Emekli bir vatandaşımız Kemal Sunal ile özdeşleşen Şaban ismi ve “İnek Şaban” tiplemesi ve buna ilaveten Recep İvedik ve Tatar Ramazan karakterleri nedeniyle hicri takvimde art arda gelen ve islam dinince mübarek sayılan Recep, Şaban, Ramazan aylarının itibarının azaltılmaya çalışıldığı yönünde suç duyurusunda bulunmuş. Kendisi “İnek Şaban’ı tarihe gömmeliyiz” diyor.

Öncelikle suç duyurusunda bulunmak tabii bir haktır, buna bir lafımız yok. Suç duyurusu dediğimiz şey bir şikayet dilekçesidir. Orhan Erezkaya elbette yanlış olduğunu düşündüğü bir hususta hukuktan yardım isteyebilir. Gerçekten de Şaban isminin olumsuz anlamlarda kullanıldığı zamanlar vardır. Orhan Bey gerçekten de çocuğuna ya da torununa Şaban ismini koymak istiyor, ancak çekiniyor olabilir. Bu durumu yaratanlar vatandaşımızın bakış açısına göre suçlu olabilir. Bu durumun ortaya çıkmasına neden olan sorumluların da cezalandırılmasını istiyor olabilir. Kendisini eleştirmenin bir lüzumu yok. Önemli olan suç duyurusunun devamında ne olacağı. İlgili şikayet dilekçesine dayanarak dava açacak bir savcı bulunacak mı? Bulunacaksa davanın konusu ne olacak? İnek Şaban, Recep İvedik ve Tatar Ramazan karakterlerinin yaratıcıları dini değerleri aşağılamaktan yargılanmaya mı başlayacaklar? Yoksa bunları yayınlayan kanallar mı aynı suçtan yargılanacak? Göreceğiz. Burası Türkiye, her şey olabilir.

Şikayetin mantıklı bir yanı olmadığı malum: Bir edebi eser kaleme alırsınız, ya da bir senaryo yazarsınız. Kurgunuz gereği bu eserin içerisinde alık, avanak, tecavüzcü, sapık, kısacası toplumda olumsuz bir imaja sahip olan ya da sahip olduğu vasıfların hakarete konu olabilecek nitelik taşıdığı kimseler olabilir. İlgili eser ya da senaryonun popüler olması halinde bu bir sembol haline dönüşebilir. Kültür demek zaten sembol üretmek demektir. O halde ben “ola ki popüler olur ve sembole dönüşür” diye bu karakterlere rastgele harflerden oluşan anlamsız isimler mi vermeliyim? Ya da en azından “kutsal” kabul edilen isimleri vermekten mi kaçınmalıyım? Peki kimin kutsalı? Zaten hangi ismi verirsem vereyim, bir isim o ismin sahibince değerli değil mi? Adı Nuri olanlar ya da adı Coşkun olanlar Nuri Alço, Tecavüzcü Coşkun karakterleri sebebiyle rahatsız olmalılar mı?

Neyse… Burasını da geçelim. Ben hukukçu değilim, sadece “kamu vicdanı”nın bir bileşeniyim.

Benim vicdanım “Şaban” karakteriyle ilgili suçlamayı zaten kabul etmiyor. Zaten “Şaban” ve Kemal Sunal dendiğinde imaj o kadar da kötü değil. Rahmetli Sunal’ın oynadığı Şaban karakterlerine bakınca iddia edildiği gibi aptal, seviyesiz, patavatsız karakterler değil, mert, dürüst, haksızlığın karşısında karakterler görüyorum. Örneğin:

Şaban dürüsttür. Örneğin “Yüz Numaralı Adam” Şaban, girdiği işlerde tutunamazken birden reklam dünyası tarafından keşfedilen bir garibandır. Pazarlama etiğinin henüz var olmadığı 70’lerde aldatıcı reklamlar yaygındır. Şaban, bir süre sonra oynadığı reklamlarda satılan ürünlerin kalitesiz olduğunu, endüstrinin halkı kandırdığını farkeder ve bu duruma karşı mücadele eder.

Şaban bir halk kahramanıdır. Ya da “Bekçiler Kralı” Şaban, “dayı” adlı köpeğinin isim benzerliği dolayısıyla yükseklerde bir “dayı” sanılması ile birlikte bir anda bir bekçiden çok daha fazla yaptırım gücüne sahip oluverir. Şaban, dönemin koşullarının elvereceği biçimde bu yaptırımı kişisel rant için değil, kara borsayla, çevre düşmanlarıyla mücadelede kullanacak, yaşadığı mahallenin sorunlarını çözmeye çalışacaktır.

Aynı halk kahramanını “Umudumuz Şaban”da görürüz. Western filmleri hayranı olan Ringo Şaban mahalli siyasete atılır, arazi rantçılarına karşı mücadele verir, mahalleye okul yaptırır.

Şaban müteşebbistir ve zekidir. “Gurbetçi Şaban” ise Almanya’ya göç eden binlerce Türk’ten biridir. Ancak sebatı, çalışkanlığı ve zekası sayesinde kısa sürede güçlenir, zenginleşir. Şımarıp alemden aleme akmaz, ailesiyle mütevazı bir yaşam sürmeye devam eder. Bir süre sonra işçisi olduğu fabrikayı dahi satın alır, başarı öyküsü haline gelir. İddia edildiği gibi “milli ya da dini değerlerin aşağılandığı” değil, bilakis yüceltildiği bir filmdir ve nazilere bir ders verir.

Şaban cesurdur sevdiği kızı kurtarır, Şaban hapiste koğuş ağası iken toplanan haracı fakire fukaraya dağıtır, Şaban sadıktır, çoğu zaman başlık parası toplamak için gittiği büyük şehirde çok meşhur ve zengin olmasına rağmen filmin sonunda köyüne döner, sevdiği kızı alır.

Şikayede konu olacak bir durumu yoktur yani Şaban’lığın.

Ama benim de bir şikayetim var!

Kemal Sunal’ın oynadığı Zübük gibilerinin ısrarla ve uslanmadan hala başımızda, çevremizde ya da aramızda olmaları. Bence bu daha vahim.

Yazar Hakkında: Tevfik Uyar


Uçak Mühendisi, Sosyolog ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, ödüllü bir bilimkurgu yazarıdır.

İlgili Yazılar

Yorum yapın (Facebook ya da Twitter profilinizle de yorum yapabilirsiniz...)

%d blogcu bunu beğendi: