İnceleme: THX 1138

Star Wars ile efsaneleşen George Lucas üniversiteye kabul edilmek için çektiği kısa filmi 1971’de uzun metrajlı bir filme dönüştürmüş ve ilk uzun metrajlı filmini de böylelikle çekmiş. Bu film THX 1138.

İsmi oldukça karışık görünebilir. Film de isim kadar karışık. Filmin konusunu ilk görüp de THX 1138’in bir insan olduğunu ilk anladığımda çok büyük hayal kırıklığına uğradım. Hayat tesadüfleri sever herhalde –ya da zihin zamandan bağımsız- ki 2005 yılında yazmış olduğum bir distopya da ben de benzer öğeler kullanmış ve kahramanıma ASTR38 demiştim. George Lucas’ın ve benim distopyamın benzer yanları var, ancak George Lucas’ın önemli bir soru işareti bırakarak hikayeyi sürdürmesi daha orijinal olmuş. Bu kısmı filmi henüz izlemeyenler için sakıncalı olan kısımda anlatacağım.

Tüm siberpunk eserlerin tam anlamıyla distopya olduğunu söyleyemeyebiliriz. Bazen geleceğin teknolojik izdüşümünü ve düşük hayat kalitesini göstermek yeterli olabilir. Mesela William Gibson’a ait kısa bir hikayeden uyarlanan “Strange Days” tam anlamıyla bir distopya değil, bir öngörüdür. Yine çok meşhur örneklerden “Bahçivan”, kültürel öğelere, diğer insanların genel yaşam kalitesine pek dokunmaz. Hatta 1960’lardaki bilim kurgu akımları gibi önce teknolojinin getirdiği/getireceği imkanlardan, fırsatlardan bahseder. Olumsuzluk teknolojiyi kullanan birinin kontrolden çıkması sonucu gerçekleşir.

Ancak… THX 1138 bir siberpunk fütüristik şehir distopyasıdır.

DİKKAT: BU SATIRDAN SONRAKİ PARAGRAFLARIN FİLMİ İZLEMEYEN AMA İZLEMEK İSTEYENLERCE OKUNMASI TAVSİYE EDİLMEZ.

GENEL DURUM:

THX 1138’de film boyunca hiç görünmeyen bir egemen gücün kitleleri kitlelerle ve kimyasallarla kontrol ettiği görülmektedir.

Sahne / Dünya:

Kabuk denen katı bir sınıra sahip şehir tamamen teknoloji ile donatılmış. Herkes bu teknolojiden eşit olarak faydalanıyor.

Mimari ve dekorasyon: Minimalist, standart ve beyaz.

Tüm bina ve evlerde minimalist bir tasarım anlayışı hakim. Neredeyse her şeyin standart olması gibi evler de standart. Beyaz hakim renk. Özellikle evlerde duvarlar aynı zamanda beyaz ışık kaynakları.

 

Ekonomi:

Kapitalist ve liberal ekonomi süsü verilmiş bir tür sosyalizm mevcut. Herkesin mutlaka bir işi var. Bu işten bir gelir elde ediliyor. Dini vaazlarda bile para harcamak salık veriliyor, ancak insanların harcamaması halinde neler yapabileceğine dair bir ipucu verilmiyor.

Toplumsal ilişkiler ve sınıflar:

Belirgin bir sınıf göze çarpmasa da yasal güce dayanan bir hiyerarşi sezinleniyor. Bazı diyaloglar bunu gösteriyor. Mesela THX ile LUH’un bir diyaloğunda LUH, SEN’in kendisini çağırdığını söylüyor. İlacı henüz bırakmış olan THX’in kıskançlık duyguları yeni yeni gelişmeye başladığından bu görüşmeyi uygun bulmadığını ifade ediyor. LUH ise “Ama o bir G34. Gitmek zorundayım” diyor. Bu diyalogdan yasal bir güçten alınan hiyerarşi olduğunu çıkarabiliriz. Ancak kanun ve kuralların kişilerin çok üstünde olduğuna film boyunca bir kaç kez rastlanıyor.

Sözgelimi –ve en can alıcı kısmı-, THX kaçarken kendisini takip etme masrafları tasarruf politikalarıyla sınırlandırılan “suçlu takip bütçesini” aştığından, neredeyse yakalanmak üzereyken bile takip durdurulur.

Bu arada kişiler bilgisayar tarafından atanan bir “mate” ile birlikte kalırlar. Herkesin tek bir oda arkadaşı vardır. İki kişi yaşarlar.

Yasal Cinsel Aktivite: TV kanalı gibi bir kanaldan yapılan holografik erotik dans sırasında bir makinanın size mastürbasyon yapması. Fiilen yapılan tüm cinsel temaslar suç.

Cinsellik yasaklanmıştır ve libido kimyasallarla önlenmektedir. (Holografik bir ekranda dans eden bir erkek/kadın izlerken mekanik bir mastürbasyon aracı size mastürbasyon yapmaktadır. “Yasal Cinsellik” budur. Geriye kalan tüm yaklaşımlar “yasadışı cinsellik aktivitesi” olarak yorumlanmaktadır.

 

Giyim, kuşam standardize edilmiştir. Kimse saç uzatmaz. Herkes beyaz pijamavari kıyafetler kullanır. (Filmden alıntı: “Zevk ve verimliliği arttırmak için tüketim standartlaştırılıyor.)

Adalet, Emniyet ve Cezalandırma:

1984’teki gibi, bir çok yer izlenmektedir, insanlar dinlenmektdir. Şüpheli aktiviteler tespit edilmektedir. Yine 1984’teki gibi insanlar birbirlerini kolayca rapor edebilmektedirler.

En sık rastlandığı anlaşılan suç “ilaç suçu”. Yani size verilen ilaçları kullanmamaya kalkmak ya da bazı ilaçlarda doz aşımına gitmek. (Equilibrium filminde de benzer bir tema işlenmişti ve orada da ilaçların zamanında ve doğru miktarda alınmasına önem veriliyordu. Her ikisinde de ilaçların amacı duyguları –cinsel arzular dahil- bastırmak.)

Polisler android. Yüzleri yok.

Polis memurları android formundalar. Yüzleri de yok ve sabit. Sesleri de kadın ve erkek olmak üzere iki çeşit, ama standart. Suçluya olan yaklaşımları oldukça yapıcı ve teslim olmaya ikna edici. Zaten insanların şartlandırıldığı yaşam, böyle bir durumda itiraz etmelerine büyük ölçüde engel. Toplum bir koyun sürüsünden farksız.

Ancak yine de bireyler mahkemede yargılanıyor. Çok basit, tarafların sürekli aynı şeyleri söylediği karmaşık bir mahkeme ortamında yok edilmenizin mi, yoksa kullanılmaya devam edilmesinin mi uygun olduğuna karar veriliyor. Orada hızlı hızlı geçen diyaloglar çarpıcı ve ayrı bir dikkat istiyor.

Cezaevleri dört duvar değil, bilakis yine minimalist tasarım anlayışına sahip, sonsuz bir beyaz boşluğun ortasında. Mahkumların kaçmayacağına o kadar eminler ki, bu sınırlandırılmamış koğuşlar, çok büyük bir alana rastgele dağıtılmışlar ve üzerlerinde herhangi bir kilit de yok. Cezaevine konmadan önce üzerinizde çok çeşitli tıbbi tetkikler yapılıyor. Hatta keyfi test uygulamaları yapıldığına dair imalar var.

Din:

Tanrısal haklara dayanan bir devlet dini mevcut. THX 1138 distopyasında teokratik bir devlet modeli olduğu söylenebilir. Tanrı kelimesi mevcut ancak bir vahdet-i vücut anlayışı da görülüyor.

1984’teki Büyük Birader figürü yerine İsa benzeri bir figür konmuş (Bu arada onun da ismi OMM 0910. Resmi ise Hans Memling’in 1478’de yaptığı “İsa Kutsamasını Sunuyor” adlı tablodan.). Günah çıkarma/Terapi kulübelerine

OMM 0910. Günah Çıkarma Kulübesi.

girip –bu ankesörlü bir telefon gibi hemen bir cadde üzerinde de olabilir- konuşuyorsunuz. Genelde aynı ses geliyor ve diyaloğun da genelde aynı olması bir botla konuşuluyormuş izlenimi veriyor.

Vahdet-i vücut anlayışı korporatist bir kimlik kazanmış ve kitleler “kutsayıcı” olarak addediliyor. Bu kulübede yaşanan bir diyalog esnasında makina/figür şöyle söylüyor:

– Kitleler seni kutsuyor. Sen Tanrı’nın kitleler tarafından ve kitleler için yaratılmış insan suretindeki kulusun.

(Bu arada THX klinikte doğmuş, yani yapay yolla üretilmiş ancak LUH gerçek bir doğumun ürünü.)

GENEL YORUM:

Filmin kurgusu genel bir portre çizmiyor ve bir çok şey telsizler arasında geçen diyaloglardan elde ediliyor. Filmde zaman ve mekanla ilgili belirgin öğeler mevcut değil. Bazı sahneler arasında kopukluklar var ve “nasıl oldu?”, “neden?” sorularını sormanıza sebep oluyor. Ancak bir süre sonra bunun yönetmenin üslubu olduğunu anlıyor ve bundan keyif almaya başlıyorsunuz.

Filmin genelinde hakim olan beyaz planlar ve aydınlatmalar, verilen sonsuzluk hissi, mekansal mevhumun kaybedilmesi açıkçası rahatsız edici ancak bunun özellikle amaçlandığını söyleyebilir.

Fütüristik bir distopyadaki bu minimalist mimari, moda ve dünya ve renksizlik doğal karşılanabilir ve hatta bir anlamda izleyiciyi filmin içine çektiği söylenebilir. George Lucas’ın özellikle sahne tasarımlarında bu yolu seçmesi, distopyaya bir gerçeklik kazandırıyor ve kendi boşluğu sizin dünyanızı kaplayıveriyor. Filmi izlerken arada bir odama dönüp bakıp, renklerin, kişisel eşyaların ve süs eşyalarının güzel şeyler olduğunu düşünmedim değil.

Eksik öğeler:

Yukarıda bir yerlerde de söylemiştim, şimdi tekrar ediyorum:

Hakim sınıf belli değil. Evet. Android polisler var, kurallar var, işverenler var… Ama hiç görünmüyorlar. THX ve LUH’un davranışlarından rahatsız olan, bunun isyanın devamını tetikleyeceğinden korkan ve edişeli gözlerle olayları izleyen bir kaç kişi bekliyorsunuz ama yok. Öyle kişiler yok. Sadece kuralları tekrar eden sesler var ama onların da –tabiri caizse- emir kulu mu olduğu yoksa hakim sınıfa ait bireylerin sesi olup olmadığı belli değil. Emniyet teşkilatının robotlardan oluşması durumu iyice belirsizleştiriyor.

Zaman zaman önemli pozisyonlarda olduğu görülen sarı pijamalı insanlar var ama onların da saçları yok, onlar da cinselliğe karşılar ve suça asla göz yummuyorlar. Hakim sınıfta olmaları halinde bulundukları pozisyondaki işleri yapacaklarını da sanmıyorum açıkçası.

1984’teki O’Brien gibi bir hakim sınıf temsilcisi beklentisiyle ilerliyorsunuz filmde ama yok…

Fakat daha önce de söylediğim gibi: Bu senaryoyu orjinal kılıyor. 1984 ve Equilibrium gibi benzer temalı distopyalarda hakim sınıf görünüyor. Benim 2005’te yazdığımı söylediğim benzer temalı distopyada hakim sınıf görünmese bile onlarla ilgili bilgiler okura ifşa ediliyor. THX’te yok… Yok yok yok…

Kabukta yaşayanlar:

Verilmesi gereken bir detay da bu. Şehre dahil olmayan, “genelde pis kokan” ve cüceler olarak resmedilmiş (Yeterli beslenmemekten mi, yoksa seçilim sonucu mu bu hale gelmişler belli değil), mutant fare-maymunları evcil hayvan olarak besleyen ancak yakalandıklarında bile “Tanımsız 64313213” diye anılan bir alt sınıf mevcut ama “kabuğun dışında” olduklarından şehir devletimize dahil edemiyoruz.

Cezaevine getirilen ve filmin sonlarına doğru kadraja giren örneklerinden görüyoruz ki organize bir tehdit oluşturacak zeka ya da sosyalliğe de sahip değiller.

SONUÇ:

Film konusu gereği –ve bir başarı unsuru olarak- o kadar renksiz ve ciddi ki, ben de bu yazıyı kaleme alırken o ciddiyet ve soğukluktan çıkamadım. Sonuca geldiğimde ansiklopedik bir dil ve hatta üslup kullandığımı farkediyorum… Demek oluyor ki filmden epey etkilenmişim J

Bu arada enteresandır, bir önceki incelemem Fritz Lang’ın Metropolis (1927) filmine aitti ve Queen müzik grubunun Radio Gaga şarkısında Metropolis sahnelerini kullandığını söylemiştim ve bu durumu filmi izlerken farkettiğimi de belirtmiştim. (http://www.tevfikuyar.com/2011/inceleme/inceleme-metropolis-1927.html)

Benzer durum THX 1138’de de oldu. Queen’in “Calling All Girls” şarkısının klibi de THX 1138’in sahnelerini içeriyor. Bu klibi de yazının sonuna koyuyorum.

 

Yazar Hakkında: Tevfik Uyar


Uçak Mühendisi, Sosyolog ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, ödüllü bir bilimkurgu yazarıdır.

İlgili Yazılar

Yorum yapın (Facebook ya da Twitter profilinizle de yorum yapabilirsiniz...)

%d blogcu bunu beğendi: