Mekanize Tımarhane Sipahisi

Farkındayım. Giderek mekanikleşiyorum. Hatta Hurufat Dergisi’ni çıkaran değerli insan Mehmet Esat, öykülerim için “mekanik” dedikten sonra ilave etti: “Daha çok metalik hatta…”

Hayatı modüler olarak görmek -ve hatta duyguları da-, onların birbirine girip girift, karmaşık bir örüntü oluşturup, beni boğması daha gerekli bir şey belki de. Duyguların yitimi matematiğe olan inançla doğru orantılı olmamalı oysa ki. Birbirinden keskin olarak ayrılan bölgeler beyninizi çıkarıp koyacağınız rafların -ve safların- düzenli olmasını sağlıyor – ama sık değil.

Oysa güneşin doğuşu ile batışı arasındaki serüvenin daima hesaplanabilir bir yörüngede olması ondan aldığımız tada engel değil.

Tat… Dilimizle özdeşleşmiş bir duyu gibi… Oysa hazzın doğrudan karşılığı.

Ağzın tadı olması, yaşamın tadını almak, bir şeylerin tadına bakmak.

Tat dildeki papillalardan öte bir şey. Tat somuttan çok soyut. Tat hem koku, hem göz, hem kulak. Müziğin de, manzaranın da, dokunuşun ve dokunmaların da tadı var.

Oysa… Metallerin tadı paslıdır.

Sipahi, mekanize olmaktan sıyrılmalı yeniden.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir