Çarpışan Oto

Öykü ve Anlatı Yorum Ekle

Ne zamandır cesaretini toplayıp da tanışmak için gereken o ilk cümleyi fırlatamamıştı ağzından… Bakladan biraz daha büyük, “sana ilk gördüğüm günden bu yana” cümlesinden az daha küçük bir şeyler dilinin altında rahatsızlık verecek şekilde duruyordu. O büyük nesne yüzünden olsa gerek yemeden de içmeden de kesilmişti. Son çıkan öğlen yemeğinde tabldotun ortaboylu olan boşluğundan kendisine bakan patlıcan, kabak ve taze fasülyelerin kendisiyle dalga geçtiğini ayan beyan görmüştü ancak bunu o zamana kadar düştüğü kara sevdanın yarattığı korkunç açlığın halüsinasyonlarına bağlamıştı.

Velhasıl tanışmanın bazı klasik bahaneleri ya da yolları yok değildi. Ateş istemesi mümkün değildi çünkü ne kendisi sigara içiyordu, ne de gördüğü kadarıyla o. Birine benzetmiş gibi yapabilirdi ancak birine benzetmiş olmayı saygısızlık olarak evvela kendisi görüyordu… “Benzemez kimse sana” şarkısının gerçekliği kadar. Belki tek çare koridorda çarpışmaktı ama bunu incitmeden yapmalıydı ve bilerek olduğunu da bir o kadar çaktırmayarak…

O akşam iş çıkışında gardını alması da bu yüzden pek uzun sürmemişti. Bir kaç momentum hesabıyla yanlış bir çarpmanın kadını uzay boşluğundan dışarı fırlatıp fırlatmayacağını hesaplarken günlerdir yemek yememiş olmasından kaynaklanan kilo kaybının buna engel olacağını düşünerek rahatladı. Plan şöyleydi: Ondan önce çıkacak kapıdan, bir şey unutmuş gibi geri dönecek, böylece karşılaşacak ve o esnada çarpacak… Kadın elindekileri düşürünce hemen özür dileyerek onları yerden toplayacak ve verecek… Hatasını nasıl telafi edebileceğini soracak… mı? Sorabilecek mi?

“Yahu tanışmaya cesaretim yok, bir de kahve içmeye mi çağıracağım?” diye düşündü. Öyle ya… Bu plan belki de daha zordu. Farklı bir şey bulmalıydı… Acaba… acaba…. diye düşünürken koridorun diğer ucundan müstahkem mevkiide apaçık duran hedef gözüktü… Şimdi bir şey unutup dönmüş gibi yapmalıydı… Bak işte “kahretsin”, göz göze de geldiler… Geri dönüp gidemezdi… yaklaştı, yaklaştı… O da yaklaştı… Sağından mı, solundan mı… Önünden… derken inanılmaz bir şey oldu. Kadın duvardan geçen bir hayalet gibi adamın bedeninden geçiverdi. Hayretler içerisinde arkasını geri dönüp bakan adam o an elinde ne varsa düşürdü. Başka birisi gelip yere düşen ne varsa tekrar eline verdi ama hiçbir hatası olmadığı için ona hatasını telafi etmek için kahve içmeyi teklif etmedi. Zaten hemcinsiydi ve herhangi bir hoşlantısı da yoktu.

**

O gün meydana gelen olayı düşünmekten aklını yitirme çizgisini kendine yol edinmeye başlamıştı. Biraz dengesini kaybetse, kendini de kaybetmiş olmasına ramak kalmıştı. Odasında bir uçtan bir uca volta atıyordu. Bulabileceği bir yanıt yoktu. Tek çare ertesi gün aynı şeyi denemekti, ama ne olandan, ne olacaklara yönelik tahminlerinden kimseye bahsetmeden. Zira onu izleyerek geçirdiği ertesi günün ardından yine iş çıkışı onu bekledi. Yine karşılaşma noktasına kadar düello yapar misali yürüdüler, ama kadınla yine çarpışamamıştı. Kadın resmen onun içinden geçmişti yine, ve yine bir hayalet gibi. Etrafına bu sahneyi başka gören olup olmadığını anlamak için baktı ama kimse oralı bile değildi.

**

Bugün olacaktı. Bugün hakikaten olacaktı… Bu kadın gerçekten hayalet miydi? Hayır canım! Ne münasebet! Olsa olsa peri olurdu… Ancak… Bir perinin pazarlama uzmanı olması da aynı derecede garipti… Ya da hayalet ise… her ne ise…
Zira bodoslama yürüdü bu sefer kadının üzerine. Ancak yine aynı noktadan geçiyor olmalarına rağmen bir türlü kesişemediler aynı koordinatlarda. Farklı bir boyuttaydı kadın… “Allah Allah…”

**

Sabrının taştığı gün dudaklarını ısırmaktan yara etmişti. Tırnaklarını da yiyordu. Bir önceki gün uyumadığı için kahve üstüne kahve içiyordu. Çıkış saatini sabırsızlıkla bekliyordu ama akrep yorgun görünüyordu, yelkovansa fazlasıyla üşengeç. Tabi beklense de beklenmese de geçen zaman, ona işkence etmekten büyük keyif alıyorsa da eninde sonunda geçti ve koridor yeni bir düelloya daha sahne olmaya hazırlandı.

Yine geliyordu hatun karşıdan ve erkişi de diğer taraftan. Kadına erkek bir düellonun adil olduğu söylenemezdi ama gerçeklikle hayalin bir düellosunun bu şekilde vücuda gelmesi olduğu için denge tanrıları bu işe pek ses etmedi. Zira adam kadının yürüme patikasına geçti ve kendini dünya yörüngesinde ilerleyen ay gibi hissettiğinde gölgesi önüne düşüyordu. “Güneş tutulması” diye aklından geçirirken korkunç bir sarsıntıyla durdu. İki beden birbirine olanca şiddetiyle çarpmıştı. Sendeleyip yere düşen kadın, çarpışmanın daha farklı bir etkisiyle duvar tarafına savrulan ama bu savruntunun yaratabileceği şaşkınlıktan çok daha fazlasını yüzünde taşıyan adama döndü.

“Hayvan herif!” diye bağırdı ve yürüdü…

Adamın “Bilerek yapmadım” gibisinden tavırlara bürünmesini bekleyen kalabalık sırıtan, zafer kazanan ve görevini yerine getiren bir çarpışan oto kadar muzaffer duran surata daha da şaşırmıştı.

Bu yazıyı paylaşın:
Bookmark and Share

1 Yorum to “Çarpışan Oto”

  1. hazirankızı Says:

    Bekleyişim sabrımla birlikte günbegün tükenirken

    gelişinin bayramlarını umut etmekse hayal gemisinin yelkenlerine üflenen rüzgarlar kadar uçup gidici.

    Yüklenen bunca duygu ve arzumun gerçekliği ne heyecanıma gebe nede merakımın imgesel bir sembolü.

    Varoluşun sakınmasız gerçeği gözlerime serilen büyülü temaşan,

    avuçlarıma düşüreceğin gerçek hissiyatımı uyandıran haziran yağmurlarından bir damladır.

    Sevgi aşk ihtiras hangi kısır üçgendeyiz bilinmez umudum tüm yükümüzü sırtlanıp onurumuzla birlikte ışığın geldiği noktaya koşabilmektir el ele.

    Ufkun ötesinde bekleyen bir köy var denilir hep kulaklarıma ta ötelerden

    amma gidip de bulamamak kaygısı ayaklarıma işkence verir sanki yerimden kalktığımda.

    Böylesi gerçek duyguları yaşatıp büyütüyorken şu ara zamanlarda şimdi böyle sabra nail kılınmak her taşı avuçlarımda sen diye tutup toza çevirmek

    ve dağılımında sen doğacaksın diye umutlara yeni filizler eklemek beni tüm kayalardan daha sert yapar meleğim.

    Her arzunun bir dem noktası olduğu gibi ruhumdaki her tünelinde bir kör noktası vardır.

    Zamanı köle etmeden hiçbir sancıyı çektirmeden bir hışımla uzanıp dokun yüreğime,

    kainatın karanlık boşluğu içinde boğulurken aklım güneşten bir parça koparıp getirip bırak kendi ellerinle.

    Tüm ışığım sen ol, tüm tadım tuzum sen ol, tüm hissim duygularım sen ol.

    gece siyah perdesini daha da katran karasında sermeden üzerine,

    yıldızlar umuduma sinsi hükümler giydirircesine güneşi beklerken usul usul sönmeleri için sen çıkıp gel

    gecenin şu katran karasında bir hışımla.

    Çiğ tanesinden bile ürken kanatlarım solmadan ömrüm tükenmeden gözlerim sönmeden henüz nefesin sıcakken uzanıp üfle yüreğime

Yorum Yazın

mIRC Powered by Wptr ve WordPress
Bu site Tatil ve Gece Gündüz Teması ile guclendirilmistir