Monthly Archives: Mart 2010

Dış Cepheden Haberler

Benim de kendi içimde dengelerim var. Konu “Havacılık” ama askerisi ayrı, sivili ayrı. Bazen sivil yanım ağır basıyor… Bazen de öyle gelişmeler oluyor ki askeri havacılık alanında, bir şey yazmamak mümkün değil.

Bilhassa zamanın kısıtlı olduğu, bir şeyleri araştırmak için zamanın az, ilgilisine sormak için imkanın ve vaktin kısıtlı olduğu zamanda elimde bir tek kendi acizane ve naçizane yorumlarım oluyor. İşte tam bu vakitlerde neyi yazacağıma bir türlü karar veremem.

Benim gibi olduğunu düşündüğüm bir de Yiğit Bulut var mesela. Bir kaç dalda bir şeyler aktarmaya çalışıyor. Potbori yapıyor zaman zaman köşesinde… Dedim ya; öyle şeyler oluyor ki es geçmek mümkün değil. Ancak köşe tek köşe. Bu haftalık bize ayrılan yerde kısıtlı bir alanımız var. Onu dolduracağız.

Başlığı “Dış Cepheden Haberler” diye atmamın sebebi de bu. İki haftadır bu köşeden ABD’nin tanker uçağı ihalesinde neler olup bittiğini, EADS-Boeing arasındaki çekişme ve bu çekişmenin “çekilme”ye dönüşümünü inceliyoruz. İlgilisinin sıkı sıkıya takip ettiği bir mesele. Dile kolay: 35 milyar dolar. Şirketleri ayağa kaldırır, şirketleri yerin dibine sokar.

Diğer yandan F-16’lar tüm ülkelerde miyadını doldurmaya başladığından, Avrupa cephesinde “yeni uçak” konusunu tartışan ülkeler var. Bunlardan birisi Danimarka idi, diğeri ise Romanya. Brezilya’nın ve Hindistan’ın durumunu coğrafi konumları itibariyle şimdilik saymıyorum. Ve tabi daha niceleri…

Hal durum böyle olunca bir “potbori” yapmak gerekiyor. Buyrun size dış cepheden haberler:

Romanya’da neler oluyor?

Romanya geçtiğimiz hafta yeni nesil muharebe uçağının “ikinci el” F-16 olmasına karar verdi.

Romanya, önceleri eskiyen ve 2013 yılında hizmet dışına çıkması gereken MiG-21 jetleri için 2008 yılında 4.2 milyar dolara 24 adet yeni F-16C/D istiyordu fakat maddi imkansızlıklardan dolayı kararını verememişti. Devreye giren Saab, %100 gibi “reddedilemez bir” ofset teklifiyle Romanya’ya gelirken, Eurofighter da kesinlikle F-16 paketinden çok daha avantajlı bir teklifle Romanya’nın kapısını çalmıştı. Ancak olmadı… ve Romanya ikinci el ABD menşeli Blok 25 serisi F-16C/D üzerine karar kıldı.

Saab şirketi mecliste hiç tartışılmadan alınan bu karar tepki göstermenin yanısıra sert bir açıklama yaparak %100 ofsete rağmen hiçbir söz vermeyen ABD’nin –üstelik sıfır da olmayan- F-16’larının niçin seçildiğine anlam veremediğini söyledi.

Eurofighter da benzer kararı eleştiren bir açıklama yaparak, “Romanya’nın bu gidişle Avrupa Havacılık Sanayii’ne entegre olmasının zor olduğunu” söyleyerek üstü kapalı bir mesaj gönderdi. Avrupa Birliği ülkelerinin tamamında olduğunun aksine, meclisin vermesi gereken böyle bir kararı çabucak ve bu şekilde almanın Romanya’ya yararı değil, zararı olacağını ifade eden firma, Romanya Endüstrisi’nin Avrupa havacılık endüstrisi ile bağlarının güçlenmesi adına alınan bir karar olmadığına dikkat çekti. Yapılan açıklamada sadece 15 adet uçak almasına rağmen ülkesinde yapılan yatırımların çoktan uçağa ödedikleri fiyatı aştığı ifade edilen Avusturya ve 72 adetlik sipariş sonrasında ülkesinde son montaj fabrikası kurulan Suudi Arabistan örnek gösterildi.

Elbette Romanya’nın bu kararının altında yatan / ya da yattığı belirtilen sebepler ekonomik. Ancak AB’ye yeni katılan eski demir perde ülkelerinin ABD’ye olan bağlılığı biliniyor.

Şu ana dek MiG-21’lerle operasyon yapan Romanya için ilk tercih edeceği “Batılı” uçak çok önemli ve Eurofighter’ın eleştirisi bu noktada anlamlı geliyor:

Avrupa’da yerleşik bir havacılık endüstrisi var ve bu endüstri Saab da bir kenara, daha çok Eurofighter’a –ve tabi ki Airbus’a- yönelik. Romanya’nın bu kararı bir anlamda ülkesinin sanayisinin Avrupa tarafından dışlanmasına eş değer. ABD’nin bir ofset sözü yok; zira olamaz da. Uçaklar ikinci el… Yeni üretilecek de değil. Olsa bile belki Blok 25 olan uçakların modernizasyonunda –ki öyle bir anlaşma yapılırsa bir gün- Romanya’da müşterek yatırımlar kurulabilir ya da bir kaç tesis açılabilir, ancak sürekliliği yok. Sadece 24 adet Blok 25’in modernizasyonu… Arkası gelir mi? Gelmez.

Tabi bu kararın arkasında bazı stratejik süreçler de olmalı. AB’ye girmiş bir ülke olarak Romanya’nın tehdit algılamasında çok ciddi değişiklikler gerçekleşti. Bu sebeple hava sahasını hangi uçakla savunduğuna şimdilik önem vermiyor olabilir, ancak uzun vadeli düşünüldüğünde –naçizane fikrimce- her halde Saab ya da Eurofighter, ikinci el F-16’lardan daha anlamlı.

“EADS Süre İsteseydi Verirdik”

Geçtiğimiz hafta gerçekleşen önemli olaylardan birisi de EADS-Boeing “Çekişme/Çekilme” davası.

25 Mart tarihinde senatoda gerçekleştirilen bir yasama toplantısında konuşan ABD Savunma Bakanı Robert Gates, EADS‘den 35 milyar dolarlık tanker ihalesi hakkında bir mektup aldığını belirtti.

Mektubun içeriği konusunda bilgi vermeyen Gates, Senatörlerden birinin kendisini EADS‘e ek süre garantisi vermemesi konusunda eleştirmesi üzerine, EADS‘nin ihaleden çekilmek yerine biraz daha süre isteyeceğini beklediğini bunun gerçekleşmemesinin üzüntü verici olduğunu ve kendi beklentilerinin bu yarışmada EADS‘nin de yer alması gerektiği olduğunu söyledi.

Bilindiği üzere ihaleden ilk olarak EADS değil, EADS‘nin bu ihaledeki ABD‘li partneri Northrop Grumman çekilmiş, EADS ise bunun üzerine ihaleye girmeyeceğini açıklamıştı.

Northrop Grumman‘ın çekilmesinde gösterdiği ana gerekçe ihale şartnamesindeki değişikliklerin Boeing‘in 767 platformunda geliştirdiği daha küçük bir tanker uçağı lehine olmasıydı.

Görünen o ki ABD, EADS‘in biraz daha inatçı davranmasını ve belki de Airbus‘ın diğer modellerini baz alan yeni bir tanker uçağı önermesini beklemişti. Zira bilindiği üzere, 2008 yılında ihale EADS lehine sonuçlanmış, politik gerekçe olarak Boeing‘in ortaya çıkan bir takım yolsuzlukları ve teknik gerekçe olarak da Boeing 767′nin modern sivil jetlere göre performans açısından biraz daha eski kalması gösterilmişti. Ancak Boeing yılmamış, geniş çaplı bir kampanya ile ihaleyi tekrar ettirmiş, Boeing 777′yi baz alan yeni model önermişti… Tabi tüm bunlardan sonra şartnamede yeniden Boeing 767 lehinde yapılan değişiklikler EADS‘in ABD‘li ortağı Northrop’u küstürmüştü.

Ancak olan oldu. ABD şimdi çeşitli yollarla “eğer istenseydi süre verirdik” diyor. EADS‘nin ABD‘denyeni bir partner bulup yeni bir teklif vermek için süre istememiş olması “Avrupa’lılık Gururu” ile mi ilgilidir, ya da şirket niçin bu tarz bir stratejik karar almıştır bilinmez.

Ancak ihaleye geçtiğimiz hafta duyurduğumuz gibi, Ilyushin de yarışmaya dahil olmazsa ve -eğer ABD yasalarınca da uygunsa- Boeing bu ihaleyi tek başına alıp yürürse, yüzyılın en büyük tanker uçağı ihalesi olduğu gibi, 2000′li yılların ilk skandal ihalesi de bu olacaktır.

İyi haftalar.

T.Uyar

Rus tankerinin şansı var mı?

Geçtiğimiz hafta ayrıntılarını bu köşeden aktarmış olduğum, yüzyılın en büyük tanker uçağı ihalesinde 19 Mart tarihinde sürpriz bir gelişme yaşandı ve Ruslar da ABD’nin tanker ihalesinde boy göstermeye karar verdi.

EADS’nin ihaleden çekilmesiyle birlikte Boeing’e rakip olan Ilyushin Il-96’nın bu yolculuğunun temelleri Cuma günü Moskova’da Hillary Clinton ve Putin görüşmesinde atıldı. 19 Mart’ta alınan ve aynı gün açıklanan karara göre Rusların eski sivil uçak devi olup 2005 yılında United Aircraft Corp. (UAC) olarak tüzelleştirilen Rus firması, ABD’den bir firma ile müştereken ABD’nin tanker uçağı ihalesine girecek.

Ilyushin Il-96 aslında sivil bir uçak. Brezilyalı Clean Air’in iki siparişi sayılmazsa, hiç kapitalist kullanıcısı ya da talibi yok. Diğer talibi de iki uçakla Venezuelalı Conviasa şirketi. Diğer kullanıcısı ise Küba’dan “Cubana” Havayolları. Her ikisi de tahmin edildiği üzere, kendi ülkelerinin milli havayolu firmaları. Cubana’nın 2 adet Boeing 737, 2 adet Airbus A320-200 ve 1 adet ATR-42 haricindeki tüm uçakları Rus uçağı. Yani firmanın 20 uçaklık filosunun ve 6 adet beklediği Rus uçağı siparişinin kaynağı muhtemelen politik.

Ancak uçağın bir özelliği var: İlk uçuşunu yaptığı 1988’den ve Aeroflot bayrağı altında ticari olarak resmen uçtuğu ilk günden bu yana herhangi bir kaza ya da kırımı yok. Tabi ki bu rakam yine de dikkate alınamaz, çünkü serviste bulunan sadece 17 adet Il-96 var. Bu da aslında UAC’nin tanker tecrübesi konusunda akıllarda soru işareti yarattığı gibi, uçağın henüz hem ticari hem de bir seri üretim başarısı göstermediğinin işareti…

Üstelik Boeing’in ABD’li kamuoyunun “milliyetçi” damarına bastığı kampanyasından sonra, nispeten ABD kamuoyu tarafından kabul görebilecek bir Avrupa uçağına göre –bu anlamda- Rus uçağının çok daha az şansı var.

Maliyet liderliği ile rakiplerine fark atsa da uzun vadede bakım konusu da şüpheli. Bu dünyada bir şekilde “Rus teknolojisiyle hiç haşır neşir olmamış bir devlet hangisidir” diye sorsanız, sokaktaki vatandaş bile ABD diyecektir. Bu da gerekli teknoloji aktarımının ve uzun vadede bakım maliyetlerinin dezavantaj yarattığı anlamına geliyor. Ayrıca “sinerji” sorunu var. Yetmiş yıldır Boeing, ABD’nin tanker uçağı tedarikçisi… Baz alınan sivil uçak, 767 türevinin seçilmesi halinde, aynı. Boeing 777 seçilse bile yerleşik bir disiplin ve kültür var. EADS bir derece… Aynı sertifikasyonlara sahip, benzer teknoloji olmasa bile benzer konseptte teknoloji ile donanımlı. Ancak Ilyushin bu anlamda diğer alternatiflerinden çok farklı. UAC’nin Amerikalı ortağının kim olacağı işte tam bu noktada önem kazanırken, bu durum Il-96’nın dört türevinden “batı motorlu” tek türevi olan Il-96M’yi gösteriyor. Çünkü Il-96M, diğer türevlerinden farklı olarak tamamen batı aviyonikleri ve Pratt & Whitney PW2337 motorlarına sahip.

Bu atılımın Boeing’in yalnızlığını gidermek amacıyla mı olduğu yoksa gerçekten de UAC’nin bir şansı olup olmadığını zaman gösterecek.
Ancak nacizane düşüncem şudur ki: Tüm bu yaşananlardan sonra ibreler Boeing’den yana.

T.Uyar
İyi haftalar.

ABD Boeing’i kayırdı mı?

En sonunda EADS-Northrop ikilisi ABD’nin tanker uçağı ihalesinden çekildiler. Fransa ve Almanya ABD’yi kayırmacılık ile suçluyor. Yaşananlar Boeing’in zaferi mi, yoksa EADS’nin kaybı mı?

İki seçenek de aynı anlama geliyor gibi görünebilir.

Ancak bir tarafta çırpınan, kamuoyunu harekete geçirmeye çalışan, binbir türlü siyasi kulis ve propogandalarla sonuçlanmış bir ihaledeki kararı bozdurduktan sonra ileri sürülen tüm bahaneleri tek tek yok eden Boeing var.

Diğer yandan “ihaleden çekildikten sonra” arka çıkılan ama ihale sürecinde Avrupa’dan pek de destek göremeyen, A400M, Power8 derken kendi iç politika ve projeleriyle uğraşan EADS var.

35 Milyar Dolarlık rakamıyla dudak uçuklatan ihalenin kolaylıkla Avrupa’ya yar edilmeyeceği tahmin edilmeliydi. İhale sonuçlandığında bizler de tahmin edememiştik. Ancak 2008’in yaz aylarında ihale iptal edilince, Boeing’in başarılı kampanyalarına ABD’nin yeni hükümetinin karşı koyamayacağı az çok seziliyordu.

Şu an Fransa ve Almanya tepkili. Zira durumun kayırmacılığın çok ciddi bir örneği olduğunu söylüyorlar (Zaman zaman Boeing ve Airbus konusunda alevlenen korumacılık/kayırmacılık tartışmalarının küresel ve serbest rekabet fikrinin beşikleri olan bu ülkelerden gelmesi ironik elbet..). 2009 yılı Aralık ayında, EADS’nin konuyla ilgili ABD’deki ortağı Northrop Grumman, ihale şartlarında Boeing lehinde değişiklikler olabileceği ve sayede ihalenin Boeing’e kazandırılabileceği konusunda açıklama yapmış, ABD Savunma Bakanlığı’na üstü kapalı bir şantaj yapmıştı.

Ve nihayet söylenen de oldu: Northrop Grumman, dolayısıyla EADS, 24 Şubat 2010’da ABD’nin şartnameyi değiştirmesi üzerine, yeni şartnamenin Boeing lehinde olduğu gerekçesiyle ihaleden çekildi.

İhalede neler oldu?

Öncelikle konuya yabancı olanlar ya da detayları kaçıranlar için küçük bir özet verelim:

2008 yılı Şubat ayında 179 uçaklık 35 Milyar $ değerindeki dev tanker uçağı ihalesini A330 modeliyle giren EADS ve ABD’li ortağı Northrop Grumman kesin olarak kazandı. Hızlı bir şekilde karşı propogandaya başlayan Boeing’e karşılık, 2008 yılı Mart ayı başında zaferin tadını çıkaran EADS ve Northrop, ABD sınırları içerisinde yatırım kararlarını açıklayarak projenin ABD adına faydalı olacağına dair kamuoyu ikna çalışmalarına başladı.

Bu sırada kongrede muhaliflerin sesleri yükseldi ve projenin EADS’e verilmesiyle ABD’nin ne kazanacağı hususunda soru önergesi verildi. Aynı sıralarda Boeing, hükümetten niçin kendilerinin tercih edilmedikleriyle ilgili resmi bir açıklama istedi. Mart ortasında Boeing, kendi modeli 767 ile A330’un fizibilitelerini karşılaştırarak EADS’in çözümünün ABD için uzun vadede daha maliyetli olduğunu gösteren bir rapor yayınladı. Üstüne üstlük Boeing, www.americasnewtanker.com (Amerika’nın yeni tankeri) adı altında bir web sitesi dahi organize ederek “Amerikan Vergi Mükelleflerini” hassas olmaya çağırdı, internet üzerinen propoganda yapmaya başladı. Süren propogandalar ve kongredeki hararetli tartışmalardan sonra 6 Temmuz 2008 tarihinde ihale iptal edilerek, değerlendirmenin yeniden yapılmasına karar verildi.

Boeing yolsuzluktan kaybetmişti…

İlk olarak o dönemde Boeing gibi dev bir uçak üreticisi ve savunma devinin ihaleyi nasıl olup da –her ne kadar EADS ile müşterek yatırımda bulunsa da- Northrop Grumman gibi nispeten daha küçük ve tecrübesiz, daha da önemlisi kongre üzerinde etkisiz bir şirkete kaptırmış olduğu sorgulanacak olursa karşımıza iki Boeing yetkilisinin demir parmaklıklar arkasına girmesine sebep olan, 2004 yılında patlak veren ve 100 adet Boeing 767 tipi tanker uçak kiralama programı çıkar. ABD Hava Kuvvetleri’nin “Dragon Lady” (Ejderha Kadın) lakaplı “satın alıcısı” Darleen Druyun’un Boeing ile imzaladığı 23,5 milyar dolarlık sözleşmenin soruşturmaya tabi tutulması ve soruşturma kapsamında Druyun’un E-posta adreslerinin kontrol edilmesi üzerine bu fahiş fiyatın Druyun ve Boeing yetkililerinin danışıklı dövüşü sonrasında belirlendiği ortaya çıkmıştı.

Bu programın başarısızlığa uğramasını mütakip belirlenen 179 uçaklık bu son ihalede Boeing’e şans verilmesi ya da Boeing’in siyasi kulis yapabilmesi, henüz 3 sene önce gerçekleşen bu yolsuzluk sebebiyle pek de mümkün değildi. Zira o dönem sivil proje 787 Dreamliner’daki problemler, A380 ile olan rekabetinde geriye düşme ve tüm bunlar sonucunda Boeing’in finsansal gücünde meydana gelen sarsıntılar, Boeing’in proje için yapabileceği her şeyi yapmasına engel oldu.

Diğer yandan 75 yıldır ABD Hava Kuvvetleri’nin tanker uçakları tedarikçisi olan Boeing, artık miyadını doldurmuş olan Boeing 767’den daha başkasını önermiyordu. Airbus’ın A330-200’leri, Northrop’un da teknoloji liderliğiyle birleşerek, ABD’de çok daha teknolojik ve yeni bir opsiyon olarak gelmişti.

(O dönem Boeing’in yeni tanker uçağı adayının 787 Dreamliner olduğu, ancak projedeki gecikmeler dolayısıyla ihaleye Türk Hava Kuvvetleri’nin de şu an kullanıyor olduğu mevcut KC-135’ler ile girdiği söyleniyordu. Bugün Boeing, söz konusu ihaleye ikinci bir seçenek olarak Boeing 777 modelini sunmaktadır.)

Sezar’ın hakkı Sezar’a

Olayların arka planında daha başka neler olduğunu bilmesem de; ihaleyi zaten kazanmış olan EADS / Northrop ikilisinin böyle bir darbeye olan haklı tepkilerini anlıyorum. İhale şartlarının Boeing’in kazanabileceği yönünde değiştirildiği iddialarına hak vermemek mümkün değil.

Ancak Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek lazım. Bu dönemde Boeing, eşi bulunmaz bir propoganda örneği sergilemiş, eşi bulunmaz bir kamuoyu yaratma girişiminde bulunmuş ve ciddi çalışmalarla ihaleyi iptal ettirmeyi başarabilmiştir. İhale iptalinden sonra yaptığı hızlı çalışmalarla da eski olduğu gerekçesiyle eleştirilen 767’ye alternatif üretebilmiş ve çok iyi stratejik hamleler yaparak ibreleri kendi yönüne çevirebilmiştir.

İyi haftalar.

Tevfik Uyar
Genel Yayın Yönetmeni

Yerli Uçak Fikri Tabana Yayılmalı

SavunmaSanayi.NET Genel Yayın Yönetmeni Tevfik Uyar, 5 Mart 2010’da Airport TV’de yayınlanan “Fikir Fırtınası” programına bağlanarak “Yerli Bölgesel Uçak Hedefi” hakkında konuştu.

5 Mart 2010 akşamı Airport TV’de yayınlanan Fikir Fırtınası programının ana konularından birisi “Türkiye’de yabancı pilotlar”, ikincisi ise Ulaştırma Bakanı’nın Yerli Bölgesel Uçak projesi için 1 milyar dolarlık Ar-Ge bütçesi ayrıldığını söylemesi idi.

Airport TV Genel Koordinatörü Ali Kıdık, Yönetim Kurulu Başkanı Sefa İnan ve Haber Müdürü Murat Herdem’in hazırladığı, SHGM Eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı’nın da telefonla katıldığı programa SavunmaSanayi.NET Genel Yayın Yönetmeni Tevfik Uyar da telefonla katıldı.

“Sadece Ulaştırma Bakanlığı Olmamalı”

Ulaştırma Bakanlığı’nın “1Milyar Dolarlık Ar-Ge” açıklamasını yetersiz bulan Tevfik Uyar, aynı açıklamanın ya da bu hedefin aynı zamanda “Sanayi Bakanlığı” ile ilgili olduğunu, bu bütçenin Ar-Ge’de kullanılabilmesi için Sanayi Bakanlığı’nın devreye girmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin geçmişte uçak yapmış olmasının ya da Türkiye’nin daha önceki Ulaştırma Şurası kararlarını uygulamış ya da uygulamamış olmasının günümüzle ilgisi olmadığını söyleyen Tevfik Uyar, geçmişte ne olursa olsun geleceğe bakmamız gerektiğini söyledi.

Tabana yayılmalı

Uzun vadeli projelerin tabana yayılmasıyla istikrara kavuşabileceğine dikkat çeken Uyar, ABD’nin tanker uçağı projesine dikkat çekerek, Boeing’in “Milli Tanker” sloganıyla konuya kamuoyunun dikkatini çekerek nasıl bir ihaleyi direkten döndürdüğünü örnek verdi.

Uyar, “Özel Sektör” aracılığıyla istikrar sağlanacağını ifade eden Sefa İnan’a cevaben, “Türkiye’de özel sektör üzerinde hükümet baskısı vardır. Mallara el konur, vergi cezası kesilir… Özel sektör projelerin istikrarında yeterli değildir” dedi.

Programın ilgili kısmını aşağıdan izleyebilirsiniz. (Uyar’ın konuşması 13. dakikada başlamaktadır. )

Fikir Fırtınası 05/03/2010 3. Kısım

Havacılığın gözünü seveyim

Her tür muamma insan üzerinde derin duygular uyandırır. Bu duygu heyecan olabilir, mutluluk olabilir, ümit olabilir, çoğu zaman da korku olabilir. Bilinmezlik korku ve kaygının ana kaynağıdır. Tedbir ise yegane ilacı. Ancak her tedbir korkuyu tedavi edici ya da önleyici de değildir.

Ancak karanlık da dahil olmak üzere bir çok fobi bilinmezliğin doğasındandır. Yenmenin yolu da az önce de bahsettiğimiz gibi, tedbir almak, tedbir almak mümkün olmasa bile bilgi almak, bilmektir. Bu yüzden canınızın sorumluluğunu başkasına teslim ettiğiniz durumlarda, bilhassa ulaştırma araçlarında olduğu gibi, herhangi bir arıza, terslik, aksilik varsa bilmek istersiniz.

Temelleri ve kuralları bilimsel method ve bilgilere dayanan “havacılığın” gözünü sevmek de işte buradan çıktı. Bu yazıyı dört haftadır yazacağım da bir türlü kısmet olmadı… Araya başka türlü konular girdi…

Velhasıl, Bostancı-Bakırköy deniz otobüsü hattını çok kullananlardanım. (Anadolu yakasında oturan bir çok havacı gibi diyelim…)

Bildiğiniz üzere bir ay kadar önce sık aralıklarla fırtınalar yaşadık. Deniz otobüsü seferleri de fırtınaya bağlı olarak zaman zaman iptal edilir.

O gün öyle bir sefere denk gelmiştim ki; iptal ihtiyacı bizim seferden sonra gerçekleşti. Yani iptal edilmesi gerektiği kadar güçlü ve kuvvetli dalgaların olduğu muhtemelen bizim seferimiz sırasında anlaşılmıştı. (Başka ölçme sistemleri varsa bilemiyorum…)

Zaten dikkat çekmek istediğim konu, yolcuların rahatlığı.

İyi güzel, hoş. Sefer başlangıcında “Deniz dalgalı olduğundan bundan olumsuz etkilenebilecek yolcuların önlemlerini alması gerektiği” banttan anons edilmiş ve isteyen yolculara poşet dağıtılmıştı.

Ancak denizin bu kadar dalgalı olduğuna ben de ilk kez şahit oldum.

İlk etapta yükseliş ve alçalışlardan keyif alırken, geminin çaprazdan aldığı dalgalara çarparak dalga çukurlarına düşmesi “denizin dalgalı olduğundan…” ile başlayan anonsun “nicelik” belirtmediğini ortaya çıkardı. “Sıkı tutunun” dense anlardık…

Bu da tabi ki beraberinde paniği getirdi. Gemide yer alan çocuklar ağlamaya başladı. Kadınlar her yeni dalga boşluğunda çığlık attılar. Birisinin şekeri yükseldi. Tansiyonu düşenleri ve elden ele kolonya uzattıklarımızı saymıyorum.

Peki “havacılığın gözünü neden seveyim?”

Havada bu tarz şeyler olmuyor mu?

Olmaz mı. Türbülansın en dik alası oluyor, yıldırım düşüyor, hava boşluğuna giriliyor… Ancak pilot hemen anonsta bulunarak yolcuları rahatlatıyor. Sadece sarsıntılarda değil; pas geçildiğinde, havada bekleme yapıldığında…

Yolcular “acaba ömrümüz bu kadarmış, bir felakete mi uğrayacağız” demeden, “şehadet getirmeden” bilgi veriliyor.

Zira o hengame içerisinde gemi görevlisini yanıma çağırarak, kaptanın niçin anons yapmadığını sordum. İlk başta banttan bir anons yapıldığını hatırlattı. “Gemi yarılsa da anons yapılmayacak mı yani?” dedim. Kaptana ileteceğini söyleyerek gitti.

Az sonra gemi kaptanı anons yaptı: “Deniz biraz dalgalı. Fırtına sebebiyle sarsılıyoruz, ancak anormal hiçbir durum yok. 5 dakika içerisinde Bakırköy’de olacağız”.

Ondan sonra daha şiddetli dalgalar olsa bile, insanlar çığlıklar atmadılar…

İşin sırrı burada işte.

Havacılığın gözünü seveyim.

(IDO’ya fırtınalı havalarda kaptanların yapacağı anonslarla ilgili prosedürlerini yenilemelerini tavsiye ederim.)

Tevfik Uyar

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google