiyor mu? SPSS İstatistik Paket programı ile yaptığımız bir takım analizlerle bu sorulara yanıt bulmak mümkün oldu. Fakat istatistiki terimlerle kafa karıştırmayacağız ve sadece kayda değer bazı tespitlere yer vereceğiz.

Öncelikle cinsiyetin neleri değiştirdiğine göz atalım:

Mesela Aşırı hızlı hareket etme (4x), Aşırı Kuvvetli Olma (3x), Geleceği Görme (2x), Ölümsüzlük (2x), Teleport (2x), Zamanı Durdurma (2x) bariz bir biçimde erkeklerin kadınlara nazaran daha çok tercih ettiği yetenekler. Her bir yeteneğin yanında parantez içerisinde yazdığım sayılar, söz konusu yeteneği tercih eden erkeklerin tüm erkeklere oranının, kadınların oranının kabaca kaç katı olduğunu gösteriyor. Örnek vermek gerekirse, erkeklerin %40’ı aşırı hızlı hareketi tercih etmişse, kadınların %10’u tercih etmiş. “Basitçe neden sayıları karşılaştırmıyorsun?” diye sorarsanız eğer, sayıların bizi yanıltma olasılığını dikkate aldığım için derim… Zira anketimize katılan erkek sayısı, kadın sayısından fazla.

Öte yandan Yüz ve Beden Değiştirme (6x), Telepati (3,5x), Hayvanlara Hükmedebilme (2,5x), Şifacılık (2x) yetenekleri de bariz bir biçimde kadınların erkeklere göre daha fazla tercih ettiği süper güçler (aynı oransal ilişki burada da var). Yüz ve beden değiştirmeyi seçen kadın oranı, aynı yeteneği seçen erkek oranının 6 katı.

Diğer yetenekler kadınlar ve erkekler tarafından hemen hemen eşit oranda tercih edilmişler.

Erkeklerin ilk 3 listesinde, Zaman Yolculuğu, Zihin Manipülasyonu ve Ölümsüzlük,

Kadınların ilk 3’ü ise  Zaman Yolculuğu, Zihin Manipülasyonu ve Şifacılık bulunuyor.

Üçüncülere bakılırsa erkekler kendilerini, kadınlarsa başkalarını iyileştirmeyi istiyor gibi görünüyor.

Ya verilen duygular nasıl değişmiş?

Aslında verilen duygulardaki farkların anlamlılık düzeyi sadece %90 çıkıyor. Yani daha gündelik dilde söyleyecek olursak istatistiki olarak aşağıdaki sonuçlar pek anlamlı değil. Fakat yine de göze çarpan farklılıklardan bahsetmemizi isterseniz şöyle:

Merhamet (2x), Utanma (2x) ve Aşk (1,5x) erkekler tarafından kadınlara göre daha çok feda edilirken, Kadınlarda Kaygı / Evham (1,5x) ve Kıskançlık (1,5x) erkeklerden daha çok feda ediliyor.

Her cinsiyetin kendi içindeki ilk 3’lerine bakacak olursak karşımızda da şöyle bir tablo çıkıyor:

Erkeklerin ilk 3’ü, Kaygı / Evham, Kin / Nefret ve Korku iken,

Kadınların ilk 3’ü, Kaygı / Evham, Kıskançlık ve eşit miktarda Kin /Nefret.

Dikkat çekici fark erkeklerin daha çok “korkudan”, kadınlarınsa daha çok “kıskançlıktan” kurtulmak istemeleri.

Dikkat çeken ilişkiler: Yaş!

Duyguları esas alarak bakacak olursak: Aşkı verenlerin ve sevgiyi verenlerin %50’sinin 16-23 yaş arasında olduğunu söylemekle başlayalım. Korkuyu verenlerin %43’ü de öyle. Yani daha erken yaşlarda muzdarip olunan duygular daha çok bunlarmış gibi görünüyor. (Ya da belki de bu yaş grubundaki katılımcılar bu duygulardan kurtulmadan süper kahraman olunabileceğini düşünmüyor). Yaşı esas alırsak: 16-23 yaş grubunun feda ettiği en popüler duygu korku. 16-23 yaş arasındaki 137 katılımcının her beş tanesinden biri korkuyu vermiş.

Böylesine bariz sonuçlardan bir diğeri de 24-31 ve 32-39 yaş gruplarına çıkıldığında Kaygı ve Evham’ın %30’un üzerinde bir tercih oranına sahip olması. Herhalde hayata dair kaygılarımızın arttığı bu dönemde kaygı ve evhamdan daha çok muzdarip oluyoruz, ki bu da ankete yansıyor. Bu yaş grubundaki toplamda 317 kişinin üçte biri Kaygı ve Evham’ı vermeyi tercih etmiş.

Bir sonraki yaş grubu 40-47 için Kin ve Nefret %30’luk bir tercih oranıyla liderliği ele geçirse de, 48-55 yaş grubunda Kaygı ve Evham%40 ile  bayrağı tekrar ele alıyor. Daha da ileri yaş gruplarında katılımcı sayısı çok az olduğu için sonuçlar vurucu da olsa anlamlı değiller. Merhameti tercih eden 18 kişiden 9’unun 24-31 yaş grubuna düştüğünü de belirtelim.

Süper güç tercihlerine geldiğimizde de çok ilginç bulgulara ulaşıyoruz. Bu bulgular arasında en çok dikkat çekenleri şöyle: Geleceği görebilmeyi isteyen 19 kişiden 12’si 24-31 yaş grubunda. Bu yaş grubunun diğer gruplara nazaran daha çok gelecek kaygısı taşıdığını ve bunun da ankete yansıdığını söyleyebilir miyiz acaba?

 

  #1 #2 #3
Genel Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu ?????
Gruplar
16-23 Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu Ölümsüzlük
24-31 Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu Ölümsüzlük & Şifacılık
32-39 Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu Şifacılık
40-47 Zaman Yolculuğu Şifacılık Zihin Manüpilasyonu
48-55 Şifacılık Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu

 

Genel olarak tüm gruplarda Zaman Yolculuğu (ZY) ve Zihin Manipülasyonu (ZM) ilk ikiyi oluşturuyor. Ancak üçüncüler farklı:

16-23 yaş grubu için üçüncülük Ölümsüzlüğe (%9,5) ait (ZY %21,9 ve ZM %20,4).

24-31 yaş grubu içinse üçüncülüğü Ölümsüzlük ve Şifacılık birlikte paylaşıyor (%8,2) (ZY %22,2 ve ZM %15,5).

32-39 yaş grubunda ölümsüzlük popülaritesini yitirip beşinciliğe düşmüş. Şifacılık (%9,8) üçüncülüğü kapmış. (ZY %18,7 ve ZM %17,1).

Bedenlerin yorulup hastalıkların ortaya çıkmaya başladığı, ya da belki de yaşlı aile üyelerinin bakımını üstlenmesi daha muhtemelen olan 40-47 yaş grubuna gelindiğinde Zihin Manipülasyonu (%16,7) ikinciliği Şifacılığa kaptırıyor (%19). Zaman Yolculuğu ise yine birinci (23,8).

Katılımcı sayısı düşük olduğu için (15 kişi) istatistiki anlamını kaybeden  48-55 yaş grubunda birinciliği eşit oranda (%26,7) ile ZM, ZY ve Şifacılık paylaşıyor.

Alınan ve Verilenler birbiriyle ilişkili mi?

  #1 #2 #3
Genel Kaygı / Evham Kin / Nefret Kıskançlık
Bozan Gruplar
Yüz ve Beden Değiştirme Kaygı / Evham Kıskançlık Kin / Nefret
Şifacılık Kaygı / Evham Öfke Kin / Nefret
Ölümsüzlük Kaygı / Evham Öfke Korku
Görünmezlik Kaygı / Evham Utanma Korku
Geleceği Görmek Korku Kaygı / Evham Kin / Nefret

 

Genele bakıldığında verilen duygular arasında ilk 3’ü sırasıyla Kaygı / Evham, Kin / Nefret ve Kıskançlık duygularının oluşturduğunu söylemiştik. Alınan süper güçlere göre değerlendirdiğimizde bu düzeni bozan haller var mıdır merak ettik:

Mesela yüz ve beden değiştirmek isteyenler (kadınlar bariz bir biçimde daha yüksek oranda tercih etmişlerdi) Kin ve Nefret duygularından ziyade Kıskançlık duygularını vermek isteyerek ilk 3’ü değil ama sıralamayı bozuyorlar. Fakat bu tercihi yapanlar sadece 10 kişi oldukları için bu bulgunun kuvvetli olduğunu söyleyemeyiz.

Kıskançlık yerine öfkelerini vermek isteyerek düzeni bozanlar Şifacılar. Şifacılığı tercih eden 44 kişi üçüncü sıraya kıskançlık (%13,6) yerine öfkeyi (%15,9) koymuş. Fakat yine de fark bariz değil.

Ölümsüzlüğü isteyen 44 kişide Kin / Nefret yerine (%11,4) korkunun (%13,6) gelmiş olması söz konusu olsa da fark yine küçük.

Aradığımız bariz farka Görünmezliği tercih eden 29 kişide rastlıyoruz. Bu grupta kıskançlık (%6,9) seviyesine inerken yerine Utanma ve Korku (%13,8 ve %13,8) geliyor. Her iki duygunun da “görünmez” olma arzusu yaratabileceğini düşünürsek manidar.

Geleceği görmek isteyen 19 kişi için kıskançlık (%5,8) anlamsızken, korku (%21,8) birinci sırayı almış!

Diğer bazı gruplarda sayı çok küçük olduğu için farklar anlamını yitiriyor. Kalabalık gruplarda da genel kaide bozulmamış (ki genel kaideyi de onlar oluşturmuş oluyor).

Ya tersten bakarsak ne görürüz?

 

  #1 #2 #3
Genel Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu ?????
Gruplar
Kaygı / Evham Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu Ölümsüzlük
Kıskançlık Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu Ölümsüzlük
Kin / Nefret Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu Şifacılık
Korku Zaman Yolculuğu Ölümsüzlük Işınlanma
Öfke Zaman Yolculuğu Zihin Manüpilasyonu Şifacılık
Utanma Zaman Yolculuğu Zamanı Durdurma Görünmezlik

 

Zaman Yolculuğu (ZY – %21,6) ve Zihin Manipülasyonu (ZM – %17,5) genelin öncelikli tercihlerini içeriyordu. Peki verilmek istenen duygulara göre kategorize edersek, anlamlı sonuçlara ulaşabilir miyiz?

Kaygı ve Evhamdan kurtulmak isteyen 143 kişinin üçüncü tercihi ölümsüzlük (%11,2). Kıskançlık için de aynı durum sözkonusu (%10,7).

Kin ve Nefretten kurtulmak isteyen 101 kişinin üçünü tercihi ise şifacılık (%10,9).

Korkusunu vermek isteyenler yine en çok zaman yolculuğunu isterken zihin manipülasyonuyla ilgilenmiyorlar. Onların ikinci ve üçüncüsünü sırasıyla Ölümsüzlük ve Işınlanma oluşturuyor.

Öfkesinden kurtulmak isteyen 49 kişinin ilk 2’si genelle aynıyken üçüncülüğü yine şifacılık kapmış (%14,3).

Nispeten kalabalık olan bir başka grup utangaçlar. Utanma duygusundan kurtulmak isteyen 34 kişi ikinciliği Zamanı Durdurmaya (% 14,7) ve üçüncülüğü Görünmezliğe (%11,8) vermişler. Sayılar az olduğu için sonuçlar istatistiki olarak çok anlamlı değil. Fakat bir başka veri olarak görünmezliği tercih edenler arasında utanma duygusundan kurtulmak isteyenlerin başı çekmesi manidar.

Sonuç

Türkiye’de internet kullanıcıları arasında yapılmış bu anket çalışması elbette genelleştirebileceğimiz nesnel verileri bize yüksek bir güvenilirlikle sunmuyor. Bu anketin aynısını Almanya’da ve ABD’de gerçekleştirerek kültürlerarası fark oluşup oluşmadığını araştırma niyetimiz var. Hatta anketin Almancası hazır bile.

Yine de yaş ve cinsiyet ile tercih edilen süper güç ve feda edilen duygular arasındaki ilişkiler çarpıcı görünüyor. Bir kısmı istatistiksel olarak oldukça anlamlı bir şekilde ortaya çıkan bu ilişkiler, yaşımız ilerledikçe kurtulmayı istediğimiz duygular ve eksikliğini hissettiğimiz bazı güçler hakkında bizlere fikir veriyor.

Tamamen eğlenme amaçlı düzenlediğimiz bu ankete katılan tüm katılımcılara teşekkür ederiz.

BİLİMKURGU MİKRO ÖYKÜ YARIŞMASI SONA ERDİ

Entropol Kitap’ın düzenlediği Bilimkurgu Mikro Öykü Yarışması 2015 sona erdi. Birbirinden güzel öykülerin rekabet ettiği yarışmada dereceye girenleri belirlemek epey zor oldu.

Sonuçlara şu adresten ulaşabilirsiniz:

http://www.entropolkitap.com/bk-mikro-2015-sonuclari/

Organizatörlerden birisi ve Entropol Kitap’ın temsilcisi olarak, şeffaflık adına yarışma sürecinin nasıl ilerlediğini kişisel olarak paylaşmak isterim.

Öncelikle yarışmaya 353 öykü geldi. Bunlardan 53 adedi imlanın düzeltilmesi halinde 280 karakteri aşması, bilimkurgu öykü olmaması, anlaşılmaması vb. gibi nedenlerle elendi. Ön elemeyi Özgün Muti ve ben gerçekleştirdik.

Daha sonra bu 300 öykü jüri üyelerine dağıtıldı. Jüri üyeleri, 20 öykü olmak üzere kendi finalistlerini belirlediler. Açıkçası ben herkesin hemen hemen aynı öyküleri seçeceğini beklerken, bir takım ortak öyküler olmakla birlikte, seçimler epey farklılık gösterdi. İlk aşama jüri değerledirmesinde 82 öykü finale kalmış oldu.

Bu 82 öyküyü değerlendirilmesinde Eurovision şarkı yarışmasında kullanılan sistemin bir benzeri kullanıldı. Jüri üyeleri 82 finalist öyküyü tekrar değerlendirerek, en beğendikleri 8 öyküye 12, 10, 8, 7, 6, 5, 4, 3 puanlarını dağıttılar. Daha sonra 3 adet öyküye 2 puan, 3 adet öyküye de 1 puan verdiler. Her öyküye verilen puanlar toplanıp, 82 öykü kendi içinde sıralandığında hem halk oylamasına sunulacak, hem de bu yıl içerisinde yayımlanacak olan seçkiye dahil edilecek öyküler belirlenmiş oldu.

Yani okur oylamasına sunulan on öykü içerisinde jürinin belirlediği üç öykü de vardı. Bu üç öyküyü bu listeden çıkarmadık. Yani bir öykünün aynı anda hem jürinin seçiminde yer alması, hem de okurun seçimi olması mümkündü. Hem niçin olmasın ki? Çoğunluğu bilimkurgu yazar ve editörlerinden oluşan jürinin seçimiyle halkın seçimi aynı öykü olabilirdi. Ne mutlu ki olmadı ve bu sayede dört öykü dereceye girdi.

Birden fazla oy kullanılmasını engellemek için Google hesabı ile giriş yapma, tek bir öykünün kötü niyetli bir şekilde daha fazla oylanmasını engellemek için de üç öyküye oy verilmesini zorunlu tuttuk. Bu oylama neticesinde her bir öykünün kaç oy aldığını gösteren resim aşağıdadır:

mikroöykü

Okur oylaması sonuçları. (Büyütmek için tıklayın)

 

 

Nihayetinde oldukça başarılı bir yarışma oldu. Yarışma organizasyonunu birlikte yürüttüğüm Özgün Muti’ye, jüri üyeleri Hakan Tunç, Murat Başekim, Murat Çetinkaya ve Sinan İpek’e, yarışmayı destekleyen Fabilog ve Kayıp Rıhtım’a şahsım adına teşekkür ederim. Güzel sonuçlar veren, keyifli eserlerin ortaya çıkmasına ve tanıtılmasına vesile olan bir organizasyona imza attık. Türk edebiyatına kendimizce bir katkıda bulunmaya çalıştık.

Ayrıca tüm yarışma ekibi olarak oylarıyla neticeyi belirleyen herkese teşekkür ederiz.

“GEÇMİŞ YENİ GELECEK” – BİR BİLİMKURGU SÖYLEŞİSİ

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen, 1 Kasım’da başlayan (14 Aralık’a kadar da sürecek) 2. İstanbul Tasarım Bienali, Zoë Ryan küratörlüğünde, Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil başlığı ile sürüyor. “Şu anda gelecek nedir?” sorusunun cevabını arayan 50’nin üzerinde projeye ev sahipliği yapacak.

Bienal içerisinde yer alan KONTRAAKT projesinin “Geçmiş Yeni Gelecek” adlı bölümünde, bilimkurgu ve bilim yazarı olarak ben, korku ve yeraltı edebiyatı yazarı olarak Galip Dursun ve Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi‘nden Bülay Doğan bir araya geldik. Asıl amacımız geçmişte bugün ve ötesine dair yapılmış gelecek projeksiyonları ile ilgili bir söyleşi gerçekleştirmekti. Ancak üçümüzün bilimkurgunun kendisinin geçmişi ve geleceği hakkında söyleyeceğimiz o kadar çok şey varmış ki, ana odağımız bilimkurgu yazını ve bilimle ilişkisi oldu.

Etkinliğe dair fotoğraf ve videoyu aşağıda paylaşıyorum.

(Videomuzun henüz ilk yarısı yayında, ikincisini de ekleyeceğim.)

 

 

2013 Yılı Nasıl Geçti?

İnternetin yaygınlaşması yeni adetleri beraberinde getiriyor. Gördüğüm bu yeni adetlerden birisi de her bloğun kendi 2013 yılı değerlendirmesini yayınlamasıydı. Ben de 2013 yılının benim ve neredeyse 2001’den beri yayında olan kişisel sitem / blogum açısından nasıl geçtiğini tüm dostlarla paylaşayım istedim:

2013 içinde blogum yaklaşık 31.000 kez görüntülendi. Toplamda 49 adet olmak üzere yazdığım / paylaştığım yazılardan en çok okunan beş adedi şu şekilde sıralandılar:

  1. Bir takım popüler gıdaların kalorisi başına ne kadar ödediğimizi eğlencelik olsun diye yazdığım NEYİN KALORİSİ NE KADAR? GERÇEL FİYATLAR
  2. Birsen Tezer’in yeni albümü çıkar çıkmaz paylaştığım şarkısı ŞARKICININ ŞARKISI (Kendisi tarafından da RT’lendiği için ilk 5’e girdi bu paylaşım…)
  3. Olgunlaştıramadığım Twitter analiz çalışmam SAHTE TWITTER GÜNDEMİ VE BİR YÖNTEM
  4. Lacivert Dergisi’nde de yayınlanan Kısa Öyküm: HÂD
  5. Bir sabah Ankara’ya giderken… RÜYA DİLİ

2013 yılı içerisinde 14 adet Açık Bilim Yazısı ve 4 Adet Yalansavar Yazısı yazdım.

Blog dışında, kendi hayatımda da gerçekleşen önemli gelişmelerden bir kısmına değinmek isterim:

“Türk İş Havacılığı Sektörü Teknisyenlerinde İş Tatmini” adlı makalem İşletme Araştırmaları Dergisi 5. Cilt, 3. sayısında yayınlandı. Geçtiğimiz yıl da ikincilik ödülünü aldığım Türkiye Bilişim Derneği’nin bu yıl düzenlediği 15. Bilimkurgu Öykü yarışmasında “Fırıldak” adlı öyküm ile yine 2.lik ödülüne layık görüldüm.

“Bir bilgi çağı şirketi” olarak nitelendirebileceğim ve hayallerimi, bilgimi ve tecrübemi kurumlarla ve kişilerle paylaşmak üzere ENTROPOL adlı şirketi hayata geçirdim. ENTROPOL de Mağazaloji‘yi doğurdu.

Her şey olumlu olmadı tabi bu süreçte. 2010 yılı başından bu yana Kalite & Emniyet Müdürü olarak görev yaptığım Kaya Havacılık’tan 2013 yılı sonunda ayrılmak durumunda kaldım. 2012 yılında başlattığımız ve hazırlamaktan büyük keyif aldığımız AÇIK BİLİM RADYO PROGRAMI da 2013 yılı Ocak ayı itibariyle son buldu.

Hayat kaotik bir biçimde ilerliyor. Klişe olacak ama; değişmeyen şey değişimin kendisi. Mühim olan bu değişimin yönü, şiddeti ve topluma ve insanlığa ne kadar fayda sağladığı.

Bakalım 2014 neler getirecek…

TÜYAP KİTAP FUARI VE İTHAKİ ANTOLOJİSİ’NDEKİ ÖYKÜM

3 Kasım 2013 Pazar günü “imza günü” kapsamında İstanbul Beylükdüzü’nde TÜYAP kitap fuarında olacağım.

Bildiğiniz üzere daha çok internette yazıyorum. Bugüne dek basılmış tek kitabım var. Geçtiğimiz TÜYAP fuarında ön anlaşmaya vardığım yayınevinin sahibi biz anlaşmaya vardıktan sonra sağlık sorunları nedeniyle işten elini eteğini çekti (kendisine tekrar tekrar acil şifalar…). Hal durum böyle olunca biri astroloji (skeptik açıdan) hakkında, diğeri ise öykü seçkimden oluşan iki kitap projesi yattı / ertelendi, artık her ne ise…

Şimdilik tek kitabım olan “İz Odası” benim acemilik eserim. Bundan beş yıl önce yazdığım kısa bir hikaye iken, biraz daha uzatıp üç buçuk, dört yıl kadar önce uzun öyküye devşirdim. Bu süre zarfında çok değişmiş olacağım ki, kitaba bakınca kendim yazmışım gibi gelmiyor :) Yine de -benim söylemem ne kadar doğru bilmiyorum ama- dostlar ve tanımadığım okurlar çabuk okunması, akıcı olması ve sürüklemesi ile eğlenceli bir kitap olduğunu söylerler. Pek çok öykümde olduğu gibi, bilimkurgusal bir çerçevede yaşanan bir aşk hikayesi.

Yine benzer konseptteki “Galaktik Tiyatro” adlı öyküm, yakında İthaki yayınlarından çıkacak olan bir bilimkurgu öykü seçkisi içerisinde yer alacak. Bu haberi de bu yazı aracılığıyla ilk kez duyurmuş olayım.

3 Kasım 2013’te tüm dostları TÜYAP kitap fuarına beklerim. Sadece artık bayatlamış olan kitabımı imzalamak için değil elbet, sohbet, muhabbet ve tanışma için.

Herkese sevgiler.

ANALOG BİR DÜNYA: STEAMPUNK

İletişim, elektronik ve bilgisayar teknolojisindeki ilerlemeler dijital dünyayı hayatımızın her alanına soktu. Peki ya sokmasaydı?

(Bu yazı Açık Bilim Dergisi’nin 2012 yılı Ekim sayısı‘nda yayınlanmıştır.)

Bu yazıyı okuduğunuz bilgisayarı düşünün. Bir ucu prize bağlı ve elektrik geliyor. İçerisinde milyarlarca transistör barındıran bir işlemci, karşınızda çağımızın büyük icatlarından LCD bir ekran. Muhtemelen bilgisayarınız içerisindeki tek hareketli parça işlemciyi soğutmak için dönen fan. Tabi bir de farenizin düğmeleri ve klavye var, ki dokunmatik bir ekranda çalışıyorsanız ya da elinizde tuttuğunuz cihaz bir tablet ise bu hareketli parçalar da yok.

Haydi şimdi buhar çağı teknolojisinin dijital çağa uğramadan ilerlediğini canlandırın kafanızda. Yani elektriği bu kadar küçük voltajlarda iletmediğimiz, dijital aletlere sahip olmadığımız ve bir elektronik kart ya da devre oluşturamadığımız bir dünya… İşte o dünya bir Steampunk dünyasıdır.

Steampunk, tıpkı daha önce incelediğimiz siberpunk gibi, bilimkurgunun geç türlerinden birisi.

1980’lerde ortaya çıkan ve 1990’larda gelişen Steampunk, genel olarak buhar makinasi devrini konu alır. Giyim, kuşam ve hatta kimi adetler Britanya’daki Kraliçe Victoria Dönemi’nden (1837-1901) beslenir, ancak tabi ki biraz daha kurgulanmış ya da modernize edilmiştir.

Victoria Dönemi

Büyük Britanya’da 63 yıl 7 ay hüküm süren (1837-1901) Kraliçe Victoria. (Fotoğraf: Alexander Bassano, Kaynak: Wikimedia Commons.)

Steampunk türünde, kasıtlı bir anakronizm(1), yani tarihleme hatası vardır. Alternatif bir endüstriyel çağı ifade eder ve Victoria dönemi İngiltere’sinin keskin izlerini taşır.

Genel olarak bakıldığında 19. Yüzyıl bilimkurgu yazarları Jules Verne, H.G. Wells ve Mary Shelly’nin tarzları görülür -zira bu yazarlar o tarihlerde bilimi kurgularken bilgisayar teknolojisini düşünemediklerinden hayallerinin sınırlarını analog cihazlarla çizmişlerdi-.

Ancak özellikle Victoria döneminin seçilmesinin bir sebebi vardır:

63 yıl 7 aylık hükümranlığı ile tarihte tahtta en uzun kalan kadın mutlak hükümdar ve Britanya tarihinde en uzun tahtta kalmış olan hükümdar ünvanlarını birlikte taşıyan Kraliçe Victoria, İngilizler ve Britanya tarihi için bir semboldür. Yaşadığı döneme “Victoria Dönemi (İng: Victorian Era)” adı verilir.

Victoria dönemi mühendislikle ilgili ve teknolojik açıdan pek çok yeniliğe sahne olmuştur. Şehir içindeki su kanalları ve ilk olarak Londra’da inşa edilen şehir su şebekesi Avrupa’da hijyen ve suya ulaşma kolaylığı açısından devrim yaratmıştır. Ancak şüphesiz en büyük icatlar ilk transatlantik buharlı gemiler ve ülkeye örülen demiryollarıdır. Bu dönemde buharlı motoru mükemmelleştiren İskoç mühendisler sayesinde İngiltere buharlı gemiler cenneti haline gelirken, yine buhar gücü sayesinde hareket eden trenler döşenen demiryolları ile Victoria döneminde insan ve yük taşımaya başlamıştır(2). Ülkedeki ulaşım olanaklarının artması posta sistemini de geliştirmiştir. (Belki de bu yüzden posta taşıma işlemine bir fiyat standardı getirmek üzere tarihteki ilk posta pulu Victoria döneminde Britanya’da çıkmıştır.)

SS Great Britain (SS Büyük Britanya), Atlantiği geçmesi için tasarlanan SS Great Western’den sonra inşa edilen diğer büyük İngiliz buharlı gemisi. Bu fotoğraf yine Victoria döneminde fotoğrafçılıkta çığır açan William Fox Talbot tarafından çekilmiştir. Kendisinin bir gemi fotoğrafı çeken ilk fotoğrafçı olduğu düşünülmektedir. (Kaynak: Wikipedia)

Victoria dönemi İngiltere’de fotoğrafçılığın doğuşuna sahne olurken fotoğrafçılar için üretilen selüloid filmlerin hareketi kaydetme imkanının da olabileceğini düşünen İngiliz fotoğrafçı Eadweard Muybridge 1878’de bir atın dörtnala koşuşunu 24 ayrı fotoğraf makinası ile çekerek ilk sinema filmini çekmiştir (Tarihteki bu ilk sinema filmini buraya tıklayarak görebilirsiniz.)

Londra’da ilk su şebekesini inşa ettiren Victoria hayalindeki model kasaba olan Saltaire‘i inşa ettirmiş, pek çok yenilik pilot olarak burada uygulandıktan sonra tüm İngiltere’ye yayılmıştır. Şehre inşa edilen gaz şebekesi aracılığıyla sokakların gaz lambası ile aydınlatılması yine bir Victoria eseriyken elektrik ampulü de icat edildikten kısa süre sonra 1882’de Londra sokaklarındaki yerini almıştır. Charles Darwin‘in evrim teorisini ilk olarak ortaya attığı “Türlerin Kökeni” adlı meşhur eserini yine Victoria Dönemi İngiltere’sinde yazdığını ayrıca belirtmek gerek.

Sokakların gaz lambası ile aydınlatıldığı Victoria dönemi Londra’sına pek çok filmde rastlamışızdır. (Kaynak: http://thevictorianist.blogspot.com)

Westminster Projesi

1860 yılında Kraliçe Victoria; Başbakan, Bakanlar Kurulu, İmpartorluk’un önde gelen bürokratlarını ve İngiliz bilim adamlarını bir araya toplar ve onlardan sesini ve mümkünse görüntüsünü ülkenin her yerine aktarabileceği bir teknoloji geliştirmesini ister. Bunun nasıl yapılacağı konusunda elbette en ufak bir fikri yoktur ama nasıl yapılamayacağını bilir: Borular, teller vs. ile olmayacak.

Bir milyon pound ayrılan -ve gerekirse daha da sağlanacağı söylenen- bu projede istenen aslında bugün radyo ve TV olarak andığımız teknolojilerdir, ancak henüz radyo dalgası bile keşfedilmemiştir. Hatta ve hatta James Clerk Maxwell henüz elektrik ve manyetizma arasındaki ilişkiyi ortaya koymamıştır. Henüz iletişim yolu olarak ancak telgrafın kullanıldığı bu çağda elbette bu proje başarısızlığa uğramıştır (3).

Fakat ya olsa idi? O zaman teknolojinin evrimi nasıl gerçekleşecekti?

Steampunk için de kısa bir tarihçe

Teknoloji büyük ölçüde birikimli ilerler. Bugün evren hakkında yeni bir şey keşfettiğimizde onu uygulamaya sokmak, yani başka bir deyişle temel bilim alanlarındaki gelişmelerin teknoloji olarak hayata girebilmesi için malzeme, imalat, elektronik gibi alanlarda tamamlayıcı ve destekleyici buluşlar olmak zorundadır.

Örneğin bugün Higgs Bozonu’nun varlığını görmeye çalışan bilim adamları onun teknolojideki uygulama sahasının ne olacağını henüz kestiremiyorlar. Ancak destekleyici buluşlar gerçekleştikçe belki de kütlesizliği sağlayarak uçan arabalara giden yolu açabileceğiz. Bernouilli’nin 1700’lerde akışkanların davranışlarına dair buluşlarından bugünkü uçakların icadına giden yolun haberleşme, seyrüsefer, motor ve malzeme teknolojilerindeki gelişmeleri de barındırması iyi bir örnektir.

İşte Steampunk’taki kasıtlı anakronizm, alternatif bir tarih yaratma çabasıdır. Steampunk bir anlamda “Westminster projesi başarılı olsa idi teknoloji nasıl görünürdü?” sorusuna kurgu yazarlarının bir yanıtıdır.

Steampunk kavramının adı 80’lerde meşhur olan Siberpunk türünün adından devşirilmeden önceki yapıtlara bakıldığında Steampunk eserlerin 1960’larda yazılmaya başladığı söylenebilir. Örneğin 1999 yılında sinema filmi olarak karşımıza çıkan Wild Wild West, CBS televizyonunda 1965 ve 1969 yılları arasında dizi olarak yayınlanmıştır. (Ama Steampunk türü sinemada 1985 yapımı Brazil filmiyle oturur…) (5)

Amerikalı Bilimkurgu ve Korku yazarı Kevin Wayne Jeter, ABD’de yayınlanan Locus bilimkurgu dergisine 1987 yılında bir mektup yazarak Tim Powers (Anubis Kapıları – The Anubis Gates, 1983), James Blaylock (Homunculus, 1986) ve kendisinin (Morlock Gecesi –Morlock Night, 1979 ve Şeytani Cihazlar – Infernal Devices, 1987) yazdığı romanların Victorian dönemi yansıtan ortak özellikleri olduğunu belirtmiş ve siberpunk kavramından türeterek bu romanları steampunk olarak nitelendirmiştir (4).

Bu eserler, yazarları bilinçli mi yazmışlardır bilemem ama, Victoria dönemindeki Westminster Projesi’nin başarıyla uğramış halini yansıtıyor gibidirler. Halbuki Morlock Gecesi’nden daha önce de Victorian dönemi yansıtan, nükleer enerjili trenler, kömür itkili uçanbotlarla dolu bir İngiliz İmparatorluğu tanımlayan kitaplar olsa da (Jules Verne’in kitaplarının farklı olduğunu söyleyebilir miyiz?) Jeter’in bahsettiği dört kitap bu eserlerden pek çok açıdan farklıdır.

Nihayet Steampunk’ın terim olarak bir kitap adında yer alması 1995’i bulmuştur ve Paul Di Filippo 1995 yılında üç kısa romandan oluşan Steampunk Üçlemesi’ni yayınlamıştır. Belki çok fazla anglosakson kültürünü yansıttığından Steampunk ülkemizde çok popüler olmasa da o günden bu yana pek çok steampunk yazın eseri kaleme alınmış ve sinema filmi çıkmıştır.

İşte böyle bir şey…

Tarihçe, tarihleme ve edebi analiz edebiyatçılara kalsın. Biraz gözümüzde canlandırmaya çalışalım… Westminster projesi başarılı olsa, Victoria bir yirmi yıl daha yaşasa, bilim ve teknik ilerlemeler o dönemin altyapısı üzerinde gelişerek, ürünlere yönelik estetik algımız sabit kalsa ne olurdu?

Birkaç örneğe göz atalım:

Bir bilgisayar klavyesi

Bilgisayar Klavyesi

Resimdeki klavye Steampunk Workshop adlı web sitesinden. Bu sitede Steampunk severlerden birisi, Jake von Slatt bu klavyeyi nasıl yaptığını adım adım anlatmış. Elbette bu klavye sadece dekoratif amaçlı modifiye edilmiş. Yoksa buradan da görüldüğü gibi içerisindeki tüm tesisat ve tehçizat bildiğimiz klavyeye ait.

Bu yazıyı yazarken aklıma ilk gelen cihaz bilgisayar klavyesi oldu. Şüphesiz bunda şu an bu yazıyı bir klavye aracılığıyla yazıyor olmamın etkisi varsa da Animatrix animasyon serisinde “Bir Dedektif Hikayesi” adlı Steampunk öğeleri içeren kısa animasyonda klavyeyi görür görmez “Steampunk” diye sıçrayışımın etkisi vardır. Hatta ve hatta gördüğüm ilk Steampunk eser bu eserdir. İzlediğim şeyin oldukça güzel bir fikir olduğunu düşünmüştüm ancak böyle bir kavramın varlığını ve bunun bir tür haline geldiğini çok daha sonra öğrendim.

Telif hakları sebebiyle ilgili animasyona bir bağlantı vermiyorum ama biraz google ile benden duymamış gibi bu parçayı bulup izleyebilirsiniz. (“Animatrix, A Detective Story” – Yine benden duymayın ama Türkçe altyazılısı da var…)

USB bellek

Mekanik olarak işleyen USB bellek


Herhangi bir filmde kullanılıp kullanılmadığını bilmiyorum ama internette gezinirken rastladığım çok güzel örneklerden birisi de yukarıda görünen USB bellek. İçlerinde küçük bir termik santral barındıran robot nitelemeleri düşünüldüğünde bir Steampunk içerisinde bir USB bellek de böyle olmalıydı herhalde. Bu resimde görünen cihaz dekoratif amaçlı yapılmış olsa da insanın bir tane edinesi geliyor.

Robotlar

Steampunk bilimkurgu eserlerinde de robotlara rastlamak mümkündür ancak bu robotlar verimli bir enerji kaynağına sahip, fütüristik görünümlü değillerdir. Hatta pek çoğu hurdacıdan alınmış parçaların birleşimini bile andırabilir(6).

G. D. Falksen’in robot kolu konsepti.

Steampunk’ta robotların enerji ihtiyacı içlerindeki küçük bir termik santralden karşılanabilir. Bu termik santralden elde edilen elektrik, ya da doğrudan doğruya buhar gücü robotun ya da yetenekli bir makinanın enerji kaynağıdır.

Eeee… Robot olur da robot kolu olmaz mı? Siberpunk eserlerde olduğu gibi, insanlar da çağın imkanlarını kullanarak eksik organlarının yerine yapayını kullanmak isteyebilirler.

Steampunk kurgu yazarı Geoffrey D. Falksen’in yanda gördüğünüz pozunda sanatçı Thomas Willeford tarafından üretilmiş olan robot kolunu takıyor.

Ayrıca kıyafeti ve saç modeli de tahmin edileceği üzere Victoria dönemine ait.

Uçaklar ve diğer makinalar

Elektronik olmadığından tüm güç ve hareket aktarımlarının fazlasıyla dişli kullanılarak yapılması gerektiği az çok tahmin edilebilir. Bu yüzden Steampunk dendiğinde akla buharla birlikte gelen diğer kavram çark / dişli kavramıdır.

Steampunk’ta uçaklar biraz daha zeplinvaridir ve anakronizmden nasibini aldıkları için oldukça farklı görünürler. Aşağıda yer alan Steampuk animasyon buharlı bir gemi, zeplin ve uçağı bir bünyede birleştirmiş hava aracını göstermesi açısından çok başarılı bence:

EYE OF THE STORM | Lovett from Lovett on Vimeo.

Bir İngiliz yapımı TV dizisi olan Doctor Who’yu izleyenler onun uzayda ve zamanda bir polis telefon kulübesi aracılığıyla gezdiğini bilirler. Bu polis telefonu kulübesinin Graham Bell’in telefon şirketini kurmasını mütakip, ilk olarak 1877’de New York’ta kullanılması ve Britanya’ya ise 1891’de Glasgow’dan giriş yapması izleyici de Steampunk’a dair bir şeyler uyandırıyor. Yapımcıların böyle bir şeyi açıkladığına rastlamasam da Doctor Who’nun çok da kompeks görünmeyen uzay ve zaman aracının kabiliyetleriyle pek de örtüşmeyen mekanik görüntüsü bu bilgiyle birleşince manidar hale geliyor.

Ya elektrik olmasaydı?

Ve aslında söylemek istediklerimizi bir çırpıda anlatan başarılı bir videoya da aşağıda yer veriyoruz:

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=aH6ZLT1UnVs&w=480&h=360]

DİPNOTLAR/KAYNAKLAR:

(1) Anakronizm: Anakronizm özellikle bir sanat eserinde anlatılan herhangi bir olay ya da varlığın içinde bulunduğu zaman dilimi (dönem) ile kronolojik açıdan uyumsuz olmasıdır. Tarih çalışma sahasında yapılan sık hatalardan birisidir. (Osmanlı döneminde demokrasi arayışları ya da 6. yüzyıldaki bir olay tarif edilirken kol saatinden bahsedilmesi gibi.)

(2) Bugün İngiltere Başbakanı’nın Victoria dönemini kastederek “Ne ördün?” diye sorduğu rivayet edilmektedir (!).

(3) Westminster projesi hakkındaki bilgiler Carl Sagan’ın “Karanlık Bir Dünya’da Bilimin Mum Işığı” adlı kitabından aktarılmıştır.

(4) Siberpunk kavramına adını veren anlayış, “sibernetik teknolojilerin” yaşam kalitesini düşürebileceği fikri dolayısıyla ona bir başkaldırıştır (punk). Steampunk’ta bir karşıduruş söz konusu değildir. Siberpunk alt türünün popülerleşmesinin bir etkisi olarak bir alternatif tarih senaryosu olan Victoria Dönemi Bilimkurgu’ları için Siberpunk ismi devrişilmiş ve Steampunk denmiştir.

(5) Wikipedia, “Steampunk” maddesi.

(6) Aşağıda bir resmi de görünen Machinarium adlı oyun Steampunk çizgileri taşıyan bir Dünya’da yine Steampunk romanlarından fırlamış bir robot uygarlığında sevgilisini kurtarmayı amaçlayan bir robotun macerasını konu alıyor. (Oyunun demosuna buradan ulaşılabilir.)

Resimde de görüldüğü üzere robotlarımız sevimli olsalar da pek şık değiller ve alışılagelmiş bilimkurgu eserlerindeki robotları andırmıyorlar. (Haksızlık etmeyelim, Star Wars’taki 3PO nispeten benzer ve dökme demir gibidir…)

Yararlanılan Diğer Kaynaklar:

– The Victorianist Blog, http://thevictorianist.blogspot.com
Steampunk.com
Steampunkworkshop.com

HAVALİMANLARINDA RETİNA TARAMASI VE KİŞİSEL HAKLAR

Demokrasi sadece bir yönetim biçimi değildir. Aynı zamanda bireysel hak ve özgürlüklerimiz için bir hak paketidir. Demokratik, otoriter ya da totaliter rejimleri birbirinden ayrıran en önemli kısım, vatandaşlara sağlanan hak ve özgürlükler kısmıdır.

İngiltere’de doğan Westminster tipi demokrasi parlamenter demokrasi olarak birer birer modern ülkelerin yönetim biçimi haline gelirken, dünyanın paralel olarak birinci ve ikinci dünya savaşlarına, faşizme, nasyonal sosyalizme ve komünizme şahit olması dönem yazarlarının geleceğe yönelik karamsar dünyalar yaratmasına sebep oldu.

Şüphesiz bu korku ütopyalarından, yani distopyalardan en meşhurları George Orwell’a ait “1984” ve geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz bilimkurgu üstadı Ray Bradbury’e ait olan “Fahrenheit 451”dir. Modern sinemanın gelişmesi ve yaygınlaşması da bu tipteki eserlerin sayısı ve yayılımındaki artışı körükledi.

Bu korku ütopyalarının ortak özelliklerinden birisi otoritenin kişiler üzerindeki sınırsız denetimi… Kanımca bu özgür bir bireyin sahip olduğu doğal bir korku. Bu eserlerin her birinde bugün “Totaliter Rejim” olarak anlandırdığımız, dolayısı ile demokrasiyle çelişen sistemler, her vatandaşı ayrı ayrı takip eder ve kendisi için tehdit yarattığı noktada vatandaşın ceza hükmü neyse uygulanır.

Konu bireysel hak ve özgürlüklerimiz olunca kulaklara korkunç gelen bu durum suç ve suçlu takibi söz konusu olduğunda biraz hoşgörülebiliyor, çünkü vicdanlarımız bir buçuk saatlik bir filmde bile zalim karakterin filmin sonuna kadar, yani çabucak cezasını bulmak istiyor. Bu yüzden havaalanlarındaki sıkı güvenlik önlemlerinin bahanesi daima bizim güvenliğimizdir. Pek çok kez ikinci, hatta üçüncü kez taramadan geçmeye, ya da kemerimizi, inciğimizi, cıncığımızı çıkarmaya itirazımızın olmamasının sebebi bunun bir bakıma gerekli olduğudur. Aslında bu sadece emek gerektiren bir husus ve bize külfeti o kadar da fazla değil.

Ancak Honeywell’in, ABD’nin ülke güvenliğini sağlama ile yükümlü kurumu Department of Homeland Security ile imzaladığı protokolün öngördüğü yeni teknoloji bu denetim ve takip işinin cılkını çıkaracak gibi görünüyor, çünkü bu teknoloji şartnamedeki özellikleri sağlarsa bir havaalanına girip çıkan herkesin her saniye nerede olduğu bilinecek ve takip edilebilecek.

Geliştirilmesi düşünülen teknoloji havaalanında bulunan kişilerin retina taramalarını gerçekleştirecek. Bunu yapabilmesi için kurulu ve yayılı cihazlardan herhangi birisine 2 saniye bakmanız yeterli. Gözünüze gönderilen kızılötesi ışınlar retinanızın bir kopyasını alırken bu kopya azami 30 saniye içerisinde retina veritabanı ile karşılaştırılacak ve böylece orada olduğunuz belgelenecek. Bu cihaz şüphesiz önce ABD’de kullanılacak, ancak ticarileşip Dünya’ya açılmaması için hiçbir sebep yok. Böylece sadece güvenlik nedeniyle tüm vatandaşların havaalanında otomatik olarak fişlenmesi sözkonusu olacak ve bu bana biraz hak ihlali gibi geliyor.

Bu gibi teknolojiler geliştikçe, özgürlük ve haklarımızın ihlali ile suçun, suçlunun takibi, ya da olası bir güvenlik ihlalini birbirinden ayıran noktanın tam olarak ne olduğu ve bu ikisinin birbirine karışmamasının, hakkımızda sahip olunan bilgilerin kötüye kullanılmamasının güvencesinin nerede olduğu sorusu gündeme geliyor. Şüphesiz bu iki sorunun yanıtı da “hukuk”tur. Tabi ki adil, hak ve özgürlükleri esas alan bir hukuk. Yoksa zalimin de bir hukuku var.

Lakin şu da bir gerçek ki, bu hukukun otorite, yani devlet ile vatandaş arasındaki bu “bilgi” ilişkisini düzenlemekten daha kapsamlı olmasına da ihtiyaç var: Zira akıllı cihazlar artık her daim nerede olduğumuzu biliyorlar. Hatta neyi sevdiğimizi, neyi aradığımızı, hangi reklamlara tıklayabileceğimizi bile. E hepimizin fotoğrafları, arkadaşlarının adları ve bilgileri internette var. Bize eğlenceli bir platform sunan herhangi bir yerle bunları paylaşmaktan sakınmıyoruz.

Önümüzdeki yirmii yılın en büyük sorunlarından birinin kimliğimize dair bilgilerin özel ve resmi kaynaklarca bulundurulması ve ortaya çıkacak skandalların bu bilgilerin pazarlanması üzerine olabileceğini tahmin edersem, çok da uçmuş olmam herhalde değil mi?

Not: 7 Ocak’ta yayınlanacak olan Açık Bilim dergisinin 15. Sayısında “Kişisel Verileri Koruma Bilmecesi: Koruyalım ama nasıl?” başlığıyla Merve Gözüküçük’ün bilgilendirici bir yazısı yayınlanacak. Konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenlere ilgili yazıyı okumalarını tavsiye ederim.

 

TBD 14. BİLİMKURGU ÖYKÜ YARIŞMASI İKİNCİLİĞİM VE ÖYKÜM

14 yıldır Türkiye’de istikrarlı bir biçimde bilimkurgu öykü yarışması düzenleyen Türkiye Bilişim Derneği’nin öykü yarışmasına bu yıl ilk kez katıldım. İlginç de bir kuralı vardı: Çok kısa öykü, 10 tweet’i, yani 1400 karakteri geçmeyecek.

Gerçekten bu kadar kısa bir öykü yazılabilir miydi? Kolları sıvadım ve “Son Mektup” adında bir öykü yazdım.

Öyküm, yarışmada ikincilik ödülüne layık görüldü. Daha önce Matematikçiler Derneği’nin “Zamanın Esiri (Zamansız Apolloina)” adlı eserimi, “Dikkate Değer Eserler” arasında sıralamasını saymazsak bu benim bilimkurgu ve/veya edebiyat alanındaki ilk ödülüm.

Nihayet, TBD öyküleri internette paylaştığından ben de paylaşabiliyorum. (Ayıp olmasın diye…)

Son Mektup adlı çok kısa öyküme (1399 karakter) buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Dereceye giren diğer 4 öyküyü de okumak için Bilişim Dergisi’nin 149. sayısına göz atınız. (Sf. 174-183).

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google