Monthly Archives: Şubat 2012

Mekanize Tımarhane Sipahisi

Farkındayım. Giderek mekanikleşiyorum. Hatta Hurufat Dergisi’ni çıkaran değerli insan Mehmet Esat, öykülerim için “mekanik” dedikten sonra ilave etti: “Daha çok metalik hatta…”

Hayatı modüler olarak görmek -ve hatta duyguları da-, onların birbirine girip girift, karmaşık bir örüntü oluşturup, beni boğması daha gerekli bir şey belki de. Duyguların yitimi matematiğe olan inançla doğru orantılı olmamalı oysa ki. Birbirinden keskin olarak ayrılan bölgeler beyninizi çıkarıp koyacağınız rafların -ve safların- düzenli olmasını sağlıyor – ama sık değil.

Oysa güneşin doğuşu ile batışı arasındaki serüvenin daima hesaplanabilir bir yörüngede olması ondan aldığımız tada engel değil.

Tat… Dilimizle özdeşleşmiş bir duyu gibi… Oysa hazzın doğrudan karşılığı.

Ağzın tadı olması, yaşamın tadını almak, bir şeylerin tadına bakmak.

Tat dildeki papillalardan öte bir şey. Tat somuttan çok soyut. Tat hem koku, hem göz, hem kulak. Müziğin de, manzaranın da, dokunuşun ve dokunmaların da tadı var.

Oysa… Metallerin tadı paslıdır.

Sipahi, mekanize olmaktan sıyrılmalı yeniden.

İşi kolay kılalım…

Tunç Başaran’ın yönettiği “Piano Piano Bacaksız” adlı filmi geçtiğimiz günlerde yeniden seyrettim. Ben bu filmi her seyrettiğimde farklı bir yönünü keşfediyorum. Kemal Demirel’in “Evimizin İnsanları” adlı romanından uyarlanan filmi bence Türk Sineması’nın en iyi uyarlamalarından, masal gibi bir film.

Film başlarken Yunus Emre’nin meşhur dörtlüğüne yer verir…

Gelin tanış olalım,
İşi kolay kılalım,
Sevelim, sevilelim,
Bu dünya kimseye kalmaz.Read More

İnternet Medyası ve Açık Açık Bilim

Ekim’de yazmış olduğum “Havacılıkta Kamuya Açık Eğitim” adlı yazıda değinmiştim: ABD’nin çeşitli kurumları, internette erişilebilir ve anlaşılabilir bilgi sunmaya özellikle dikkat ediyor, çocuk ve gençlerin ulaşabilmesi için internette sayfalar hazırlıyor diye…Read More

Dördücü sayımız…

Açık Bilim Dergimizin dördüncü sayısı çıktı… Aşağıda bu ayın editör yazısını aktarıyorum:

Read More

Titreyen şehir manzaraları ve 4000 ışık yıllık yalnızlık

Gecenin karanlığının örtemediği isyankar bir şeydi ışık. İsyanının enerjisi başka yüzleri de aydınlatır. Işık paylaşır, ışık dağılır, ışık titreyerek uzaklara varır.

Yaşamak dendiğinde en kötüsü ne olacağını bilmediğin anlarda acı çekmek… Benzer şekilde heyecanlanmak, yine ne olacağını bilmediğinde. Bilinmezliğin karanlık bir yanı olduğu kadar olayı aydınlığı ne tutulası bir şey. Ama hislerle olabilecekler arasında kalmak çok daha farklı. Nereye baksan karanlık gördün mü sen hiç? Ben gördüm, ama karanlık olduğu için pek bir görünmezdi.

Kainatın şiirlere sığmayacak kadar korkunç büyüklüğü içerisinde yine de bir ışık var. Bir yerlerde öylesine dolaşan bir gezegen de var, biliyorum. O gezegende de şehir manzarasının titreyen ışığına bakıp içlenen birisi olmalıydı. İçlenenler her zaman olur. Her gezegende. Üzüntünün neyden miras olduğunu anlamak mümkün değil. Bir yerlerden bunu yapabilmek dikte ettirilmiş gibi. Oysa ne gereksiz… Varlığı sadece mutlu olmanın ve sevinmenin zıttı olabilsin diye midir bilinmez. Zıtlıklarla var olmak zorunda olmak belki en büyük yanlışıdır yaşamın ve doğruları olabilmesi için yanlışları da olması gerekliliği karşısında kendiliğinden yıkılır bu tez.

Ne yazacağını bilmemek de iyidir. Onu yazarken yorgunluktan esnemek de. İçinde bir şeyler birikince dökmelisindir, esnesen de, esnemesen de. Farkındalık için uyumanın ve dikkatsizliğin bir bedel olarak ödenmesi gerekir. Yoksa acı ile haczederler. Hem akıllı hem de farkında olmanın tarifsiz acıları vardır. Bu doğanın en masum promosyonudur ve birini alırken diğerini hediye almak zorundasındır.

Ve bir şekilde son vermek. Yürümeyen şey durmalı, durmayan şey serbest bırakılmalı. Newton’a hareket yasalarını keşfetme şansı tanınmamalı. Toplar Einstein’a verilmeli ve o ışığı, zamanı insanlar için tanımlayıp durmalı. Einstein falcı olsun hatta ve zar atsın. Nietzche’ye de tüm elde edemediklerini verin, yazmaktan vazgeçip bir kenara çekilecektir ve hayatın karmaşasına belki daha iyimser yaklaşacaktır.

Ama bir şekilde aklımdan çıkıp gitsinler. Işık olup titreyerek uzaklara varsınlar.

Bak ben o gezegeni düşünüyorum ama aramızda nereden baksan 4000’dan fazla ışık yılı var. Yıldızlar belki daha yakın olmalılar ve biz de el sallayabilmeliyiz kainattaki diğer kardeşliklerimize.

Keşke bir yol verebilsem şu gayrinizami düşüncelerime…

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google