Haddimizde olmadan felsefe: Bilimin çözemediği 10 soru

Bilim / Felsefe, Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları Yorum Ekle

Geçtiğimiz günlerde hemen hemen yeni tanışmış olduğum birisi ile bir konu üzerinde tartıştık. Ortalık birden geriliverdi. Konu, Murat Belge’nin İstanbul ile ilgili bir yazısından çıkıverdi. “Çanakkale de boğaz, İstanbul da boğaz. Peki neden İstanbul tercih edilmiş?” sorusuna Murat Belge’nin yanıtı “Haliç’in liman özelliği” imiş…

Velhasıl sevgili arkadaşa İstanbul’a ilk yerleşimlerin ne zaman olduğunu sordum. Bilmediğini söyledi. Basit bir mantık yürüterek “Haliç liman olarak önemli idiyse eğer, denizciliğin ortaya çıkmış olduğu zamanlar olabileceğini” söyledim… Eksik bilgi ile konuştuğumu söyledi. Ben ise sadece mantıksal bir yorum yaptığımı söyledim. O karşı çıkmaya devam edince beğenmediğim üslubu dolayısı ile ortalık çabucak gerildi…

Her neyse…

Bilgiyi ispatın yolu illa ki o konuda bir ihtisasa sahip olmakmış demek ki… Oysa bir çok insan zoraki üniversite yıllarında ilgili bölüm hakkında okuduğundan çok daha fazlasını başka bir zamanda, başka bir konuyla ilgili şeyleri okuyarak geçirebilir.

İnsanlığın sosyal evrimi ile ilgili özel bir merak beslemek de pekala mümkün olabilir.

Aslına bakarsanız ben yola Türk’lerin kültür kökenlerini araştırmak için çıkmıştım. En başta Profesör Bozkurt Güvenç’in eşi bulunmaz kitabı “Türk Kimliği”ni okudum. Adı dolayısıyla raflarda ilk görüldüğünde ideolojik bir kitap sanılabilir. Oysa öyle değil. İdeolojik olmaktan çok uzak. İnsanbilim kürsüsünün kurucusu olan Bozkurt Güvenç aslında Japon kültür köklerinde ihtisas yapmış birisi… Ancak kültür tarihçiliğinin adetiymiş ki –kendisi öyle anlatıyor-, bu bilim adamları üçüncü kitaplarını kendi milletleri üzerine yazarlarmış. Sonuç olarak Türk Kimliği, Türklerin tarih sahnesinde ortaya çıkışından kitabın yazılmış olduğu doksanların başına kadar her dönemi sistematik bir şekilde ele alıyor, neden sonuç ilişkilerini ortaya koyuyor ve sizi düşünmeye zorluyor. Üstelik çok önemli önyargıları da yıkacak bilgiler içeriyor. Sözgelimi ben Celali isyanlarının bir Türkmen isyanı olduğunu ve Osmanlı’ların sünnileştirme ve yerleşik hayata zorla geçirme politikasına karşı olduğunu, Dadaloğlu’ların niçin “ferman padişahınsa dağlar bizimdir” dediğini (türküyü ilk duyduğumda çocuk aklıyla oradaki protestoyu Türkçe bir “Türkü” içerisinde konumlandıramamıştım) o kitapla anladım.

Zamanla, yakın zamanda kaybettiğimiz ünlü Türkolog Jean Paul Roux’un kitaplarını okumaya başladım. Okuduğum fakülteden Sefa adlı bir arkadaşımdan aldığım “Altay Türklerinde Ölüm” adlı kitap –geri vermediğimi itiraf etmem gerek- sayesinde tanışmış olduğum Roux’un “Türklerin Tarihi” adlı kitabına kadar bir takım kitaplarını da okudum. Elbette her gerçek tarih kitabı gibi “neden sonuç ilişkisi kurma” eksenli kitaplardı bunlar. Zira tarih biliminin temelinde bu vardır: Aynı olayları labaratuvarda test etmeniz mümkün değildir. Size düşen olmuş olaylar arasındaki deterministik bağı ortaya çıkarmaktır.

Şüphesiz bu kitaplardan beni en çok etkileyeni TÜBİTAK’tan çıkan Jared Diamond’a ait “Tüfek, Mikrop ve Çelik” adlı kitaptı. Okurlarım bilirler ki bu kitaptan zaman zaman alıntılar kullandım, örnekler verdim. Bilhassa antropoloji ve insanlığın çok eski tarihleri hakkındaki bilgimi bu kitaba borçluyum. National Geographic’te çıkan bir belgeseldeki çeviri hatalarını da yakalayabilecek kadar… Kitap da zaten Pullitzer ödüllü…

Coğrafya ve Fizyoloji profesörü olan Diamond kitaba bir soru üzerine başlıyor: Yeni Gine’deyken Gineli bir politikacı “Neden beyazların bizden daha çok kargosu var” diye soruyor. Yeni ginelilerin kargo dedikleri ithal mallar; sömürülmüş ve geri kalmış Yeni Gine her şeyini dış dünyadan alıyor ve gelen kutuların üzerinde “cargo” yazdığından, Gine’liler ithal mallara kargo demişler… İşte bu kitap, Jared Diamond’un kurduğu neden sonuç ilişkileri vasıtasıyla size dünyanın bilgisini aktarabiliyor. Zaten bu konulara ilgiliyseniz ve üzerinde konuşmaya da alışıksanız, kitap bilginize bilgi katmanın yanısıra sizin bazı tahminlerinizi bilimsel gerçeklerle doğrulayarak mutlu edecektir.

Öyle ki bir gün arkadaşlarıma, kitabın da özetini kendi çıkarımlarımla birlikte harmanlayarak neden Kuzey Avrupalı’ların dünyanın geneline güzel ve estetik geldiklerini açıklayabildim. Kitaptaki paralel benzetmelerin bunda büyük yardımı oldu. Diğer yandan her sene farklı bir grip ya da hastalıkla yüzleşen yeni dünya insanının kaderini ve geleceğini de bu yolla temin edebilirsiniz. Kitabın basit bir simülasyonu ise “Civilization” adlı oyun. O kitabı okuduktan sonra indirdim ve oynadım… Diamond’un coğrafyaya bağlı tezlerini böylesine simüle edebilmek de inanılmaz zevkli. Kısacası kitapla birlikte oyunu da tavsiye ediyorum.

Şimdi gelelim asıl meseleye…

Bu kadar uzun bir açıklamayı sırf şu aşağıdaki konularda bir kaç yorum yapabilmek için yazdım. Bence bir ihtisas sahibi olamasanızda bazı konularda yorum yapabilirsiniz… Yeter ki çelişkili ya da yanlış mantık köprülerine sahip, çetrefilli söylemlerde ve düşüncelerde bulunmayınız. Zaten mantık okullarda öğretilen bir şey değildir; beynin doğrulama ve akıl yürütme mekanizmasının yapıtaşıdır…

“New Scientist dergisinin yayınladığı “İnsanlık hakkında yanıtı olmayan en önemli 10 soru” listesi, bilimadamlarının kaydettiği sayısız başarının yanı sıra insana dair yanıtlanamamış en basit soruların hala gizemini koruduğunu ortaya koydu. Bu sorular arasında “neden burun karıştırıyoruz?”, “batıl inançlar nereden geliyor?” gibi ilginç başlıklar yer alıyor… ”

Yukarıdaki giriş yazısıyla birlikte bulduğum bu 10 soruyu aşağda sunuyorum. Her sorunun altında kendi düşüncelerimi ifade etmeye çalışacağım. Dergiyi temin edip, neler yazdığını tam manasıyla okumadan yorum yapmanın hatalı bir davranış olabileceğini itiraf etmek istiyorum; ama Umut Sarıkaya’nın köşesinin ismi gibi: “Benim de söyleyeceklerim var…”

::1:: Vücut Tüyü
İnsanların vücut tüyleri, hayvanların tam tersine, tüm bedende ince, jenital bölgede ise kalın. Bu gelişimin 3.3 milyon yıl önce, ‘bit’lerin yayılmasıyla eşzamanlı olduğuna dikkat çekiliyor.

Yorum 1:
Jenital bölge… Bilmeyenler için meali: Cinsel organlarımızın yer aldığı bölge… Tüm bedende yeteri kadar uzamayan ince tüylerimiz var, ancak jenital bölgede tam tersi. Ben bu konuyu bitlerin yayılabilmesi ile şöyle ilişkilendirebileceğim: Bitlerin vücuttaki varlığı sağlıksızlıktır. Zamanla bitlerin atlayamadığı insanların diğerlerine baskın geleceği ise evrimsel bir varsayım olacaktır. Jenital bölgenin dünyadaki bir çok kültürde üstünün kapatıldığı, ilk giysilerin ortak özelliğinin bu bölgeleri kapatmak amacıyla olduğu da bilinir. Şu halde jenital bölgede yaşayan bitlerin yayılma hızı, diğer bölgelerde yaşayan bitlerden daha yavaş olacaktır. İnsanın bitlere karşı mücadele evriminde diğer bölgelerindeki kılları jenital bölgeden daha hızlı incelttiği varsayımı bu sorunun yanıtlarından olabilir.

(Tabi şimdi bu yazdıklarımı şöyle yorumlamamak lazım: Bilim adamları bulamamış sebeplerini ve burada ben mi buldum? Tabi ki hayır. Elbette bu konuyla ilgilenen her bilim adamının doğrulanmamış bir tezi vardır. İşte yukarıda okuduğunuz şey ise bir başka “doğrulanmamış tez”dir. Eksik bilgiyle mi? Evet. Ama ben de zaten burada bir şeyleri ispat ettiğimi ya da bu yanıtları bulduğumu iddia etmiyorum. Altı üstü beyin fırtınası… O kadar.)

::2::Öpüşme
Dünyanın tüm kültürlerinde öpüşme yok, o halde öpüşmenin genetik olduğu söylenemez. Atalarımızın bebeklerini ağızdan-ağıza beslemiş olması ihtimali, ve öpüşmenin buradan geldiği öne sürülen teorilerden bir tanesi.

Yorum 2:
Konuyu yine evrimsel süreçle birlikte ele alacak olursak: İnsanlarda bakterilerin en yoğun bulunduğu bölge sanılanın aksine jenital bölgeler ya da anüs değil, ağızdır. Öpüşen insanların daha fazla bakteri / virüs alışverişi yaptığı da doğrudur. O zaman öpüşen insanların bağışıklıklarının öpüşmeyenlere göre daha çabuk güçlenmesi beklenen bir sonuçtur. Doğal seçilimde bağışıklığın çok önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Şu halde; ister yukarıda belirtilen tez olsun, isterse benim tezim ile onun bir kompozisyonu olsun, öpüşme güdüsünün bağışıklık ile korelasyonu olduğuna inanıyorum.

::3::Batıl İnanış
Mantığımız bize batıl inanışların gerçek olmadığını söylese de, biz onlara inanmaya devam ediyoruz. Kara kedi gördüğümüzde verdiğimiz tepkinin daha çok ‘doğaüstü’ olaylara inanma isteği ve dinin etkisinden kaynaklandığı ifade ediliyor.

Yorum 3:
Batıl inanç ve korkuları olan kimselerin tehlikelerden daha fazla uzak kaldığını, dolayısıyla kahramanların karanlıklarda ölüp, pısırıkların hayatta kaldığını ve maalesef bizlerin de onların çocukları olmamız sonucunda, bu eğilimleri genetik olarak miras aldığımızı düşünebilir. Bunun yanısıra, yukarıda da ifade edildiği üzere, din burada önemli bir etkendir.

::4::Burun karıştırmak
Dört çocuktan biri’nin sergilediği bu davranışın insan için hiç bir faydası bulunmaması, bilimadamlarını teori üretmekte zorluyor.

Yorum 4:
Burun karıştırmanın faydası nasıl olmaz? Solunum yollarını açma faaliyeti değil midir? Bilhassa düşmanından kaçarken oksijen ihtiyacı arttığından, burnunu karıştıranların hayatta kalma ihtimalinin küçük de olsa yükseldiğini iddia edebilirim.

::5::Rüya görmek
Günümüzün bilimadamları, Sigmund Freud’un “rüyalar, bilinçdışı isteklerimizin ifadeleridir” tezini reddediyor. Neden rüya gördüğümüz de hala açıklanamıyor.

Yorum 5:
Bu konuda söyleyebilecek hiçbir şeyim yok.

::6::Ergenlik
Ergenlik dönemi geçiren tek varlık insanlar. Benzer bir ‘geçiş dönemi’ yaşamayan hayvanların, olgun hayata alışmak için yeterince ‘büyük’ beyinlerinin olmadığına işaret ediliyor. İnsanların ise, erişkinliğin getirdiği sorunlarla mücadele edebilmek için beyin adaptasyonu sürecinde ergenlik yaşadıkları öne sürülüyor.

Yorum 6:
Meyvaların büyük çoğunluğu bilhassa hayvanların çekirdekleriyle birlikte meyvayı yutması, sindirilemeyen bir tabaka ile kaplı olan çekirdeğin, hayvanın gübresiyle birlikte uzaklara yayılması yoluyla çok verimli bir şekilde yayılır ve çoğalırlar. Bu sebeple genelde meyvalar çekirdeklerin oluşumu tamamlanmadan önce olgunlaşmazlar, ki çekirdek bu koruyucu tabakaya sahip olmadan, hayvan meyvayı gelip yemesin. Bu çoğalma için gerekli bir adaptasyondur. Öte yandan, ergenlik geçiren insan için de bir benzerlik kurulabilir mi bilmiyorum.

Yavrusunu yetiştirip büyütecek kadar büyümeyen ve doğaya adapte olmayan insanoğlunun çocuk doğurması, o çocuğu büyütemeden ölmesi ve onu koruyamaması demek. Bu adaptasyonun anne ve baba olacak yaşa gelmeden önce üremeyi engelleyici bir adaptasyon olduğu düşünülebilir.

::7::Gülmek
Gülmek insan vücudunda endorfin salgılaması sonucunda ‘mutlu bir his’se yol açsa da, neyin bizi güldürdüğü hala tam olarak açıklanmadı. Çoğumuzun tasarlanmış esprilere değil, insanların yaptığı ‘banal’ yorumlara güldüğü belirtiliyor.

Yorum 7:
Diyebilecek hiçbir şeyim olmadığı şeylerden…

::8::İyilikseverlik
İyilik yapma durumu insanlara özgü olmakla beraber, neden iyilik yapmayı seçtiğimiz hala yanıt bulamıyor. Bazı bilimadamlarına göre, iyilikler, grup bağlarını güçlendiriyor.

Yorum 8:
İyilik yapan erkek ve kadınların cinsel seçilim sayesinde soylarını sürdürdüklerini elbette düşünebiliriz. Aslında bu listede yer almasına şaşırdım çünkü bu konuda epey bir bilimsel çalışma gösteriyor ki, erdemli erkek ve kadınlar cinsel seçilimde ilk 3’teler.

::9::Yüz kızarması
Sadece insanoğlu’nda bulunan bu özellik, “kızarma, insan ifadelerinin en tuhafı” diyen Charles Darwin’in bile kafasını karıştırmıştı. Yüz kızarmasına ilişkin, evrim teorisi yetersiz kalıyor, çünkü hayatta kalabilmemiz için yüz kızarmasının herhangi bir fonksiyonu yok. Daha güzel görünebilmek için isteksiz de olsa yüzümün kızardığı, öne sürülen tezlerden biri.

Yorum 9:
Alyuvar sayısı fazla olan, dolayısıyla oksijeni iyi tutan insanların da yanakları kırmızı kırmızıdır. Bu yüzden yüz kızarmasının cinsel bir uyaran olduğunu hesaba katabiliriz; çünkü karşı cinsi o an oldukça sağlıklı göstererek cinsel ilgi uyandırabilir. Bu yüzden evrim teorisi bu konuda yetersiz olmasa gerek; tabi bu kadar yaygın olduğunu açıklamak zor.

::10::Sanat
İnsanların sanat anlayışını nereden öğrendikleri bilinmiyor. Ancak evrimleşme sürecinin uzantısı olarak ‘dünyayı daha iyi anlama’ çabaları beraberinde bu yeteneğimizin geliştiği iddia ediliyor.

Yorum 10:
Sanat zeka ve duygusallık gerektirir. Zeki ve duygusal kimselerin daha iyi partner bulabileceği, daha kolay hayatta kalabileceği ve empati sayesinde daha hızlı duygusal çözüm getirebileceği ve yine bu sayede daha fazla hayatta kalabileceği, tüm bunların sonucunda cinsel seçilim ile önplana çıkarılabileceğini düşünüyorum.

Tevfik Uyar

Bu yazıyı paylaşın:
Bookmark and Share

1 Yorum to “Haddimizde olmadan felsefe: Bilimin çözemediği 10 soru”

  1. Duran Serkan KILIÇ Says:

    “Eksik bilgi ile konuştuğumu söyledi. Ben ise sadece mantıksal bir yorum yaptığımı söyledim”

    Tevfik Uyar’a bu düşüncesinde sonuna kadar katılıyorum çünkü Kurguda Mantık Hatası var ise ne kadar çok bilgi içerdiği önemli değildir. Pek çok durumda bilgi eksikliğimiz mantık hatalarını görmemizi engellemez.

    “tarih biliminin temelinde bu vardır: Aynı olayları labaratuvarda test etmeniz mümkün değildir. Size düşen olmuş olaylar arasındaki deterministik bağı ortaya çıkarmaktır.”

    “mantık okullarda öğretilen bir şey değildir; beynin doğrulama ve akıl yürütme mekanizmasının yapıtaşıdır…”

    Sayın Tevfik Uyar,

    Yazınızda bu kadar öğretici, düşündürücü ve bunları düşüneni memnun edici cümleler kullandığınız için size çok teşekkür ederim

Yorum Yazın

mIRC Powered by Wptr ve WordPress
Bu site Tatil ve Gece Gündüz Teması ile guclendirilmistir