Monthly Archives: Temmuz 2012

GALİBA FAZLA MERAKLIYIM

Okul tercih dönemleri başladığından THK Üniversitesi hakkında öğrencileri bilgilendirmek için medya destekli bir kampanya yürütülüyor.Read More

SESTEN HIZLI OLMAK

Eğitim ya da iş için Dünya’nın bir ucunda iken sevdiklerinize “bir saate oradayım” demek ister miydiniz?

(Bu yazı Açık Bilim Dergisi, 2012 yılı Şubat sayısında yayınlanmıştır.)

Öyle ya… İnsanoğlu yürüyerek başladığı yolculuğuna, binek hayvanlarla devam etti. Rüzgarın yardımıyla yelkenleri, kimi zaman esirlerin kol gücünü kullandı. Gün geldi, motoru icat etti, ama hep hızlandı. O halde bir gün o ya da bu şekilde böyle bir şey de mümkün olacak.Read More

FİLDİŞİ KÖLELER

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=Ua2loiGHZ38&w=480&h=360]

 

Sen ve ben, gelecekteki bir idealin bugün yaşayan köleleriyiz. Olmayanların ve belki de olmayacakların tutkusuyla yaşıyoruz. Öylesine, kafamızın içinde.

Biz belki de uzak düşüncesinin yakındaki örnek bedeniyiz. Kafa ile beden çok ayrı yerlerde.

Zamanın içine bir sığmamışlık var. Eğreti duruyor zaten aynadaki görüntümüz de kimi zaman. Deli deli adamların korkunç ruh halleri. O deli kadınların yüzündeki eskimişlik. Deli hayvanların salyaları.

Ben artık dokunmak istiyorum evrenin kalanına, ama bireysel olarak aya bile gidemem. Ben artık küçük gemimle tüm gezegenleri ziyaret etmek istiyorum. Buna medeniyet imkan vermiyor. Medeniyet imkan verdiği gün bizden önce sömürü ve adi duygular gidecek zaten. O yüzden küçük, kimseden habersiz bir gemi lazım. Aç gözlerin görmediği bir koridordan uzaya sıvışmalı. İçinde düşünceler, duygular sevişmeli. Her yer uzay, her yer boşluk, her yer sonsuz.

Evreni öğrenen birinin kendini hala özgür sanması ne kadar ironik. Oralarda, uzaklarda, kendi başına salınıp duran galaksileri gördükten sonra Dünya’nın bir hapishane olduğunu anlamak işten bile değil. Sırf insan olduğumuz için tıkılmışız ve yine insan olduğumuz için parmaklıklar yerine dünyalıklarla derdimiz.

(Devamı gelecek…)

MOZILLA’DA CONDUIT’TEN KURTULMAK İÇİN…

Yüklediğim her ne ile geldi bilmiyorum; yüklerken de çok dikkat ederim halbuki ama önce bir arama çubuğu musallat oldu Mozilla’ma.

Arama çubuğunu kapatmak kolay, ama bir de açılış sayfasını kendi arama motoru haline getirdi (search.conduit.com) sinir şey. Bir çok yol denedim -kayıt defteri de buna dahil- ama ne yaptıysam olmadı.

Fekaaaat, en sonunda yabancı forumlardan birinde bir çözüm buldum!

Conduit’ten şikayetçi Mozilla kullanıcıları aşağıdaki adımları takip ederlerse bu meretten rahatlıkla kurtulabilirler:

1. Mozilla’nızı açın.
2. Adres çubuğuna “about:config” yazın. Burada size ayarları değiştirmeniz karşılığında Mozilla’nın mesuliyet kabul etmediğine dair bir garanti uyarısı çıkacak. “Her şeye varım” deyu girin.
3. Burada karşınızda pek çok anahtar girdisi var. Bu anahtar girdilerinin “conduit” ile ilgili olanlarını bulmak için arama çubuğunu adı batasıcayı yazın. (conduit)
4. İçerisinde Conduit kelimesi barındıran anahtarlar karşınıza çıkacak. Tek tek hepsini sağ tıklayarak açılan menüden “Sıfırla / Reset” seçeneğine basın.
5. Mozilla’nızı yeniden başlatın.

Afiyet olsun…

BROKOLİLİ CERN TARİFİ

Bilkent Rektörü Abdullah Atalar’ın CERN anlayışı üzerine tüm ev hanımlarının işine yarayacak, tüm ailelerin severecek yiyeceği bir CERN tarifi hazırladım bu hafta. Facebook’ta Işıl Arıcan ve Kerem Kaynar ile geyik yaparken vücut bulan bu enfes tarifle mutfaklarımızı renklendirebiliriz.

Brokolili CERN tarifi

Malzemeler:

5 kg. brokoli,
1 tutam tuz,
20 x 1 metre boru,
Biraz kaktüs (radyasyonu alması için)
Yeteri kadar cıvata
Yeteri kadar somun
Yaş proton
Kuru nötron

Yapılışı:

Önce brokoli büyük bir tencereye konur ve kaynamaya bırakılır. Bu sırada borular cıvatalar aracılığıyla bir halka oluşturulacak şekilde birleştirilir ve somunları sıkılır. Plazma kıvamına gelmiş olan brokoliye istenilen kıvam elde edilene kadar yaş proton eklenir. Yavaş yavaş karıştırılmaya devam edilir. Brokolili karışım borunun içine yapışmasın diye kuru nötronla boruların içi sıvanır. Sonra kaynamış karışım borunun içine konarak hızlı hızlı döndürülür.

Bu sırada radyasyonu alsın diye uygun yerlere kaktüs yerleştirmeyi unutmayın.

(Dilerseniz servis etmeden önce biraz Higgs bozonu ile ya da Helyum atomu ile süsleyebilirsiniz. Afiyet olsun. Tevfik Usta)

ŞU SIRALAR PEK BİR DİNLEDİKLERİM…

Birbirine benzeyen manasız ve müzikal derinliği, kalitesi olmayan müzik baskınına uğramış caddeler, plajlar ve mekanlar boğucu geliyor kimi zaman.

Geçenlerde Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı enfes romanını okurken Halit Ayarcı’nın yarım yüzyıldan biraz daha eski Türkiye için de benzer kaygıları dile getirdiğini gördüm. Ayarcı da insanların güftenin peşinde olduğunu, ne bestenin, ne de yorumayanın sesi ve yeteneğinin ehemmiyetinin kalmadığını söylüyordu İrdal’a…

Müzikteki bu sadeleşmenin etkileri günümüze kadar sürmüş demek ki. Neyse…. Mesaj vermeyi bırakayım. Şu sıralar dinlediğim şeyleri sizlerle de paylaşmak istedim.

 

Bonobo – Silver

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=uczQRNRGTi4&w=480&h=360]

 

 

Bonobo’yu bir süredir dinliyorum. Spera Speranza’dan “black sands” adlı parçasını duymuştum; devamında dinleyerek çok güzel başka çalışmaları olduğunu da gördüm. Bonobo nedir, kimdir, bir fikrim yok. Sadece dinliyorum. İyice özümseyince daha da dalacağım.

 

Mogwai – Take Me Somewhere Nice

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=luM6oeCM7Yw&w=480&h=360]

 

 

Sakinleşmeye ihtiyacınız varsa, bu videoyu başlatın ve gidip en yakın yere uzanın. Mogwai atmosferi sizi rahatlatacaktır.

 

Birsen Tezer – Bilsen

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=zBYPm94fBDM&w=480&h=360]

 

 

Sıradışı bir ses. Canavar gibi bir ekip. Hele o bas gitar kimin elinde ise onu konuşturuyor. Birsen Tezer’i tanıdığım günden bu yana özellikle çıktığım uzun yollarda, gezilerde, bıkmadan, usanmadan dinliyorum. Özellikle Kuzey Ege ve Trakya topraklarında Birsen Tezer’i dinlemenin keyfi ayrı. (Her toprakta o toprağa, o doğaya uygun müzikler olduğunu düşünüyor ve onları düşünüyorum.)

Beni Birsen Tezer ile tanıştırdığı için Hakan Kaygun’a teşekkürler.

 

Ümmüşen & Yeni Türkü – Sezenler Olmuş

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=2BlUt2ZIVHo&w=480&h=360]

 

 

Son okuduğuM iki kitap Yaşar Kemal, “İnce Memed” ve Soner Yalçın’dan “Samizdat” olunca bu toprakların her daim aynı acıya tabi olduğunu yüreğimde hissettim yine ve yeniden. Belki bu yüzden; bir kadının kaçmak ya da alıkoyulmak durumunda olan sevdiğine feryadı manidar ve derin geliyor. Sinem’in tavsiyesiyle dinlediğim türkü, hem dinlemesini, hem çalmasını, hem söylemesini sevdiğim bir hale geldi. Derya Köroğlu ve Ümmüşen düeti de çok iyi bir fikirmiş.

HÜRKUŞ İÇİN BİR HİKAYE

Bu hafta az yazalım; öz yazalım. Size benim de yakınlarda duyduğum, doğruluğundan, kahramanlarından emin olmadığım, ama ana fikri pek güzel bir hikaye anlatayım sevgili okurlar…

Hindistan’da Ranga Guru adında çok ünlü bir ressam varmış. Bu üstad bittabi öğrenci de yetiştirirmiş. Raciçi adlı öğrencisi de bir süredir onun yanında çırakmış. Yine yaptığı resimlerden birini ustasına götürünce ustası da ona “Sen artık ressam oldum Raciçi. Artık resimlerini ben değil, halk değerlendirecek” demiş ve ona yaptığı son resmi şehir meydanına götürmesini, yanına da kırmızı boya ile fırçaları koymasını, oraya da “Beğenmediğiniz yerleri kırmızı ile boyayın” yazılı bir not bırakmasını istemiş. Raciçi hemen denileni yapmış. Meydana gitmiş, resmini koymuş, yanına da kırmızı boya ve fırça… Bir de not tabi.

Aradan birkaç gün geçmiş ve Raciçi meydana gidince bir de ne görsün? Tablo olduğu gibi kırmızı renge bürünmüş. Gözleri dolu dolu ustasına dönmüş ve tabloyu ona göstermiş. Ustada hiçbir tepki yok. “Sen yine de resim yapmaya devam et” demiş.

Raciçi sıradaki resmini daha bir çekinerek getirmiş ustasına. Ranga Guru benzer bir istekte bulunmuş ve resmi meydana götürmesini istemiş. Ancak bu defa, “Yanına büyün boyalarını, bütün fırçalarını koy. Oraya da beğenmeyenlerin dilediği yeri düzeltebileceğini yaz” demiş.

Raciçi yine denileni yapmış. Heyecanlı birkaç gün sonrasında resmini almaya gittiğinde bir de görmüş ki, boyalar olduğu gibi duruyor, fırçalar temiz, resme dokunan olmamış. Büyük bir sevinçle ustasına gitmiş. Usta Raciçi’nin anlattıklarını, sevinç naralarını bitirmesine fırsat vermiş ve konuşmuş:

“Sevgili Raciçi, sen ilk önce insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış, eline fırça almamış, bu konuda belki de hiç düşünmemiş olan insanlar dahi gelip senin resmini karaladılar”

“Fakat sonra onlardan hatalarını düzeltmelerini, iş ve emek harcamalarını istedin. Kimse bilmedikleri bir konuda bir şey yapmaya cesaret edemedi.”

“Unutma! Emeğinin karşılığını ne yaptığından, nasıl yaptığından ve bu duruma nasıl geldiğinden haberi olmayan insanlardan alamazsın…”

*

Bu hikaye, kendi lisansımız altında, tasarımı bize ait olan bir uçağın önemini anlamayan, elinde kendi sanayimiz, kendi kabiliyetlerimiz ve mühendislerimiz için daima kırmızı boya tutan o zihniyete gelsin.

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google