Monthly Archives: Mayıs 2013

GÜLE GÜLE MURAT ÖZTÜRK

Yıl 2008. Airex Fuarı. O dönemde Aviation Türk dergisinin Genel Yayın Yönetmeni’yim. Havacılık sektöründe başarılı bir ticari dergi girişiminde bulunmuş, masalara gelir gelmez evlere arşiv olarak kaldırılan bir dergi çıkarmıştık.

Fuarda standımız var idi, ben de hem dergiyi tanıtmak hem de tanımadıklarımla tanışmak için standları geziyordum. Top Air standına uğradım. İçeride beyaz saçlı, beyaz sakallı bir adam. Selam edip dergiyi anlattım. Beni durdurdu.

– “Sen şimdi gazeteci misin?” dedi.
– “Dergiciliği de gazetecilik sayarsak öyle diyebiliriz” dedim.
– “Beni tanıyor musun?”
– “…”
– “Ben Murat Öztürk. Benim adımı hiç duymadı isen kendine bu sektörde gazeteciyim deme…”

Altıncı sayısına erişmiş olan, fuar sayısında rekor reklama imza atan bir derginin editörü olarak burnum havada idi, bu yaklaşımı ukala bulmuş, toyluğun verdiği gazla Murat Öztürk’e kızmıştım.

Ancak sonradan öğrenecektim ki rahmetli Türkiye’de “hava fotoğrafçılığı”nın babasıdır. Piyasada gördüğünüz havadan çekilmiş fotoğrafların %90’ı kendisine aittir. Bunları zevk için çeker, telif bile almaz, pek çok işletme kendisinin resimlerini pervasızca kullanır, çoğu zaman altına onun adını yazmayı unutur, ama o bu işi şevk ve aşk ile yaptığı için telif davaları peşinde koşmaz… Zira daha sonra kendisine saygımı ifade edecek, hatta o gün kötü bir söz söyledi isem affetmesini dileyecektim. O ise olayı hatırlamayacaktı bile.

Bildiğiniz üzere dün Adana’da bir akrobasi uçağı düştü ve pilot Murat Öztürk’ü kaybettik.

İnsanın tanıdığı birini böyle bir uçak kazasında kaybetmesi çok acı bir şey. Aramızda dört hangar vardı, komşu idik, duayendi. Duyduğumda ağzımı kapatamadım, şoktan kaynaklanan ve gözlerime yürüyen istemsiz yaşları durduramadım. Ne yapacağımı bilemeden, internette bir gazeteden okuduğum haberi tekrar tekrar okudum. Elim telefona gitti ve ağabeyim Hakan Kaygun’u aradım. Bana dediği şu oldu:

1995’te MD500 helikopter dağa çakılmıştı. Sevdiğimiz arkadaşlarımızdan Pilot Ömer Oruçoğlu ve Teknisyen İrfan Köken’i kaybetmiştik. O zaman Ali İsmet Öztürk bize şöyle demişti: “Bu meslek böyle… İşte şimdi gerçek havacı oldunuz”. Maalesef aynı cümleyi ben de senin için kuracağım kardeşim.

İşte şimdi gerçek havacı oldun. Allah tekrarını yaşatmasın.

Evet… Böyle imiş meğer. Bu meslekte sevdiklerini, tanıdıklarını, ağabey dediklerini, iş arkadaşlarını hep kaybetme riski var.

Güle güle Murat Öztürk. Fotoğrafların daima seni yaşatacak.

DAĞLAR KIZI “REYHANLI”

“Türkiye’nin mikrofonla imtihanı” sloganıyla ortaya çıkan Sokakroportajlari.com adlı sitenin varlığını bugün öğrendim. “Reyhanlı deyince aklınıza ne geliyor?” sorusunun sorulduğunu görünce merak ettim ve izledim. Buyrun siz de izleyin:

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=tWQJR2XBf-g&h=360&w=480]

.

Evvela bir eleştiri yapmak ve öneride bulunmak istiyorum:

Zannedersem bu tip sokak röportajlarında videoyu daha çarpıcı hale getirmek için ilgi çeken yanıtlar özellikle cımbızlanıyor; zira insanların “Geçtiğimiz günlerde yüzün üzerinde vatandaşımızı yitirdiğimiz bombalama olayının geçtiği ilçe” yanıtlarını verdiği bir video ilgi çekici olmayacaktır. Fakat ben merak ediyorum: Kaç kişi ile röportaj yapıldı? Kaç kişinin Türkiye’de olan bitenden haberi yok? Yani yukarıdaki videoda yer alanlar örneklemin yüzde kaçını temsil ediyor? Bence bu tip videolarla birlikte mutlaka bir istatistik de yayınlanmalı…

Yayınlanmalı çünkü eğer bu yüzde yüksekse oturup ağlamak istiyorum. Eğer düşükse toplumun çok küçük bir yüzdesinin gündemi takip etmeme özgürlüğünü kullanmasını normal karşılayabilirim. Kanımca gündemi takip etmemek de bir seçimdir; kimseye zorla oturup gündemi takip ettiremezsin. Bu vatandaşlarımızın ölümü ile sonuçlanan vahim bir olay için dahi olsa böyledir: Haber alma özgürlüğünün yanısıra, kendi iradenle “haber almama özgürlüğü” de savunulabilir.

Ancak… Bu özgürlüğü savunmakla beraber, bu özgürlüğün bir şeyleri değiştirmesi gerektiğine inanıyorum. Kulaklara pek demokratik(!) gelmeyecek ama, “haber almama özgürlüğü”nün başladığı yerde “oy verme özgürlüğü”nün bitmesi ya da kısıtlanması gerektiğini düşünüyorum. “Moralim bozuluyor, o yüzden ben haber falan izlemiyorum” diyen kimsenin eleştirilemeyeceğini tekrar vurgulamakla birlikte, bu kimselerin oy kullanma ve ilgili toplumun geleceğine karar verme ehliyetine sahip olduğunu düşünmüyorum. (Ayrıca Reyhanlı olayı standart bir gündem değildir. Her kimseler, 100’den fazla vatandaşımızın kanını bulamıştır birileri eline.)

Nitekim “Gündemi takip etmeyen kimseler sandık başında neye göre oy verecek?” sorusuna verilebilecek yanıtlar bulanık. En keskin yanıtlardan birisi “propoganda” (ilave olarak kömür, makarna, buzdolabı eklenebilir…) ki bu da partileri ortaya koyduğu programlara göre değil, propoganda gücüne ya da ekonomik imkanlarına göre seçmek haline geliyor ve bu zaten demokrasi açısından kabul edilebilir bir durum değildir. (Ülkemizde partizanlık ve parti fanatizmi de yaygın tabi… Es geçmemek gerek…)

Hatalı düşünme payım her zaman var, bu yüzden daha önce yaptığım gibi, “kendi kendime muhalefet” yöntemi ile bir iç ses muhakemesi yapmak istiyorum:

1. Ses: Manken Aysun Kayacı bir ara “dağdaki çoban ile benim oyum bir olmamalı” demişti. Bu cümle demokrasi adına kabul edilemez bir şey. Zira kendisi o dönemde çok eleştirildi, fikren linç edildi, yerden yere vuruldu. Ama yukarıdaki videoyu izlediğim, kendisinin sözlerinin en azından “ülkesine ilgisizler” için revize edilirse haklı olduğunu görüyorum.

2. Ses: Niçin? Herkes gündemi takip etmek zorunda mı?

1. Ses: Değil elbet, ama oy verme kişilerin hür iradesi ile gerçekleştirdiği bir eylemdir ve bireylerin partilere yönelik tutumunu yansıtır. Tutumun bir bilişsel öğesi vardır. İktidardaki yönetimin icraatlarının başarılı olup olmadığını bilmezsen tutumunu neye göre takınacaksın?

2. Ses: Doğru, ama oy verme işlemi aynı zamanda partileri programlarına göre seçmek değil midir? Bir önceki dönem başarılı olup olmadığından bağımsız olarak sıradaki dönemde seni kimin yöneteceğini seçebilirsin.

1. Ses: Sen de haklısın; fakat ülkede ne olup bittiğine bu kadar ilgisiz bir tutum sergileyen vatandaşın, partilerin programlarına bakarak bilinçli bir tercih yapacağına inanıyor musun?

2. Ses: Hayır, ama mühim değil. Oy vermek bir hak değil mi sonuçta?

1. Ses: Evet, kesinlikle bir hak… Ama bir hakkı kullanmak için yetkinlik gerekmez mi? Ehliyet almak da bir haktır ama bunu almadan önce otomobil kullandığını ispat etmiyor musun?

2. Ses: Ehliyet adı üzerinde “ehil” olmak demek. Bir şeye ehil olmak için kabiliyeti kazanmak gerekir.

1. Ses: İşte bence seçmek de bir kabiliyettir. Bu bir kabiliyet olduğu için 18 yaşına dek oy verme hakkı elde edilmez ya da akıl sağlığı yerinde olmayanlar oy veremezler.

2. Ses: Bu insanların oy verememe sebepleri manüplasyona açık olmaları değil mi? Yani başkaları tarafından zorlanabilirler diye iradeye sahip olmaları bekleniyor sadece diye biliyorum.

1. Ses: Haklı olabilirsin, ama bence irade seçme iradesi değil “değerlendirme” iradesidir. 50 kişilik bir derneğin üyesisin diyelim. Bugün 300 kişinin derneğe üye olup, bir önceki yönetim hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan o gün seçimlere katılmalarını ve sadece propogandalara bakarak seçim yapmalarını ister misin?

2. Ses: İstemem. Yani uygun olmaz.

1. Ses: Böyle bir sistemde toplam iradenin en iyiyi seçebileceğini iddia edebilir misin?

2. Ses: Edemem.

1. Ses: İşte anlatmaya çalıştığım şey bu.

2. Ses: Anlıyorum, ama yine de herkesin kendi temsilcisini seçme hakkı vardır. Bilerek ya da bilmeyerek…

1. Ses: Peki öyle olsun. Anlaşamadık sanırım.

2. Ses: Cıks… Anlaşamadık.

 

Ve okuyanlara da soruyorum: Sizce gerçekten de herkesin oyu bir midir?

SAHTE TÜRKİYE TWITTER GÜNDEMİ VE BİR YÖNTEM

Bir süredir Twitter gündem maddelerine takığım… Dünya’nın pek çok yerinde Twitter gündemi “gerçek gündem” ölçümü olarak kullanılmaya başlanııyor. Hatta ve hatta bilim insanları deprem şiddetleri ile Twitter’daki tweet sayıları arasında korelasyon olduğunu ortaya koyan çalışmalar yapıyor. Ancak medyanın, yargının, STK’ların işlevlerini yitirdiği güzel ülkemde Twitter gündemi de işlevini tamamen yitirmiş halde.

Ben de bir süredir ülkemiz gündemini yapısal olarak incelemeye, ölçmeye ve ölçmede kullanabileceğim bir yöntem geliştirmeye çalışıyordum. Türkiye’deki gündemin yapay olarak üretilmesi ihtimalini dikkate almayan araştırmam aşağıda referans verdiğim yazıyı okumam ve böyle bir ihtimalin bulunduğunu öğrenmemle birlikte sona ermiş (ya da aslında yön değiştirmiş) oldu…

Twitter’da “takipçi kazan!” kampanyaları ile kişileri avlayan, avlanan profillerle sahte gündem yaratan ve daha sonra bunu maddi ya da kişisel çıkarları için kullanan bir takım kötü niyetli profil sahiplerinin var olduğunu ve bu kimselerin bu işi nasıl başardıklarına yönelik güzel ve öz bir açıklamayı Murat Eren yaptı.

Murat Eren’e göre hadise şöyle gerçekleşiyor (Metinler şaşırtmasın; birinci ağızdan kurgulanmıştır.) :

Elbette insanları tanımadıkları bir web sitesine gidip yazarını bilmedikleri bir uygulamaya hesaplarına erişim izni vermeye ikna etmek kolay değil. Fakat imkansız da değil. Ben şöyle bir yöntem izliyorum:

(1) İçinde trending topic listesindeki kelimelerin rasgele geçtiği bir twiti kendi hesabımdan gönderiyor, ve daha önce bana hesaplarını kullanma izni vermiş olan kullanıcılara bu twit’i RT ettiriyorum. Böylece TT listesindeki kelimelere tıklayanlar en tepede benim twit’imi görüyor (http://i.imgur.com/GFnJ3sg.png).

(2) Genellikle bu twit içinde insanlara takipçi kazanma vaadi veren bir web sitesi adresi oluyor. İnsanlar heyecanla bu adrese gittiklerinde öğreniyorlar ki eğer bu sayfadaki uygulamaya Twitter hesaplarına erişim izin verirlerse “binlerce” takpçi kazanacaklar (http://i.imgur.com/tmWCBxX.png).

(3) Uygulamaya hesaplarına erişim izni vererek giriş yapanların Twitter hesapları, daha önce uygulamaya izin vermiş kişilerin hesapları tarafından otomatik olarak takip edilmeye başlıyor. Durumdan memnun kişiler ne kaybettiklerinin farkında olmadan hayatlarına devam ediyorlar.

(4) İlk üç adımı defalarca tekrarlıyorum. Daha fazla takipçi kazanma aşkı ile yanan insanlar birbirini takip ediyor. Herkes takipçilerine odaklı olduğu için kimse takip ettiklerinin ne yazdığını okumuyor. Hiç kimseye faydası olmayan sosyal bağlar inşa ediliyor.

Devamı için tıklayın…

Açığa çıkan bu durum aslında beni hayal kırıklığına uğrattı çünkü bu sahtekarlığı dikkate almadığım ve düşünmediğim için epey vakit kaybetmiş oldum. Zira gündem yapay olduğuna ve kolaylıkla korsan hesaplarca belirlenebildiğine göre bu araştırma suya düşmüş oluyor :) Ama buna da şükür: Henüz başında olduğumu ve günlerimin sadece veri toplamakla geçtiğini söyleyebilirim.

Yine de ölçme amacıyla kullandığım yöntem ile hesapladığım bazı verileri iki tablo aracılığıyla sizlerle paylaşmak isterim:

tablo1

25.04.2013 – 08.05.2013 Ardışık 14 gün – günlük bazda değerlendirme

1 Mayıs 2012 - 30 Nisan 2013 arasındaki aylık bazda değerlendirme

1 Mayıs 2012 – 30 Nisan 2013 arasındaki aylık bazda değerlendirme

Açıklamalar:

t: Dikkate alınan tarih aralığındaki bölüm sayısı (Örnek: Yıl için 12, ay için 30, iki hafta için 14…)

Örneğin 2 haftalık tablomuz için konuşalım:

Var olan gün (VG): Dikkate alınan aralıkta ilgili kategoride en az bir konunun bulunduğu gün sayısı. Örneğin bir kategori, incelenen 14 günün 10 gününde var olduysa bu değer 10’dur.

Tadet: Aralık boyunca ilgili kategoride karşılaşılan toplam gündem maddesi sayısı.

GBVO: İlgili kategoriye düşen günlük ortalama gündem maddesi sayısı.

Tpuan: Aralık boyunca ilgili kategoride karşılaşılan gündem maddelerinin toplam puanları

GBPO: İlgili kategoriye düşen günlük ortalama puan.

Popülerlik(P): Toplam puan / (t*55) – [Bir günde yer alan tüm maddelerin puanları toplamı 55’tir.]

Süreklilik(S): VG / t  olmak üzere,

Etkinlik(E): P * S

* P, S ve E birer indeks olarak tasarlanmıştır ve değerleri asgari 0, azami 1 olabilir.

Tablolardan görülebileceği üzere etkinlik bakımından 2012 Mayıs başından dan 2013 Nisan sonuna bir yıl boyunca Twitter gündemini kelime oyunları ve futbol işgal etmiş. Örnek olarak ele aldığımız iki haftalık süreçte de değerleri açısından olmasa da sonuçları açısından benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Siyasi gündemi hiç hareketsiz kalmayan bir ülkede kelime oyunları ve futbolun bu kadar öncelikli olması iki şeye işaret ediyor: Ya gündem yapay, ya da Türkiye’deki Twitter kullanıcıları siyasi olaylara karşı çok duyarsızlar. Yüksek ihtimalle her ikisi de…

Gelelim çözüme

Yapay gündem üreten korsan sistemlerden kurtulmanın tek yolu var:

Profilleri ele geçiren o spam uygulamaları kaldırmak. Bir farkındalık yaratmak adına başlattığımız #GündemiKendinBelirle etiketi ile kişileri Twitter ayarları‘ndan spam uygulamaları kaldırmaya davet ediyoruz. Böylece pek çok kişinin toplumsal olaylar hakkında sosyal medya aracılığıyla haber aldığı Türkiye’de saçma sapan gündem maddelerinin değil, hakiki toplumsal gündemin oluşmasına katkıda bulunuyoruz.

Tevfik Uyar

 

ALDATMA SANATI

Şimdi sizlerle biraz uzun ancak kesinlikle çok büyük dersler içeren bir hikaye paylaşmak isterim.

“Ticari Kimlik”

Özel dedektif Oscar Grace’e karısının kendisini aldatıp aldatmadığını öğrenmek isteyen her zamanki müşteri profilinden farklı birisi ziyaret etmişti bu sefer. Müşteri bir kadındı. Kocası ile arası bozuktu, henüz karar resmiyet kazanmasa da muhtemelen yakın zamanda boşanacaklardı. Bey de bunu bildiğinden var olan yüklü parasını muhtemelen başka bir bankaya kaçırmıştı. Özel dedektif Grace’den istenen şey, paranın hangi bankaya ya da bankalara kaçırıldığı idi. Tarih bilgisayar ağlarının bu kadar yaygın olduğu bir tarih olmadığından, avukatınızın becerisine kalmıştı bu iş ama avukatınızın her bir bankayı tek tek arayarak bunu öğrenmeye çalışması da hem pek yasal hem de olanaklı değildi açıkçası.

O günlerde Amerikan Bankaları kendilerine yeni bir müşteri geldiği zaman onun sicilini öğrenmek için CreditChex şirketinin sunduğu hizmetleri kullanıyorlardı. CreditChex bir veritabanı idi. Hesap açtırmak ya da kredi çekmek isteyen bir müşteri bankaya uğradığında, memur CreditChex’i arayarak kişiyi sorgulatıyor ve sicilinin temizliği hakkında bilgiler alıyordu.

Grace’in ilk işi müşterisinin boşaltıldığını iddia ettiği hesabın bulunduğu banka şubesini aramak oldu.

1. adım: Terminolojiyi öğren (Not: Aşağıdaki diyalog İngilizce aslından kurgulanmış ve özetlenmiştir).

 

Grace    : Merhaba.
Kim        : Merhaba ben Kim, nasıl yardımcı olabilirim?
G            : Şey… CreditChex’i aradığınızda kendinizi neyle tanıttığınızı merak etmiştim.
K             : Nasıl yani?
G            : Hani sizin aradığınızı nasıl ve nereden biliyorlar?
K             : Bu bilgiyi sizinle paylaşamam.
G            : Yanlış anladınız hanım efendi. Ben bir kitap yazıyorum ve terminolojinin doğru olmasını istiyorum. Öğrenmek istediğim şey oraya vermiş olduğunuz isim ya da numara değil. Yani bu tam olarak ne diye anılıyor? “Kimlik Numarası”, “Müşteri Bilmemnesi” gibi. Sorduğum şey sadece bu şeyin tam olarak nasıl anıldığı.
K             : Haaa… Anladım. Desenize… Kusura bakmayın. Bir an için bizim ticari kimliğimizi soruyorsunuz sandım. Öğrenmek istediğiniz şeyin adı “Ticari Kimlik”. Her bankanın CreditChex tarafından tahsis edilen bir ticari kimliği vardır.
G            : Çok teşekkürler Kim! Kitabım sayende daha güzel ve doğru olacak.
K             : Ne demek , rica ederim. İyi çalışmalar.

2. adım: Şubenin numarasını ve prosedürlerini öğren.

 

Grace    : Merhaba. Ben CreditChex’ten Alex. Hizmet kalitemizi arttırmak için küçük bir anket uygulamaktayız. Beş dakikanız var mı?
Chris      : Tabi, buyrun.
Grace    : Mesai saatleriniz nedir? (Chris yanıt verir.)
Şubenizde kaç kişi çalışıyor?
(Burada gerçek amacı gizleyen bir dizi soru soruyor…)
Hizmetlerimizden faydalanmak için hangi telefon numaralarımızı kullanıyorsunuz?
Ticari Kimliğiniz nedir?
                (Burada yine bir takım sorular soruluyor. Sırf şüphe dağıtmak için…)

                 Zaman zaman sizi tekrar arayarak çeşitli anketler uygulamamızı ister miydiniz?

 

3. adım: CreditChex’i ara ve bilgiyi al!

Grace, bir öncek kurbanından öğrendiği numarayı çevirir.

Grace    : Merhaba.

Henry    : Merhaba ben CreditChex’ten Henry McKinsey, nasıl yardımcı olabilirim?

G            : Selam Henry. Yeni bir müşterim var da, sorgulamak istiyorum.

H             : Tabi. Ticari kimliğiniz?

G            : [Burada Ticari Kimlik No’sunu söylüyor. Müşterisinin kocasına ait olan gerekli bilgileri veriyor.]

H             : Sadece bir adet gecikmiş kredi borcu var ama hemen kapatmış. $2600 tutarında bir şey zaten.

G            : Hımm… Peki şu sıralar başka bankalardan da sorgulayan oldu mu?

H             : Bakalım… Hım… Üç defa. İkisi geçen ay. [Burada sorgulayan bankaların ve şubelerin adını veriyor.]

G            : Sağol Henry.

Böylece geçen ay açılan iki yeni hesabın nerede olduğu belli oldu!

Yine insan faktörü

Yukarıdaki hikayeyi Kevin Mitnick’in yazmış olduğu “Aldatma Sanatı” kitabından aldım.

1963 doğumlu Kevin David Mitnick, ilk bilgisayar korsanlarından. Bir ara FBI’ın en çok arananlar listesine girebilecek kadar da tehlikeli(!). Fujitsu, Motorola, Nokia, Sun Microsystems gibi dev firmaların sistemlerine girerek bilgi aşırmak gibi kayıtları da var. 1995’te yakalanarak beş yıl hapse mahkum olmuş, 2003’e kadar da bilgisayara yaklaşma yasağı getirilmiştir. İşletmelere yönelik “Aldatma Sanatı” (The Art of Deception) adlı kitabı yazarak tecrübelerini aktaran Mitnick, bugünlerde tehlikeli bir korsan değil ve Dünya çapında siber güvenlik hususlarında konferanslar veriyor.

Mitnick’in en temel argümanı şu: Şirketler güvenlik dendiğinde sadece yazılım ve donanım olarak düşünüyor ve güvenlik için bu sistemlere çok büyük paralar yatırıyorlar. Oysa en önemli taraf gözden kaçıyor: “İnsan Faktörü”.

Havacılıkta da aşina olduğumuz ve pek çok kazanın sebebi olarak ortaya çıkan insan faktörünün tam olarak Mitnick’in söylediği anlamda da önemi büyük. Yukarıda kendisinin kitabından aktardığım örnekte de gördüğünüz gibi, bir “sosyal mühendis” doğru sıralama ve jargonu kullanarak insan faktörlerinden mümkün olduğunca faydalanabilir ve bu sayede pek çok bilgiye ulaşabilir.

“Peki havacılık ile ilgisi nedir?” diye sorabilirsiniz.

Başta iş jeti operasyonları olmak üzere hava operasyonları bir takım kritik malzemenin transferi ya da yüksek öneme haiz kişilerin (devlet görevlileri, şirket yöneticileri, ticari ya da politik değeri olan kimsler) taşınmasını gerektirebilir. Bu yüzden aslında uçakta taşınan yolcu listesi ve kargo listesinin bazı kötü niyetli kişilerce önemi bulunabilir. Hatta aslında hangi bilginin kimin ne işine yarayacağını da kestirmek zor. Yukarıda örnek olarak verdiğim hikayede, “Ticari Kimlik” jargonunu bir başkasının öğrenmesinde herhangi bir sakınca olduğunu düşünmeyen banka çalışanının zincirleme olarak neye imkan verdiğini görüyoruz. Sadece ufacık bir terimi öğrenmek, sıradaki adımda bazı telefon numaraları ve kimlik bilgisini elde etmek ve en sonunda da amaca ulaşmak gibi sonuçları beraberinde getirebilir.

Havacılık bir operasyonun her kademesinde pek çok insanın görev aldığı büyük bir organizasyon işi. Yüksek öneme haiz bilgilerin operasyon sırasında üçüncü kişilerin eline geçmesine engellemeye yönelik prosedürler pek az şirket tarafından uygulanıyor. Bu hususta yeterli bir kontrol olduğunu da sanmıyorum. Küçük bilgi sızıntılarının emniyet ve güvenlik riskleri doğurabileceği de muhtemel.

Bu noktada çalışan ve yöneticilere sesleniyorum: Yukarıdaki hikayeden gerekli dersleri çıkarmanızı temenni eder ve Mitnick’in kitabını herkese tavsiye ederim.

İyi haftalar.

Not: Kitap ODTÜ Geliştirme Vakfı Yayınları tarafından “Aldatma Sanatı” ismiyle yayınlanmıştır.

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google