Monthly Archives: Mayıs 2011

THY Uçuş Emniyet Filmi Tam İsabet

THY’nin yeni uçuş emniyet filmi geçtiğimiz hafta gündeme bomba gibi düştü. Gündemde yer etmesi normal, zira film boyunca görünen futbolcular dünyanın tanıdığı, bildiği futbolcular. Üstelik yaramaz çocuklar şeklinde nitelendirilmişler ve afacan çocuklar gibi ellerine geçirdikleri şeyleri amaçları dışında kullanıp, oyun haline getiriyor, ve konuşan kadın tarafından da sürekli uyarılıyorlar.

Benim düşüncem, filmin gerçekten de oldukça eğlenceli olduğu yönünde.

Ayrıca olayı bir pazarlama stratejisi olarak nitelendirirsek eğer, oldukça da başarılı, çünkü aslında THY daha önce gerçekleştirdiği sponsorlukları bu defa kendi yolcusuna tekrar servis ediyor.Read More

Neden Yap(a)mıyoruz?

Bu hafta neler yazacağıma dair başka fikirlerim vardı ancak bir Embraer takipçisi olarak görmüş olduğum bir haber tamamen fikrimi değiştirdi.

Kabak tadı verir mi bilmiyorum ama ben “özgün uçak” konumuza yeniden dönmek istiyorum.

Bana takıntılı diyecekseniz eğer, bunu kabul ederim: Ben “biz yapamayız” deyip, üstelik çok bilmiş gibi görünüp, konuyla ilgili bilgi sahibi olmayan diğer vatandaşlarımızın da özgüvenini kıran insanların varlıklarına dayanamıyorum… O yüzden zaman zaman da bu konuya değiniyorum. “Türk Uçağı mı? Neden Olmasın” başlıklı, iki yazılık serinin ardından, “Türk Savunma Sanayii Büyüyor”, “Araban Batsın” başlıklı çeşitli yazılarla zaman zaman bu konuyu da deştim.Read More

Kocaeli Kitap Fuarı da geçti…

Bizim Kitaplar Yayınevi olarak 3. Kocaeli Kitap Fuarı katılımcıları arasında idik ve bugün (22 Mayıs) benim de dahil olduğum iki yazarımızın konferansı, üç yazarımızın ise imza günü vardı.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla yapılan fuar başarılı idi… Her gün fuar alanında olmadığımdam Kocaelili vatandaşlarımızın ilgisini yerinde takip edemedim ancak sorduğum kişiler fuar beklenildiği kadar kalabalık olmadığını söylediler. Rakamsal veriler ise 9 gün boyunca fuara 210 bin kişinin girip çıktığı yönünde. Az standın çok büyük bir alana dağıtılmasının sonucunda fuar alanının ziyaretçi yoğunluğunun düşük olduğunu (yani metrekare başına görünen ziyaretçi sayısı) ancak ziyaretçi sayısının fazla olduğunu anlıyorum.Read More

Yaz geliyor…

Yanmaya başladı İstanbul. camlar açık, storlar sallanıyor ama muhtemelen o esinti tüm enerjisini perdelerle tüketiyor. Sigara dumanı rüzgara rağmen istikrarlı ve tek bildiği figür: yükselmek. “bu kadar düz olma duman” diyesim geliyor. Dinler mi?

Dışarıda okulun tatil olmasını bekleyen çocukların sıkıntıları büyük bir çığ oldu, az önce TEM ve E-5 bağlantı yolu arasında trafiği kapadılar. Zira bir çoğu geçen haftadan beri “ceketleri çıkarabilir miyiz” diyorlar hocalara. Öğle arasında basket oynayanlar sınıfa leş gibi gelmeye başladığından öğleden sonraki ilk ders havasız bir ortamda geçiyor muhtemelen. Üniversitelerde böyle bir problem yok: Bahardan yaza geçiş, devamsızlık haklarını kullanma zamanıdır. Öğrenciler bu geleneğe uyuyor olsa gerek. Bir ironi de yaratıyorlar böylece: İnek dedikleri sınıfta takılırken, kendileri otlarda yuvarlanıyor. Reva mı?

Herkesin aklındaki tatil hayatli bir damla suya karşılık geliyor. Birleşecek onlar elbet ve damlaya damlaya bir denize de dönüşecekler. Vücudu kaptırıp, oksijensizlikten tatlı tatlı, sarhoş sarhoş ölmek gibi. O ne serinlik?

Tatilden falan değil bu, göçebeliğin genimize, dinimize, imanımıza işlemesinden. Yazın yaylağa gitmezsen, kışın kışlağı ne bileceksin? Zira herkes denize gitmiyor; çok insan var köyünün hayaliyle yaıp tutuşan ve Rahmetli Barış Manço’nun şarkısı canlanıyor bir yerlerde, ama biz İstanbul’da olduğumuzdan apartıman çocuklarıyız.: Yaban tayları çayırda tepişiyor, çilli horoz kedilerle dövüşüyor, bizim haberimiz olmuyor. Sarıkız’ı bilen yok artık, ve yaşlandığı için yerine kim atandı bilinmiyor. Horozlar çilli, yaban tayları hala yaban tayı, ama Sarıkız… Kimbilir nerede?

Zira… Şehir parladı artık. O puslu duman gitti. Eline yüzüne renk geldi. Ateşi de çıkacak, az var. O zaman kaçacak insanlar, bulaşıcı bir hastalıktanmışçasına. Gölgeye, köye, denize, göle, eve, suya, mağazalara, bir yerlere kaçacaklar. Klimaların tamamı kimbilir ne kadar elektrik tüketecek… Yetmeyecek.

Ben acırım zaten genelde. Sen tüm kış doğalgaz yak, şimdi de elektrik. Ne kadar eksantrik? Birilerinin biz mecburen yaşıyoruz diye kazanıyor olması…

Velhasıl, geliyor yaz. Gözümüz aydın. Gelen gideni aratır. Gün olur kış’a da bir şeyler yazılır.

Böcek diyeti

Ezelden beridir böceklerin tüketiliyor olmasının besin piramidi açısından avantajı bilim adamlarınca dile getiriliyordu ancak kırmızı et fiyatlarının artması ile bugün konu bir çözüm olarak ortaya atılmaya başlandı.

Evet, maalesef böyle gidersek fazla değil yirmi yıl içerisinde afiyetle böcek yiyor olacağız. Sebebi ise çok zengin ve verimli bir besin kaynağı olmaları.Read More

Traktör Lastiği

Üstüste dört adet konulduğunda çocuklar için muhteşem bir oyun sahası olacabilecek lastiktir.

Gittiği ilkokulu iki sokak arkada olan şanslı çocuklardandım ve bu şansa sahip bir kaç arkadaş daha vardı. Sabahçıysak tüm öğleden sonra, öğleciysek de gündüzlerin uzamış olduğu zamanlarda akşam ezanı okunana dek.

Orhan, Neslihan, Ece ve ben, her allahın günü hayatı birlikte keşfediyorduk. karşı cinse karşı inceden bir utangaçlık ve konuşulabilecek çok çeşitli tabular olmasına karşın gerçek anlamda henüz dişi/erkek diye ayırmıyorduk insan türünü.

Orhan, Ece ve Neslihan aynı sitede oturuyorlardı zaten ve bu sitenin “arka bahçe” olarak andıkları bir otoparkı vardı. mimari olarak daha fazla pencerenin dışarıya bakabilmesi için dört apartmanlık “[” (zımba teli) şeklindeki sitenin zımba ayaklarıyla, zımba gövdesi arasındaki birleşim yerlerinde yarı karanlık boşluklar vardı.

Bu traktör lastikleri işte bu yarı korunaklı aradaydı.

Üstüste konmuş dört traktör lastiğinin beyaz saray’daki yuvarlak masa etkisine sahip olduğunu o zaman keşfetmiştik.

Lastikler üstümüzü boyamayacak kadar boyasını yitirmiş ve yağmurla yıkanmıştı, ve o yüzden hiçbir zaman oturmaya engel teşkil etmedi.

Futbol falan da oynuyorduk tabi, ya da Ece, Neslihan falan da ip atlar, lastik (çinçan) oynarlardı ama bir şekilde günün bir saati -özellikle eve bizden daha erken giden çocuklar gidip, sadece biz bize kaldığımızda- buluşma yeri burasıydı.

– “Arka bahçeye gel.”

Biz bu lastiklerin üzerinde ilk oyunlarımızı oynadık, ben salak saçma korku hikayeleriyle başta kendim olmak üzere herkesi korkuttum ve başta yine kendim olmak üzere hiçbirimiz geceleri uyuyamadık. İlk sigaramı bu lastiklerin üzerinde otururken denedim. Bilmem kaçıncı denememdi ama ilk sigara içerken yakalanışım, bir daha içmeyeceğime dair yalan yeminim yine bu lastikler üzerinde sigara içerken annemi de tanıyan bir teyzenin bir şeyler silkmek üzere cama çıkmasıyla oldu. Kadın ve erkeğin farklı yaradılışta olduklarını arkadaşlarımızın vücutları değişirken burada gördüm.

Lastiklerin de sonu böyle geldi zaten. Büyümüştük ve masumiyet bitmişti artık.

üstüste dört adet konulduğunda çocuklar için muhteşem bir oyun sahası olacabilecek lastiktir efendim.bir zamanlar

Gittiği ilkokulu iki sokak arkada olan şanslı çocuklardandım ve bu şansa sahip bir kaç arkadaş daha vardı. Sabahçıysak tüm öğleden sonra, öğleciysek de gündüzlerin uzamış olduğu zamanlarda akşam ezanı okunana dek.

(bkz: bir eve giriş zili olarak akşam ezanı)

orhan, neslihan, ece ve ben, her allahın günü hayatı birlikte keşfediyorduk. karşı cinse karşı inceden bir utangaçlık ve konuşulabilecek çok çeşitli tabular olmasına karşın gerçek anlamda henüz dişi/erkek diye ayırmıyorduk insan türünü.

orhan, ece, neslihan aynı sitede oturuyorlardı zaten ve bu sitenin “arka bahçe” olarak andıkları bir otoparkı vardı. mimari olarak daha fazla pencerenin dışarıya bakabilmesi için dört apartmanlık “[” (zımba teli) şeklindeki sitenin zımba ayaklarıyla, zımba gövdesi arasındaki birleşim yerlerinde yarı karanlık boşluklar vardı.

Bu traktör lastikleri işte bu yarı korunaklı aradaydı.

Üstüste konmuş dört traktör lastiğinin beyaz saray’daki yuvarlak masa etkisine sahip olduğunu o zaman keşfetmiştik.

Lastikler üstümüzü boyamayacak kadar boyasını yitirmiş ve yağmurla yıkanmıştı, ve o yüzden hiçbir zaman oturmaya engel teşkil etmedi.

Futbol falan da oynuyorduk tabi, ya da ece, neslihan falan da ip atlar, lastik (çinçan) oynarlardı ama bir şekilde günün bir saati -özellikle eve bizden daha erken giden çocuklar gidip, sadece biz bize kaldığımızda- buluşma yeri burasıydı.

– “Arka bahçeye gel.”

Biz bu lastiklerin üzerinde ilk oyunlarımızı oynadık, ben salak saçma korku hikayeleriyle başta kendim olmak üzere herkesi korkuttum ve başta yine kendim olmak üzere hiçbirimiz geceleri uyuyamadık. İlk sigaramı bu lastiklerin üzerinde otururken denedim. Bilmem kaçıncı denememdi ama ilk sigara içerken yakalanışım, bir daha içmeyeceğime dair yalan yeminim yine bu lastikler üzerinde sigara içerken annemi de tanıyan bir teyzenin bir şeyler silkmek üzere cama çıkmasıyla oldu. Kadın ve erkeğin farklı yaradılışta olduklarını arkadaşlarımızın memeleri şekil değiştirip belirginleşirken burada gördüm ve bir süre sonra, ilk kez bir memeye burada dokunmuştum.

Lastiklerin de sonu böyle geldi zaten. Büyümüştük ve masumiyet bitmişti artık.

bir zamanlar

(timemechanic, 2011-05-09 22:16)

Bir Türk Markası Dünya’da En İyi Olabilir mi?

THY Genel Müdürü Temel Kotil geçtiğimiz günlerde Rize’de katıldığı bir Kariyer Günleri toplantısında THY’nin yeni vizyonunu tekrar dile getirdi:

“Avrupa’nın en iyi havayolu olmak”

Ve hatta ekledi: “Bir Türk markası dünyada en iyi olabilir mi? Bal gibi olur.”

Kendisine katılıyorum. Herhangi bir marka, dünyada en iyi olabilir. Zira bunun onun milliyetiyle bir ilgisi yoktur. Forbes Global 2000’de ya da Fortune Global 500’de iç karışıklıkları ya da yıllardır gerginlikleri bulunan Pakistan, Tayland, Güney Kore firmaları da mevcut. Yani bir şirket iyi yönetildiği ve büyüyebildiği sürece en iyi markalar, en büyük firmalar, en algılanır farklılığa sahip hizmetleri sunan şirketler haline gelebilirler.

THY gibi, önce kamu şirketi olup daha sonra halka arz olan ve özelleştirilen firmaların ilk olarak ilgilenmesi gereken konulardan birisi “Değişim Yönetimi”.

“Değişim Yönetimi” kavramıyla ilk olarak yükse lisans yaparken karşılaşmış olsam da gerçek anlamda bunun içeriğinin ne olduğunu Garanti Bankası’nın değişim öyküsünü okuduktan sonra anladım.

1991-2000 yılları arasında Garanti Bankası’nın Genel Müdürlük koltuğuna oturan Akın Öngör de –her ne kadar başından beri özel bir iştirak olsa da- THY ile bir çok özelliği benzer bir banka ile başlamıştı.

1991-1994 yılları arasında “Türkiye’de en iyi olmak”
1994-1997 yılları arasında “Bir dünya bankası olmak”
1997’den sonra “Avrupa’nın en iyi bankası olmak” vizyonunu benimseyen yönetim,

1993 yılında bankayı Capital Intelligence tarafından “A” ratingi alan “ilk çok şubeli banka” yaptı.

1995 yılında yüksek prestijli Euromoney dergisi tarafından “Türkiye’nin en iyi bankası” seçtirdi.

1996 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Global 500 Ödülü” alan dünyadaki ilk banka oldu. (Bu ödül doğal hayatı korumaya yönetil katkılarından dolayı şirketlere UNESCO tarafından verilir.)

1997 yılında Financial Times tarafından yayınlanan dünyanın en prestijli kuruluşları arasına Türkiye’den iki firma girdi: Garanti Bankası ve Mercedes Benz. Türk menşeili ve sermayeli tek firma olmuş oldu. Euromoney tarafından yine Türkiye’nin en iyi bankası” olarak seçildi.

1998’de Garanti’deki bu değişim, dünyanın en prestijli işletme okulu Harvard Business School tarafından vaka olarak okutulmaya başladı.

1999’da hem Global Finance dergisi hem de Euromoney Garanti Bankası’nı “Türkiye’nin en iyi bankası” seçti.

Bu sırada bankanın ilişkilere dayalı, “talimat verilirse yaparız, yoksa biz bilmeyiz” şeklindeki yerleşik ve insiyatif alamayan hiyerarşisi, katı görünümü, en alt seviye personel ile en üst yönetici arasındaki kademe sayısı… Hepsi baştan aşağıya değişti.

Ve daha sayılamayan onlarca, yüzlerce başarı. (Daha fazlasını merak edenler Akın Öngör’ün yazdığı ve yenice yayınlanmış olan “Benden Sonra Devam” adlı hatıratını okuyabilirler.)

Ama Akın Öngör –ve ekibi- (kendisi mutlaka böyle söylememi isterdi) bunu nasıl yaptı?

–    Personele değer verip, onlara fikirlerine inanmayı öğreterek,
–    Tüm çalışanların katıldığı vizyon toplantıları ile onlara kurumu benimseterek,
–    Eğitime yaptığı yatırım ve personel arasındaki adelet,
–    Performansa dayalı ödüllendirme ve terfi sistemi,
–    Tüm şirkette açık iletişim,
–    Diğer müdürlerle sürekli iletişim ve yöneticilerin birlikte karar aldığı “ortak akıl toplantıları”
–    Riskleri çok önceden belirleyerek buna yönelik önlemler almaya verilen önem…

Dahası yine kitapta var…

Şimdi… Garanti o yıllardan bugüne gerçekten büyük bir marka olmayı başardı. Yani evet, bal gibi olur. Ona katılıyorum. Başarılı bir yönetimle her firma, çevresine de uyum sağladığı ve hatta onu değiştirerek proaktif bir değişim sergilediği müddetçe bir gün prestijli bir konuma gelir.

Bir Türk markasının bir dünya markası olması yeni bir şey değil.

Garanti personelinin kendi kurumları hakkındaki yorumları ve iş tatmini ile, THY çalışanlarının yorumları ve iş tatminleri arasında naçizane gözlemlerime göre önemli bir fark var. Tabi burada “finans” ile “havacılık” çok ayrı sektörler olduğu gibi, “bankacılık” ve “taşımacılık” da birbirinden çok farklı iş kolları. Buna lafım yok. Ancak… İşletmelerin temel fonksiyonları arasında bir fark yok. Görünüşe göre vizyonları arasında da bir fark yok.

Bu yüzden THY’nin de “En iyi olmak” gibi bir vizyonu belirlemişken, bu vizyona uygun davranması gerek… Hele ki bir kamu kuruluşu iken halka arz sonucu özel bir anonim ortaklık olarak yönetilmeye başlayan THY’de değişim yönetimi çok önemli.

THY Yöneticilerine Akın Öngör’ün kitabını şiddetle tavsiye ediyorum.

İyi haftalar.

Hüzünlendiren karikatürler

Daha önce Yiğit Özgür’ün bir karikatürünün bende derin bir hüzün yarattığını söylemiş ve burada paylaşmıştım. (Tıklayın).

Bugün Erdil Yaşaroğlu’nun karikatürlerini incelerken de benzer bir duruma rastladım.

Neredeyse ağlayacağım, dokunmayın. Bu nasıl bir şey ya…

TGS Personeli Eğitilmeli

Algıda seçicilik, çevrede bulunan tüm uyarıcılardan (sesli ya da görsel uyarılar, olaylar, durumlar vb.) alakadar olduklarınızı özellikle algılamanız anlamına gelir. Onca ses arasında isminiz telaffuz edildiğinde bunu hemen farketmeniz ve dönüp bakmanız bunun en bilinen örneğidir.

Havacılık sektörünün bizzat içindeyseniz –ve benim gibi de pimpirikliyseniz- uçağa bindiğinizde çevrenize dikkatle bakıp yanlış ya da noksan olabilecek şeyleri de kolaylıkla seçebilirsiniz.Read More

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google