Articles Tagged with: Açlık

İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİ VE MİNİ ANKET SONUÇLARI

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin internette dolaşan yukarıdaki geyik türevine mutlaka rastlamışsınızdır. Geçtiğimiz günlerde hiçbir bilimsel amaç içermediğini ve tamamen meraktan yaptığımı söylediğim anketimle hakikaten de piramidi bu hale getirenler olup olmadığını öğrenmek istemiştim.

Bu yüzden de şu adreste yer alan anketi gerçekleştirmiştim. Paylaşanlar ve RT edenler sayesinde anket toplamda 300’den fazla kişiye ulaşmış oldu.

Ulaştığım bir kaç sonuçtan bahsetmeden önce sorduğum sorular ve verilen yanıtların dağılımını görmek isteyenler için şu PDF dosyasını paylaşmak isterim: Anket Sonuçları Özeti

Bu mini anketi yaparken esasında yanıtını merak ettiğim sorular şu aşağıdaki sorulardı:

  1. “Bir saat internetsiz kalacağıma bir saat susuz kalmayı tercih ederim” diyen var mı? (Susuzluk VS İnternet) – İfadeye Katılan: 22 kişi
  2. “Kışın evdeki internet hizmetim kesileceğine doğalgazım kesilsin” diyen var mı? (Barınma VS İnternet) – İfadeye Katılan: 40 kişi
  3. “Bir gün internetsiz kalacağıma bir gün aç kalmayı tercih ederim” diyen var mı? (Açlık VS İnternet) – İfadeye Katılan: 7 kişi
  4. “İnternete erişebiliyorsam anahtarımı unuttuğum için çilingir gelene kadar bir kaç saat kapıda kalmayı sorun etmem.” diyen var mı? (Barınma VS İnternet) – İfadeye Katılan: 83 kişi (Her 4 kişiden birisi…)
  5. “Birlikte vakit geçirirken arkadaşlarımın ellerindeki telefonlarla ilgilenmesi beni sinirlendirir.” diyen var mı? (Sosyallik VS İnternet) – İfadeye Katılan: 253 kişi!!!
  6. “Benim için bir otelin WiFi hizmeti sağlayıp sağlamadığı yemeklerinin nasıl olduğundan daha önemlidir.” diyen var mı? (Açlık VS İnternet) – İfadeye Katılan: 56 kişi.

(Dikkati dağıtmak ve özel bir amaç algılanmaması için yine de araya bir kaç genel soru da koymuştum.)

Her neyse… PDF dosyasında da görebileceğiniz üzere sorulara verilen yanıtlar internet şakasının öngördüğü gibi değil. En azından bir saat susuz kalmanın çok ciddi bir mesele olmayacağını düşünürdüm.

Bu çalışmanın geyik ürünü piramidimizin doğruluğunu ölçebilirliği elbette tartışmalıdır ve iddia da etmemekteyim, fakat bu ankete verilen yanıtların analizi sonucunda ortaya çıkan bazı sonuçların dikkat çekici olmadığı anlamına gelmez. Sözgelimi istatistiki analizlerle cinsiyete dayalı şu sonuçlar gayet anlamlı bir biçimde ortaya çıkıyor:

  1. Erkekler kadınlara göre internetin insanları özgürleştirdiği fikrine daha fazla katılıyorlar. (p = 0,024)
  2. Kadınlar erkeklere göre aç kalmayı internetsiz kalmaya daha çok tercih eder görünüyorlar (p = 0,030).

Sonuçlar kadınların yemek yemeye erkekler kadar istekli olmadıklarına yönelik gündelik hayat gözlemlerimizle uyumlu görünüyor. Erkeklerin internetin özgürlük getirdiği fikrine daha çok katılmasının nedenleri tartışılır.

Ayrıca internet kullanım süresiyle susuz kalmayı tercih etme, interneti başlıca kaynak olarak görme, doğalgazın kesilmesini tercih etme, anahtarsız kalmayı dert etmeme, otelde WiFi önceliği tercihleri pozitif korelasyon gösteriyor. Yani kişilerin günlük interneti kullanma süreleri arttıkça bu saydıklarıma katılma oranları da artıyor.

Buna keza internet kullanım miktarı arttıkça internetin sosyalliği azalttığını düşünme oranları düşüyor. Yani insanların bir günde internet kullanımına ayırdığı süre arttıkça internetin sosyalliği azalttığı fikrinden uzaklaşıyorlar. 

Bağımlılık yarattığı düşüncesi ya da açlığı tercih etmek gibi saymadığım diğer ifadelerle internet kullanım süreleri arasında anlamlı bir korelasyon mevcut değil.

Katılan herkese teşekkürler.

BUZ KOVASINI ELEŞTİRMEK

Ahmet Çakar, Buz Kovası Kampanyası dahilinde kafasından aşağıya buz dökenlere şarlatan, soytarı ve hâttâ geri zekâlı dedi. Ben de onlardan birisi olduğum için yanıt hakkım olduğunu düşünüyorum. Elbette bu yanıtı o okusun diye yazmıyorum; maksat “yeri gelmişken” düşüncelerimi açıklamak.

Öncelikle çuvaldızı “kendimize” batıralım. Her toplumsal “eylem” gibi buz kovası kampanyası da kimilerince sulandırılmış, kimilerince başka niyetlerle kullanılmış ve bazı videolar amacından uzaklaşmış olabilir. İletişimin hızlı, karşılıklı ve daha çok bireyselleşmiş olduğu çağımızda popülerleşirken değişime uğrama ve ciddiyetini kaybetme eğilimine hiçbir şey karşı koyamıyor. Neyse ki şunu iyi biliyoruz: Samimiyet ve fırsatçılık birbirinden farklı şeyler. Samimi olanlar amacına ulaşıyor.

Neyse… Ahmet Çakar tam olarak şöyle söylemiş:

“Bunun şarlatanlık hatta soytarılık olduğunu düşünüyorum. Her gün, her ay Gazze’de yüzbinlerce çocuk ölürken her yıl Afrika’da milyonlarca siyahi çocuk açlıktan kemikleri çıkıp ölürken su dökmeyen o yabancı ne olduğu belli olmayan zat-ı muhteremler milyonda bir görülen hastalık için her kim ki su döküyorsa gerizekalılıktır” 

Gazze’de süren saldırılar ve bu saldırılarda sivillerin -bilhassa çocukların- hayatlarını kaybetmesinin, Dünya’nın el ele verip de çözemediği kronik açlık probleminin etkilediği insan sayısı bakımından ve evrensel insanlık değerleri açısından ALS’den daha  öncelikli problemler olduğu fikrine katılıyorum, ama aşağıdaki şerhleri koyarak:

Biz “sıradan” insanlar ALS hastalığıyla mücadele etmek için bir şeyler yapabiliriz. Gerek video çekmek, gerek ALS Derneği’ne bağışta bulunmak herhangi bir insanın yapabileceği basit bir şeydir. Fakat Gazze’de olan biten şey savaştır. Bildiğimiz savaş! Biz “sıradan” insanların söz hakkı olmadığı, makropolitik, devletlerarası bir meseledir. ALS kampanyası ile Gazze saldırısını karşılaştırmak “tepkisel indirgemecilik”ten başka bir şey değil Sn. Çakar. Yarın binimiz değil bir milyonumuz kafasından aşağıya buz dökse savaşı durduramaz. Keşke ALS için yaptığımız gibi küçük bir bağışla, başımızdan aşağıya dökeceğimiz bir kova buzyla böylesine bir savaşı durdurabilsek. Bak mesela, sen TV’de bu sözleri sarf ederek eminim ben ve benim onlarca arkadaşımın ALS videolarından daha fazla kişiye ulaştın. Bir şey değişti mi? Maalesef değişmedi. Ama ALS kampanyası Türkiye’de olmasa da ABD’de işe yaradı, büyük bir farkındalık yarattı ve ALS derneğine yapılan bağışları onlarca kat arttırdı.

Bu tip kampanyalar tek bir merkezden belli bir iradeyle yönetilen kampanyalar değiller. Başından aşağıya buz döken kimseler toplumsal bir konuda tepki vermekle mükellef ya da görevli değiller. Keşke hazır bu kadar kimseye ulaşma gücün varken o programda bizlere geri zekalı demek yerine başından aşağıya bir kova kum dökerek “Bak ben de bunu başlatıyor ve hodri meydan diyorum” deseydin. Aslında hâlâ şansın var. Gerek Gazze’deki savaş, gerekse Afrika’daki kıtlık ve gıda sorunları için bir girişim başlatabilir, sen de öncülük edebilirsin.

Neyse… Bence futbol gibi bir spor faaliyetinin TV’de saatlerce ama saatlerce tartışılması ve üstelik bunun her hafta gerçekleştirilmesi ALS için kafadan aşağıya buz dökmekten daha mantıklı, daha işe yarar bir hareket değil. Üstelik Gazze’de ya da Afrika’da çocuklar ölüyor diye programınızı durdurmuyor, hayatlarınıza devam ediyor, bana göre bir yere varmayacak olan, hakemin çoktan vermiş olduğu kararların ne kadar doğru olup olmadığını tartışıyorsunuz. Ne futbol ilerliyor, ne taraftarlık bilinci gelişiyor ne de herhangi bir karar değişiyor.

Sahi, Afrika’da bu kadar aç çocuk varken, Gazze’de yüzbinlerce çocuk ölürken, niçin hâlâ futbol tartışıyoruz?

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google