
Tarih içerisinde bilim ve felsefenin ilerleyişi şöyledir: İlk toplumlar arasında bilim ve felsefeye en büyük katkıda bulunanlar Antik Yunanlılardır. Ne var ki bu medeniyet bir müddet sonra çökmüştür. Avrupa’daki karanlık ikonoklazma (put kırıcılık) varana kadar şiddetlenmiş, bağnazlık hüküm salmıştır. Kilise kendi hakimiyet alanını savunmak adına bilime düşman olmuştur, bilimcileri yakmış, cennet tapusu satmaya kadar işi vardırmıştır. İşte bu sıralarda bayrak, yunanca kitapları Arapça / Farsça ve Türkçe’ye çevirmiş olan müslümanlara geçmiştir. Ibn-Rüşd ekolü ve Gazali ekonlünün son çarpışmasıyla bu dönem de sona gelmiş, rönesansla beraber bu bayrak maalesef yeniden Avrupa’lılara geçmiştir.
Osmanlılar, özellikle 13-16. yy’lar arasında bilimde önemli ilerlemelerin altına imzalarını atmıştır. Avrupalılar buna İstanbul’un fethedilmesiyle Osmanlı tarafına geçen bizanslı bilim adamlarının sebep olduğunu iddia eder. Oysa o sırada bizans ikonoklastik mezhepte, üstelik katoliklerle sürekli mücadele içerisinde, ağırlıklı olarak teokratik bir devlettir… Kaldı ki İstanbul fethedildiğinde Bizans’ın durumu bellidir… Ne bilimsel ilerlemede kullanılabilecek bir zenginlik, ne de düşünce…
Velhasıl, konu bu değil. Konu şöyle: Avrupa’lılar bilimsel ekolü Yunanlılardan başlatır. Araplar kitapları yunancadan çevirdiği için oradan devam ettirir. Osmanlıların bizanslı bilim adamları sayesinde geliştiğini iddia ederek sürekliliği bozmazlar. Ta ki renösansa ve reforma, sonra da bugüne dek dayandırırlar. Bu sebeple Avrupa’lılar bilimsel projelerine, teknolojik ürünlerine Antik Yunan’dan, Yunan mitolojisinden isim verirler. (SOKRATES, ERASMUS, PLATON, HERMES vb. daha niceleri…).
Özentiliğin uç noktası
Yılbaşlarında hindi yiyip, ağaç süslemek bir yana, zaten kıt kanaat özgün bilimsel projeler, terimler üretirken, kendi mitolojimizi bir yana bırakıp, biz de Avrupalılar gibi AntikYunan’dan terim ihraç eder olduk…
Üstelik bu projelerin, terimlerin açıklamalarında “Mitolojide” der olduk. “Hani bi tane mitolojimiz var, o da bu!” gibisinden.”Yunan Mitolojisi” bile demeye ihtiyaç duymuyoruz yani…
Yıllar önce İTÜ’de yeni bir projeye isim verirken Yunan Mitolojisi sözlüğü getirilmişti. İçinden uçak motoru için isim aranıyordu… Şiddetle karşı çıktım. Bana bizim mitolojimizden örnek sordular: Erlik, Ülgen, Ayzıt vb. bir çok şey saydım… Gülündü, kabul edilmedi… Ama en azından Yunan Mitolojisi’nden isim seçmekten vazgeçildi…
Yine insansız hava aracı için bir isim aranırken “Ebabil”‘i önermiştim. Olmadı… Kimse yakıştıramadı… (İHA’sına TURNA ismini koyan TAI’yi tebrik ediyorum. Benzer şekilde Baykar da helikopterine Malazgirt dedi… Anadolu’nun havadan bir kapısını açıyordu ne de olsa.)
Ben de bir arkadaşımla tasarlamaya başladığımız ama maalesef yarım kalan uçağımıza “Ülgen” demiştim…
Kedisine bile Yunan Mitoloji’sinden isim seçen var… (Şükür ki Dede Korkut’ta da çok güzel isimler vardı. Ben Burla’yı tercih etmiştim…)
Bugünlerde takıldığım bir başka terim daha var: Mentor’luk. Mitolojide Homeros’un Odysseia Destanı’nda oğlu Telemakhus’u kral olarak yetiştirmesi için emanet ettiği arkadaşının adıymış Mentor. Bu insanlar “Mihmandar”, “Rehber” diyemiyorlar… Hadi illa tarihsel bir şey istiyorlar madem; padişahların emanet edildiği “Lala” yı da kullanabilriler. Ama kullanmıyorlar. Muhtemelen “Banel”, saçma, komik gelecektir… “Iyyyyy” bile denebilir… Şu an bir çok köklü okul “Mentorluk Projesi” diye bunu resmi hale getiriyorlar. Öyle ya.. Eski mezunlar, mevcut öğrencilerin ancak “Mentor”u olabilir (!). Koçu, mihmandarı, danışmanı, abisi, “lala”sı, rehberi olamazlar… Ne de olsa “Mitoloji” de yeteri kadar karizmatik isim var…
Bizans’ın çocukları olmaya doğru…
Fransız devlet başkanı Jacques Chirac bir gün mevzu bahis biz ve AB olunca “Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” derken epey bozulmuştuk. Ancak bu gidişle pek farkımız kalmayacak zaten…
Tüm bilimcilere, proje üreticilerine, ya da herhangi bir sebepten dolayı kültürel, sosyal ya da benzeri bir vakayı, eylemi, projeyi isimlendireceklere sesleniyorum:
Yapmayın Allah aşkına…
Son Yorumlar