Hadise, ilginç bir hadise…

Günlük Yazıları, Siyasi / Toplumsal Yorum yok »

Bir Hadise çılgınlığıdır sürüp gidiyor…

Yeniden susamış olduğumuz Eurovision zaferi yolunda, emek emek, ilmek ilmek döktüğümüz ecel terlerinin karşılığı, halkımızın bu yüzyıllık ezikliğinde muzaffer bir komutan, bir kurtarıcı, lider (!)…

Üstelik halkımızın dilinde bir şarkı dile getirecek (!)

***

Siyasi komşuluk ilişkilerinin damga vurduğu ispatlanmış bir yarışmada, neyin adaletli olarak yarıştırılabileceğini akıllar da almaz ya…

Barış Manço’ya yıllar önce teklif götürülmüştü Eurovision için. “Şarkı yarıştırılır mı?” demişti. Öyle ya… Zevkler ve renkler tartışılmıyor madem, ne diye yarıştırılacak şarkı?

Sanat yarıştırılmaz. Sanatın görevi, sanatçının yeteneği yarıştırılır; ancak sanat yarıştırılmaz… Sanata dair öğeler belki yarıştırılabilir; ama sanat -zevk ve rengin sahibidir- nasıl yarıştırılsın?

Bir resim yarışması yapılır mesela, konusu anne olur… Bakalım kim anlatacak onu en güzel diye. Kompozisyonun bütünlüğüne, çizgilere, anlatılmak istenenle görünenin ne kadar örtüştüğüne bakılır…

Ya da bir öykü yarışması olur… Kıstasları, kriterleri bellidir. Anlaşılırlığa, akıcılığa, berraklığa, kurguya, kahramanlara vb. puan verirsin.

Ancak Eurovision tematik olmaktan çok uzak…

Tek maksadı kitleleri coşturmakmış gibi görünüyor. Üstelik -ki tekrar ediyorum- komşuluk ilişkilerinin, diasporaların, gurbetçilerin varlığına göre puanlar şimdiden bellidir…

Herhalde ki;

Salak saçma komşuluk ilişkilerini bile gölgede bırakacak bir şarkı, bir şov yapılmaya çalışılıyor. Belki yarışmayı ayakta tutan da bu düşünce zaten.

***

Diyelim ki,

Ülkeler kendi müziklerini, kendi folklörlerini, danslarını yatıştırsın…

O da değil demek ki;

Bakın!

Kendi dilimizle, folklörümüzle, çalgımızla, rengimizlde olmayacağız orada.

Bu İngiliz mayolu Türk güreşcisi… Podyumları selamlasa, yeri göğü inletse ne olur? Ne kadar gurur duyulur?

Kazanacaksa bile “Hadise” kazanacak.

Ne ilginç bir hadise… Değil mi?

Müslümanlara Uçuş Vetosu

Günlük Yazıları, Mesleki Yazılar Yorum yok »

 

Amerikalılar daima teröre karşı psikozlar yaşar… Bu psikozlar genelde paranoya olarak kendini gösterir.

Amerikalılar daha önce de psikozlar yaşamıştır. Önce kızılderililer, daha sonra zenciler, komunizm ile kapitalizmin mücadele ettiği zamanlarda yahudiler… Şimdi de müslümanlar “ve terörizm”.

Bu paranoya öyle ayan beyan bellidir ki; Hollywood’dan çıkma doğal felaket filmlerinin senaryolarında da görüldüğü gibi, bir doğal afet meydana geldiğinde Beyaz Saray’ın ilk algısı bunun bir terör saldırısı olabileceğidir. Kalanını okumak için tıklayın »

Memento

Günlük Yazıları, İnceleme Yorum yok »

Christopher Nolan’dan büyüleyici bir film…

İnanılmaz bir kurgu. Bir o kadar da anlaşılmaz. Bir sefer izleyerek tamamı kavranamayacak bir film olmasının yanı sıra her izlendiğinda farklı noktaları kavranabilecek bir film.

Filmi izlemeyenlere fikir verecek şeylerden bahsetmeden önce genel olarak filmin konusundan bahsetmeli… Kalanını okumak için tıklayın »

Canlı, capcanlı…

Günlük Yazıları Yorum yok »

Airport TV

Epeydir bu kısma yazmıyorum; ancak yeni bir haberim var. Airport TV’de haftada bir yayınlanan ve havacılığın arka planını aktarmaya çalışan “Uçuruyoruz” sona erdi. Fakat; benim TV serüvenim sona ermedi. Yakında yeni bir canlı yayına başlıyorum. Haftada bir kez olmak üzere, Havacılık Endüstrisi’ni konu alan yeni bir programla izleyenlerimin karşısında olacağım. Airport TV, uyduda, D-Smartta (70) ve internette (www.airporttv.tv).

Aviation Türk

Aviation Türk’ün 5. sayısı nihayet çıktı. 6. sayıyı bekleyin…

Sims 2

Şu sıralar The Sims 2 adlı oyuna fena sardım. Bazen yalnız, bazen Canan’la oyunun başına oturup o sanal dünyayı yönetmekten gerçek dünyayı unutuveriyorum… Çok tehlikeli. Aman diyeyim.

Airport Haber’deki köşem

Günlük Yazıları Yorum yok »

Airporthaber’de bir süredir manşetten yazıyordum. Artık köşem mevcut. Okurlarıma duyurulur.

Adres: http://www.airporthaber.com/v3/article.php?article=214

Cehalet ürünü sorular…

Günlük Yazıları, Siyasi / Toplumsal Yorum yok »

Bilmek, sormaktan önce gelir. Okumayan, bilmeyen birinin okumadığı, bilmediği konuda abesle iştigal sorular sormasından daha normal hiçbir şey yoktur. 

Bildiğini sananın sorusu daha bir bedbaht, daha bir saçmadır… İşte internette çeşitli sitelerde “Atatürk” karşıtlarının açmış olduğu gruplarda yer alan sorular. Bu kişiler Osmanlı Torunu olduğunu iddia ediyorlar. Nacizane bendeniz dilimin döndüğünce cevapladım. Buyrun:

1-Atatürk’ün 1919 yılında İstanbul’a gelerek Saray çevresinde Harbiye Nezaretini alabilmek için lobi yaptığı doğru mudur?

Evet doğrudur. Bu gizli bir bilgi değildir zaten. Atatürk bizzat kendisi anlatmaktadır. Ancak bunu bilmeyenler için her şeyi baştan yazalım: Kalanını okumak için tıklayın »

Hepimiz Bizans’ın çocukları mıyız?

Günlük Yazıları, Siyasi / Toplumsal Yorum yok »

 

Tarih içerisinde bilim ve felsefenin ilerleyişi şöyledir: İlk toplumlar arasında bilim ve felsefeye en büyük katkıda bulunanlar Antik Yunanlılardır. Ne var ki bu medeniyet bir müddet sonra çökmüştür. Avrupa’daki karanlık ikonoklazma (put kırıcılık) varana kadar şiddetlenmiş, bağnazlık hüküm salmıştır. Kilise kendi hakimiyet alanını savunmak adına bilime düşman olmuştur, bilimcileri yakmış, cennet tapusu satmaya kadar işi vardırmıştır. İşte bu sıralarda bayrak, yunanca kitapları Arapça / Farsça ve Türkçe’ye çevirmiş olan müslümanlara geçmiştir. Ibn-Rüşd ekolü ve Gazali ekonlünün son çarpışmasıyla bu dönem de sona gelmiş, rönesansla beraber bu bayrak maalesef yeniden Avrupa’lılara geçmiştir. Kalanını okumak için tıklayın »

Kutsal Kavrayış - Sıracümleler, yalçıncümleler…

Günlük Yazıları Yorum yok »

Üstbiliş… (Meta cognition)  Kutsal kavrayış… Zihnin kendi kendini sarmalaması.
Bilmemek ama neyi bilmediğini bilmek. Kendini dışarıdan görebilmek; ancak elinden de bir şey gelmemesi…

Kutsal açılım, kendinden ayrılmak… Çoğul kişilik bozukluğunun mantıklı bir çeşidi… Kendiyle biraz da barışık olmak. Yabancılaşmak… En kötüsü de yabancılaşmak…Eşe, dosta, aileye, geçmişe, geleceğe, hayata ve hayatı anlamaya. En kötüsü de bunun farkında olmak, olup da müdehele edememek.

Bilinen popüler anlamıyla değil de, gerçek anlamıyla narsisizmin kucağına düşmek. Yani kendi kendine yetememenin paniğiyle kendi kendine etmek. Her şeyi tek başına göğüsleyebiliyor olmanın rahatlığını aramak, bağlılığın ve muhtaciyetin rahatsızlığınu bir yumru biçiminde gövdenin ortasında taşımak… Ancak aynı zamanda bundan mükemmel bir tatmin ve mutluluk duymak.

Ancak acı çekmek pişiren… Tasavvufta da, budizmde de, hinduizmde de… Acılara arzular sebep olur. Arzuları dindirmek acıyı ortadan kaldırır, ancak bunla mutlu olmaya yetinene.

Üstbiliş,

Kutsal bir kavrayıştır evet. Neyi bilmediğini bilmek, bildiğini bilip içsel bir böbürlenme yaşamadan daha büyük bir erdemdir. Bakış açsını gözlerin simetrisine koyup, ruhu arıza yapmış bir araba gibi dingin bir kenara çekmek…

En kötüsü,

Acımamaya başladığında buna sevinmek yerine,”Arzumaya” başlamanın sıkıntısıyla mücadele etmek.

Yorumsuz, serimsiz, düğümsüz, çözümsüz…

Sadece cümleler…

Sıracümleler,

Yalçıncümleler…

Uçuruyoruz’un yedinci bölümü

Günlük Yazıları Yorum yok »

Nasıl ederiz, nasıl yaparız, tecrübem yok, konu kıt vs. derken, Airport TV için yapımcılığını üstlendiğim “Uçuruyoruz” programının yedincisine geldik. Her çarşamba günü saat 22:00′de yayınlanan programda bugüne dek şu konuları işledik:

Bölüm 1: “Mühendislik Eğitimi” - İstanbul Teknik Üniversitesi - Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi
Bölüm 2: “Fuarlar” - AIRSHOW Ankara 2008 - THK Türkkuşu Tesisleri
Bölüm 3: “Uçuş Harekat Uzmanı Eğitimi” - Hürkuş Havacılık Eğitim Merkezi
Bölüm 4: “Pilotaj Eğitimi” - Tarkim Uçuş Akademisi
Bölüm 5: “Kabin Memuru Eğitimi” - Türk Hava Yolları - Kabin Eğitim Müdürlüğü
Bölüm 6: “Meteoroloji” - Atatürk Hava Limanı Meydan Meteoroloji Müdürlüğü

ve bugün yayınlanacak olan Bölüm 7: “Komponent Bakımı” - Prima Havacılık…

Airport TV uydudan ya da internetten izlenebiliyor.

http://www.airporttv.tv adresinden canlı yayına tıklayarak hemen bağlanabilirsiniz.

Doğumgünüm ve “Armadillomsu Kuzu”

Günlük Yazıları 4 Yorum »

dsc_0414.JPG

Her sene olduğu gibi bu sene de bir yaşıma daha girdim. Rutin olmasına rağmen insana keyif veren nadir şeylerden birisi. Bir çok rutin zamanla monotonluğundan dolayı sıradışılığını yitirir… Oysa her sene tekrar eden yaşlanma, çocuk iken “büyümek” idi. Genç iken “olgunlaşmak”. Orta yaşlarda “yaşlanmak”. Yaşlıyken de ölüme bir adım daha “yaklaşmak”. Sıradışılığını hiç yitirmemesi bundan olsa gerek. Belki de umutsuz ve paranoyak dünyamızda, her şeye yeniden başlayabilmenin, temiz bir sayfa açabilmenin, “kaç yaşındasın” sorusuna farklı bir yanıt verebilecek olmanın getirdiği o garip duygu…

Saat 00:50. Kulağım telefonda, ama telefon oralı bile değil. Telefonu oralı yapmayanlar, buralı bile olmayan -ki yarının pazartesi olduğunu unutmamak gerekir- arkadaşlar, dostlar, tanıdıklar… Keyfim artsın diye. Nitekim bizim arkadaşlar tarihler konusunda biraz hafızasızdırlar… Mühim de değil. Ajandaya kaydolmuş bir satır olmanın ehemmiyeti de yok… Umutsuzluluğumuz ve çirkin dünyamız olmasa aslında bugünün anlamı da yok. ve aslında bugünün ne kadar anlamsız bir gün olduğunu, anlamlı ve olumlu bir kaç satır karalayamamamdan da anlıyorum…

Belki de bu yüzden doğumgünlerinde insanları anar, onların doğumunu kutlarız, onlara bir de hediye alırız. Günü anlamlandırma saplantısına yardımcı olmak için. Öyle ya… Doğumgünleri salt bir gün olarak hatırlanmazlar. “O doğumgünümde şöyle olmuştu” diyebilecek bir şey olmadıkça da anımsamaya değer de bulunmazlar. Bu hediyeler, kutlamalar vb. şeyler, o günü anlamlandırmaya katkıda bulunurlar.

Bugün, bugünümü anlamlı kılan bir şey var! Yukarıda resmini gördüğünüz armadillomsu kuzu! Çok fazla vakti olmamasına, onu bugün yalnız bırakmadığım için gizli gizli mutfağa girme fırsatı çok az olmasına, benim hafiyemsi duygularımın kabarmasıyla, kulağımın mutfakta, gözümün yırtılmış nişasta, vanilya vb. pasta muhteviyatı şeylerin ambalajlarını aramak üzere çöpte olmasına rağmen, yine de gizli gizli bu şaheseri hazırlamış… PES! Kendisine bugünümü anlamlandırdığı için çok ama çok ama çok teşekkür ediyorum! Sana minnettarım… Teşekkür ederim Canan’ım!

Bu şaheserin yapıtaşlarına gelince… Şekildeki şey bir tür şekerleme… Dışarıdan alma falan da değil… Glukoz şurubu, yumurta akı falanli filanlı, zahmetli bir sürecin sonunda ortaya çıkmış bir tür şeker. Yumuşak, ama tadı şu pastaların üstündeki şemsiyeler gibi… Harflerin renkleri de iğne iğne dövmelenmiş gıda boyası… Hele bi ara ben AVIATECHS’in sitesiyle uğraşırken bir sessizlik olmuştu… İşte o sessizlikten bu şey doğmuş. İlk bakışta kaplumbağaya, ilk biyolog bakışıyla armadilloya benzese de asıl amaç kuzu yapmak. Sarkan kulakları, plakaya benzer yumakları ile işte size armadillomsu kuzu! Budundan ve kafasından yemeye başladım…

Sevgi ve selamlar…

mIRC Powered by Wptr ve WordPress
Bu site Tatil ve Gece Gündüz Teması ile guclendirilmistir