Monthly Archives: Aralık 2013

EVET, DIŞ MİHRAK VAR…

Batılı düşünürler siyasete ve sosyolojiye batının gelişmişlik gözlüğü içerisinden bakarken 60’larda Latin Amerikalı siyasetçi ve sosyologlar ilk defa “az gelişmişlik” çerçevesinden bakan teoriler ortaya koymaya başladılar.Bağımlılık Ekolü olarak anılan bu ekolden Frank, Sweezy, Baran gibi düşünürlerin görüşlerini Amerikan sosyolog Immanuel Wallerstein “Dünya Sistemi Teorisi” adı altında birleştirdi.

Dünya Sistemi Teorisi basitçe şöyle der: Dünya’daki ülkeler üç sınıfta toplanır. Bunlar Merkez, Yarı-Çevre ve Çevre ülkeleridir. Merkez ülkeler teknoloji ve makine ağırlıklı, yüksek kâr marjlı ürünler üretir, işçisine yüksek maaş verir, bunu çevre ülkelerine satar. Çevre ülkeleri ise düşük kâr marjlı, emek yoğun ürünler üretebilir, iş gücü düşüktür ve bunları satmak zorunda kalır. Dolayısıyla ortada bir alışveriş varsa bile aslında bu bir sömürü düzenidir; zira merkez ülkeler servetlerine servet katarken azgelişmiş çevre ülkeleri az gelişmiş olarak yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. Az gelişmiş ülkede sermaye birikimi gerçekleşmez.

Wallerstein’in Dünya Sistemi Teorisi, görgül kanıtları olan bir teori. Dünya’da gerçekten de Merkez-Çevre ülke ağı vardır ve bu çevre ülkeler, ekole de adını verecek şekilde Merkez Ülkelerine bağımlıdırlar.

Türkiye’yi bir çevre ya da yarı-çevre ülkesi olarak kabul edersek, ABD bizim için merkez ülkelerden birisi haline geliverir. “Bağımsız Türkiye” arzulayan birisi olarak bunu “ABD Merkez ülkemiz olsun, iyi de olur” demiyorum; olanı söylemeye çalışıyorum: Görüntü budur, olan budur!

Günlük hayatımızda teknolojik ne varsa genelde ABD menşeilidir. TSK’ya bakın: İthal savunma sanayii ürünleri ABD malıdır (tabi ki uçakları, gemileri, füzeleri kastediyorum…). Sadece emtiayı düşünmeyin; siyaset de var: Ergenekon operasyonu için de Yolsuzluk operasyonu için de ABD işaret edildi. ABD Büyükelçisi ile bakanlar neredeyse tweetleşecek. Wikileaks belgelerinden de biliyoruz ki Türkiye siyasetinin kalbi neredeyse Büyükelçilik’te atacak. Geçmişteki siyasi olaylarda, darbelerde, krizlerde ABD parmağı olduğunu biliyoruz. “ABD ile gelen, ABD ile gider” yorumu kulaklarımızda çınlarken, birileri de Fettullah Gülen’in niçin ABD’de olduğunu sorguluyor. Demek ki halk olarak bizim algımız bile bu yönde, hatta Ergenekon davasında “ben Amerkancıyım, benim ne ilgim olur” diye kendini savunan sanıklar bile böyle düşünüyor. Dünya Sistemi Teorisi çerçevesinde bir yorum yapacak olursak, bu manzaradan başka yanıt çıkmaz zaten.

Ama başlığa bakınca “Evet, dış mihrak var” dediğim için benim de doğrudan ABD’yi sorumlu tutacağımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.  Çuvaldızı kendimize batırmaktan yanayım…

Dünya Sistemi Teorisi ya da Bağımlılık Ekolü temsilcileri sadece pazar ilişkilerini ve teknoloji-emek çatışması aracılığıyla yapılan sömürüyü ele almaz. Merkez ülkenin ekonomik olarak belirleyici konumunun yanısıra çevre ülkenin iç dinamiklerinin de etkisi vardır. Onlara göre elitler, yani siyasetçiler, zenginler, yerel rantiyeciler de bu işin bir parçasıdır.

Çevre ülke elitleri, merkez ülke elitleri gibi yaşamak ister. Bu istenç bir çelişki içerir, zira merkez ülke ekonomileri ile çevre ülke ekonomileri denk değildir; haliyle zenginliklerinin de denk olmaması gerekir. Ama öyle olmaz… Çevre ülke elitleri, paranın da merkezi olan merkez ülkelerin çıkarlarına uygun hareket etmek suretiyle, çevre ülke halkının sömürülmesine katkıda bulunurlar. Teknoloji alımında komisyon ya da rüşvet, yerli gelişmenin engellenmesi pahasına ithalat, çıkarılan yasaların ve yapılan düzenlemelerin ülkenin yerli kaynaklarından ziyade merkez ülke amaç ve istençlerine uygun olması gibi… Ve tabi ki tüm bunların yaratacağı kişisel rant ağız sulandırıcı olabilir.

Hal durum böyle olunca ülke içerisinde Merkez Ülke ile işbirliği içerisinde birden fazla çıkar grubu ortaya çıkabilir. Bu çıkar grubu birbirleriyle çatıştığı zaman ülkenin zarar görmesi kaçınılmazdır. Bu zarar için içeride ya da dışarıda özel bir komisyon kurmaya ya da kimi odakların iddia ettiği gibi “Dur, şu azgelişmiş ülke pek hızlı ilerliyor, hemen durduralım” gibi bir niyete gerek yoktur. Çevre ülkenin siyaset kültürü, merkez ülkenin de cüzdanı buna müsaittir. Bu ilişkiler kendi kendine oluşur ve sürekli olarak kendini yeniden üretir.

Dürüst siyaset prim yapmadıkça ve az gelişmişlikten de kurtulmadıkça bu hep böyle olacak.

HERKES İÇİN ASTRONOMİ: GÖKYÜZÜNDE NE GÖRÜYORUZ?

Orion Bulutsusu

Orion Bulutsusu

Galaksi tarihiyle ilgili önemli gerçekler, no. 1:

“Krikkit gezegenindeki gökyüzünün gece görüntüsü bütün Evrenin en az ilgi çeken manzarasıdır.”

Dünya öyle bir gezegen olsaydı ki sürekli bulutlarla kaplı olsaydı, ve bu bulutlar alacalı değil de düz bir görüntü sergileseydi, orada bir şeyler olduğuna kanaat getirip, yine de ne olduğunu keşfetmeye çalışır mıydık? Douglas Adams’ın mizahi bir radyo tiyatrosu olarak yazdığı Otostopçunun Galaksi Rehberi adlı kurgusunda bu sorunun hayali bir yanıtı var: Aynı zamanda Kabalcı yayınlarından kitap serisi olarak yayınlanan bu oldukça eğlenceli bilimkurgu şahseserinde Krikkit adlı bir gezegen mevcut(1). Bu gezegenin gökyüzü tamamıyla siyahtır ve Krikkitliler kendi gezegenlerinden başka bir şeyin var olduğu fikrine asla kapılmamışlardır. Bu yüzden de onlar için gökyüzü ya da uzay gibi kavramlar yoktur. Öyle ki onların aşk şarkılarındaki hikayeler “yıldızların altında” ya da “ay ışığında” değil, “çimenlerin üstünde” geçer…

Gelelim bizim manzaramıza…

Bir Krikkitli olsa idik gökyüzünde varlığını merak edecek pek bir şey bulamayabilirdik ama bir Dünyalı olarak evrende var olan pek çok türde şeyi çıplak gözle görme şansına sahibiz. Hele bulutsuz, açık bir havada, çevrede gökyüzünü kirleten ışık kaynakları da yoksa, gökyüzünü izlemeye doyamayabilirsiniz.

Gökyüzünde görmeye alışık olduğumuz o güzel gece manzarası içerisinde neler olduğunu düşündüğümüzde aklımıza öncelikli olarak yıldızlar, gezegenler ve bir de gecenin en parlak cismi, biricik uydumuz ay gelir. Oysa “yıldızlar” diye genellediğimiz parlak cisimlerin arasında başka türler de mevcut… Ayrıca çoğu zaman uçak, ya da daha spekülatif bir şekilde uçan daire olduğunu düşündüğümüz yapay ya da doğal başka cisimler de var.

Yazımızın devamında gökyüzünde çıplak gözle görebileceğimiz cisimlerin hepsinden, bir elin parmaklarını geçmeyenlerini sayısı ve isimleriyle anarak da bahsedeceğiz. Ancak hepimizin tanıyıp bildiği cisimlerin dışındaki cisimlerden daha detaylı bahsedeceğiz.

Ama önce “kadir” kavramından bahsedelim. Kadir kavramı, gökcisimlerinin parlaklıklarını uzaklıklarından bağımsız olarak tanımlamamıza yarayan ölçü birimidir ve V ile gösterilir. Batlamyus tarafından MS 2. yüzyılda oluşturulmuştur ancak daha sonra astronomi bilgi ve gözlem kabiliyetimiz artınca biraz revize edilmiştir (Batlamyus çıplak gözden başka bir araca sahip olmadığı için 6 kadirden sonrasını tanımlayamamıştır). Negatif veya pozitif değerler alabilir, ama ters bir ölçülendirme söz konusudur: Yani negatif kadir değerleri çok iyi gözlenebilir ve bu sayı arttıkça görünürlük düşüyor demektir. Bizim görüp görebileceğimiz en parlak gökcismi güneş, -26,8 kadir değerine sahiptir. Dolunay biçimindeki ay ise -12,5. Vega hemen hemen 0 (sıfır) kadir değerine sahiptir ve Vega’dan daha az parlak cisimler için artık pozitif değerler kullanılmaya başlanır. 6 kadir çıplak göz sınırıdır. 6’dan daha büyük kadir değerlerine sahip gökcisimleri çıplak gözle tespit etmek mümkün değildir.

Kadir kavramı görünen kadir ve mutlak kadir olarak ikiye ayrılır. Görünen kadir Dünya’dan izlenen parlaklıktır ve biz de bu yazı boyunca bu değerleri kullanacağız. Mutlak kadir ise “Eğer bu cisim Dünya’dan 32.6 ışık yılı uzakta olsa idi, görünen kadri ne olurdu?” sorusunun yanıtıdır.

GÖKYÜZÜNDE NELER VAR?

Güneş ve Ay

Öncelikle en bilinenleri tekrar edelim. Güneşi gece göremiyoruz; bu yüzden bize en yakın ve dolayısıyla en parlak görülen yıldız gündüzün de mimarı oluyor. Onu es geçiyoruz. Daha önce de söylediğimiz gibi Güneş’in kadir değeri -26,8.

Parlaklık bakımından ikinci sırada tabii ki Ay var. Uydumuz Ay’ın ilkokul kitaplarında duyduğumuz ama ilk etapta pek de anlam veremediğimiz özelliği, bir ışık kaynağı olmaması. Güneşin Ay yüzeyine vurmasıyla onu görüyoruz ve o da bu ışığı bize yansıtarak Krikkitlilerden daha sanatkar olmamızı sağlıyor.

Gezegenler

Bir de gezegenler var. Gökyüzünde güneş sistemimizde yer alan beş gezegen çıplak gözle görülebiliyor (Jupiter, Venüs, Satürn, Merkür, Mars). Bu yüzden eski uygarlıklar gezegenlerin gezegen olduklarını bilmezlerken, yıldızlardan ayrı olarak gezinip duran (gezegen ismi de buradan gelmiştir) bu beş gezegene tanrısal özellikler atfetmişler.

polaris

Yıldızlar tüm gece Dünya’nın dönüş ekseninin işaret ettiği noktadaki Kutup Yıldızı’nın çevresinde dönüyor gibidirler (Kaynak: Wikipedia).

Yıldızlar arasında gezinip durmaya belki biraz daha açıklık getirmek gerek: Yıldızlar gerçekte sabit değildirler ancak birbirlerine göre bizim yüzlerce yıl boyunca algılayamayacağımız kadar belirsiz bir hareketleri vardır. Bu yüzden onların bulundukları konumda sabit oldukları düşünülür. Dünya’nın bir günlük hareketi boyunca yıldızlar dünyanın dönüş ekseni etrafında tur atarlar. Bu dönüş ekseninin uzandığı noktada Kutup Yıldızı (Polaris) bulunur. Tüm yıldızlar hareket ederken Kutup Yıldızı’nın hep kuzeyi göstermesi bundandır.

Ecliptic_plane_3d_view

Gezegenlerin karmaşık dinamik hareketleri onlar belli bir düzene göre hareket etmiyormuş izlenimi uyandırır.

Öte yandan Dünya’nın güneş çevresindeki hareketinden dolayı yıl içerisinde yıldızların konumları biraz değişse de birbirlerine göre olan uzaklık ve açıları değişmez. Ancak gezegenler tamamen anlamsız bir rota çizerler, çünkü hareketleri bir çok hareketin üstüste binmesinden doğar: Gezegenlerin kendilerinin Güneş çevresinde attığı eliptik tur, Dünya’nın kendi ekseni çevresindeki dönüşü, Dünya’nın Güneş çevresindeki eliptik yörüngesi. Bu hareketlerin birleşimi zaman zaman gezegenlerin bir harekette bulunurken birden vazgeçip geri dönüyormuş gibi bir görüntü vermesine dahi sebep olur.

Bugün astroloji adı altına icra edilen sözdebilimin kaynağı yıldızlar bu kadar sabitken, gezegenlerin ilk bakışta anlamsız gelen hareketleri, bu hareketlerden dolayı onlara atfedilen tanrısal özellikler, yani ilkel bir astronomi bilgisine dayanıyor. Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenler daha sonra keşfedildiler ve hatta Güneş Sistemi dışındakiler de. Güneş sistemi dışındaki gezegenleri ise çıplak gözle göremiyoruz; hatta teleskoplarla da görebildiğimizi söyleyemeyiz. Bu gezegenlerin keşfedilme yöntemleri hakkında daha önce detaylı bir yazı kaleme almıştık.

Beş gezegen çıplak gözle görünebilirken Uranüs (V=6) ve Neptün (V=8) çıplak gözle görünebilecek kadar parlak değildirler.

Yıldızlar ve Takımyıldızları

Gökyüzünde gördüğümüz parlak cisimlerden en kalabalık nüfusa sahip olanlar yıldızlardır. Çeşitli uzaklık ve büyüklüklerde olduğundan her birisi birbirinden farklı boyut ve parlaklığa sahiptir. Bu yıldızlardan aynı parlaklığa sahip olanları birliktelermiş gibi bir izlenim yaratır ve bu birlikteliklerden takımyıldızları doğmuştur. Büyük Ayı, Küçük Ayı ve yine burç kuşaklarına adını veren ve böylece astrolojiye kaynaklık eden İkizler, Akrep, Balık vb. pek çok takımyıldız, eski uygarlıklara gökyüzünü haritalama şansı da tanımışlardır. Ancak bu takımyıldızlarının üyelerinin birbiriyle pek de ilgileri yoktur. Hatta yıldız sanılan takımyıldızı üyelerinin bazıları tek başına bir galaksi bile olabilir.

Gökyüzünde görünen yıldızlardan en parlak onu aşağıdaki gibidir(2):

Sıralama Yıldız Adı Uzaklık (Işık Yılı) Görünen Kadir
1 Sirius 8,6 -1,46
2 Canopus 74 -0,72
3 Alpha Centauri 4,3 -0,27
4 Arcturus 34 -0,04
5 Vega 25 0,03
6 Capella 41 0,08
7 Rigel 1400 0,12
8 Procyon 11,4 0,38
9 Achernar 69 0,46
10 Betelgeuse 643 0,5

 

Yukarıdaki tabloda da görülebileceği gibi, yıldızların parlaklıkları sadece uzaklıklarından kaynaklanmaz. Onların türleri (kızıl dev, süper dev, anakol yıldızı vb.) ve büyüklükleri de oldukça belirleyicidir. Sözgelimi, ismi Arapçadan türemiş olan Betelgeuse yıldızı bir kızıl devdir.

Clipboard02

Güneş ve diğer bazı yıldızlar arasında bir karşılaştırma (3). -Tıklayınca büyür-

Yani bir zamanlar bizim güneşimiz gibi anakol yıldızıyken, yakıtını tüketmiş ve birden genişlemiştir. İçerisinde gerçekleşen kimyasal kıyamet bir anakol yıldızına nispeten daha az enerji açığa çıkartır, bu yüzden rengi kızıldır. Ancak o kadar büyüktür ki (güneşimizin çapının yaklaşık bin katı çapa sahiptir) oldukça parlak görünür.

Galaksiler ve Yıldız Kümeleri:

Gelelim “yıldız” sandıklarımıza… Galaksiler büyük yıldız topluluklarıdır. Onlar da kendi içlerinde galaksiler, cüce galaksiler, uydu galaksiler olarak sınıflandırılsa da temelde yıldız kümeleridirler. Bizim yıldızımız Samanyolu Galaksisi’nin bir üyesi olduğu için berrak ve açık bir gökyüzünde samanyolu hakikaten de samanların dökülmüş olduğu bir yolmuşçasına uzanıp giderken görünür. Gördüğümüz bu yol, bir spiral galaksi olan Samanyolu’nun güneşimizin de bulunduğu dış koludur.

Ancak bizlere yıldız gibi görünen bazı gökcisimleri de yıldız topluluklarıdır. İlk bakışta bir yıldızdan farksız görünen, dikkatle bakıldığında bir ihtimal hafif bulanık olduğu anlaşılabilen bu kümeler parlaklıklarına göre sıralanırsa aşağıdaki tabloyu elde ederiz:

Galaksi Uzaklık (Işık Yılı) Not
Geniş Magellan Bulutu 160 bin Sadece güney yarımküreden görünür. (V=0,9)
Küçük Magellan Bulutu 200 bin Sadece güney yarımküreden görünür. (V=2,7)
Andromeda Galaksisi 2,5 milyon Andromeda Takım yıldızının bir üyesidir. (V=3,4)
Omega Centauri 18 bin Önceleri yıldız ya da küresel yıldız kümesi olarak adlandırılırken Nisan 2010’da merkezinde bir karadelik olduğunun keşfedilmesiyle birlikte galaksi olarak anılmaya başlanmıştır. (V=3,7)
Triangulum Galaksisi 2,9 milyon Oldukça zor da olsa çok açık ve ışıksız bir gecede seçilebilmektedir. (V=5,7)

Aslında Samanyolu Galaksisi, “Yerel Grup” adı verilen 30 galaksilik bir grubun üyesidir ve bu grubun diğer üyeleri Samanyolu Galaksisi’ne yakındırlar. Ancak bu yakın galaksilerden Centaurus A, Bode Galaksisi, Heykeltraş Galaksisi ve Messier 83 de çok istisnai şartlarda bazı gözlemciler tarafından görülebilmiştir. Samanyolu’nun arkasında kaldığı için göremediğimiz ama Samanyolu olmasaydı oldukça parlak olarak seçilebilecek galaksiler de vardır. Bunlardan birisi de Maffei 1’dir.

Süpernovalar ve Bulutsular (Nebula)

Edwin Hubble galaksilerin varlığını keşfedene kadar gökyüzündeki tüm “bulutsu” cisimler nebula olarak adlandırılıyordu. Andromeda Galaksisi buna bir örnektir. Ancak nebulalar yıldız kümeleri değildir. Bir “toz toprak” kümesi olarak anılsa yeridir hatta. Nebulalar toz, hidrojen, helyum ve pek çok iyonize gazı bünyelerinde barındırırlar. Bu tozlar eğer yeteri kadar fazla ise, nebulalar yeni yıldız ve gezegenler doğurmaya gebedirler.

Girişte resmini verdiğimiz Orion Bulutsusu (V=4), yine resmi aşağıda yer alan Pipo Bulutsusu ve Güney Yarımküre’den de Kömür Bulutsusu çıplak gözle görülebilen (ya da karanlık nebula oldukları için görülemeyen) bulutsulardır. Bir de karanlık bulutsular vardır ve Samanyolu galaksisi içindekiler de aslında çıplak gözle görülürler; zira Samanyolu’na bakarken gördüğünüz katran karası bölgeler aslında karanlık bulutsulardır. Diğer bazı karanlık bulutsular, bir başka yıldızı örttükleri zaman görülebilirler.

pipenebula

Pipo bulutsuzu bir karanlık nebula olduğundan kadir değeri bulunmuyor. Karanlık nebulalar gökyüzündeki diğer cisimleri örtmelerinden anlaşılır.

Süpernovalar ise bulutsuları ortaya çıkarak yıldız patlamalarıdır. Güneşimizin 1,4 ila 3 katı kütleye sahip yıldızlar yakıtları bittiği zaman iç basıncı kütleçekimini dengeleyemez hale gelir ve olanca kütle, kütle merkezine çöker. Bu sıkışma hareketi evrende şu ana dek tespit edilmiş en güçlü patlama tipini yaratır. Bu patlamanın gücüyle yıldızların yakıtlarını yaktığı olağan süreçlerinde üretilemeyen elementler üretilir ve çevreye bir çok yıldız artığı saçılır. Yukarıdaki satırlarda bahsettiğimiz bulutsular genelde süpernova artıklarıdırlar. Samanyolu galaksisinde ortalama her elli yılda bir yeni bir süpernova patlaması gerçekleştiği düşünülmektedir ancak bu patlamaları çıplak gözle görebilmek için çok şanslı olmak gerekiyor, zira en sonuncusu 1604’te Johannes Kepler tarafından gözledi.

Kuyruklu Yıldızlar

Kuyruklu yıldızlar gökyüzünün daimi üyesi değildirler. Çok uzak mesafelerde hızla turladıklarından bazı kuyruklu yıldızlar zaman zaman Dünya’da da çıplak gözle rahatlıkla gözlenebilir. Estetik kuyrukları sayesinde bir yıldızdan kolaylıkla ayırt edilebilir. Bu arada her kuyruklu yıldız periyodik bir yörügeye sahip olmadığını da hatırlatalım.

Yarımküremizdeki kaydadeğer en son çıplak gözle kuyrukluyıldız seyri 1996-1997 yıllarında Hale Bopp ziyaretiyle yaşanmıştı. Ancak astronomlar yeni bir müjde verdiler: 2012’de keşfedilen 2012 S1 kuyrukluyıldızı 2013 sonlarında en parlak kuyruklu yıldız gözlemlerinden birisini sağlayacak ve bu hepimizin hayatındaki en ilginç deneyimlerden birisi olacak.

Göktaşları

Uzayda başı boş dolaşan göktaşları zaman zaman kendinden büyük başka bir cismin çekimine girer ve o cismin yüzeyine düşmek isterler. Eğer gezegenin kaydadeğer bir atmosferi varsa bu düşüş sırasında yanıp kül olurlar. Halk arasında “yıldız kayması” olarak da bilinen bu olay hemen hemen her gece gerçekleşir. Bu yıldız kaymaları gökyüzünde gördüğümüz, saman alevi misali bir anlık olaylar olabildiği gibi, dumanını seçebileceğimiz bir şiddette de gerçekleşebilir. Hatta Dünya yüzeyine ulaşmayı başaran göktaşları da vardır.

Yapay Uydular ve ISS

İnsan yapımı uydular ya da uluslar arası uzay istasyonu da zaman zaman bir gökcismiymişçesine gözümüze takılabilir. Yapay uydular açıları ve konumlarına göre -1’den +5’e kadar kadir değerlerine sahip olabilirler(4). Çok açık ve berrak bir gecede bu cisimlerin hareketleri rahatlıkla seçilebilir. Güneş ışığını bir anlığına yansıttıkları zaman beliren ve bir süre sonra kaybolan görüntüleriyle pek çok kimsenin aklına ilk olarak uçan daireleri de getirdiği oluyor. En azından kendilerini ufolog olarak tanıtan ve tanınamayan her nesneye “uçan daire” demeye eğilimli kimseler tarafından bu nesneler örnek olarak gösterilebiliyor. Şu an Dünya çevresinde 3000’den fazla yapay uydu var ancak bunlardan birkaç yüz adedi faal. Kalan gayrifaal uydular Dünya’nın çevresinde bir enkaz olarak dolaşıyorlar.

Diğer yandan günde 15 defa Dünya çevresini dolanan Uluslar arası Uzay İstasyonu da (ISS) çıplak gözle en iyi seçilebilen insan ürünü gökcisimlerinden. Öyle ki bazen kadri -8’i bulabiliyor! (5) http://www.heavens-above.com/ adresinden ISS’in konumunu öğrenebilir, ve eğer denk getirebilirseniz uygun bir havada gözlemleyebilirsiniz de.

İlk Yayın:
Açık Bilim Dergisi’nin 2013 yılı Ocak sayısında yayınlanmıştır.

HERKES İÇİN ASTRONOMİ: GÖKYÜZÜNDE NE GÖRÜYORUZ?

Kaynaklar/Notlar:

1. Douglas Adams, Otostopçunun Galaksi Rehberi, Kabalcı Yayınları: 2011.
2. About.com – http://space.about.com/od/stars/tp/brighteststars.htm
3. Daha yüksek çözünürlüklü bir fotoğrafa http://www.universetoday.com/wp-content/uploads/2011/12/Star-sizes.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.
4. Gary A. McCue vd. “Optical Characteristics of Artificial Satellites”, North American Rockwell – Space Division: 1970.5. 5. Joe Rao, “How to Spot ISS and other satellites” – http://www.haydenplanetarium.org/blog/joerao/2009/07/01/how-spot-international-space-station-and-other-satellites

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google