Monthly Archives: Ocak 2014

Öğrencilerimden inciler: Korelasyon ve Neden-Sonuç İlişkisi

Soru: Korelasyon varlığı neden sonuç ilişkisinin de var olduğu anlamına gelir mi? Açıklayınız ve örnek veriniz.

Öğrencilerimden birinin Aristo’ya taş çıkartan yanıtını -kendisinin de bilgisi dahilinde- gözümden yaş dökerek (gülmekten) paylaşıyorum. Çok yaşa…

kalemokul

Okullar açıldığında kalem satışı artar, Kalem satışı arttığında okullar açılmış olur. Okul kalem değildir.

 

BİLİME DARBE VE SÖZDEBİLİMCİLERE KATKI

İsmini 2013 yılında Seralini Araştırması’nın yayından kaldırılmasıyla (1) sıkça telaffuz ettiğimiz Elsevier’in akademik yayın sektörü pastasından nasıl bir dilim aldığını (2) ve bu yolla elde ettiği inanılmaz kârlarla döndürmüş olduğu bu sistemin bilim insanını -Marx’ın tabiriyle- kendi emeğine nasıl yabancılaştırdığını* biliyoruz.

Yayın sektörünün ticari kaygılarının ve bol sıfırlı fiyatlarının bilime ve bilimin yaygınlaşmasına nasıl zarar verdiklerini yeniden irdelemeye gerek yok; ben geçtiğimiz günlerde yaşayayazdığım bir deneyim neticesinde başka bir şeye dikkat çekmek istiyorum: Elsevier gibilerinin sözdebilimlerle, hurafelerle ve bilim dışı iddialarla mücadele eden bilim gönüllülerinin, kuşkucuların ve bilim insanlarının ellerini zayıflatması ve buna keza sözdebilimcilerin ellerini güçlendirmesine…

Bu sürecin nasıl ilerlediğini anlatmak için bir alıntı yaparak bilimsel araştırma ve yayınlama sürecinden bahsedelim (2):

Olağan bir bilimsel makalenin yayınlanmadan önce izlediği süreç şu şekildedir: Bilim adamı makalenin taslağını hazırlar ve çalıştığı alanda makale yayınlayan bir dergiye gönderir. Derginin editörü, taslağı yayınlamaya değer bulduysa hakemlere yönlendirir. Hakemler bilgi ve tecrübelerinin ışığında taslakta sunulanları değerlendirirler ve eğer onlar da makalenin dergide yayınlanmasında sakınca görmedilerse metnin geliştirilmesi için bazı eklemeler ve değişiklikler isteyebilirler. “Şu şu deneylerin de sonuçlarını ekleyin, şu şu soruya cevap bulmanız gerekiyor, kullanılan bu istatistiki yöntem yerine şunu kullanmalısınız, başlığı şu şekilde değiştirin, metinin düzenini şu şekilde ayarlayın” gibi yorumları birer rapor halinde dergi editörüne yollarlar. Editör bu raporları inceler ve taslağın yazarına bildirir. Yazar gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra editöre geri döner. Eğer editör ve hakemler yapılan değişikliklerden tatmin olmuşsa basım için son ayarlamalar yapılır ve makale nihayet yayınlanır.

Bu yöntemin bilimsel çalışmanın doğruluğu konusunda %100 garanti sağladığı iddia edilemez elbette ama en azından bu bir kontrol sürecidir ve kontrolsüz bir yayından daha güvenilirdir. Bilim insanları bu kontrol sürecinden sıkıntı da duymazlar; zira bir hataları varsa gerçekten de bu hataların tarafsız hakemlerce tespit edilmesini isterler. Araştırmalarının daha sağlıklı ve “sağlam” olması için bu uygulama bulunmaz bir nimettir. Üstelik genelde yazar ismi de hakem ismi de gizlenerek tarafsızlık ilkesinin güvence altına alınması da sağlanır. (Aksinden de bahsedelim: Sözdebilimciler bunun aksine davranırlar; kendilerinin hatalarını bulmanıza kızgınlıkla yanıt verirler, eksik ve yanlışları asla kabul etmezler…)

İşte sırf bu nedenlerle, sözdebilim savunucuları ile tartışmaya girdiğimizde hakemli dergilerde yayınlanmış olan makaleler bizim için güvenilir bir liman teşkil ederler ve konunun uzmanlarının yazdığı, hakemlerin denetiminden geçtiği bir araştırmanın hiçbir araştırmaya dayanmayan havadaki iddiaları “döveceğine” inanırız.

Diyelim ki popüler bir sözdedoktor ya da “aktar zinciri” X bitkisinin Y hastalığına iyi geldiğini iddia ediyor:

1. Önce iddia sahibine bunu hangi bilimsel araştırma raporuna dayanarak söylediğini sorarız.
2.Varsa eğer, X bitkisinin Y hastalığına iyi gelmediğini ortaya koyan araştırma onu gösteririz.

Sözkonusu kişi bize bilimsel bir çalışma gösterebilirse, teşekkür eder geri ayrılırız. Biz ona aksi yönde bir bilimsel çalışma gösterirsek onun da teşekkür ederek iddiasını geri çekmesini ümit ederiz. Niyetlerine göre genelde çekmezler tabi ki ve bilime çamur atarlar, ancak genelde bilime çamur atarken bunu haklı bir gerekçeye dayandıramazlar.

Fekaaaaaaat! İşte Elsevier’in Seralini Araştırması’nın yayından kaldırılmak, sahte tıp dergileri yayınlamak gibi (1), kendine atıfta bulunan ve böylece atıf değeri yüksek dergiler yaratmak (5) gibi vukuatları bu noktada kuşkucunun elini zayıflatırken sözdebilimcinin elini güçlendiriyor!

Zira C vitamininin kanseri tedavi ettiğini iddia eden bir sözdebilimciye C vitamininin kanseri iyileştirmekte hiçbir etkisi olmadığı gibi aşırı C vitamini tüketiminin hastalara zarar verdiğini ortaya koyan bilimsel çalışmalar olduğunu (3) söylediğinizde şöyle bir yanıt almamız olası hale geliyor:

“Çalışmaya güvenmiyorum. Elsevier’in ne yaptığını gördük işte, bilimsel araştırmalar güvenilir değil, ilaç şirketleri ticari kaygılarla akademik dünyayı manipüle ediyor”

Elsevier’in vukuatlarının bilime doğrudan darbe vurmuş oluyor vurmasına ancak bir de sözdebilimcilerin dayanacağı bir zemin de yaratmış oluyor. Yani: KÜLLİYEN ZARAR!

Bilimin ve bilimsel araştırmaların güvenilirliklerini muhafaza edebilmeleri için mutlaka ve mutlaka şiddetli cezai yaptırımlara ihtiyaç var; ki ister açık ister kapalı erişimli olsun, tüm bilim yayıncıları kendilerine bir çeki düzen versinler. Bu gibi yaptırımlarda bulunabilecek uluslararası bir üst kurum oluşturularak, güçlendirilmesi gerekir (BM bünyesinde olsa olur muydu acaba?).

Boykot ise diğer bir seçenek, ancak büyük yayıncılar yayın pastasının çok büyük bir kısmını işgal ettiklerinden boykot bir anlamda kaynaksızlık da demek ve çoğumuzun araştırmalarını sürdürebilmesi için bu yayıncılar tarafından yayınlanmış dergilere erişmeye maalesef şiddetle ihtiyacı var.

Naçizane düşünceme göre çözüm yine alttan, yani bizlerden gelecek: giderek ve giderek, bilim insanlarının araştırmalarını yayınlamak için açık erişimli dergileri tercih etmek gibi.  Sırf kadro almak ya da isim yapmak için para karşılığı makale basan dergilerden uzak kalarak, bu işi ticari kaygılarla değil hakkıyla yapan dergilerin rekabet edebilmesi için üzerine düşeni yapması önemli…

2014 yılında daha az ticarileşmiş bir bilim yayıncılığı dileğiyle…

Dipnotlar:

* Marx’ın yabancılaşma kavramından biraz bahsetmek gerekirse: İşçinin kendi ürettiği ürüne yabancı kalmasıdır… Yani mesela siz bir otomobil işçisisiniz, onu üretiyorsunuz ama ona sahip olamıyorsunuz ve üreticisi olmanıza rağmen o ürüne sahip olmak için bir bedel ödemek zorundasınız. Oysa endüstri devriminden önce öyle değildi: Buğdayı siz üretiyorsanız, buğday sizindi.

Aynı yabancılaşmanın giderek vahşileşen yayın sektöründe de geçerli olduğunu söylemek mümkün: Araştırmayı siz yapıyor, tüm telif haklarıyla birlikte yayıncıya devrediyor, ama kendiniz dahi ona parayla ulaşmak durumunda kalıyorsunuz (2). 

** Evet… Elsevier büyük nane yemiştir, bu da Big Pharma iddialarını güçlendirir, ama Dünya, bir taraftan Big Pharma para kazanırken bundan nemalanmayan, nemada gözü olmayan, sadece bilim ve insanlık için çalışan binlerce, on binlerce ve yüz binlerce başka bilim insanları içermektedir ve bu yayınları onlar da okuyarak gerektiğinde eleştirmekte, gerektiğinde çalışmayı tekrar ederek onu çürütmektedir. Zaten Big Pharma’nın bir komplo teorisi olması bundan ileri gelir. Bu kadar insanı gizlice satın alamazsınız. Ayrıca herkes satın alınmaz (4). Mesela Elsevier’in bünyesinde çıkan “Chaos, Solutions & Fractals” adlı bir dergide gerçekleştirilen sahtekarlığı başka bir fizikçi fark etmiş ve ortaya çıkarmıştır (5).

Kaynaklar:

  1. Ayşe Bereket, Monsanto’nun Bilim Dünyasına Müdahalesi: Seralini Araştırması Yayından Kaldırıldı
  2. Erdem Erikçi, Başkasının Sırtından Geçinmenin En Akademik Yolu
  3. Işıl Arıcan, C Vitamini: mucize mi yoksa safsata mi?
  4. Tuğsan Topçuoğlu, Komplo Teorisi dizisi
  5. Kaan Öztürk, Akademik Yayın Dalavereleri: El Naschie Vakası

 

2013 Yılı Nasıl Geçti?

İnternetin yaygınlaşması yeni adetleri beraberinde getiriyor. Gördüğüm bu yeni adetlerden birisi de her bloğun kendi 2013 yılı değerlendirmesini yayınlamasıydı. Ben de 2013 yılının benim ve neredeyse 2001’den beri yayında olan kişisel sitem / blogum açısından nasıl geçtiğini tüm dostlarla paylaşayım istedim:

2013 içinde blogum yaklaşık 31.000 kez görüntülendi. Toplamda 49 adet olmak üzere yazdığım / paylaştığım yazılardan en çok okunan beş adedi şu şekilde sıralandılar:

  1. Bir takım popüler gıdaların kalorisi başına ne kadar ödediğimizi eğlencelik olsun diye yazdığım NEYİN KALORİSİ NE KADAR? GERÇEL FİYATLAR
  2. Birsen Tezer’in yeni albümü çıkar çıkmaz paylaştığım şarkısı ŞARKICININ ŞARKISI (Kendisi tarafından da RT’lendiği için ilk 5’e girdi bu paylaşım…)
  3. Olgunlaştıramadığım Twitter analiz çalışmam SAHTE TWITTER GÜNDEMİ VE BİR YÖNTEM
  4. Lacivert Dergisi’nde de yayınlanan Kısa Öyküm: HÂD
  5. Bir sabah Ankara’ya giderken… RÜYA DİLİ

2013 yılı içerisinde 14 adet Açık Bilim Yazısı ve 4 Adet Yalansavar Yazısı yazdım.

Blog dışında, kendi hayatımda da gerçekleşen önemli gelişmelerden bir kısmına değinmek isterim:

“Türk İş Havacılığı Sektörü Teknisyenlerinde İş Tatmini” adlı makalem İşletme Araştırmaları Dergisi 5. Cilt, 3. sayısında yayınlandı. Geçtiğimiz yıl da ikincilik ödülünü aldığım Türkiye Bilişim Derneği’nin bu yıl düzenlediği 15. Bilimkurgu Öykü yarışmasında “Fırıldak” adlı öyküm ile yine 2.lik ödülüne layık görüldüm.

“Bir bilgi çağı şirketi” olarak nitelendirebileceğim ve hayallerimi, bilgimi ve tecrübemi kurumlarla ve kişilerle paylaşmak üzere ENTROPOL adlı şirketi hayata geçirdim. ENTROPOL de Mağazaloji‘yi doğurdu.

Her şey olumlu olmadı tabi bu süreçte. 2010 yılı başından bu yana Kalite & Emniyet Müdürü olarak görev yaptığım Kaya Havacılık’tan 2013 yılı sonunda ayrılmak durumunda kaldım. 2012 yılında başlattığımız ve hazırlamaktan büyük keyif aldığımız AÇIK BİLİM RADYO PROGRAMI da 2013 yılı Ocak ayı itibariyle son buldu.

Hayat kaotik bir biçimde ilerliyor. Klişe olacak ama; değişmeyen şey değişimin kendisi. Mühim olan bu değişimin yönü, şiddeti ve topluma ve insanlığa ne kadar fayda sağladığı.

Bakalım 2014 neler getirecek…

MAKALE: PAZARLAMA ETİĞİ

Tamamen yalıtılmış bir Dünya’da yalnız başınıza kalsanız siz yine aynı siz olur muydunuz?

Tam metine ulaşmak için tıklayın.

Ahlak filozofu Kurt Baier, “Robinson Cruose’un adasında ahlaka ihtiyaç yoktur, çünkü ahlak bireyler arasındaki ilişkilerin ortaya çıkardığı bir olgudur” der (Shouler, 2007). Başka bir deyişle, ahlaki bir sorumluluktan bahsedebilmek için bireyler arası bir etkileşimin var olma zorunluluğu vardır, zira ahlâk bu etkileşimin etkileşime girenlerce kabul edilen iyilik ve doğruluk derecesidir.

Etik ve ahlak tanımları genelde birbirine karışır. Ahlâk terimi tarihsel ve toplumsal bir olgudur. İçeriğinde doğrusuyla ve yanlışıyla bir değer sistemi vardır ve bu toplumdan topluma değişebildiği gibi, evrensel olarak ortak değerler de barındırabilir. Etik ise ahlak içerisinde şekillenen değerlerle ilgili bir bilgi alanıdır ve neyin doğru, neyin yanlış olduğuyla değil, doğrunun ve yanlışın ne anlama geldiği ile ilgilenir. Kısacası etik, felsefenin bir dalıdır (İyi & Tepe, 2011). Felsefecilere göre meslek etiği olarak adlandırılan değer sistemlerinden bahsederken aynı karmaşa söz konusudur. Bu yüzden pazarlama etiği dendiğinde de birisi etiği, diğeri ise ahlakı refere eden iki tanımla karşılaşılır (Gummesson, 2000):

  1. Pazarlama kararları, pratikleri ve kurumlarının ahlaki değerlendirmesine yönelik sistematik bir çalışma disiplini
  2. Pazarlama faaliyetlerini ahlaki olarak yanlış ya da doğru olarak nitelememiz için gereken standart ve normlar bütünü.

Bu tanımlardan ilki felsefi bir çalışma alanıyken, ikincisi pratik bir alandır ve ahlaki değerleri belirleme çabasından oluşur. Bazı araştırmacılarsa pazarlama etiği yaklaşımlarını üçe ayrımışlardır (Gummesson, 2000):

  1. Bir topluluk içerisinde baskın olan standartları ele alan açıklayıcı yaklaşım,
  2. Ahlaki kavram ve yargılamaların doğaları ve anlamlarını analiz eden Meta-Etik yaklaşımı
  3. Neyin doğru ya da yanlış olduğunu belirleyen ve kuralları oluşturan ahlaki temelleri tanımlayan Normatif Etik yaklaşımı.

Bu sınıflamalardan ilki ve üçüncüsü ahlak ile ilgilidir. Birinci tür yaklaşımlar reaktif yaklaşımlardır ve var olanları anlamaya, açıklamaya çalışır. Üçüncü tür yaklaşımlar ise açıklamanın bir adım ötesine geçen, kural koyan, dolayısıyla bir standart geliştirmeye yönelik yaklaşımlardır. Meta-etik olarak adlandırılan yaklaşımlar ise felsefecilerin tanımına göre aslında bir meta-ahlak yaklaşımıdır. Ahlakın da ötesine geçerek doğru ve yanlışın ne olduğu, yargının temelinde neyin yer aldığı ile ilgilenir.

“Pazarlama Etiği” adlı bu çalışma dahilinde klişe bir felsefe sorgusu olan “İyi de, doğru ve yanlış nedir ki zaten? Bunu kim belirlemektedir?” sorusunun yanıtı aranmayacaktır. Dolayısıyla meta-etik, -ya da tartışmalı olarak meta-ahlak yaklaşımı- ile bir ilgimiz olmayacak, uygulamaların evrensel olarak kabul gören değer sistemleri içerisindeki yeri irdelenecek, ilgili literatür takip edilerek pazarlama yöneticisinin zihnini kurcalayan soruların muhtemel yanıtlarına eğilinecektir.

Temelde bu gibi bir sorunun yanıtının o kadar da basit olmamasının sebebi geri planda var olan ikilemlerdir.

Bu ikilemlerden ilki görev ve vicdan arasındaki çelişkidir. Pazarlama yöneticisinin görevi ait olduğu örgütün pazarlama fonksiyonunu yerine getirmektir. Kâr amaçlı örgütlerin yegane amacı kâr olduğuna göre, bu fonksiyon kâr amacına hizmet edecektir. Bu da verilecek kararlarda toplum sağlığı ile örgüt faydası arasında bir seçim yapma zorunluluğu ortaya çıkarır. Bu ikilemden etik bir eylemle çıkabilmek için yöneticilerin maksimum kâr yerine makûl bir kârı hedeflemesi gerekmektedir (Chonko, 1995).

Bir diğer ikilem ise iyi olan ile kötü olanın çakışma potansiyelidir. Örneğin kozmetik sektöründe yer alan bir işletme ürünlerinin kullanıcıları için emniyetli olduğuna kani olmak zorundadır. Çoğu zaman bu hayvanların kullanıldığı deneyleri zorunlu kılar. Ürünlerin emniyetli olması toplum sağlığı için “etik” bir gerekliliktir. Diğer yandan toplum hayvanların deneylerde kullanılmasına karşı çıkmaktadır. Toplum için iyi ve etik olan şey, yine toplum tarafından kötü ve etik dışı bulunabilmektedir (Gummesson, 2000). Benzer bir durum savunma sanayii için de söz konusudur: Toplumun ya da ulusun savunması için yeni silahlar geliştirilmekte ve pazarlanmaktadır, ancak savunma yatırımlarının ne kadar gerekli olduğu ya da savunma sanayii olmasaydı söz konusu bütçenin toplum faydasına kullanılabilme potansiyeli benzer bir paradoksu beraberinde getirmektedir. Şu halde pazarlama yöneticisinin gerçekten de bir kullanma kılavuzuna ihtiyacı vardır.

Bu çalışma kapsamında önce alanın doğuşundan, sonra pazarlamadaki etik meselelerden, daha sonra da yaklaşımlardan ve müstakbel gelişmelerden bahsolunacak, pazarlama yöneticisi için pazarlama etiğine genel bir bakış açısı kazandırılmaya çalışılacaktır.

Tam metine ulaşmak için tıklayın.

NOT: Metne Doç. Dr. Cenk Arsun Yüksel’in vermiş olduğu “Pazarlama Kuramları ve Uygulamaları” adlı doktora dersi kapsamında Gummesson’un (2000) “Marketing Ethics” adlı makalesinin çevirisi olarak başlanmış, daha sonra farklı yorum ve kaynaklarla zenginleştirilerek son şekline getirilmiştir.

Kaynakça:

Bannerjee, S. (2007). Corporate Social Responsibility: The Good, the Bad and the Ugly. . Northampton: Edgar Edward Publishing.

Chonko, L. B. (1995). Ethical Desicion Making in Marketing. Thousand Oaks: SAGE Publications.

Diamond, J. (2006). Çöküş: Medeniyetler Nasıl Ayakta Kalır ya da Yıkılır? İstanbul: TİMAŞ.

Farmer, R. N. (1967). Would You Want Your Daughter to Marry a Marketing Man? Journal of Marketing , 31 (1).

Gummesson, E. (2000). Marketing Ethics. M. J. Baker içinde, Marketing Theory: A Student Text. Cengage Learning EMEA.

İyi, S., & Tepe, H. (2011). Etik. Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları.

Özdemir, E. (2009). Pazarlama Araştırmasında Etik Karar Alma. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi , 64 (2), 119-144.

Reklam Özdenetim Kurulu. (2013, 05 02). Reklam Özdenetim Kurulu. 05 27, 2013 tarihinde İncelenen Dosyaların Özeti: http://www.rok.org.tr/incelenendosya.asp adresinden alındı

SAGE. (2012). SAGE Brief Guide to Marketing Ethics. USA: SAGE Publications.

Shouler, K. (2007). Are There Moral Obligations to Oneself? Ann Arbor: ProQuest.

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google