Monthly Archives: Ağustos 2015

Mirgün Cabas’la Her Şey’de Kitabımı Konuştuk

CNN Türk’de yayınlanan Mirgün Cabas ile Her şey programının 25.08.2015 tarihli bölümünde konuklardan birisi de bendim ve yeni kitabım Astrolojinin Bilimle İmtihanı hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Yukarıdan izleyebileceğiniz sohbeti Youtube üzerinden görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

SADECE TÜRKÇE BİR DAKTİLOYA BAKARAK DİLLER HAKKINDA ÖĞRENDİKLERİM (Çeviri)

Kendi ülkenizi tanımanın en iyi yolu başka bir ülkede yaşamak ya da bir yabancının gözünden kendi ülkenizin nasıl olduğunu dinlemektir. Dilimizi tanımanın yolu da belki bir yabancının gözüyle nasıl göründüğünü öğrenmek olabilir.

Aşağıda eline geçen Türkçe bir daktiloyu inceleyerek Türkçe ve diğer diller hakkında pek çok şey öğrenen Marcin Wichary’nin medium.com’da yayımlanan yazısınun türkçe tercümesi var. Yazının ingilizce bilmeyen vatandaşlarımız için de okunabilir olmasını arzu ettiğimdem kendisinden tercümesini yapmak için izin istedim. Sağolsun o da kırmadı. Afiyetle okuyunuz efem. (Yazının orijinali: What I learned about languages just by looking at a Turkish typewriter)


SADECE TÜRKÇE BİR DAKTİLOYA BAKARAK DİLLER HAKKINDA ÖĞRENDİKLERİM

Daktilolar sevilesi şeyler. Aksini iddia edenlere kanmayın. Öyle ki Medium’daki her konferans salonuna bir daktilo şirketinin adı verilmiştir. Neyse… Bir gün ingilizce yerine türkçe düzene sahip bir daktilomuz olması gerektiğini düşündüm ve bir tane elde ettim.

Ben Türkçe konuşamıyorum. Hatta okuyamıyorum da. Daha önce hiç Türkiye’de bulunmadım. Dürüst olmak gerekirse Türkiye hakkında pek bir şey de bilmiyorum. O halde neden Türkçe daktilo istediğimi öğrenmek istiyorsunuzdur tabi. Söyeyeyim: Bence dünyada var olan daktilolar arasında en büyüleyici tuş düzenlerinden birine sahip!

Bu etkileyici daktiloyu incelyerek ve hakkında araştırma yaparak öğrendiğim 5 bilgiyi tüm okurlarla paylaşmak istiyorum.

1.
Q·W·E·R·T·Y’ye mahkûm değiliz

Q·W·E·R·T·Y düzeni kâtipler çok hızlı yazabildiklerinde şeride vuran harfler üstüste binerek makineyi tıkadığından, onları yavaşlatmak amacıyla tasarlanmıştı. Çok sık birlikte kullanılan harfler klavyenin etrafına dağıtılmış, öğrenme ve zihin ergonomisi açısından uygunsuz olan bu çözüm en azından malum teknolojik zorluğu aşmaya yetmişti. Pek çok Avrupa ülkesi küçük değişikliklerle de olsa QWERTY’nin izinden gitti. Almanlar ve Polonyalılar Q·W·E·R·T·Z kullanırken Fransızlar A·Z·E·R·T·Y’e çevirdi. Kalanlardan pek çoğu harfi harfine Q·W·E·R·T·Y düzenini kabul ederken dillerinde bulunan diğer özel harfleri Q·W·E·R·T·Y düzeninin kenarlarına tıkıştırdı.

Farklı bir dil konuşup başka bir klavye düzenini kullanmanın aslında ne kadar korkunç olduğunu hayal etmek mümkün. Bir düşünün: İki farklı dil aynı alfabeyle yazılıyor olsa bile dillerin kelime yapıları, popüler harf kombinasyonları ve harflerin kullanım sıklıkları birbirinden çok farklı. Bu farkı anlamak için her bir harfa farklı puan değerlerinin atandığı Scrabble’a bakmak yeter. Avrupa’nın büyük çoğunluğunun hala İngilizce’ye dayanan daktilo düzeni kullanmasıyla Rumence Scrable’da ingiliz puanları kullanmak arasında bir fark yok: İkisi de aynı derecede anlamsız aslında.

(Üstte) İngilizce Scrabble taşları. (Altta) British Columbia’da (Kanada) konuşulan Carrier diline ait Scrabble taşları. Fotoğraflar: Leo Reynolds.

Ne var ki Türkiye, zamanında farklı bir yol tutmaya karar verdi ve 1955’te parmak kası röntgenlerinden de faydalanılan on yıllık bir çalışma sonucunda F klavye düzenini ortaya çıkardı ve geçtiğimiz yüzyıl bitmeden kısa bir süre önce F klavyeyi binbir zorluk ve maliyetine karşın ulusal bir standart haline getirmeye çalıştı.

Bu yeni düzenin Q·W·E·R·T·Y ile uzaktan yakından alakası yoktu. Ergonomik açıdan muazzamdı ve yapılan ölçümler F klavyeyle yazmanın diğerine göre iki kat hızlı olduğunu ortaya koyuyordu. (Nitekim geçtiğimiz yüzyılda gerçekleştirilen daktilo şampiyonalarında Türkiye rekor üstüne rekor kırarak bunu ispat etmişti.)

Şimdi yukarıdaki İngilizce Q·W·E·R·T·Y düzenine bakın. Gözünüze harfler tamamen rasgele dağılmış gibi gelecek. Fakat hemen altındaki daktiloya bakarsanız Türkçe hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Mesela ben şimdi bu makaleyi yazarken sağ elimin işaret parmağı ingilizcede nadiren kullanılan j harfi üzerinde duruyor (Tüm ingilice kelimelerin sadece % 0,5’i “j” harfi içerir) ama Türkçe klavyede böyle bir müsriflik yapılmış değil ve j’nin yerinde sıklıkla kullanılan harfler bulunuyor.

2.
Noktalı harfler her zaman ikinci sınıf vatandaş yerine konmaz

Türkçe’nin az çok nasıl bir dil olduğunu anlamak için aşağıdaki popüler pangram yeterince iyidir:

Pijamalı hasta, yağız şoföre çabucak güvendi.

(Pangram‘lar bir dildeki tüm harfleri içeren, kısa, gerçekçi olmayan cümlelerdir. En bilinen ingilizce pangram The quick brown fox jumps over the lazy dog cümlesidir ve İngilizce’deki 26 harfin tamamını içerir.)

Yuncanca ve Rusça gibi bazı istisnalar hariç Avrupa alfabeleri Roman/Latin alfabesinden türemiştir. Genelde İngilizce’den noktalı harfleriyle ayrılırlar. Bu harflerin karşılık geldiği sesler İngilizce’de yer alıyor olsa da orijinal dillerinde süslü gösterime sahiptirler. Sayıları çeşitlilik gösterebilir: Mesela İspanyolca’da sadece ñ vardır ama Çekçe gibileri bu sesleri ifade edebilmek için bir dolu yeni harf   — á č ď é ě í ň ó ř š ť ú ů ž —  türetilmiştir.

Bu ekstra harfleri önemsiz addetmek ve onları ikinci plana atmak kolay ve mümkündür. Daktilo ve bilgisayar klavyelerinde bu geri plana itme işi bu harfleri bir takım yardımcı tuşlara (Mesela bilgisayarda Alt + A ile å yapmak) ya da ölü tuşlara (önce ` sonra da a’ya basarak à elde etmek) mahkûm ederek yapılır. Sık kullanılan bir harf olup ortalamanın üstünde bir öneme haiz olsalar bile genelde yapılan budur.

Ancak Türkçe’de durum farklı. Mesela ü ve ş harfleri c, v ve p harflerinden daha yaygındır.  Bu klavye düzenini mucitleri bunu dikkate aldıklarından bu harfler yaygın Latin harflerinin hemen yanıbaşında yer alırlar. Zaten Q·W·E·R·T·Y’yi reddetmeleri ve özgün harfleri ön plana çıkarmaları Türkçe düzenin en kuvvetli yanını oluşturuyor. Bana göre bu klavyenin bağıra bağıra verdiği mesaj şu: “Dilimizle gurur duyuyoruz ve ona hakettiği saygıyı göstermeliyiz”.

3.
Her dilin çılgın bir sırrı vardır.

İngilizce ve benzer pek çok dilde i harfi büyüdüğü zaman I’ya dönüşür. Ancak Türkçe’de i harfi büyüdüğü zaman yine İ olur; bu arada I diye bir harf de kendi varlığını sürdürür. Ve onun küçük harfi ne dersiniz? Evet tahmin ettiğiniz gibi: ı. Noktalı i ve noktasız ı bir ahenk içerisinde aynı anda var olur ve bu iki harfe klavyede iki ayrı tuş tahsis edilmiştir.

Çılgınca değil mi? Bana karşı yöndeki şeride girip orada araba sürmek ya da sıcaklığı ölçmenin farklı bir yolunu kullanmak kadar çılgınca geliyor bu durum – muhtemelen bugüne dek alışık olduğumuzdan çok çok farklı olduğu için. Çılgınca olsa da Türkçe’deki bu yaklaşım diğer Latin dillerininkinden daha mantıklı görünüyor.

Ancak diğer dillerde de küçük büyüleyici noktalara rastlayabiliyoruz elbet. Mesela Flemenkçe’de ij  kombinasyonu ayrı bir harf gibi muamele görüyor. İngilizler kesme işareti kullanmak yoluyla ain’t gibi kaynaşmış sözcükler yaratabiliyor. Almanlar kısa bir süre önce, büyütüldüğü zaman SS’e dönüşen küçük ß harfiyle bir yüzyıl yaşadıktan sonra, matbaacıların henüz tam olarak ne yapacaklarını bilmedikleri bir büyük  harfine kavuştular.

4.
Bazen başka dillerin de düzene uydurulması gerekir.

Ezilen taraf olmak her zaman zordur ama o kadar da kötü değil. İngiliz klavyesi sadece ingilizceye dayanıyor olabilir, ama diğer dillere ait daktilolar ingilizceyi ya da kendi dillerini etkisi altına alan popüler dilleri es geçemezler.

Türk daktilosuna tekrar bakalım: Pek alışık olmadığımız bir yerde, üst sırada ve rakamların sağında bir mevkiide w, x, and q mevcut.

Türk alfabesinde — a b c ç d e f g ğ h ı i j k l m n o ö p r s ş t u ü v y z — bu harfler yok ancak gerek İngilizce yazmak için gerekse de İngilizce’den Türkçe’ye doğrudan geçmiş kelimeleri yazabilmek için bu tuşlara ihtiyaç var. Bu harfler uzak ve erişilmesi zor bir köşeye atılmış olsalar da yine de varlar. ` ve ^ simgelerini veren ölü tuşları da görmüşsünüzdür (Farsça ve Arapça’dan Türkçe’ye geçmiş kelimelerin telaffuzdaki farkları için kullanılıyor) ve 2‘nin üzerinde yalnız bırakılmış bir é bulunuyor (Osmanlı İmparatorluğunun son, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk zamanlarında Türkçe’yi etkisi altına alan batı dili Fransızca idi).

Görüldüğü üzere, eğer doğru bakmayı becerirseniz, tuşlar ve klavyeler size tarih dersi verebilir.

5.
İlk önce şişmanlar ve “noktalamalar” ölür

Türk daktilosunun ebatları İngiliz daktilosuyla aynı. İlave bir satır veya sütun yok. Bu da demek oluyor ki alfabedeki fazladan karakterleri koyabilmek için bazılarını iptal etmek zorunda kalmışlar. Görünen o ki iptal edilenler daha çok noktalama işaretleri olmuş.

Soldaki İngiliz daktilosuyla sağdaki Türk daktilosunu mukayese edin. Ampersand (&), pound (£) ve dolar ($) tuşları yok. keys. = ve + işareti de görünürlerde değil. Ayrıca noktalı virgülün yerinde de yeller esiyor (;).

Tamam; bazısı Türkiye’de o kadar da popüler değil ve yerlerine harfler konabilir; fakat dikkatle bakarsanız ünlem işaretinin de orada olmadığını görürsünüz. Hatta ve hatta “1” sayısının sırra kadem bastığını da! Bu nasıl olabilir?

Tarnıya şükür daktiloların bilgisayarların sahip olmadığı bir özelliği bulunuyor: Bir sütun geriye gidip “eskisinin üstüne yazmak”. Yani noktali virgülü yapmak önce bir yapıp, sonra geri dönüp üzerine bir de , basmak kadar basit. Peki ya ünlem? Bir noktanın üzerine basılacak bir kesme işaretinden ibaret değil mi? Biraz kaba ama olsun; işe yarıyor. 1 sayısı nasıl yapılıyor dersiniz? Elbette iki işareti birbirine ulayarak değil ama küçük l harfi ne güne duruyor? İşte size l…

(Şaka değil. Eskiden 0 (sıfır) olmayan daktilolar vardı. 0 yerine büyük O harfi basınca tüm dertler bitiyordu. Tamam; bu bir tipografik katliam ama şartlar bunu gerektiriyorsa yine de bu bir çözümdür.)

Geri tuşuyla bir sütun geriye gitmeyi zahmetli bulan daktilocular makineyi kandırmanın yolunu bulmuşlardı: Boşluk tuşuna basılı tut, basabildiğin kadar tuşa bas, sonra boşluk tuşunu bırak ve işleme devam et. Mekanik olarak bir tuşu bırakmadan sıradaki sütuna ilerlenemeyeceğinden bu yöntem kesinlikle işe yarar. Konami şifresini biliyorum diye kibirlenmeyin; Türk daktilocular on yıllardır bunu yapıyor. Tabi ki her şeyin beteri var: Tamil dili gibi alfabesinde yüzlerce harf barındıran dilleri ya da Çince gibi alfabetik olmayan dilleri daktiloyla yazmaya çalışanların çektiği azabı hayal bile edemiyorum.


Eminim bu daktiloda daha farkında varmadığım pek çok şey vardır; üstelik burada sadece bir dilden bahsediyoruz. Her daktilo düzeni ayrı bir yazı konusu olabilir: Rus daktilocuları üst satırdaki rakamları neden Shift’e bağladılar, Almanlar için Z neden bu kadar önemliydi de Q·W·E·R·T·Y ‘i tutup Q·W·E·R·T·Z’e dönüştürdüler, Flemenk daktilolarında görülen fonksiyon benzeri ƒ’nin ardındaki gizem nedir? Latin olmayan dillerden ya da alfabetik olmayanlardan daha bahsetmedim bile (ki Çinli daktilocular ve geliştirdikleri yazma yöntemlerinden değil makale, kitaplar çıkar).

Çevrenizde kolaylıkla erişebileceğiniz daktilolar bulunmayabilir ama her bilgisayar bir sanal daktilo müzesidir. Telefonunuzda veya bilgisayarınızda klavye ayarlarına gidip bu müze içerisinde gezintiye çıkabilirsiniz.

Bu sırada ilginç bir şey bulursanız mutlaka paylaşın!

Ve şimdi, müsaadeniz olursa daktilonun üstüne yatıp, San Francisco’nun bu sıcak günleri için son derece manidar olan, en sevdiğim Türk atasözünü yazmaya çalışacağım.

Aaa… Bu arada, İngilizce olduğunu söylediğim şu diğer yeşil daktilo aslında “İngiliz” değil. Hangi dile ait olduğunu bulabilecek misiniz bakalım? Yazdıklarım arasında gerekli tüm ipuçları mevcut.


Türk dili ve kültürü hakkında bir ton bilgi sağlayan Ahmet Özkale‘ye, çeşitli daktilolardan güzel kareler çekmek için birlikte uğraş verdiğimiz Joy Chen ve Madeline Bermes‘e teşekkür ederim. (Evet bildiniz; ufukta daha başka daktilo öyküleri görünüyor).

İngilizce’den Türkçe’ye Çeviri: Tevfik Uyar

Yazar Marcin Wichary’nin izniyle çevrilmitir.

BİLİMKURGU VE SOSYOLOJİ ARASINDA: TEKNOLOJİ

capture-d_ecc81cran-2015-08-11-acc80-10-14-48

ODTÜLÜ 56. Sayı – İçindekiler (Tıklayınca Büyür)

“Bilimkurgu demek alternatif bir tarihte alternatif bir mekân ve bu tarih ve mekânda yaşayan alternatif bir toplum kurgusu demektir. Bir kurguyu neyin bilimkurgu yaptığı edebiyat çevrelerinde tartışmalı olsa da herkesin mutabık olduğu tek unsur bilinenden farklı bir teknolojinin ve bu teknolojiyi kullanan -veya buna maruz kalan bir toplumun varlığıdır.”

ODTÜLÜ dergisinin 56. Sayısı “Teknoloji –  Araçtan Hükme: 21. Yüzyılın Erki” konusuyla çıktı. Ben de bu sayıya teknolojinin toplumlar üzerindeki etkilerinden yola çıkarak, bilimkurgu ve toplum / bilimkurgu ve teknoloji ilişkisinin birebir bağlantılı olduğuna, bilimsel bir devrim yaşanmadıkça bilimkurgusal bir devrimin de yaşanmayacağına dair fikirlerimi somutlaştırarak bu makaleye aktardım.

Devamını okumak ve dergiyi PDF olarak indirmek için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz. Yazım 18. sayfada yer alıyor. Aynı tema dahilinde diğer nefis yazılara da göz atmanızı öneririm.

http://mezun.metu.edu.tr/_docs/dergi/50/Dergi/Odtulu56.pdf

 

VE NİHAYET YENİ KİTABIM RAFLARDA: ASTROLOJİNİN BİLİMLE İMTİHANI

754005

Yıldızınız ne söylemiyor acaba?

Açık Bilim Radyo Programı’nı takip edenler ya da beni takip eden okur ve dostlarım son üç yıldır astrolojiyle ilgili bir kitap hazırlığı içerisinde olduğumu bilirler. Geçtiğimiz yıl sonunda piyasaya çıkmasını beklediğim kitap teknik nedenlerden ötürü gecikti ve yayınevi de değişerek Kırmızı Kedi’den çıktı. İyiki de öyle olmuş.

Kitabımı üç bölüm şeklinde kurguladım. Astrolojinin ortaya çıkmasının tarihte ne kadar doğal bir süreç olduğunu anlattığım birinci bölümü, astrolojinin niçin gerçekdışı olduğunu anlatan ikinci bölüm takip ediyor. Üçüncü bölümde de astrolojiye -ve diğer tüm doğa üstü fenomenlere- inanmamıza neden olan psikolojik süreçleri aktarıyorum. Ortaya tam tekmil bir “astrolojiyi anlama ve çürütme kiti” çıkmış oluyor böylece.

Yerli astrologların hata ve sorumsuzluklarına bol bol örnek verdiğim kitaba tüm popüler kitapevlerinden, bildiğiniz tüm internet kitapçılarından ulaşabilirsiniz.

Kitapla ilgili bazı bağlantılar:

Satın alma bağlantıları: D&R | Idefix | Kitap Yurdu | Babil | Oda Kitap

Habertürk Söyleşisi: Siz İnanmak İstedikten Sonra Her Fal Doğru Çıkar

Aydınlık Gazetesi Söyleşisi: Türkiye’de Astroloji hala Bilim Sanılıyor

T24’teki Işıl Öz İmzalı Söyleşi: Astrolojinin Bilimle İmtihanı

Dilek Sönmez imzalı Cumhuriyet Sokak söyleşisi: Astrolojiye Neden İnanmamalıyız

OdaTV’de yayımlanan Prof. Dr. Cem Say’ın kaleminden değerlendirme.

Açık Bilim’de Bahadır Ürkmez İmzalı değerlendirme.

DijitalX’de Müfit Gökmen ile söyleşi.

Kitabın Goodreads künyesi.

 

(Sürecek…)

MİNİK BİLİM İNSANININ NİYETİ: “YA ANNANNE NAPIYON YAA!”

Şu sevimli videoyu görmeyen kalmamıştır: Bir çocuk bilimsel bir deney yapıp videoya almak ister. Bir talihsizlik sonucu annannesinin “iyi su” şişesini deney aletine dönüştürür. Sonra olaylar gelişir… Hatırlamak isteyenler için koyalım:

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=uRln0QEpeYY]

.
Bu video hakkında “acaba LCW veya Erikli Su virali mi?” şüphelerinin son derece yaygın olduğunu gördüm. Evvela söyleyeyim: O çocuğun “ya annanne napıyon yaaa” deyişindeki doğallığın bu yaştaki birisine ait oyunculuk kabiliyeti ürünü olduğuna inanmıyorum. Benzer şekilde annannesinin tepkisinin de öyle. Ancak benim inancımı bir tarafa bırakalım ve akıl yürüterek “mantıklı şüphe” bulmaya çalışalım.

Marka görünürlüğü hakkındaki spekülasyonlar

Önce başka sahadan bir örnek vereyim: Dünya’daki her uçak kazası için spekülasyon üretilebilir. Bir uçak ortalama 180-200 kişi alır. Yoksul kesimler tercih etmediği için bu 180-200 kişinin belli bir gelir ve imkan seviyesinin üzerinde olduğunu kolaylıkla tahmin edebiliriz. Toplumdaki karşılaşma sıklıklarını düşünürsek, bu kitle içerisinde en az bir şirket yöneticisi, bürokrat, ünlü sporcu, politikacı veya bilim insanı bulunduğunu tahmin edebiliriz. Dolayısıyla -mazallah- bu uçak düşecek olursa, bir suikast spekülasyonu yapmak hiç de zor olmaz. Çok bariz pilotaj ve yönetim hataları sonucunda düşen Atlas Jet uçağındaki rahmetli fizik öğretim görevlileri nedeniyle yapılan spekülasyon gibi.

Benzer şekilde internette yaygınlaşmış (bir mem haline gelebilmiş) herhangi bir video veya fotoğraf için de “viral” spekülasyonu yapmak mümkündür. Zira bu video ve fotoğraflarda çok yüksek olasılıkla bir markaya rastlanacaktır. Denemesi bedava: Elinize fotoğraf makinesini alın ve odanızın çekmeye değer kısmına çevirip bir fotoğrafını çekin. Yüksek olasılıkla içerisinde bir marka ya da markaya ait amblem, logo, o markaya ait olduğu bariz olan bir ürün denk gelecektir. Bu bir beyaz eşya da olabilir, masanın üzerinde unuttuğunuz bir çikolata çöpü de. Hele ki sigara içenleriniz varsa hemen hemen her kadraja bir Marlboro, Winston vb. reklamı girer. Eğlenirken çekilmiş fotoğraflardaki potansiyel Yeni Rakı reklamlarına hiç değinmiyorum; ve masalar üstündeki Apple, samsung telefonlara veya gömleklerinizin üzerindeki logolara.

Eğer doğal çekilmiş bir video veya fotoğrafta kadraja en az bir marka gelme olasılığı yüksekse -ve bunda da kötü bir niyet olmak zorunda değilse-, doğal bir video ile viral amaçlı çekilmiş bir videoyu birbirinden ayırmak için “marka görünürlüğünden” daha geçerli bir argümana ihtiyaç vardır.

Başka bir açıdan da bakılabilir ve Occam’ın usturası prensibi uygulanabilir. Bir düşünelim: Böyle bir videoyu çeken çocuğun, hiç markasız bir tişört ve ambalajsız bir şişe kullanma olasılığı mı, yoksa en cafcaflı tişörtünü giyip, evde eline geçirdiği ilk şişeyi kullanma olasılığı mı yüksektir? Bana ikinci açıklama daha basit görünüyor.

Ayrıca; Erikli’yi bilmem ama LC Waikiki virali olmayacağını düşünmeme neden olan bir başka mantıklı şüphe buldum. Çocuğun üzerindeki tişört şurada. Görüleceği üzere tişört LC Waikiki 2013 yılı anneler günü kreasyonu için tasarlanmış. Viral reklam için 2 yıl bayatlamış model tercih edilmez diye düşünüyorum. Yanlışsam düzeltin.

Çocuğun Tepkisi hakkındaki spekülasyonlar

Viral olduğunu desteklediği düşünülen, “çocuğun annannesinin suyu alacağını biliyormuşçasına çok çabuk tepki verdiği” şeklindeki bir başka argümanı bu yazıyı yazarken öğrendim (evet, aynı zamanda Ben Bugün Bir Şey Öğrendim Grubu’nde bu konu hakkında süren bir tartışma içerisindeyim şu an).

Çocuğun zamanlamasından böyle bir yorum çıkarılabileceğini kabul ediyorum ama insanların aynı evde birlikte yaşadıkları diğer insanların davranış paternlerine yönelik bir içgörü geliştirdiğini unutmamak lazım. Çocuk annannenin kızdığı zaman nasıl göründüğü, nasıl yürüdüğü, hangi hiddetle kendisine yöneldiği konusunda deneyim sahibi. Dolayısıyla az sonra nasıl davranacağını tahmin edebilir. Hele ki annannesinin suyunu çaktırmadan aldığının bilincindeyse.

Diyelim ki annannesinin davranış örüntülerini tanımıyor olsun ve suyun kime ait olduğu konusunda bir fikri olmasın. Sonuç değişir mi? Neticede çocuk bir video çekiyor. Annannenin video kadrajına girecek bir rotada yürümesi çocuğun gerilmesi ve tepki vermeye hazırlanması için yeterli bir nedendir. Ninesinin suyu alacağını bilmese bile annanne videoya girmek ve işi berbat etmek üzere zaten. Çocuğun cümlesi “annanne suyu neden alıyorsun” değil, “napıyosun?”… Başka bir deyişle, annanne suyu almayıp arkadan geçse de aynı tepkiyi verecek yani. O yüzden eş zamanlı bir tepki vermesinde de anormal bir şey aramak gerekmez.

Sonuç

Bu konu hakkındaki iddiaları fazla ciddiye aldığımı düşünebilir, “oturup da bununla mı uğraştın” diye sorabilirsiniz. Sormakta haklısınız ama…

Video “Türkiye’de bilim adamı neden yetişmiyor” başlığıyla viralleşti. Annanneyi espirili bir dille bilimin önüne vurulmuş bir ket olarak niteledik. Güzel bir espiriydi. Annanne alınmasın.

Fakat annannenin davranışından daha kötü bir davranış varsa, o da samimi bir şekilde, cici bir deney videosu çekmek isteyen bu sevimli çocuğu “ticari ilişkilere girişmiş bir sahtekâr” olarak nitelemek olur. Mesnetsiz bir komplo teorisi yaratarak, bilime hevesli bu girişimci çocuğu böyle bir niyetle itham etmek çirkin olur.

Yapılacak şey komplo üretmek değil, destek vermek olmalı. Hatta vakıflara, özel okullara bu çocuğa burs verilmesi için baskı yapılmalı. Spekülasyon yaratmaktan daha çok çocukları faydalı bireyler haline getirmeye, onları teşvik etmeye ihtiyacımız var.

Eyyorlamam bu kadar.

(Bu arada bu çocuğa deney seti satın alıp göndermek için gönüllü bir grup olduğunu da öğrendim. Buradan takip edebilirsiniz. Teşekkürler iyi niyetli insanlara)

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google