Sabah gözümü açtım. Baktım saat yediye bir var. Alarm çalmadan bir dakika önce uyanıvermişim. Benim gibi zor uyanan bir adam için hayret verici. Yoksa alarm çalacak ve ben duymayacağım, karım uyku sersemliğinde onu bir ahtapot sanacağım kadar maharetli ve eşzamanlı el, kol ve ayak darbeleriyle bir yandan beni dürterken bir yandan “Kazım kalk!” diye tutturacak. O da işe yaramayınca önce yükselen “Kazım! Kazııııım!” sonra alçalan, “Kazıııım! Kazım!” ve sonra da giderek küfre dönüşen “Kör olasıca Kazım”lar ile beni hayattan bezdirmek suretiyle uyandıracak. Ben evden çıkana kadar da...
Zaaf
23 Mart 2012
Uykudan kaçan, düşlerim benden uzak. Yazıyorum. Düşünürken birden kimsesizliğimizi anladım. Zevkten öte kimsesi yok kimsenin. Güzel şehirleri yaşamayı bırakıp, Onlarda yaşadığımız anlardan ötürü hep. Çıkma şehirler, Çıkma hayatlar bunlar. Ucuz, aciz, bir o kadar da değersiz, Yüceltmeyin veciz cümlelerle. Boşa! Şöyle bir kırlara gitsem diyorum. Şöyle bir aç kalıversem de, Anlasam insan olduğumu. Şehirden kaçan, uykularım benden uzak. Yazıyorum. Direnirken birden zayıflığımı anladım. Zaaftan öte gücü yok kimsenin. 23.03.12 (Kapak Resmi – Jeremywhat!)
Şiir: Cendere
16 Mart 2012
Sen beni anlamıyorsun güzelim, Ben sana buradan değilim diyorum. Buralı yapmaz beni burada doğmam, Herkesin bir göç yolu var. Herkesin bir yazgısı… Başı magrip, sonu meçhul. Sanki bir yol ezgisi… Sen beni anlamıyorsun ruhum, Ruhum bedende sadece mahpus. Buralı yapmaz...
Allar ve Pullar
7 Mart 2012
Keşke… Keşke elleşebilseydim yıldızlarla. Pul pul geliverselerdi, Kul kul secde edivereydim. Oynaşsalardı sudaki balıklar gibi. Sallanan dişim değil çıkan, Kanlanan damağım. Dökülür hoyrat hoyrat bayat hezeyanlarım. Bak yıldızlarda şimdi: Eski heyecanlarım. Keşke...
Anlatı: Karıncalanma
25 Ocak 2012
Daha önce yazmış olduğumu tamamen unuttuğum çok kısa bir anlatıyı paylaşıyorum sizlerle: Dallarında bir karıncalanma vardı. Mevsim kış olduğuna göre gerçek karıncalar da olamazdı. Yaprağını dökmediğinden bu yanaydı bu tip sıkıntılar. Aykırı davranmıştı; ne...
Öykü: Tanrı Misafiri
30 Aralık 2011
Hurufat Dergisi’nin üç ay önce çıkan 10. sayısında yayınlanan “Tanrı Misafiri” adlı öykümü Hurufat dergisini etkilemeyecek kadar makul bir süre geçtikten sonra sizlerle paylaşıyorum. Öyküyü okuduktan sonra eleştirmeniz elbette ki tercihimdir. Lütfen...
Yağmuradan Kaçmayı Becerememeklerim
30 Kasım 2011
I Kara göğü titreten: bir yıldırım korkusu! Oysa kara bulutlar düğünlere gidiyor. Turnalar tutturmuş da bir gurbet türküsü, Türküler kendini bozkırlara adıyor. Dilimdedir hala bak, kadim yağmur duası, Kulaklarında yanık ve acı bir göç havası, Ve kara göğü titreten o yıldırım korkusu. Ben zaten yağmurdan kaçmayı beceremem, Siz o düneklerin rahmeti tuttuğunu sanın. Yağmura kurban olmuş ki benim secerem! O bereket altında ıslanmadığınıza yanın. Kaçmadım, kaçmayı da zaten istemem, İstesem de yağmurdan kaçmayı beceremem. II Bak şimdi koca ayaklarım toprağı eşeliyor, Şu sağlam duruşa...
Geleceğin aynası…...
24 Kasım 2011
Geleceğin aynası bir yerlerde, Bir yerlerde kırık kırık heykeller var: Kollarına bir soytarı konmuş, Yıkılan tüm saraylardan işsiz. Hepi topu bir kaç insan, Hepi topu bir avuç, Hepi topu bir miras, binlerce yılın, Binlerce yılın ortak acısı. Kızıl gökyüzüne uzanan...
Facebook
Twitter
RSS