Münferit Kahramanlar

Arefe günü yarım gün olduğu için bir devlet dairesiyle olan işimi görmek üzere Çarşamba sabahı Antalya’da olmak zorunda idim. Kendi aracımla gitmişken de şu sıralar doğan arkeoloji merakımı gidermek üzere kıyı şeridinde antik kent ve tümülüs avına da çıkmaya karar vermiş oldum. Zira yaptım da.

Son gün dönüş yolunda Saklıkent adında, Antalya ile Muğla sınırı arasındaki o muhteşem kanyonu görme fırsatım oldu. Buz gibi akan nehrin bir tarafındaki kayalıklar Antalya il sınırına, diğer tarafındaki kayalıklar Muğla il sınırına dahil. Normalde 18 km. uzunluğa sahip olan kanyonun bir kısmı münferit bir kahraman tarafından yaptırılmış köprü sayesinde geziliyor. Orada küçük bir lokanta işleten Suzan Abla’dan tüm hikayenin detaylarını dinleyip de bu münferit kahramanın adını nasıl sormadım kendime şaşıyorum. Notlarımı arıyorum, tarıyorum, bir türlü isme rastlayamıyorum. Her neyse, vardır bir hayır…

Velhasıl bu kahraman, orayı dünya turizmine tanıtan kişi.

Orası için onca yazışma yapıyor, yanıt alamıyor. Kendi imkanları ile bir şeyler yapmaya koyuluyor ve bir alabalık üretim çiftliği kurmak üzere izinler alıyor. Bu sayede bir şekilde oraya ilk işletmeyi kuruyor. Bir de otel yapıyor. Yetkililerden ilgi görmeyince, bizim üstünde gezindiğimiz ve bu sayede kanyonu gördüğümüz yürüme köprüsünü de kendi imkanlarıyla o yaptırıyor. E haliyle tüm bu maliyetleri karşılamak üzere, orada bir de Alabalık lokantası açıyor.

Gün gelip de Saklıkent’in güzelliği saklı olmaktan çıkınca ilgili yetkililer “sen alabalık üretim ruhsatı aldın, tüketim ruhsatı almadın” ki diyerek adamın restoranın elinden alıyorlar ve köy muhtarlığının kontrolüne veriyorlar. Köy muhtarıyla beraber yine bazı “ilgili” kişiler, restoranı işletmeye başlıyor bu sefer. Fiş miş kesmiyorlar zaten, kesse de bunu denetleyecek kimse yok. Oradan elde edilen gelir nereye gidiyor, bilinmiyor. Orayı yaptıran kişi “ruhsatsız ve usülsüz” bu yerin niçin yıkılmadığını araştırıyor. Verdiği mücadele sonucunda “yıkım bütçesi yok” gibi bir yanıt alıyor. Ne zaman? Tam 3 sene sonra…

Bunun üzerine bu kahraman, “madem öyle, bütçe benden, tüm masraflar benden, ben yıkacağım” diyor… Hukuksal zeminde her şeyi hallederek kendi elleriyle yaptığı yeri kendi elleriyle yıkıyor. Oradan nemalanan “ilgili” kişiler engel olmaya çalışsalar da hukuk çalışıyor.

Netice itibariyle, kendisi gerçekten de Saklıkent’i tüm dünyaya tanıtıyor. Bugün orada bir çok işletme var. Köylülerin ürünlerini pazarladıkları bir küçük çarşının yanısıra Rafting yapmak isteyenler için çeşitli imkanlar mevcut. Ne mutlu o kahramana!

Kocaeli’de Yunuslar Yüzüyor

Bu konuyu bir şekilde bir yerlerde yazmak için Suzan Abla’ya söz verdiğim için işte burada yazıyorum…

Ancak münferit kahraman kıtlığı yok ülkemizde.

Bu kahramanlardan birisi de Hakan Osanmaz.

Hakan Osanmaz ile daha önce çalıştığım bir şirketteki tanışıklığımız, kendisinin öyküsünü dinleyerek hem bir zamanlar Genel Yayın Yönetmeni olduğum Aviation Türk dergisinde, hem de Airport TV’de yapımını gerçekleştirdiğim Havacılık Endüstrisi adlı programda sizlere aktarmaya çalıştığım günlerde derinleşti.

Geçtiğimiz günlerde yine karşılaştık ve uzunca sohbet etme imkanımız oldu.

Ben kendisini tanımayanlar için ufak bir bilgi vereyim:

Hakan Osanmaz hem gemi kaptanıdır, hem de deniz uçağı pilotudur. Türkiye’ye deniz uçağı kavramını taşıyan insandır. Keyifli sohbetine, anılarına doyum olmaz. Bu anılardan benim en çok güldüğüm, yıllar önce deniz uçağıyla ilk kez buraya geldiğinde Ataköy Marina’ya inişidir. Uçakla Marina’ya indikten sonra balıkçılar kıyıya koşup kendisine “Atla! Atla!” diye bağırmışlar: Çünkü denize uçak düştü sanmışlar.

Bu uğurda bir kaç kez kelepçelenip nezarethaneye tıkılan Hakan Osanmaz, bir süredir Kocaeli Belediyesi ile ortaklaşa yürüttüğü faaliyetlerle ülkemize büyük hizmetlerde bulunuyor.

Hakan Osanmaz sabah gün doğmadan uyanıyor. Gün doğduğunda havada oluyor ki, geceden sintinesini, pisliğini bırakmış bir gemi varsa keşfedebilsin.

Gün boyu taciz uçuşları yapıyor ve anonsla denize sintinesini döken gemilere ceza kesileceğinden bahsediyor. Sadece gemilere değil, kıyıda bulunan tersanelere de aynı muamele… Odasını uçağı görmeyecek bir yere taşıyan genel müdürler var.

Bu gemilere ve işletmelere ceza kesiliyor. Bu sayede üç yılda 5 trilyon ceza kesilmiş. Bugünse hiç kesilemiyor, çünkü kimse korkusundan ne pisliğini, ne atığını denize dökebiliyor.

Bu yüzden üç yıl önce kokusundan geçilmeyen körfezde bugün yunuslar yüzüyor.

Hakan Osanmaz sadece pislik tespiti yapmıyor: Havadan gördüğü orman yangınlarını ihbar ediyor. Bugüne dek sayısız orman yangını kendisi sayesinde büyümeden söndürülmüş.

Ayrıca Deniz Uçağı ile ilgili düzenlemelerin SHGM Mevzuatlarına girmesi için de ortaklaşa çalışma yürütüyor…

Kısacası,

Hakan Osanmaz da bir kahramandır ve deniz uçağı denince akla gelen ilk insandır.

Ancak, kendisine bu imkanı veren, projesini dinleyince ilgilenen, sonuna kadar arkasında uran Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. İbrahim Karaosmanoğlu’nu da unutmamak gerek.

Belediye Başkanı Sn. İbrahim Karaosmanoğlu’na ve Sn. Hakan Osanmaz’a, yukarıda, yazının girişinde bahsettiğim ve ismini bilmediğim değerli insana, çevreyi, doğayı ve ülkesini seven bir insan olarak sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Yazar Hakkında: Tevfik Uyar


Uçak Mühendisi, Sosyolog ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, ödüllü bir bilimkurgu yazarıdır.

İlgili Yazılar

Yorum yapın (Facebook ya da Twitter profilinizle de yorum yapabilirsiniz...)

%d blogcu bunu beğendi: