İstanbul Mutsuzluğu

Bir defa bu şehir çok kalabalık ve her semti ayrı bir şehir gibi. İnsan akıl sır erdiremiyor; bir otobüsün geçtiği her bir semtin ayrı bir karakteri var ve bunların bir kısmında gözünüze çalınan herkes mutluymuş gibi görünüyor. Bir defa mutluluğun ne olduğunu sorgulamaya kalktın mı, işin bitmiştir zaten. Bir yanıt bulamazsın ve bunun bir kabiliyet olduğunu düşünmeye başlarsın. O insanlar kabil ve yeteneklidirler mutlu olmaya. Sense sakatsındır, engellisindir. Bir defa senin ruhun yetmez mutlu olmaya.

Fakat tüm bunların ötesinde özellikle istanbul’a ait olabilecek mutsuzluk durumları var.

Mesela çok kişi belediye otobüsünde ağlamak nedir bilir belki. Öyle ya, bu şehirde belediye otobüsünde 2 saat vakit geçirebilir insan. “On dakika dayanayım, ayıp herkesin içinde” demezsin. On dakika değil ki yol. Bir de senin canın burnundayken trafik ilerlemez; eve varıp yalnız kalmayı arzularsın ama nafile. Yol seni tutmuştur, hapsetmiştir, inip yürüsen yürünmez. Diyelim çok paran var, ya da kıydın paraya taksiye bineceksin: Bu trafikte o da gitmez.

Bir de vapuru var mesela bu şehrin. Eskiden sigara içmek de serbestti başaçık mevkii’lerde. O kenara oturup yazsa sıcağa, kışsa yüzünü dağlayan soğua aldırmadan sigara içmezsen mutsuz değilsindir. martılara bakıp da onlar kadar özgür ve tasasız olmayı istedin mi bir kere, işin bitmiştir zaten. Zehir vardır kanında. Kolunu keseceksin ki akacak. Birileri martılara ekmek atacak, simit atacak ve sen izleyeceksin. Kimi zaman o ekmek atan da sen olacaksın. Vapur kıyıya yanaşırken sen kalkmayacaksın. Acelesi olanları, iskele verilmeden atlamaya çalışanları izleyeceksin. Mutsuz olursan böyle olur, kaçınılmaz.

Eminönü’ndeki altgeçitlerde ruhun bunalacak, yeni camiyi gören bir yere oturacaksın. Güvercilere bakarken mutsuzluğunun sebebi her ne ise kafanda dönüp duracak. Etrafında oturan diğer kişileri hiç tanımadığını farkedeceksin. “Ne olur şimdi gidip onlara anlatsam derdimi” diye düşündün mü, işin bitmiştir zaten. Konuştun, konuştun… Konuşmadın sıradaki yapacağın iş deniz kıyısında bir yere gitmek ve Galata kulesine uzaktan bakmaktır. Zaten az sonra “köprüden karşıya yürüyeyim, ne olacak lan, yakın zaten” diyip rahatlamaya çalışacaksın.

İşte buna benzer İstanbul mutsuzluğu… Böyle bir şey olmalı.

Yazar Hakkında: Tevfik Uyar


Uçak Mühendisi, Sosyolog ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, ödüllü bir bilimkurgu yazarıdır.

İlgili Yazılar

2 Comments On This Topic
  1. n.
    28 Şubat 2011

    İnsanin icinden kelebekler pirpirlatacak bir İstanbul sevdasi yazisi sanirdim basligi gormeseydim eger. Ama elinize saglik. İstanbul’da mutsuz olmak bir İstanbulsever icin nasil oluyor ogrenmis olduk.

    • admin
      28 Şubat 2011

      Sevgili n. Öncelikle ilgin için teşekkür ederim.

      İstanbul’da mutsuz olmayı insan uzun uzun yazmak ister aslında… ama bir yerde sonunun olmadığını görünce de keser işte böyle. bu şehir neşe ve mutlulukla da çok güzel yaşanan bir şehir. hepimizin mutlu olması dileğiyle.

Yorum yapın (Facebook ya da Twitter profilinizle de yorum yapabilirsiniz...)

%d blogcu bunu beğendi: