Category: PAYLAŞIM

2017’NİN ARDINDAN

(Bu adeti 2013’ten bu yana sürdürüyorum: 2013, 2014, 2015 ve 2016‘nın ardından)

Bir yıl daha sonra erdi. Kendi “arşivimi” oluşturmak adına dört yıldır sunduğum “bu raporu” bu yıl da ihmal etmeyeceğim. Ne var ki son üç yıldır yaptığım girişi yapacağım bu yıl da (maalesef):

Kişisel kazanımlarımı buraya yazsam da toplum olarak kaybettiğimizi düşündüğüm bir yıl oldu geçen yıl. Bu yüzden gerçek anlamda mutlu olduğum söylenemez. Akademi, eğitim, insan hakları, gelir dağılımı, eşitlik, adalet… Hemen hemen her alanda ülkemizin gittikçe daha diplere yuvarlandığı düşünüldüğünde bilgi, fikir ve eser üretmeye çalışan insanların daha çok çabalamak zorunda olduğu anlaşılıyor. Kimbilir belki de bu yüzden her yıl bir öncekinden daha yoğun geçiyor.

Peki bu yıl neler yaptım (yaptık)?

Popüler Bilim Faaliyetleri

  • Öncelikle iki yıl evvel sonlandırdığımız Açık Bilim Dergisi, bir podcast kanalı olarak zehir gibi geri döndü. iTunes’ta genel kategoride ilk üçten hiç düşmüyoruz. Bir ayda 100.000 MP3 dinleniyor! Ayda terabaytlar dolusu trafik yüzünden masraflarımız çok arttı. Bu nedenle Patreon üzerinden ücretli abonelik sistemine geçtik.
  • Aynı kanalda Bilim Arası adlı bir programa da başladık. Bu programda her hafta bir konuyu 5 dakika uzunluğunda ele alıyorum. Düzenlemesini Kübra Karacan yapıyor.
  • Yalansavar için de çok etkin bir yıl oldu. Her ayın ilk pazar günü seminerli, gösterili bir buluşma gerçekleştiriyoruz.  Dome Istanbul sponsorluğundaki bu buluşmaların her birinde Yalansavar’dan biri bir konuda seminer verdi. Hemen ardından da Kaan Öztürk ile birlikte canlı muhabbet teorisi gerçekleştirdik. 2017 yılı boyunca toplamda 8 buluşma gerçekleştirdik. Benzer bir “yıl sonu raporu” yakında Yalansavar sayfasında olacak.
  • Etkinlikler açısından da epey yoğun bir yıl oldu benim için. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü‘nde, ODTÜ‘de, Boğaziçi Üniversitesi‘nde ve Anadolu Üniversitesi‘nde çeşitli konuşmalar yaptım. İTÜ’de de lisans öğrencisiyken yıllarımı verdiğim UUMK’nın davetiyle bir seminer verdim.

TV Katılımı

  • TV programları da yoğundu. CNN Türk’te Deniz Bayramoğlu’nun harika programında 5 defa konuk olarak yer aldım.

Akademik

Kitap / Çeviri

  • Astrolojinin Bilimle İmtihanı’nı Seslenen Kitap için bizzat seslendirdim.
  • Domingo yayınevi için Tali Sharot’un “The Influential Mind” adlı kitabını çevirdim. Herhalde 2018 Şubat’ı gibi yayımlanır.
  • Yeni yazdığım bilimkurgu öykülerimden birini Artful Living’te, birini Bilimkurgu Kulübü’nde yayımladım. İkinci öykü kitabı tamam. Yayınevinden olur bekliyorum ;)
  • 2016’da başladığım Raftan adlı tefrika romanımı da tamamladım (Tamamı Medium’da)

Yazı/Çizi

  • Yalansavar için bu yıl sadece bir yazı yazabildim. Daha çok sesli yayınlara ve buluşmalara odaklandığımız için olsa gerek…
  • Herkese Bilim Teknoloji’de 12 yazı yazabildim… Aynı sebepten olsa gerek :)
  • Kamuoyunun dikkatini çekmek istediğim konularda Medium’u kullandım. Özel üniversite reklamları hakkında “etkili” olduğunu düşündüğüm şu yazı gibi mesela.
  • Prof. Massimo Pigluicci’nin bir yazısını da Türkçeye kattım :) Öfke kontrolü yaşayanların es geçmemesi gerek (Viva Stoacılık).

Son Olarak:

  • Nihayet kendime bir Github hesabı açtım!
  • Python ile, özellikle de makine öğrenmesiyle ilgilenmeye başladım. Kaan ve İlker Hocalar veridefteri.com‘u açtılar. Planım kendimi orada yazabilecek seviyeye getirmek! (Mesajınız var)
  • Stoacılığı tekrar anmak isterim… Sadece anayım şimdilik.
  • Sana bir ay, bana bir ay, yetmez gülüm 11 ay.

 

Kısacası… Yoğun bir yıl geçti yine. Umarım yeni yıl hepimiz için sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yıl olur.

Sevgiler…

 

KÖK BULMA NÜMERİK YÖNTEMLERİ (MATLAB)

Lisans hayatım boyunca en anlaşılır ve en başarılı kitabın Chapra’nın “Mühendisler için Sayısal Yöntemler” kitabı olduğunu düşünürdüm. Bu kitap kütüphanemin en gözde yerinde hâlen durur. Nitekim MATLAB öğrenmeye çalıştığım şu zamanlarda, nümerik yöntemleri hatırlamaya (yeniden öğrenmeye) çalışırken bu kitaptan ziyadesiyle faydalanıyorum.

Nümerik (sayısal) yöntemleri eskisinden daha iyi anladığımı söyleyebilirim, herhalde insanın 20 yaşındayken ve bir şeyi kendi arzusuyla değil de ders zoruyla öğrenirken bu kadar motive olmamasından olsa gerek.

Her yeni dili öğrenirken her şey birbirine giriyor. Mantıkları aynı olsa da yazım kuralları, değişken türleri ve bunlarla yapabildikleri özel işlemler değişiyor. Başka bir dile çok alışkınsanız yenisine geçmek zor oluyor. Programcı değilim, bugüne kadar ihtiyaç duyduğum zaman ihtiyacımı giderecek kadar öğrendim. 2 ay öncesine dek R kastığım ve arada biraz Octave’a göz attığım için MATLAB ilk başta öcü gibi geldi. Ama şimdilerde aramız iyi…

İşi düşünce arayan kolay bulsun, algoritmaların ve sayısal yöntemlerin çalışma mantığını anlasın diye, bazı kök bulma yöntemleri için hazırladığım fonksiyonları meraklısıyla paylaşmak istiyorum. Bir kaç küçük şart ve uyarıyla:

  1. Eğer öğrenciyseniz ve ödev için kullanacaksanız, bu fonksiyonları alıp direkt kullanmanızın hiçbir faydası yok. Kendiniz öğrenmek zorundasınız. Bu yüzden mutlaka anlamaya çalışın.
  2. Diğer kullanıcılar için: Elimdeki fonksiyonları çözmede işe yaradı. Başka tür problemlerde ne tür bir hatayla karşılaştığınızı yorum kısmına yazarsanız tartışabiliriz.
  3. Uyarı: Fonksiyonları nümerik tanımlamanız gerekiyor (f = @(x)…) ile. Newton Raphson’da türevlendirirken semboliğe fonksiyon dönüştürecektir. Diğerlerinde zaten nümerik işlem yapılıyor.

 

Buyrunuz kodlar…


Newton Raphson Yöntemi

[cc lang=”matlab”]

function[sonuc] = newrap (a,fx, tol)
% a: Initial Value (İlk Değer)
% fx: Numerical equation (Nümerik denklem)
% tol: Error Tolerance (Hata Töleransı) olmak üzere…

s_fx = sym(fx); %Converting to symbolic expression to take derivative / Türevini alabilmek için sembolik ifadeye çeviriyorum.
d_fx=diff(s_fx); %Derivation / Türev

for m= 1:10000
kub = vpa(subs(s_fx, a)); % Equation value at point a (a noktasında denklemin değeri)
tof = vpa(subs(d_fx, a)); % Slope value at point a (a noktasında denklemin eğimi)

x1 = a – kub/tof; % Iteration
fprintf(‘Iteration number:%d, X1=%.10f\n’, m, double(x1));

if abs(double(subs(a-x1))) < tol % Error
sonuc = single(x1);
break
end

a = x1;

end

end

[/cc]


Regula Falsi Yöntemi

[cc lang=”matlab”]

function [sonuc] = regulafalsi(c, d ,fx, tol)
% c,d: Initial Values (Başlangıç değerleri)
% fx: Numerical equation (Nümerik denklem)
% tol: Error Tolerance (Hata Töleransı) olmak üzere…

for m= 1:1000
x1 = (c*fx(d)-d*fx(c)) / (fx(d)-fx(c));
fprintf(‘Iteration number:%d, X1=%.10f\n’, m, double(x1));

if abs(x1-d) < tol
break
end

c = d;
d = x1;

end

sonuc = x1;

end

[/cc]


Bisection Yöntemi

[cc lang=”matlab”]

function [sonuc] = bisection(a,u,fx, tol)
% a=alt sınır, u=üst sınır
% fx: Numerical equation (Nümerik denklem)
% tol: Error Tolerance (Hata Töleransı) olmak üzere…

if fx(a)*fx(u) > 0
fprintf(‘There is no root between these limits.\n’);

else

for m= 1:10000

r = (a+u)/2;
fprintf(‘Iteration number:%d, X1=%.10f\n’, m, double(r));

if fx(a)*fx(r) < 0
if abs(a-r) < 1e-5
break
end
u = r;
elseif fx(a)*fx(r) > 0
if abs(u-r) < 1e-5

break
end
a = r;
end

end

end

sonuc = r;

end

[/cc]


Secant Yöntemi

[cc lang=”matlab”]

function [sonuc] = secant(c, d ,fx, tol)
% c,d: Initial Values (Başlangıç değerleri)
% fx: Numerical equation (Nümerik denklem)
% tol: Error Tolerance (Hata Töleransı) olmak üzere…

for m= 1:1000

x1 = d – ((fx(d)*(c-d)) / (fx(c)-fx(d)));
fprintf(‘Iteration number:%d, X1=%.10f\n’, m, double(x1));

if abs(x1-d) < tol % Error
break
end

c = d;
d = x1;

end

sonuc = double(x1);

end

[/cc]

YAYA YÜKLENEN HATIRA VE ACI: CHACONNE…

Kimi zaman internetin bize sağladığı imkânların farkında olmadığımız oluyor. En azından müzik anlamında istediğimiz her şeye yüksek olasılıkla ulaştığımız çağdayız. Halbuki ezelden 56K modemle bir saatte 4 MB’lık MP3 indirirdik… O da bulursak. Değil mi?

Bach’ın en müthiş eserlerinden biri, kimi müzikologların insanlık tarihindeki en iyi, kimilerinin bir solo keman için tarihteki en iyi parça olarak nitelendirdikleri Partita No.2 in D Minor’ün 5. bölümü, Chaconne‘den (ya da orijinal italyanca adıyla Ciaccona) çok kısa bahsedeyim. Fakat önce eseri bir dinlemeye başlayın isterseniz:

Şevki Karayel’den öğrendiğimize göre Bach, Partita No.2’yi bestelemeye başladıktan bir süre sonra ilk eşi vefat etmiş. 5. bölümünü de bu vefatın ardından bestelemiş. Wikipedia‘dan öğrendiğime göre iddianın sahibi Profesör Helga Thoene. Ne var ki bu iddia biraz tartışmalıymış. İddia tartışmalı da olsa, eserin diğer bölümlerden fazlaca uzun, fazlaca hüzünlü, fazlaca duygu yüklü olması iddianın haklı olduğunu düşünmenize neden oluyor.

Şevki Karayel, 22 Ekim tarihli resitalinde eserin piyano transkripsiyonunu çaldı. Besteyi piyanoya uyarlayan Ferruccio Bussoni imiş. Bussoni trankripsiyonunu aşağıdaki videodan dinleyebilirsiniz:

Ve bugün bu eserin gitar transkripsiyonunu dinleme şansı da buldum. Dedim ya? Eseri bu kadar sevmeme rağmen daha önce internette farklı enstruman uyarlamalarını dinlemek hiç aklıma gelmemiş. Belki klasik müziği çok takip etmediğimden ya da bu konuda çok bilgi sahibi olmadığımdandır. Fakat işte; orada dinlememizi bekliyor:

Ve şimdi şu aşağıdaki video da Stokowski tarafından orkestraya uyarlanmış hali…

https://www.youtube.com/watch?v=LoU_ToDmsKQ

Bu da arzu eden için çello uyarlaması:

 

Bence en güzeli, orijinal enstrumanının solosu… Bach’ın vefat eden eşinin anısını notalara gömdüğüne inandığım, tüm duygularını yaylardan çıkan titreşimlere bağladığı ve tellerle ağladığı.

Hepsini dinlemek bir saati aşıyor. Bilgisayar başında otururken değil de, bir yerlere kaydedip, kendinizle kaldığınızda dinlemenizi tavsiye ederim.

KELİME BULUTU NASIL YAPILIR? (NAM-I DİĞER: ETİKET BULUTU)

Görselleştirme tekniklerinin sıklıkla kullanıldığı, Big Data denen yeni olgu ile ziyadesiyle anlam kazandığı günümüzde yazarların (ve okurların) da kullanabileceği bir araç var: Kelime Bulutu (ya da nam-ı diğer etiket bulutu).

Kelime bulutu herhangi bir metinde var olan kelimeleri alıp, tekrar sayısı en fazla olanları EN BÜYÜK, en az olanları EN KÜÇÜK resmedecek şekilde, tüm kelimeleri tekrar sayısına oranla bir büyüklüğe sahip olarak gösterecek bir bulut yaratır. Bu ne işe yarar?

– Herhangi bir metin okunmasa bile neyden sıklıkla bahsettiği analiz edilebilir. Yazının konusu küçük bir hata oranıyla anlaşılabilir.
– Yazarlar hangi kelimeden fazla kullandıklarını anlayabilirler.

Söz gelimi yukarıdaki resim benim Minibüs Klonu adlı öykümün etiket bulutu.

Nasıl yapabiliriz derseniz çok kolay: http://www.kelimebulutu.net adresinde türkçe bir site mevcut. Kelime bulutunu keşfettikten sonra yazılımcı bir kaç genç arkadaşa önermem neticesinde yaptılar. Güzel de yaptılar.

RAHAT UYU NEŞET DAYI

Büyük usta Neşet Ertaş aramızdan ayrılalı 2 yıl oldu.

Neşet Ertaş, “şark kurnazlığının” tam tersinde, karşı tarafında duran insandır. Gariban Anadolu’dur. Sanatını içini dökmek ve karnını doyurmak için yapar. Boğazdan villa almak ya da “löküs” arabaya binmek için değil.

Bir belediye tarafından konser biletinin ne kadar olması gerektiği sorulduğunda “gençlerin bi cıgara parası var onu da biz almayak” diyecek kadar gözü toktur Neşet Ertaş.

Eserleri izin alınmadan kullanılmış, hatta pek çoğu sahiplenilmiş, başkaları altlarına kendi adlarını yazmışlar ancak Neşet Dayı hiçbirine telif davası açmamıştır.

“Bozkır’ın Tezenesi” olmak budur; Salt müzik yapmak değil; bozkırın tarlalarında emek edip yorulup terini mendile silmek, bir ağacın dibine oturup alamadığı yârini düşünmek, ona bir bozlak yakmaktır.

Bu dünyadan bir garip geldi geçti…

Rahat uyu Neşet Dayı.

 

Yazımı Kışa Çevirdin
Karlar Yağdı Başa Leyla’m
Viran Oldu Evim Yurdum
Ne Söylesem Boşa Leyla’m

Her An Gözümde Perdesin
Nere Baksam Sen Ordasın
Mevlâ’m Ayrılık Vermesin
Göğde Uçan Kuşa Leylâ’m

Yarden Ayrı Kalmak Ölüm
Söyle Ne Olacak Halım
Böyle Kader Böyle Zulum
Gelir Garip Başa Leyla’m

Reading Hapishanesi Baladı

EMİRDAĞ AĞITLARI-2: “ALAKÖPEK CANLARIMIN YARISI”

Geçtiğimiz günlerde EMİRDAĞ AĞITLARI VE İKİ AVŞAR AĞIDI adlı yazımda değindiğim, notlarımı kaybettiğim için detaylarına erişemediğim bilgisiyle birlikte sunduğum bir ağıt mevcuttu.

Sonunda ağıdın sırrı çözüldü. 2001 yılında yaptığımı söylediğim Emirdağ ilçesine ait web sitesinde ziyaretçilere bildikleri ağıtları ve manileri gönderme çağrısı yapmışım. Alaköpek ağıdı da bana şu notla birlikte gelmiş:

Merhaba.Ben Hasan Kağan Yayla.Kelüsüklerden Mustafa Yürük’ün torunuyum.Emirdağı anlatan bir site hazırladığın için seni ne kadar tebrik etsem azdır.Gittikçe kaybolan büyük bir kültüre sahip çıktığın için seni kutlarım. Anneannem Zeliha Yürük’ün köpeğine yaktığı bir ağıt var… Annemin hatırlayabildiği bu kadar.Ağıt 1955-60 yıllarına ait olmalı. görüşmek üzere…

Ve işte Alaköpek ağıdının bana aktarılmış olan orijinal hâli:

Danına garşı uzanmış yatmış

Kötü Mağser buna ağı mı atmış?

Ala köpeğim de toprağa batmış,

Köpeğim köpeğim ala köpeğim,

Issız galdı gapımınan sokağım.

Nüzül insin gaymakamın garısı.

Ala köpek canlarımın yarısı.

Kemik getirirdi Orhan dayısı

Köpeğim köpeğim ala köpeğim

Issız galdı gapımınan sokağım.

Sözlük:

Dan: Ters, arka…

Kötü: Sıska, cılız, kısa anlamında, genelde unvan olarak kullanılan sıfat

Ağı: Zehir

Nüzül: Felç (Bu kelimenin geçtiği dizede köpeği sevmediğini tahmin ettiğimiz kaymakamın karısına beddua ediliyor.)

Canlarımın yarısı: Tahmin de edebileceğiniz üzere, sevgilerin en derinini ifade etmek üzere kullanılan bir sevgi deyimi.

EMİRDAĞ AĞITLARI VE İKİ AVŞAR AĞIDI

Bizim memlekette (Emirdağ/Afyon) başta ölüm olmak üzere her türlü ayrılığın ardından muhakkak ağıt yakılırdı.

“Yakılırdı” diyorum çünkü bu adetin artık sürdüğü söylenemez; fakat daha ben çocukken canlı canlı onlarcasına şahit olduğumu hatırlarım. Bir akrabamız “bütün ilaçları tek seferde alıp daha hızlı iyileşeyim” diyerek cehaletten hayatını yitiren ablasının kızını büyütmüştü. Bu öksüz kız evlenip de gurbet ele giderken düğün günü ağıt yaktığını, ağıdında ölen ablasından, kızın öksüzlüğünden, gurbete gidişinden bahsettiğini hatırlarım. Henüz yedi sekiz yaşlarımda iken düğün günü ağıt görmek çok garibime gitmişti. Kaydını soracak olursanız tabii ki yok.

2001 yıllarında web sitesi yapma işine ilk heves ettiğimde Geocities’ten bir alan adı alıp, başta kendi ninem ve dedem olmak üzere yaşlılardan öğrendiğim bir takım ağıtları toparlamış ve internete koymuştum. Ne acı ki bugün Geocities kapalı, o dönemde yaptığım basit web sitesine ben bile erişemiyorum. Bir yerlerde arşivlediğime eminim ve bir ara evde ne var ne yok eşeleyip deşelediğimde ortaya çıkacaklarını ümit ediyorum.

Bu işi biraz daha sistemli yapan -ve kültür araştırmaları literatürüne katan- saygıdeğer kimse Ömer Faruk Yaldızkaya‘dır. Kendisi Emirdağ’daki Türkmen Ağıtları’nı derlemiş ve kitap haline getirmiş, bu konudaki çalışmalarını kongrelerde tebliğ olarak sunmuştur. Bazı tebliğlerine kendisinin web sitesinden de ulaşılabilir. Ne yazık ki benim bulduğum ağıtlar kendisinin derledikleri arasında yoktu. Bu yüzden evde girişeceğim araştırma benim açımdan mühim. Ayrıca bu işi tekrar yapmak istediğimi hissediyorum bir süredir: Yani Emirdağ’a gidip, belki de ev ev dolaşıp, bilinen, hatırlanan bütün ağıtları hikâyeleri ile birlikte toplamak…

Aklımdaki bölük pörçük ağıtların yitmiş, ve yiten kısımlarının belki de tekrar toparlanamayacak olması çok acı.  Misal annemin babası, yani dedem öldüğünde rahmetli teyzemin yaktığı ağıt sülalede kimse tarafından bilinmiyor şu an. Annemse belli belirsiz hatırlıyor. O da sadece üç dizesini:

Açın gardolapta nesi var,
Asbabın gömleğin hası var,
Ağa babam, has babam…

Yine internette arayıp tarayıp bulamadığım, benim daha önce derlediğim için kaybettiğim notlarım arasında yer aldığını tahmin ettiğim bir ağıt daha var ki, bir insana değil, bir köpeğe olmasıyla ve ağıdın sadece insana duyulan sevgi ve özlemle yakılmadığına iyi bir örnektir: Hatırladığım kadarını da notlarımı bir gün bulduğumda tamamlamak üzere buradan aktarayım:

Danına garşı uzanmış yatmış,
Kötü* Maser** buna ağı mı atmış?
Alaköpeğim de çamura batmış (Bu kısımdan tam emin değilim)

Köpeğim köpeğim ala köpeğim
Issız galdı gapımınan sokağım

Ala köpek canlarımın yarısı,
Kemik getirirdi Orhan Dayısı
(Bu kısmını hatırlamıyorum)

Köpeğim köpeğim ala köpeğim
Issız galdı gapımınan sokağım

* Kötü: Sıska, cılız anlamında… Ağı da “zehir” demek.
** Maser bizim oralarda sık kullanılan bir isimdir.

 

 

Daha fazlasına şu adresten ulaşılabilir:
http://www.omerfarukyaldizkaya.com/emirdag_yoresi_agitlari.htm

 

Gül Ahmet Yiğit ve Avşar Ağıtları

Aslında sadece aşağıdaki iki ağıdı paylaşacakken satırlar çoğaldı gitti ve yukarıda yazdıklarımı da yazmış bulundum. Halbuki asıl amacım iki avşar (afşar) ağıdına değinmekti.

Babamın eski kaset kolleksiyonu içerisinden adını bildiğim Gül Ahmet Yiğit bir avşar yörüğüdür, ozandır. Hikâyeli türküleri meşhurdur. Şivesiyle, söyleme biçimiyle Anadolu’yu hissettirir -ya da bir tarafımız yörük olduğu için belki de ben öyle hissederim bilemem-. Benim yaşlı teyzelerim de, uzak akrabalarım da aynı şiveyle konuştuklarındandır belki.

Aşağıdaki ağıtlardan birincisi Avşar Gelini’nin ağıdı. İkincisi ise bir Avşar Anası’nın ağıdı. Hikayelerini Gül Ahmet Yiğit anlattığı için benim ekstra bir şey söylememe gerek yok. Ağıtlarda dikkat edilirse “bir evin bir oğlu”na duyulan sevgi fazla ön plana çıkıyor. O yüzden söylenenler biraz tuhaf gelebilir; fakat yörüklerde kadına Anadolu’nun pek çok diğer boyunda olduğundan daha fazla değer verildiğini hatırlatmak isterim. Yüksek ihtimalle tek oğlunu kaybeden annelerin çektikleri acılar yüzünden taknıdıkları tutumlar ağıtlara yansımış. Belki avşarlara has bir durumdur: Avşar kültürü hakkında daha çok şey bilse idim daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilirdim, ama bildiğim söylenemez.

 

Gül Ahmet Yiğit – Avşar Gelinin Ağıdı

 

Bu da diğeri:

Avşar Ağıdı – http://www.zapkolik.com/video/gul-ahmet-yigit-avsar-agidi-hikayeli-839009

ESCHER’İN BALKONU

M.C. ESCHER

Kendisi

tavsiye edebileceğim bir oyun (Escher Dünyası’nı yaşamak için…)

Monument Valley

ve sevdiklerim

 

 

ESCHER’İN BALKONU

Balcony, 1945

Balcony, 1945

Beni bu rehavet öldürecek,

Biliyorum nasıl bulaştığımı bu illete.

Bulaştım çünkü her şeyimin toplamı etti biri.

Biri toplam edince diğerleri pul etmedi.

Başı bir harf, tek bir harf ileri.

 

 

AĞZIMIN TADI, OKTAY RIFAT

Ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem,

Boğazımda düğümleniyorsa lokma,

Buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa

Alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli,

Yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa,

Denize bile iştahsız bakıyorsam,

Hep bu boyu devrilesi bozuk düzen,

Bu darağacı suratlı toplum!

Oktay Rıfat

ADEMOĞLU – TANRI BİLİYOR!

Sosyoloji ile ilgilenmeye başlayalı bir süre oluyor. Bunda öncelikli olarak Jared Diamond’ın, Bozkurt Güvenç’in kitaplarının etkisi var. Bir de bilimkurguya ilgi duyarsanız ister istemez alternatif tarih, uzay operaları, yani bir şekilde insanlığın geçmişi/geleceği ile ilgileniyorsunuz. Birbirine bağlı bir anahtar kelimeler zinciri olarak kolonizasyon, siberpunk, ekonomik sistemler, siyasal sistemler, ütopyalar, distopyalar, totaliterizm, otokrasi vb… En nihayetinde “genel sistem teorisi” ve modelleyerek düşünme. Beyniniz siz istemeseniz de bir birleştirme çabasına giriyor zaten. Bir süre sonra da yani bir çözüm ya da yeni bir model yaratma arzusu.

Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Sosyoloji öğrencisi olduğumdan beri de biraz daha literatürü daha tarihsel olarak okumaya başladım. Malumun ilanı değil, ama malumun ilan şekli, yani yorumu önemli. İşlevselciler, yapısalcılar, çatışmacılar, sembolik etkileşimciler, postmodernistler… Sosyal bilimler doğa bilimler gibi tek bir gerçeği bulmayı amaçlamıyor, en doğru yaklaşımı getirmeyi amaçlıyor. Hatta aslına bakarsanız doğa bilimlerinde de öyle, sadece muğlaklık derecesi daha düşük.

Neyse… Twitter’de @iremmkizz‘in paylaştığı harikulade bir kısa animasyonu bir kaç laf torbası ile paylaşmak istedim. Yukarısı torbayı dolduran laflar. Aşağıda da bir mikta var… Ama asıl animasyon şu:

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=WfGMYdalClU&w=480&h=360]

Bir türün önce yaşadığı gezegende baskın tür haline dönüşmesi, gezegenin diğer kaynaklarını tüketmesi ve geliştirdiği üretim teknikleri ve teknoloji ile gezegenin inorganik kaynaklarını işlevsel bir biçimde dönüştürmesine iki türlü bakılabilir. İki uçlu bir diyalog yazacak olursak:

1a. Bu doğaldır ve kaçınılmazdır. Elimizde üzerinde yaşam barındırdığını bildiğimiz başka bir gezegen olmadığına göre bir gezegenizm sempatizanlığı yaratmaya gerek yok. Bir gezegen üzerinde niçin kararlı bir habitat olmak zorunda olsun? Bir canlı türü niçin diğer canlılara saygı göstermek zorunda olsun? Bunlar bizim yarattığımız moral değerler.

2a. Diğer canlılara, yaşanılan gezegene saygı gösterilmesi moral değer olsa da, türün devamlılığı için kaynakların kontrollü tüketimi rasyoneldir. Baskın tür kaynakları tüketmeyecek şekilde yaşamalıdır ki türünün devamlılığı sağlansın. Eşitlik -her ne kadar yine bizim yarattığımız moral bir değer olsa da- evrensel kılınmalıdır. İnsan aklı ve sağduyusu neyin doğru ve erdemli olduğunu belirlemezse kaos çıkar.

1b. İkinci maddeyi büyük ölçüde kabul etsek de türün devamlılığının sağlanmasının bir önemi olduğunu nasıl iddia ederiz? Kimse sekiz kuşak sonraki torunlarını düşünmek zorunda değil. Ayrıca bu seçilim prensibi ile uyumludur. Kurallara uymayan oyun dışı kalır. Gerekirse insan türü kendini yok eder, ve çevresine uyum sağlayamadığı, onu tahrip ettiği için ölür. Bu oldukça normal.

2b. Peki ama tüm ekosisteme zarar verirse, sadece kendi türünü yok etmiş olmaz. Rakiplerini de yok eden bir yok oluş tam olarak doğal seleksiyona karşılık gelmiyor. İnsan türü dışındaki başka hiçbir tür küresel boyutta bir zarar yaratacak düzeye ulaşamadı.

1c. İyi işte… Ulaşabilmesi için bu gerek. Dinozorların yok olmasıyla memelilerin baskınlık kazandığı, insanı ortaya çıkaran o aynı süreç pekala milyonlarca yıl sonraki zeki tür hangisi olacaksa bizim yok olmamızla tekrarlanabilir. Çevremizi ve kendimizi yok ettikten sonra hayatta kalacak olan çok az tür milyonlarca yıl sonra yeni bir zekâ türüne atalık edebilir. Belki de olması gereken döngü budur.

2c. Gezegenin koşulları kötüleşirse ortaya yeni bir zeki türün çıkması imkansız hale gelir. Canlıların kolaylıkla evrimleşebileceği bir ortam bırakmış olmayacağız. İnsanın geliştiği Dünya şartları ile kaynakların kıt olduğu pis bir dünya eşit avantajlara sahip değiller.

1d. Bir kuyruklu yıldıza ya da meteor çarpmasına bakar o iş. Dinozorlar yok olduğunda Dünya muhteşem bir yer değildi. Yine aynısı olabilir.

2d. Ya olmazsa? Belki kainatta eşi benzeri görülmeyen bir türüz ve bu noktaya erişmişken kendimizi yok etmeye ses çıkarmadan nasıl durabiliriz? Kumar oynamıyoruz, ihtimallerle hareket etmek yerine, aklımızı varkalma yönünde kullanmalıyız.

Ve bir de Rafet El Roman şarkısı:

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=sXZTfdRJ2Co&w=480&h=360]

Zaman geçmiş, işin bitmiş, ecel kapında…

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google