Monthly Archives: Haziran 2010

Borajet Pazarını Oluşturdu

Bir gün çalıştığım bir kurumda müşterilerden birisi bir özel uçak kiralamak istemiş ve fiyat istemişti. Elimizdeki uçak B200 olarak bildiğimiz turboprop Beechcraft 200 modeli, küçük, sevimli uçaklardandı. Turboprop olduğu için kısa mesafe olan bu uçuş için oldukça ekonomik bir rakam çıkmış, müşteri hemen kabul etmiş ve uçağın resimlerini görmek istemişti.

Biz fotoğrafları gönderdikten 15 dakika sonra beni arayan kişinin söylediği şey; “XYZ Bey daha güvenli bir uçakla uçmak istiyorlar” oldu.

Açıkçası ben Borajet’in bu girişimci davranışına, müşterinin verdiği bu yanıtın ışığında bakmış ve başarılı olmalarını bir “zaman meselesi” olarak görmüştüm. Yani bu uçaklar düşük fiyatlarına göre bir patlama yaratmayacaktı.

Turboproplara olan bu önyargının sebebini kendi kendime düşündüğümde aşağıdaki bir kaç sebebi buluyordum:

–    İkinci Dünya Savaşı filmlerinde savaş uçaklarının bile pervaneli olması imgesel bir eşitleme yaratıyor zihinlerde, ve sanıyoruz ki “pervaneli uçaklar” nostaljiktir.
–    TV’lerimizin Hollywood’a ait beşinci sınıf filmlerle donatıldığı 90’lı yıllarda, film sahnelerinde ABD’de çok yaygın olan Turboprop uçaklara yer veriliyordu. Bu filmin bütçesiyle ilgili bir durumdu muhtemelen. Daha yeni ve daha popüler filmlerde büyük jetlere rastlamak daha mümkün.
–    Türkiye’de daha önceki bir kaç küçük girişim ve kargo amaçlı kullanımlar sayılmazsa turboprop uçaklar hiç sivil taşımacılıkta kullanılmamıştır.

Bu durumda turbopropların insanlara eski –ve dolayısıyla güvensiz gibi- gelmesinin kaderin Türk insanına olan bir cilvesi olarak değerlendirmekten başka bir şey kalmıyordu.

Bu önyargı sadece yolcuda değil, aslında havacılık camiasının içinde de vardı.

Borajet uçaklarını Batı Apronuna çekip de işletme ruhsatını beklemeye başladığında, Genel Havacılık Terminali’ne inen yokuşta arabada her kim varsa “Borajet’in işi zor” diyordu. Meşhur dudak bükme hareketimizle beraber: “Tutmaz…”

Bu insanları “çokbilmiş” olarak addedmiyorum. Mutlaka bunu söylerken kendi düşüncelerinde birer temelleri vardı. Dedim ya… Ben de Borajet’in önyargıyı aşmak için zorlanacağını düşünüyordum. “Patlama yaratayacak! Muhteşem olacak!” demedi zaten kimse. Zira öyle de olmadı.

Ancak doğru bir pazarlama çalışmasıyla beraber bölgesel havacılığın ve turboprop uçakların sevilen uçak tipleri haline gelmesinin mümkün olacağı Borajet’in Tokat-İstanbul seferleriyle kanıtlandı.

Geçtiğimiz günlerde Radisson SAS Hotel’de basın toplantısı gerçekleştiren Borajet yöneticileri, kamuoyuna merak edilen noktaları açıkladılar.

Borajet Genel Müdürü Kadir Peker, küçük beldelerde hoparlör ile anons yapıldığını anlatarak yolcu sayısının önümüzdeki günlerde artacağına inandıklarını söyledi.

Nacizane tahminimce yolcu sayısı artacaktır. Bu doğru.

Ancak Borajet’in oluşan bu kırılgan güvene karşı daha fazla önlem alması gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü Havacılık, tüm mantık ve önlemlere rağmen, “önyargısal mantıksızlık” içeren bir kültür. Örneğin her MD-80 serisi kırımında ya da kazasında MD’lerin güvenilir bir uçak olmadığı gibi bir tez, hiçbir temeli olmamasına rağmen, öne sürülür. “Buna karşı ne önlem alınır?” demeyin. Ben olsam yolculara, hoparlörlerlerle anons yapılan beldelere, küçük güzel kitapçıklar dağıtırım. Bu kitapçıklar turboprop uçakların avantajlarını, güzelliklerini anlatır. Sanıldığının aksine, Turboprop uçakların çok güvenli olduğunu anlatır.

Bir diğer konu da “stratejik yönetim”. Açıkçası Borajet’in iç hatlarda muazzam bir başarı yakalaması, “daha başka oyuncuları” turboprop pazarına çekecektir. Piyasa her ne kadar oligopol bir piyasa, yani oyuncunun az, yatırımın maliyetli, giriş çıkışın zor olduğu bir piyasa da olsa, Boeing 737’lerle çok daha maliyetli taşımacılık yapan mevcut oyuncuların zaten sahip olduğu alt yapı ve ilişkili hizmetleriyle pazara dahil olması zor değil.

Şunun da farkındayım ki, -hariçten gazel okumak kolay çünkü- söylediklerim küçük ve basit önlemler. Yapmak ya da yapmamak için onlarca sebep olabilir. Ancak KTHY’nin bıraktığı boşluğu Borajet’in doldurmaması için de bir sebep göremiyorum. Ercan seferleri, şirket için bir miktar yatırım maliyeti gerektirse de fırsat maliyeti daha yüksek diye düşünüyorum.

Sonuç olarak, kim ne derse desin, Borajet pazarını oluşturdu. Tebrikler!

Mümkün olan ilk zamanda Edremit seferlerini de başlatmaları dileğiyle.

Klip: Kalp Hırsızım (Ellerine Sağlık)

Bestelerimden birini Burak Unutulmazsoy ile birlikte düzenleyerek bir kaç hafta önce yayına sokmuştuk, ancak şarkıyı bu site ve facebook haricinde herhangi bir mecrada tanıtmamıştık. Aslına kaydın yayınlama ve düzenleme amacı olmadan sabahın 6’sında Nokia E-72’nin kayıt kabiliyetlerini test etmek amacıyla yapılmasının bunda büyük etkisi vardı. Yani süper bir artortam (ambiyans) ayarlayıp, çok dinç ve komşuları rahatsız etme kaygısı taşımadığımız bir ortamda olmadı kayıt. Bağırmaya çekindiğimiz de ayan beyan belli oluyordur. Velhasıl bir şekilde kaydettik, düzenledik, yayınladık.

Haftasonu bana uğrayan sevgili dostum Ömer Cansızoğlu, şarkıya bir klip yaparak youtube gibi mecralarda da yayınlayabileceğimizi söyledi. İkimizin favori filmi olan İngiliz Hasta’nın film görüntülerinin de uygun olabileceğini önerdi. Benim de aklıma yatınca hemen çalışmaya başladık. Kendisiyle birlikte yaptığımız ilk klip, Adobe Premier’in çökmesi ile son anda rezil oldu gitti. Motivasyon sıfıra düştü: Program ya da bilgisayar hiçbir şey kurtarmamıştı. Ancak aynı gece “hangi sahneleri kullanalım” sorusu yanıt bulduğu için oturup yarısını yaptım, ertesi gün de kalan kısmını. Acele ve motivasyonsuzluktan da biraz acele ve acemi oldu açıkçası.

Ancak neticede ortaya bir klip çıktı. Bu klip aşağıda… Beğenenlerin paylaşarak, yorumlayarak katkıda bulunması temennimizdir.

Kendi İnsansız Araçlarımız

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün “100’den fazlası göklerde” demeci bir çok yerde haber oldu.Aynı demeç içerisinde daha önceden dışarıdan aldığımız ama artık üretimini gerçekleştirdiğimiz bir kaç savunma aracından da bahsetmiş.

Sn. Gönül’ün neden bahsettikleri elbette önemli, ama sanırım bizler zaten takip ettiğimiz için –ya da en azından ben- haber ve içerdiklerine değil de daha çok altındaki yorumları okuyoruz.

İnsan bu yorumları görünce üzülüyor.

Aslında internetin insanlara, gazetecilere ve diğer okurlara sağladığı en önemli faydalardan birisi, ülkede olan olaylara, yapılan haberlere, verilen demeçlere halkın tepkilerini anında ölçebilmek, görebilmek…

Eskiden bir haberin yarattığı etkiyi ölçebilmek için mütemadiyen kamuoyu araştırmaları yapılır, halka mikrofon uzatılarak görüşleri alınırdı. Hatta bazı TV programlarının teması, konsepti bu olur ve kamuoyuna sunulurdu böylelikle.

Şimdi halkın nabzını tutmak kolay. İnternet gazeteciliği bunu oldukça mümkün kıldı. Bir haber yapın, altına insanlar yorum yazsın. Tabi siyasi haberler gerçek anlamda fikir vermiyor. Fikir ve ideoloji partizanlığı her yerde kendisini gösteriyor. Yanlış yapanın taraftarları illa ki yanlışı doğru göstermek peşinde, doğru yapanın karşıtları da durumu illa ki yanlışlama peşinde.

Demiştim az önce: İnsan bu yorumları görünce üzülüyor.

Sözgelimi yukarıda bahsettiğim habere insanların ortalama tepkileri şöyle:

İyimserler ülkede çok güzel şeylerin olduğunu düşünüyorlar ve coşkulu yazıyorlar.
Kötümserler ise haberin tutulacak iyi ve güzel yanını bırakmadan vuruyorlar.

İyimserlere “fazla iyimserliğin eksikleri görmeye engel olabileceği” uyarısından başka sözüm yok (Maalesef bizim ordumuzun hala bazı büyük eksiklikleri, kendisi üretmese bile bir an önce tedarik etmesi gereken bazı ihtiyaçları vardır).

Kötümserlere ise daha kısa, ama anlamı daha derin bir kelime söylemek istiyorum: “İnsaf”.

Kötümser vatandaşlarımızın bu haberin altına “Bu uçakların her şeyi yurtdışından geliyor ve burada monte ediliyor” savlarının temeli tamamen bilgisizliğe dayanıyor.

Bu bilgisizliğin suçunu belki bizlerde aramak gerek. Belki bizler milli başarı öykülerimizi haberlerimizde, köşelerimizde daha sık anlatmalı, daha çok bahsetmeliyiz, fakat illa ki bizim anlatmamıza da gerek yok. İnternet nasıl kamuya kamunun nabzını tutma şansı sağladıysa, bilgiye çabucak ve hızlı ulaşma şansını da tanıdı. Ancak toplum olarak “sadece konuşma” sevdamızı yenmenin deveye hendek atlatmaktan zor olduğunun da farkında olarak yine de ben görev biçeyim kendime ve temel bilgileri hemen vereyim:

Sn. Vecdi Gönül’ün bahsettiği mini insansız hava araçları uzun yılların emeğinin ürünü, benim de hem öğrenciyken, hem de iş yaşamındayken katkıda bulunamasam da tüm adımlarına şahit olduğum ve gurur duyduğum, Baykar Makina’nın sıfırdan başlayarak, %100 yerli kaynak ve yerli beyin gücüyle araştırma, geliştirme ve üretimini gerçekleştirdiği Mini İHA’lar.

Bundan dört sene önce 76 adet olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından satın alındı. 2007’de benim de Baykar Makina’da çalıştığım dönemde Kale Savunma işbirliği ile seri üretimine geçildi ve teslimatlarına başlandı (Yanlış anlaşılmasın: Ben o dönemde Baykar Makina’da kısa süreli bir dönem çalışırken İnsansız Helikopter Sistemleri üzerineydi görevim. Bir gurur tablosu olan Mini İnsansız Hava Aracı’nda çalışma onuruna maalesef erişemedim).

Otopilotun bir yemek tepsisi boyutunda olduğu zamandan, onun neredeyse iki kibrit kutusu boyuna küçüldüğü zamana kadarki sürecini bilirim. Oradaki insanların sabah yediden gece 3’e kadar çalışıp, belki tüm hafta içi orada uyuduğunu da bilirim. Ortada buna cesaret edebilmiş koca koca firmalar yokken, otomotiv sahasında yürüttüğü faaliyetlerle iyi kötü kazanan bu insanların, ellerini taşın altına nasıl koyduklarını da gördüm, şahit oldum.

Oradaki emek, özveri, çaba, iki okurun “hepsi montajdır” diye yok sayacağı, aşağılayacağı bir şey değildi.

İnsan üzülüyor işte.

Bu iş partiler üstü bir iş. Ölüm kalım meselesi ideolojilerin, hükümetlerin, konjonktürün varlığına bağlanamayacağı gibi değişmesine de bağlanamaz. Bakanın partisini sevmeyebilirsiniz, görüşlerini de sevmeyebilirsiniz (zira Baykar Makina’nın çalışmalarının temelleri AKP hükümetinden eskiye dayanmaktadır) ancak o parti, bu parti önemi olmadan, -zaten savunma projeleri genelde partilerin ömürlerinden daha uzun planlara dayanır- ülkemizde de bir şeyler yapılabileceğine, ve iktidar kim olursa olsun onun yapması gerektiğine inanın artık.

Yoruldu parmaklarımız.

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google