Yer çekimi ve tombala

Bilim / Felsefe, Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları Yorum yok »

Tombalada 6 ile 9′un birbirine karışmaması için altına çizgi koyarlar. Sadece tombalada değil, bir şekilde ters ya da düz tutulabilecek ve biribirine karıştırılabilecek tüm durumlarda.

Kendi kendime bunun sebebini düşündüm: Niçin çizgi altta? Ayrıca niçin çizgili defterlerde harfleri alta yaslıyoruz. Halbuki amaç kılavuzsa üst çizgiye de dayayabilirdik. Harfler üstleri bir satıha değecek şekilde geliştirilebilirdi.

Benim naçiz beynim bunun yerçekimiyle alakalı olabileceğini söylüyor. Bir şeylerin düşmemesi için bir satıh üzerinde durması gerekir. Harfleri de benzer şekilde bir satıh üzerine koyuyoruz demek ki…

Ne ilginç…

Taşınmak…

Bilim / Felsefe, Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları 2 Yorum »

Bejan’ın “Constructal Theory”si (Düzen Teorisi) ile ilk karşılaştığımda çok heyecanlanmıştım.  1996 yılında ortaya attığı teori canlı ve cansız sistemleri tek teori ile modellemesi ve termodinamiğe yeni bir yaklaşım getirmesiyle beni büyülemişti. Tüm makalelerini bulup indirip tek tek okumaya başladım… Yine de eksik bir noktası vardı. Ozan’a sordum: Aynı eksikliği o da hissetmiş. Hayal kırıklığına uğradım.

Şirket bölünme ya da şirket teşkilatlanmalarını “Constructal Theory” ışığında incelemek istediğimi yüksek lisans tez danışmanıma söylediğimde “ben öyle bir çalışma istemiyorum” dedi. İşletme Yönetim Uzmanlığı yüksek lisansına girişimdeki amaçlarımdan birisi genetik algoritmalar, bulanık mantık ya da constructal theory gibi mühendislik alanında uygulamalarda kullandığımız yöntem ve yaklaşımları işletme alanına uygulamaktı. Hayal kırıklığına uğradım.

Şimdi ev taşımaya hazırlanıyorum. Düzen teorisine göre ev taşımanın en kolay nasıl olabileceğini düşünüyorum. Mantık olarak en küçük kutular azami mukavemeti kadar yüklenmeli, o kutular azami mukavemet yaratacak kadar daha büyük kutulara yüklenmeli ve bu kutular bir insanın taşıyabileceği ağırlıkta olduğu gibi, içindeki eşyaları sağa sola oynatmayacak kadar sıkı yüklenmiş olmalı. Bu yükleme için fraktal bir yükleme biçimi belirlemeye çalıştım. Y ekseninde uzanan kitap, o kitabın alt kenarı X ekseni kabul edilirse, X ekseninde yatay uzanan kitap. Aynı kabul yapılarak eksen değiştirilirse daha küçük bir kitap, yine y yönünde dikey olmak üzere. Aralardaki boşluklara da kitapları dikey olarak yerleştirmek üzere, onlardan doğan daha küçük boşluklara kitaplıktaki küçük aksesuarlar. Bu bana verimli bir yükleme şekli sağladı. Bütün kitaplarımı ve kitaplığımdaki aksesuarları 6 küçük kutuya sığdırmış oldum. Şimdi bu kutuların mukavemet sorununu çözmem için daha mukavim ve üçer-dörder kutu alabilecek büyük kolilere ihtiyacım var. Ev taşıma konusunda uzmanlaşmış olan kişilerin kaldırabileceği ağırlığı tutturmam lazım.

Tekrar hayal kırıklığına uğramak istemiyorum Bejan! Küfür yemek istemiyorsan gel de yardım et!

Dünya Oteli

Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları Yorum yok »

Otel odalarının az eşyaları ilk başta bir ferahlama hissi yaratsa da gecenin sessizliği ne varsa alıp götürüyor. Sen girmeden önce bir başka kişi yatmıştı buraya ve başka başka hayallere dalmıştı. Başka başka efkarları vardı… Hiç izi kalmadan gidiverdi. Şimdi ben geldim. Dertlerimle, düşüncelerime. Sırtımı yatağa verip yükselen sigara dumanına bakınca ben kendime ait bir şeyler düşünüyorum ve dumanlar bunu tavana çizmiyor. Onunki de çizmemiş. Belki sigara bile içmiyordu. Yarın ya da yarından sonra ben de burayı terk ettiğimde hiçbir iz kalmayacak. Her şey bir çarşafın değişmesine, bir banyonun silinmesine bakıyor. Bir insanı bir odadan silip atmak bu kadar kolay.

Dünya da bu yönüyle otel odasına benziyor. Kimler gelip, kimler geçiyor. Ne sokaklarda kimler oturuyor. Geçtiğimiz gün Eyüp’te bir restorana gittik mesela. Eski bir konak. Garson anlattı: Geçenlerde çok yaşlı bir kadın gelmiş ve demiş ki, “ben çocukluğumda bu konakta oturdum”. Garibine gidiyor insanın. Zaman çok hızlı ilerliyor yaşlandıkça.

Bazen şey düşünürüm: Çocuklara vakit geçmek bilmez, çünkü sözgelimi onlar için bir hafta ömürlerinin 300’de birine falan denk gelir. Bir yıl ise beşte birine örneğin. Ancak yaşlandıkça bir hafta ömrünüzün onbinde birine kadar varıyor. Limiti sıfıra gidiyor yani. Belki o yüzden yaşlandıkça hızlanıyor zaman. Ömre göre, göreceli…

Bir rivayet vardır: Einstein’in zamanın göreceli olduğu söylemini anlamayan bir kız biraz daha açıklamasını istemiş. O da demiş ki: “Altı ısıtılan bir kazandaki 10 dakikayla, sevgilinin kollarındaki 10 dakikayı karşılaştır. Sence ikisi aynı mı?”

Bu da farklı bir yaklaşım. Çocukluk sevgilinin kollarındaki anlar gibi. Heyecanlı. Güvenli bir liman çoğu zaman. Günü geçirmek tek dert. Ayı geçirmek yok, yılı doldurmak yok. Bir önceki yıla göre artan tek sayı kışın “kaça gidiyorsun?” ile yazın “kaça geçtin?” sorularının yanıtları. Öte taraftan yaşlılık, altı giderek ısınan bir kazanda olmak gibi. İnsan aynı soruların araya bir “l” harfi sokuşturularak sorulmasından korkuyor:
“Kaçla gidiyorsun?”
“Nasıl yani?”
“Tahtalı köye diyorum…”
Ya da,
“Kaçla geçtin?”
“Nerden?”
“Hayattan canım…”

Özellikle “kaçla” diye soruyorum… Konumuz bu ya. Hızlanıyor zaman.

Hani tatile ya da köye gideceksinizdir. Yol bitmek bilmez, ama dönüşte de bir o kadar çabuk ve sıkıcı geçer.

Çocukken büyümek işte o köy…

Yaşlıyken ise “orda bir köy var uzakta…”

Güzel bir şarkısı vardı Harun Kolçak’ın, ilk kasetinde:

“Nasıl? Bırakıp gitti bizi günler, geceler… Nerede? Önümüzdeki uzun uzun seneler… Bu hazin, bu ezik duruş, kabul ediş neden? Bu hayal kim? Kim bu resimler?”

Otel odası bu dünya…

İş çarşafı değiştirmeye bakar. Bir de banyoyu temizlemeye…

Şekilsiz heyecan…

Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları Yorum yok »

Bu da bir gayrinizami not… Böyle bir kategoriyi sırf, giriş, gelişme sonuç olmasın diye koydum… Deneme tahtası gibi… Akılma geleni atıyorum.

Karmakarışık… Neyden niçin hoşlandığımızı anlamaya çalışıyorum. Niçin zevklerimiz var? Niçin bazı şeyler alıp bizi bir yerlere götürüyor? Beynimizdeki kimyayı niçin etkiliyor? Mesela fringe’deki gibi, yeşil ve kırmızı ışıkları belli bir ritmde çakınca kişiyi bayıtlmak mümkün olabilir miydi? Eğer varsa gerçekten öyle şifreler, sanat dediğimiz nirvana yaratmayı beceremeyecek kadar düzensiz ışımalar mı? Duyular aracılığıyla beyinle farklı bir iletişim kurulabilir mi? Konuşarak sadece karşımızdakine öğretilmiş bir dille, düşünce aktarımı yapıyoruz. Ancak bir kaç renkte ışık çakarak, ya da dilin tuzlu suya batırıldığı bir anda kulağa sırasıyla sol, mi ve sol notaları verilince enteresan şeyler olabilir mi? Yani, elektronik eşyaların servis girişi vardır, sadece onarımcılar bilir. Bir düğmeye 10 saniye basıp diğerine 3 kere basınca mesela. Var mıdır bedenimizin öyle bir girişi?

Rus matematikçi para istemiş. Ee?

Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları Yorum yok »

Poincare varsayımını ispatlayan Rus matematikçi “para ödülü” konusunda yeni bir açıklama yaptı ve ödül hakkında kesin bir şey söylemediğini ifade etti.

Parayı reddettiği iddiaları ortaya atıldığında “Matematikçiler böyle adamlar işte” diyenler oldu. Hale etkisi altında söylenmiş bir kaç cümle.

Adamın ödülü reddetmesi de mümkündür aslında. Bilim tarihi gösteriyor ki, büyük ödüllere mahsar olmuş bilim adamları bu ödülleri aldıktan sonra bir daha hiçbir başarı gösterememişler.

Matematikçi insan mantıklıdır –fizikçi kadar olmasa da. Fizikçiler matematik gibi soyut bir şeyle uğraşmayacak kadar daha mantıklıdır-. Belki ödülü alınca sosyal psikoloji deneyleriyle yüzlerce kez kanıtlanmış olan akıbetten korkmuştur. Örgütsel davranışa yönelik deneyler gösteriyor ki, ödül büyüdükçe yaratıcılık azalıyor. (Bazı patronların en iyi personeline ısrarla az maaşı vermesi fakat o personelin de ısrarla en iyi personel olmaya devam etmesi de bunu açıklıyor aslında.)

Matematikçileri fizikçilerden daha az mantıksız gördüğüm için kızmayın.

Poincare varsayımının özetle ne olduğunu söyleyeyim, belki o zaman hem fikir oluruz:

Poincare uzaydaki varlıkları sınıflandırmak istemişti. Bildiğimiz uzay (öklit uzayı) üzerinde eğer ki bir kenarsız ve tıkız (sonlu, belirli şekilli, uçlu bucaklı ve kapalı) cisim üzerinde her noktada konumlandırılan bir iplik halka büzüşebiliyor ve nokta haline gelebiliyorsa, bu cisim ancak ve ancak küredir. Bir küre için bu zaten doğrudur. Bir iplik ile kürenin neresinden dolanırsanız dolanın, o ipliği kısalttıkça halka küçülecek bir noktaya kadar gidecektir. Ancak bir açma ya da simit için doğru değildir. Simidin koluna dolanan bir lastik, o simit kopmadıkça ya da lastik simidin içinden geçmedikçe büzüşemez.

İşte Rus matematikçi Grigori Perelman bu durumu ispatlamıştır.

“Çok mu önemliydi”, “bu yaşa gelmiş, bunlarla mı uğraşıyormuş” diyen insanlar olabilir. Onlara da aldırmayın. Zaten önemini kavramayacaklardır.

Fakat Poincare varsayımının ispatı cisimlerin topolojik sınıflandırmasına yardımcı olacağı için, evrenin şekli ve karanlık maddenin genişlemeye etkisi konusundaki çalışmalara büyük katkı sağlayacaktır.

Şu karanlık madde konusu da açığa kavuşsa artık… Rahmetli Şakir Kocabaş hocamızın farklı tabakalar söyleminde haklı olduğunu görmek istiyorum.

Peki gerçekte biz kimiz?

Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları Yorum yok »

Her yerde farklı farklı hayatlar var.

Bir şekilde bir yerlerde gördüğünüz fotoğraflardaki insanları düşünün.

Bir evleri var. Belki içine girdiğinizde hayranlık uyandıracak. Belki de kaçacağınız. Belki de “bekar evi işte, idare et” dediklerinden.

Sevdikleri var. Ya da sevmedikleri. Ya da onu sevenler, ondan nefret edenler… Her fırsatta onun dedikodusunu yapmaktan büyük keyif alanlar, ya da onun her fırsatta kıskandığı, ardından sövdüğü, gıcık kaptığı, ve bunu belli ettiği ya da belki de etmeyip yüzüne güldüğü.

Hayalleri var. Kimisi çok eskiden kalma. Kimisi daha oluşmamış. Duruma göre oluşacak. Seneye, ya da hemen ertesi günü…

Herkesin bir alışkanlığı var. Ne bileyim, belki esrar çekiyordur. Belki geceleri kalkıp bitter çikolata aşırıyordur. Belki de sabah yüzünü hiç yıkamaz. Ya da çorapla yatıyordur. Değdiremiyordur çıplak ayaklarına hiçbir şeyi.

Sağlık problemleri de oluyor herkesin. Çok çürük belki dişleri. Ya da tam tersine çok sağlıklı gözleri var, 3 metre uzaktan gazete okuyabiliyor.

Belki deli. Ya da bir sürü hesaplaşması var geçmişten. Ağır bir depresyonda… Ne de olsa fotoğraftan anlayamazsınız ama, geceleri uyuyamıyor, sabahları da kalkamıyor, ne yıkanıyor, ne kendine bakıyor adam akıllı. Fotoğraf da zaten genç kızlığından kalma.

Çocuğu olan var. Olmayan var.

Çocuğu hayırlı olan var, olmayan var.

Çocuğu kendisinin katili olacak var, bir de çocuğunun katili olacak…

Belki de hiçkimseye söylemediği bir cinayet işledi. Ya da hiçkimseye söylemediği bir huyu var. Belk eşcinsel, ama belli etmiyor. Belki de sırf kadınlarla daha samimi olmak için, öyleymiş gibi yapıyor. İtiraf etmesiyle sevişmesi de bir oluyor.

Kimisi çok hızlı… Bıkmış erkeklerle/kadınlarla olmaktan. Kimisinin belki daha hiç sevgilisi olmamış. Ama öyle söylemiyor. Utandığından.

Belki hayvanlara hiç dokunamaz mesela. Ya da hem kedi, hem köpek besler. Çok sever hayvanları. Denizden babası çıksa yer bir ihtimal. Bir ihtimal balık sevmez.

Gece onu uyutmayan sancıları olabilir. Ya da henüz keşfedilmemiş bir tümörü. Belki birinden hamiledir ya da birini hamile bırakmıştır, haberi yok… Ya da tır şöförlüğü yapmıştır önceleri mesela. Romanya’da, ya da Almanya’da kendisinin bile haberi olmadığı, on beş yaşını aşmış çocuğu vardır. Belki eşi vardır ve hatta aldatıyordur onu. Hatta o eşini aldatırken, eşi de onu aldatıyordur. Ondan da haberi yoktur. Haberi de olabilir, belki hiç inanmıyordur sadakat kavramına.

Tabu oynamayı seviyordur. Sessiz sinemada üstüne yoktur. Satranç dehasıdır, ama oynayacak adam bulamıyordur. Ya da bir dostu vardır, “gelse de dama oynasak” diyordur. Ya da bir türlü hiçbir oyunu öğrenmeyi beceremiyordur.

Belki evi yoktur. Belki sığıntıdır, hatta seks kölesi. Ya da oturduğu evi jigololuk ya da fahişelik yaparak elde etmiştir. Evi üstüne geçirmiştir zengin sevgilisinden.

Vesaire, saire…

Yazmakla nasıl bitsin.

İnsan bu…

Birini tanımak ne kadar zor değil mi?

Aslında hayatlarımız ne kadar karmaşık. Bizi tanımlayan neler var… Bizi biz yapan…

Bir kokumuz var. Bir bedenimiz. Bazı huylarımız, içinde yaşadığımız çevremiz…

Peki biz gerçekte kimiz?

Günde bilmem kaç orgazm…

Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları Yorum yok »

Bizim basın yayınımızın ve reyting avcısı web sitelerinin bizim insanımızı salak yerine koyduğunu görmek istemiyorum artık.

Ne olur bitsin artık şu çile…

Yok efendim; bilimin çözemediği olaylar… Saçmalıkların önde gideni. Çoğu bir soru işareti bile olmayan, sadece insanlara ilginç gelebilecek ve hatta hayret bile ettirebilecek, ancak açıklaması var ve doğru olan şeylere ilaveten, olmayan, söylenti, safsatalar. (New Scientist’teki çalışma da her nasıl olduysa değerli ajanslarımız tarafından dikkate alınarak çevrildi ve gazetelere servis edildi. Ona lafım yok…)

Bir ara da denizden çıktığı iddia edilen ilginç bir yaratığın haberleri ortalığı sardı. Hatta milliyet’de şöyle bir ifade vardı: “Canlının DNA’sını bulunmaması bilim adamlarını şok etti”. Yuh artık! Dese ki canlının karmaşık bir tür yapısı var ve sınıflandırılamıyor; anlayacağız. Ancak DNA’sı olmayan, fakat iki kollu, iki bacaklı, kısacası bir memeliden farksız bir canlı olduğu, bilim adamlarının da şok olduğu iddia ediliyor. Oldu canım.

Bir diğeri de şu günde bilmem kaç orgazm. PSAS denilen bu rahatsızlığa sahip dünyada binlerce kadın var; ve bu rahatsızlık gerçekten de var olan bir rahatsızlıktır. Yani uydurma değil. Ancak basınımızda her 4-6 ayda bir, günde 120, 300, 200 kez orgazm olan bu kadınların öykülerine ve bu hastalığın tanımına yer veriliyor. İnanmazsanız arşivleri aratın görün; sürekli olarak bu tarz haberlerin yapıldığını göreceksiniz.

Yahu olacak şey mi? Neden tamah ediyoruz bu haberlere?


Haddimizde olmadan felsefe: Bilimin çözemediği 10 soru

Bilim / Felsefe, Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları 1 Yorum »

Geçtiğimiz günlerde hemen hemen yeni tanışmış olduğum birisi ile bir konu üzerinde tartıştık. Ortalık birden geriliverdi. Konu, Murat Belge’nin İstanbul ile ilgili bir yazısından çıkıverdi. “Çanakkale de boğaz, İstanbul da boğaz. Peki neden İstanbul tercih edilmiş?” sorusuna Murat Belge’nin yanıtı “Haliç’in liman özelliği” imiş…

Velhasıl sevgili arkadaşa İstanbul’a ilk yerleşimlerin ne zaman olduğunu sordum. Bilmediğini söyledi. Basit bir mantık yürüterek “Haliç liman olarak önemli idiyse eğer, denizciliğin ortaya çıkmış olduğu zamanlar olabileceğini” söyledim… Eksik bilgi ile konuştuğumu söyledi. Ben ise sadece mantıksal bir yorum yaptığımı söyledim. O karşı çıkmaya devam edince beğenmediğim üslubu dolayısı ile ortalık çabucak gerildi…

Her neyse…

Bilgiyi ispatın yolu illa ki o konuda bir ihtisasa sahip olmakmış demek ki… Oysa bir çok insan zoraki üniversite yıllarında ilgili bölüm hakkında okuduğundan çok daha fazlasını başka bir zamanda, başka bir konuyla ilgili şeyleri okuyarak geçirebilir.

İnsanlığın sosyal evrimi ile ilgili özel bir merak beslemek de pekala mümkün olabilir. Kalanını okumak için tıklayın »

Metal Bardak Altlıkları…

Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları Yorum yok »

Sadece aklıma geldi. Öylesine yazıyorum. Aslında az önce bardağımın altına yapıştığı için kucağıma düşen ve üzerindeki soğuk içecek sebebiyle soğuyan bardak altlığı sayesinde geldi:

Metal bardak altlıkları içeceğinizin çabuk soğumasına ya da çabuk ılımasına sebep olur.

O kadar.

İzel-Çelik-Ercan ve Çevrenin algıyı şekillendirmesi

Bilim / Felsefe, Gayrinizami Notlar, Günlük Yazıları Yorum yok »

Bu yazıyı yazmama sebep bugün İzel-Çelik-Ercan’ın 1992 yılındaki bir klibini görmemdir. Şarkıyı anımsamıyorum bile çünkü tek odaklanabildiğim şey, nispeten normal ve estetik olan İzel’in her iki yanındaki “ilginç” tiplemelerdi.

Bu tiplemeler (hakaret gibi algılanmasın, eminim kendileri de o görüntüleri görmek istemiyorlardır) Çelik ve Ercan. Her ne sebeple olduğunu bilmiyorum ama kamera hiç Ercan’a yakın çekim girmiyor ama Çelik İzel ile birlikte yakın çekimleri eşit paylaşmışlardı herhalde. Neyse… O başka mesele.

Çelik’in saçları, dansları -ya da dans etmek amacıyla gerçekleştirdiği harmonik kol hareketleri- insanı hayrete düşürüyor. Evvela ben de hayrete düştüm ancak daha sonra düşüncelerim beni bir noktaya getirdi: Yıllar önce bu klibi izlediğimizde niçin hiçbirimize anormal görünmüyordu? Kalanını okumak için tıklayın »

mIRC Powered by Wptr ve WordPress
Bu site Tatil ve Gece Gündüz Teması ile guclendirilmistir