Sosyoloji ile ilgilenmeye başlayalı bir süre oluyor. Bunda öncelikli olarak Jared Diamond’ın, Bozkurt Güvenç’in kitaplarının etkisi var. Bir de bilimkurguya ilgi duyarsanız ister istemez alternatif tarih, uzay operaları, yani bir şekilde insanlığın geçmişi/geleceği ile ilgileniyorsunuz. Birbirine bağlı bir anahtar kelimeler zinciri olarak kolonizasyon, siberpunk, ekonomik sistemler, siyasal sistemler, ütopyalar, distopyalar, totaliterizm, otokrasi vb… En nihayetinde “genel sistem teorisi” ve modelleyerek düşünme. Beyniniz siz istemeseniz de bir birleştirme çabasına giriyor zaten. Bir süre sonra da yani bir çözüm ya da yeni bir model yaratma arzusu.

Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Sosyoloji öğrencisi olduğumdan beri de biraz daha literatürü daha tarihsel olarak okumaya başladım. Malumun ilanı değil, ama malumun ilan şekli, yani yorumu önemli. İşlevselciler, yapısalcılar, çatışmacılar, sembolik etkileşimciler, postmodernistler… Sosyal bilimler doğa bilimler gibi tek bir gerçeği bulmayı amaçlamıyor, en doğru yaklaşımı getirmeyi amaçlıyor. Hatta aslına bakarsanız doğa bilimlerinde de öyle, sadece muğlaklık derecesi daha düşük.

Neyse… Twitter’de @iremmkizz‘in paylaştığı harikulade bir kısa animasyonu bir kaç laf torbası ile paylaşmak istedim. Yukarısı torbayı dolduran laflar. Aşağıda da bir mikta var… Ama asıl animasyon şu:

Bir türün önce yaşadığı gezegende baskın tür haline dönüşmesi, gezegenin diğer kaynaklarını tüketmesi ve geliştirdiği üretim teknikleri ve teknoloji ile gezegenin inorganik kaynaklarını işlevsel bir biçimde dönüştürmesine iki türlü bakılabilir. İki uçlu bir diyalog yazacak olursak:

1a. Bu doğaldır ve kaçınılmazdır. Elimizde üzerinde yaşam barındırdığını bildiğimiz başka bir gezegen olmadığına göre bir gezegenizm sempatizanlığı yaratmaya gerek yok. Bir gezegen üzerinde niçin kararlı bir habitat olmak zorunda olsun? Bir canlı türü niçin diğer canlılara saygı göstermek zorunda olsun? Bunlar bizim yarattığımız moral değerler.

2a. Diğer canlılara, yaşanılan gezegene saygı gösterilmesi moral değer olsa da, türün devamlılığı için kaynakların kontrollü tüketimi rasyoneldir. Baskın tür kaynakları tüketmeyecek şekilde yaşamalıdır ki türünün devamlılığı sağlansın. Eşitlik -her ne kadar yine bizim yarattığımız moral bir değer olsa da- evrensel kılınmalıdır. İnsan aklı ve sağduyusu neyin doğru ve erdemli olduğunu belirlemezse kaos çıkar.

1b. İkinci maddeyi büyük ölçüde kabul etsek de türün devamlılığının sağlanmasının bir önemi olduğunu nasıl iddia ederiz? Kimse sekiz kuşak sonraki torunlarını düşünmek zorunda değil. Ayrıca bu seçilim prensibi ile uyumludur. Kurallara uymayan oyun dışı kalır. Gerekirse insan türü kendini yok eder, ve çevresine uyum sağlayamadığı, onu tahrip ettiği için ölür. Bu oldukça normal.

2b. Peki ama tüm ekosisteme zarar verirse, sadece kendi türünü yok etmiş olmaz. Rakiplerini de yok eden bir yok oluş tam olarak doğal seleksiyona karşılık gelmiyor. İnsan türü dışındaki başka hiçbir tür küresel boyutta bir zarar yaratacak düzeye ulaşamadı.

1c. İyi işte… Ulaşabilmesi için bu gerek. Dinozorların yok olmasıyla memelilerin baskınlık kazandığı, insanı ortaya çıkaran o aynı süreç pekala milyonlarca yıl sonraki zeki tür hangisi olacaksa bizim yok olmamızla tekrarlanabilir. Çevremizi ve kendimizi yok ettikten sonra hayatta kalacak olan çok az tür milyonlarca yıl sonra yeni bir zekâ türüne atalık edebilir. Belki de olması gereken döngü budur.

2c. Gezegenin koşulları kötüleşirse ortaya yeni bir zeki türün çıkması imkansız hale gelir. Canlıların kolaylıkla evrimleşebileceği bir ortam bırakmış olmayacağız. İnsanın geliştiği Dünya şartları ile kaynakların kıt olduğu pis bir dünya eşit avantajlara sahip değiller.

1d. Bir kuyruklu yıldıza ya da meteor çarpmasına bakar o iş. Dinozorlar yok olduğunda Dünya muhteşem bir yer değildi. Yine aynısı olabilir.

2d. Ya olmazsa? Belki kainatta eşi benzeri görülmeyen bir türüz ve bu noktaya erişmişken kendimizi yok etmeye ses çıkarmadan nasıl durabiliriz? Kumar oynamıyoruz, ihtimallerle hareket etmek yerine, aklımızı varkalma yönünde kullanmalıyız.

Ve bir de Rafet El Roman şarkısı:

Zaman geçmiş, işin bitmiş, ecel kapında…

Yazar Hakkında: Tevfik Uyar


Uçak Mühendisi, Sosyolog ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, ödüllü bir bilimkurgu yazarıdır.

İlgili Yazılar

1 Comment On This Topic
  1. Omer
    14 Mart 2013

    Benim yazinin bir adim otesine gidilmis :) ihtimaller denizinde seyahat etmek gibi.

Yorum yapın (Facebook ya da Twitter profilinizle de yorum yapabilirsiniz...)

%d blogcu bunu beğendi: