Monthly Archives: Ocak 2010

Hadi artık THY ve TAI!

Candan Karlıtekin’in istifasının ardındaki sebepler hakkında iddialar ve dedikodular bitmiyor. Sonuncusu da Milliyet gazetesinden geldi. İddiaya göre, Candan Karlıtekin, uçak alımlarında TAI için offset anlaşması talebinde bulunan Milli Savunma Bakanlığı’nı şirketin halka açık bir şirket olması dolayısıyla reddetmiş.

Yine gazeteye göre bu reddin gerekçesi de, söz konusu işlemin SPK kurallarıyla uyumlu olmadığı yönünde. Daha doğrusu bu payın THY lehine kullanılmaması, “SPK kurallarına muhalefet” olarak adlandırılmış.

SPK’nın ilgili kuralları halka arz olan şirketlerin offset gibi, başka firmalara kazanç sağlayan anlaşmalar yapmasını engellememekte; ancak belli başlı bazı şartlar koymakta: Bu kararın genel kurulda alınması ve kamuyu aydınlatma platformundan hissedarlara duyurulması gerekmekte.

Yani THY’nin TAI üzerinden offset anlaşması yapmasıyla ilgili, SPK kanadından bir sıkıntı yok. Candan Karlıtekin’in durumu etik bulmaması ise yadırganacak bir durum değil. Neticede her Yönetim Kurulu’nun bu tarz bir üst yönetim kararı konusunda kendisine ait fikirleri olabilir.

Belki de burada Candan Karlıtekin, “Niçin TAI? Offset anlaşması “Türk Havacılık Endüstrisi Firmaları” şeklinde de olabililir” tabanlı bir karşı çıkış yapmıştır, o başka. Gerçi, birisi kamusal kimliğini değiştirmiş olsa da ulusal havayolu firmamız, bir diğeri ise kamusal kimliği olmasa da ulusal havacılık endüstrimizin lokomotifi. TAI de zaten bir çok projede ana yüklenici olarak iş kalemlerini alt yüklenici KOBİ’lere aktarıyor. Yani bir nevi endüstrinin abisi…

Fakat; naçizane fikrim THY’nin yüklü uçak alımlarında mutlaka ve mutlaka offset anlaşması yapmasıdır. Candan Karlıtekin’in de ifade ettiği iddia edildiği gibi; böyle bir anlaşma uçakların maliyetini bir miktar arttırabilir. Fakat; diyelim ki yarım milyon dolar arttırsın: 20 uçak için 10 milyon dolar… Barcelona’ya ne kadar verilmiş? 9 milyon dolar. Bir o kadar da Manchester United…

Reklam bütçesi ile demirbaşlara ayrılan bütçenin farklı olduğunun farkındayım; fakar rakamlar karşılaştırıldığında, en azından ülke ekonomisine katkı sağlayacak bu tarz bir girişimin yaratacağı “bir sponsorluk gideri” kadar tutarı da göz artı etmek gerek…

Kesin çözüm: Müşterek Yatırım

Gerek SPK’nın Kurumsal Yönetişim kurallarının getirdiği kısıtlar, gerekse hisse sahiplerinin haklarının korunmasında ortada soru işareti bırakmamak, gerekse ulusal ekonomimizin sağlayacağı fayda düşünüldüğünde aslında oldukça iyi bir çözüm var: Müşterek Yatırım

THY dikey entegrasyon ile teknik, yakıt, ikram, yer hizmetleri alanlarına zaten geçti. THY Teknik A.Ş ise PART 21 alma hazırlığı içerisinde… THY Teknik’in dikey entegrasyonla geçmediği tek bir alan kaldı: O da Üretim.

Şu halde; zaten Airbus ve Boeing sivil ticari uçak projeleri için parça üretmekte olan TAI ile THY ya da daha münasipi THY Teknik bir müşterek yatırım (joint venture) oluştursa…

THY uçak alımlarında offsetlerini böylelikle kendi ortağı olduğu bu firma üzerinden gerçekleştirse…

Böylece hem ülkemiz kazansa, hem THY büyüse, (hem de Yönetim Kurulu Başkanları istifa etmese), güzel olmaz mıydı?

Bu arada; Candan Karlıtekin’in sadece bu konu sebebiyle istifa etmiş olabileceğini düşünmek biraz dar düşünmek olur. Bu ve benzeri bir çok ihtilafın istifa zeminini hazırladığını düşünmek daha mantıklı…

Tevfik Uyar

Hisse senetleri nasıl değerlenir?

Borsa kimine göre oyun, kimine göre kumar, kimine göre ise tanımlanmış olduğu üzere gerçek bir pazar.

Değerli bir arkadaşımın söylemiş olduğu şey şu: “Bilerek kaybedebildiğin bir oyun, şansa bağlı değil demektir”

Düşününce doğru olduğu anlaşılıyor. Örneğin bir zar oyununda -söz gelimi barbut- bilerek kaybedemezsiniz. Ya da rulette. Ancak tavlada, çok çok uç zarlar gelmedikçe, bir oyunu bilerek kaybedebilirsiniz. Borsada da öyle…

Gereğinden fazla fiyatlanmış bir hisseyi satın alırsanız kaybedersiniz.

Batma sinyalleri veren bir şirketin hisselerini alırsanız da.

Ya da herhangi bir hisseyi alıp, fiyatı düşünce satarsanız da.

Çok çok uç durum olmadıkça, yukarıdaki gibi davranırsanız kaybetmeniz kuvvetle muhtemeldir.

O hale Borsa da şansa bağlı değildir. Şansın kısmen geçerli olduğu bir tür oyundur; ancak oyunu iyi bilenler kazanır.

Borsa konusunda bir ders anlatımı hazırladım. Sunumunu ise aşağıya koydum. Meraklısı buyursun:

Hisse Senetleri Nasıl Değerlenir? – Tevfik Uyar (PDF, 434 KB)

Türk Savunması Hakettiği Yeri Buluyor

Havacılıkla, savunmayla, askeri teknolojilerle ilgiliyseniz memleket sohbetlerinin dönüp dolaşıp geleceği yerlerden birisi de yerli teknolojilerimizi üretip üretmediğimizdir.

Sabit bir espri vardır: “Ambargo yesek keşke… Ne zaman ambargo yemişsek her şeyimizi yapmışız.” diye.

Kimsenin aklına başarılı bir politika, kararlı bir Savunma Sanayii Müsteşarı gelmezdi. Türkiye’de başarılı politika ve bürokratlara az rastlanır. Hem zaten genelde Türkiye’de başarı cezalandırılır. Tarihte bunun yüzlerce örneği vardır; hala da yaşanmaktadır. Ancak son yıllarda Savunma Sanayii’ndeki istikrarlı ve kararlı yaklaşım, ilgililer için ümit kaynağı haline gelmiştir.

Zira 6 Ocak tarihinde gerçekleşen son Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısından çıkan sonuçlar, bir öncekinde olduğu gibi, tedarik ve geliştirme projeleriyle ilgili maddelerinin sonunda, yabancı firmalardan çok yerli firmalara yer vermiştir.

Şans Tanımak ve Güven

Daha önceki pek çok yazımızda, sanayileşmenin ön koşulları arasında en önemli yeri tutan kavramlardan birinin özgüven olduğunu söylemiştik.

Vakit, para ve diğer tip kaynakların kaybolmaması ve temkinli kullanılması açısından, önemli projelerde işi tecrübeli firmalara ihale etmenin rasyonel bir davranış olmadığı söylenemez. Ancak bu durumun sürekli haline gelmesi halinde, savunma sanayimizin tecrübe kazanmayarak, sürekli dış alımlara zemin oluşturulacağını düşünmemek de bir o kadar irrasyoneldir.

Dolayısıyla, belli bir nakit ve vakit kaybını göze alarak kendi savunma sanayiinize güvenmek ve şans tanımak elzemdir.

Mantıklı herhangi bir insanın düşününce doğru bulacağı gibi, öncelikle sivil sektörde başarıyla icra edilen projelerin askeri benzerlerini yerli firmalara yaptırarak savunma sanayii için kaynak yaratmak ve tecrübe kazanılmasına ön ayak olmak akla gelen en mantıklı çözümdür. Otokar, BMC, Onuk Tersaneleri vb. daha bir çok yerli firmanın savunma departmanlarını gerek kendileri, gerekse tecrübeli bir yabancı ortağın çözüm ya da iş ortağı olarak devreye girmesiyle kurarak, TSK ihtiyaçları kapsamında üretime başlaması bu çözüme örnektir.

Yeteri kadar tecrübe kazanıldıktan ve sektör için gerekli know-how yaratıldıktan sonra benzer ürünlerin yeni firmalara yaptırılarak, daha karmaşık ve yeni ürünlerin önceki işlerden tecrübe kazanmış yerli firmalara ihale edilmesi de ikinci aşamadır.

Görüldüğü kadarıyla SSM, bu işi sistematik bir şekilde ve başarıyla uygulamaktadır.

Bu hafta, Türkiye’nin mevcut ve tamamlanmış savunma projelerinin bir fotoğrafını çekmek amacıyla, gerçekleşen son Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısı sonuçlarına bir göz atalım:

SSM Ne Baykar’ı, Ne de Vestel’i Küstürdü

Bildiğiniz üzere Taktik İnsansız Hava Aracı cephesinde yarışan iki adet firmamız vardı: Kale-Baykar İHA Sistemleri ve Vestel Savunma. Her ikisi de özgün insansız hava aracı tasarımlarını gerçekleştirmiş, özgün yazılımları ile de operasyonel hale getirmişti. Zira kıyasıya yarışan bu iki firmanın ikisinin de çabalarının boşa gitmemesi için olacak ki SSM tarafından her ikisiyle de sözleşme görüşmelerine başlanmasına karar verildi. Görüşmeler kuvvetle muhtemel sipariş ile son bulacak.

Sinop’ta uzun bir test sürecinden geçen uçakların her ikisi de kendini ispatladı. İki uçak arasında görev konsepti açısından bir farklılık yok. Kale-Baykar’ınkinden farklı olarak, Vestel’e ait uçak katapult ile fırlatılıyor.

Her iki uçak da %100 Türk mühendislerinin el emeği ve göz nuru.

Amfibik Gemi’ye Türk Tersanesi

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ın ihtiyacı kapsamında tedarik edilecek iki adet Amfibik Gemi içinse Furtrans Holding’e ait Anadolu Deniz İnşaat Kızakları Tersanesi ve Alyans A.Ş. ortaklığı ile görüşülmeye karar verilmiştir.

Türk Denizciliği açısından önemli bir başarının daha ilk adımı olacak bu karar, daha önce Yonca Onuk, RMK vb. şirketlerle Deniz Savunma Sanayii’ne iyi bir giriş yapan Türk Gemi İnşaat Sektörü, Savunma Sanayii’ndeki paylarını giderek arttıracağı anlamına geliyor. Nacizane, ticari olarak sınırlarımızı çoktan aşmış olan gemi inşaat sanayiimizin savunma ürünlerindeki ihracat şansını, hava ve kara ürünlerinden daha fazla görüyorum.

ASELSAN ve HAVELSAN Tam Gaz Devam

35 mm. Oerlikon Hava Savunma Silah Sistemlerinin Modernizasyonu ve Parçacıklı Mühimmat İhtiyacını ise ASELSAN karşılayacakken, yeni tedarik edilen silahların Hava Kuvvetleri Bilgi Sistemi (HVBS) ile entegrasyonu görevi ise HAVELSAN’a ait olacak.

6 Yeni Proje için Düğmeye Basıldı

Tüm bu kararlarla birlikte altı yeni proje için de düğmeye basıldı. Bu projeler şöyle:

1. GÖKTÜRK-3 Keşif Gözetleme Uydu Sistemi
2. TSK KU BAND Uydu Muharebe Sistemi
3. Zırhlı Araç Mürettebatı Kompozit Başlığı
4. AHTAPOT – Ağ Yetenekli ve Çok Sensörlü Su Altı Keşif Sistemi
5. Hedef Uçak Tedariki (Y.N: Kuvvetle Muhtemel TAI’nin Turna’sı olacaktır)
6. Tek er tarafından kullanılan Orta Menzilli At-Unut Tipi Tanksavar Silahı

Sonuç:

Ortadoğu ülkeleriyle gelişen ilişkiler, savunma ürünlerimizin ihracatı için de önemli bir şans olma niteliğine kavuşmaktadır. Zira Türkiye Cumhuriyeti olarak Pakistan, Malezya, Gürcistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere Savunma Sanayii ürünleri ihraç etmekteyiz. Benim beklentim gelişen ilişkiler çerçevesinde, ihracat yapılan ülkeler arasında daha fazlasının girebileceğidir, ancak aşılması gereken bazı Uluslararsı engellerin de bulunduğu dikkate alınmalıdır.

Savunma Sanayii’nde başarı sağlandıktan sonra yatay entegrasyonla sivil sektöre de geçiş hiç de zor değildir. TSK için uydu haberleşme sistemi üretebilecek bir ASELSAN’ın, keşif gözetleme uydu sistemi geliştiren TAI’nin, gelişen iletişim ihtiyaçları kapsamında ana firma ya da yan firmalar aracılığıyla kapsamlı bir sivil uydu projesini ele almaları artık zor olmayacaktır. Ya da bir kompozit kask ve başlık üreticisinin, kompozit malzemelerin kullanılabileceği herhangi bir sivil sektörde başarılı olamayacağını kimse söyleyemez.

Söylemekten ve desteklemekten bıkmayacağım Yerli Bölgesel Uçak projemizde yukarıda adı geçen ve tecrübe kazanan tüm firmaların yetişmiş mühendislerinin, bilgi birikiminin, yerleşik teknolojilerinin kullanılacağını zaten söylememe bile gerek yok.

Türk Savunma Sanayii hakettiği yeri bulmaya başlıyor.

Hakettiği yerin bile ötesine geçmesi dileğiyle.

İyi haftalar.

Tevfik Uyar

Havacılık Sektöründe Krizle Mücadele Yöntemi Olarak Tasarım

Yakıt ve resesyon krizinden sonra havacılık sektörünün almış olduğu önlemler ve uçaklarda meydana gelen konsept/tasarım değişiklikleri.

Havacılık Sektöründe Krizle Mücadele Yöntemi Olarak Tasarım

Tevfik Uyar

Özet

2008 sonlarına doğru ciddi boyutlara varan yakıt krizi ve hemen ardından patlak veren küresel kriz havacılık sektörünü ciddi boyutlarda ekonomik sıkıntıya sokmuştur. Bu sıkıntı sürecinde ancak yeterli önlemleri zamanında alan ve yeni teknolojilere yatırım yapan işletmeler ayakta kalabilmiştir. Üreticiler saatlik yakıt sarfiyatı ve saatlik işletme maliyetlerini düşürebilmek için yeni teknolojiler geliştirmeye ve uçaklarda önemli tasarım değişiklikleri gerçekleştirmeye başlamış, havacılık işletmeleri ise yakıt tasarrufu sağlayabilmek için uçak içi aksesuar ve araçları hedef alan çeşitli uygulamalarda bulunmuşlardır. Üreticilerin yöneldiği yenilikler arasında sentetik ve biyolojik yakıtlar, yeni tip vitesli motorlar, aerodinamik iyileştirmeler, yapısal ağırlık azaltımları ve ebat değişiklikleri gibi uygulamalar bulunmaktadır. İşleticilerin geliştirdiği yöntemlerin başında ikramlarda daha hafif araç gereçlerin kullanımı, kısa menzilli uçaklarda fırınların kaldırılması, uçakta bulundurulması gereken kitapların elektronik olarak saklanması ya da hafifleştirilmesi gibi uygulamalar bulunmaktadır.

Anahtar Sözcükler: Havacılık, Havayolu işletmeleri, Yakıt tasarrufu, Uçak tasarımı, Uçak iç tasarımı, İkram hizmetleri, Biyoyakıtlar, Sentetik yakıtlar, Havacılıkta tasarruf yöntemleri

Makale’nin tam metnine ulaşmak için:
http://www.savunmasanayi.net/UTK_Uyar.pdf

İsimsiz soru sorun: Formspring.me

Çok güzel düşünmüşler. Bu kadar basit bir şeyi nasıl daha önce düşünenmişler / ya da düşünemedim hayret…

Kolaylıkla kendinize soru sorulabilecek bir platform hazırlayabiliyorsunuz.

Ya da -eğer varsa- birine isimle ya da isimsiz olarak soru sorabiliyorsunuz.

Benimki burada:

http://www.formspring.me/zamanusta


A400M için perşembenin gelişi

Ne olacak bu A400M’in hali? Takım tutanlar kötü gidiş halinde takımları hakkında bu soruyu sorarlar. Biz de A400M’i tutuyoruz tabi. Avrupa’nın, bizim de ortağı olduğumuz, en büyük nakliye uçağı projesi.

Projenin sahibi Airbus Military. Airbus Military’nin ortaklarından birisi de TAI. Uçağın hem alıcısıyız, hem de gövde işinin %7’si anlaşma kapsamında Türkiye’ye yaptırılıyor. Diğer ofsetler kapsamında yabancı firmalardan iş alan Türk firmaları da var. Örneği Türk ofsetinden değil de, Fransız ofsetinden iş alan Türk firmaları var. O zaman bu oran daha da artıyor. Üretim haricindeki iş kalemlerinden Türk firmalarına gelen mühendislik işini saymıyorum bile.

Bildiğiniz üzere EADS yetkilileri geçtiğimiz hafta yaptıkları açıklamalarda mevcut koşullar altında projeye devam edemeyeceğini, ülkelerin ya daha az uçak teslimatını ya da daha fazla para ödemeyi kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Bu açıklamanın şok etkisi yarattığını, çok mühim bir gelişme olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak değil.

Bu yeni bir şey değil ve söylem de yeni bir söylem değil.

Airbus CEO’su Thomas Enders, 29 Mart 2009’da Alman Der Spiegel’e verdiği demeçte “Bizim bu şartlar altında bu uçağı üretmemiz mümkün değil, bence bu kabusun sonunun gelmesi, sonu gelmeyen bir kabustan daha hayırlı olacaktır” demişti. Projenin devam etmesi için de şart koşmuştu: Türkiye dahil tüm A400M projesi ortak üyeleri ellerini taşın altına koyup uçağın turboprop motorunun (TP400-D6) ArGe rizikosuna bizzat dahil olmaları, yine aynı ülkelerin uçağın ArGe aşamasında finans akışına başlamaları, dolayısıyla ön ödeme yapmaları ve üçüncü şart olarak da A400M uçaklarından beklenilen performansın hemen ağlanamayacağını kabullenmeleri üzereydi.

Bu tarihlerde A400M’in iptali tehdidine karşı İngiltere C-17’ler ve C130J’ler üzerinde durmaya başlamıştı. Projenin ev sahibi olan Fransa, siparişlerden tamamen çekilmeyi –elbette ki ev sahibi olarak- düşünmese de indirime gitmeyi düşünüyordu ve A400M’i ikame edebilmek için Almanya’dan C160 kiralamak ya da Airbus’ın tanker çözümü A330’lar için kolları sıvamıştı.

Diğer ülkelerde bariz bir hazırlık gözlenmedi. Nisan ayının ortasında Janes Defence’e bir röportaj veren Savunma Sanayi Müsteşarımız Murad Bayar da, A400M’deki gecikmeyle ilgili soruya “Türkiye A400M projesinin gecikmesiyle bağlantılı olarak, bu konu üzerinde dursa da herhangi bir ara çözüm alternatifi söz konusu değildir.” şeklinde yanıt vermişti.

Haziran ayında parlementolarında A400M konusunu karara bağlamak için toplanan Fransa ve Almanya, henüz ilk uçuşunu yapmamış olan uçak için yine karar vermemişler, karar gününü 6 ay ertelemişlerdi (A400M’in ilk uçuşunu 2009 sonunda yapmak için acele etmesi tesadüf değildir).

İngiltere ise, geçtiğimiz ay bir adet daha C-17 siparişi vererek zaten 6 adet olan C-17 filosuna bir uçak daha ekledi.

Bariz olarak görülüyor ki; perşembenin gelişin çarşambadan belli idi.
Tüm bu bilgiler ışığında Mart’tan beri suskunluğunu koruyan Airbus cephesi, yeniden konuşmak için ilk uçuşu mu bekledi?

Muhtemel Senaryolar

Herhalde Airbus cephesinin yeni şartlarında en çok İngiltere sevinecektir. Alternatif planını devreye sokan İngiltere, ortaklıktan çekilmeye en hevesli ortak idi. Şu durumda daha fazla para vermesini naçizane zaten hiç beklemiyorum, az uçak almayı da bir ihtimal kabul edecek olsa bile, fırsat verilirse tüm siparişlerini iptal edecektir. Ya da çekilmeme kozunu eline alarak daha az uçağı eskisinden daha pahalıya ama ortalamadan daha ucuza almayı kabul edebilir.

Yine naçizane fikrime göre projenin iptalinden yana olmayan ve etkili miktarlarda siparişte bulunan Almanya, Fransa ve Türkiye projenin iptalini istememektedir ancak projenin maliyeti konusunda, bilhassa Fransa’da ve Almanya’da muhaliflerin sesini yükselteceğinden bahsedilebilir. Türkiye’de bu tarz askeri alımlarda siyasi muhalefetlerin pek bir rolü bulunmadığından ve proje, mevcut hükümetten daha eski köklere dayandığından, siyasi gerginlik ihtimal dışıdır.

Öte yandan Airbus’ın mevcut tesisleriyle ikinci vatanı haline gelen İspanya’nın projenin devamı konusunda olumsuz görüş bildirmeyeceği yine tahminlerim arasındadır.

Projeyi az sayıdaki ihtiyaçlarından dolayı kolaylıkla başka bir uçak ile ikame edebilecek Belçika ve Lüksemburg’un yaklaşımı çok etkili olmayacaktır. Malezya ise dış alıcı olarak proje maliyetlerinden zaten sorumlu değildir.

En muhtemel senaryo, İngiltere’nin çekileceği, diğer ülkelerin fiyatlarda makul bir artış üzerine anlaşacağıdır. Almanya’nın ve Fransa’nın fiyattaki artışa karşın, masraflarını sabit tutmak amacıyla siparişlerinde bir miktar düşüş isteyeceği de beklentiler arasındadır.

Konu Dışı: X ile T’yi karıştırmayın…

Gazetecilik Google’ı kullanan herkesin yapacağı bir meslek değil. Bir bilene sormak esastır. Muhabirler, elbette ki her şeyi bilmesi beklenen kişiler değillerdir; ki başarılı gazeteciler “daha çok bilen” değil, “bilgiye daha çok ulaşan” ve hatta “onun doğruluğunu daha çok teyit eden” dir.

Kanal D haberin haftasonu yaptığı haberde havalimanlarında insanı çıplak gösteren X-ray cihazlarının daha çok kanser yapacağı söyleniyor.

Birincisi, insanı çıplakmışçasına gösteren ışınkar X ışınları değil, T ışınlarıdır. Hava limanlarında yeni kullanılmaya başlayan bu cihazlar da T ışınlarıyla çalışıyor.

İkincisi ise, elektromagnetik spektrumda X ışınından daha az enerji düzeyinde yer alan T ışınları, kesinlikle ve kesinlikle X ışınından daha az kanserojendir. Derinizi aşan, kemiklerinize kadar nüfus eden X ışını nerede, sadece üzerinizdeki kıyafet tabakasını aşan T ışınları nerede…

Kanal D haber bu haberi kendisi mi yapmıştır, ajanstan mı almıştır bilemem. Ajanslardan aldıysa ya da yabancı ajanslardan doğrudan çevirdiyse, lafım yok.

Ama ne olursa olsun “yetkin gazetecilik” diye bir kavrama inanıyor ve bu mesleği, halka bilgi sunmak adına yapılan kutsal bir meslek olarak görüyorsak, sırf haber yapmak için haber yapılmaz. Yapılacaksa da, bir bileni arayın sorun. Ayıp değil ki…

Tevfik Uyar

The Gathering – Marooned

I know from a lesser tribe
I suppose the range of my intelligence
is way too wide

And you don’t see me
’cause I don’t have much to say

My emotional outlet
is consuming the better part of me
And apart from the wrong words
a tortured cry is making me see

That you don’t see me
’cause I don’t have much to say

hours and hours fo jealousy
are passing me by
Although hollow silence
is the only wave
going through your brain

And you don’t see me
’cause I don’t have much to say

Peki gerçekte biz kimiz?

Her yerde farklı farklı hayatlar var.

Bir şekilde bir yerlerde gördüğünüz fotoğraflardaki insanları düşünün.

Bir evleri var. Belki içine girdiğinizde hayranlık uyandıracak. Belki de kaçacağınız. Belki de “bekar evi işte, idare et” dediklerinden.

Sevdikleri var. Ya da sevmedikleri. Ya da onu sevenler, ondan nefret edenler… Her fırsatta onun dedikodusunu yapmaktan büyük keyif alanlar, ya da onun her fırsatta kıskandığı, ardından sövdüğü, gıcık kaptığı, ve bunu belli ettiği ya da belki de etmeyip yüzüne güldüğü.

Hayalleri var. Kimisi çok eskiden kalma. Kimisi daha oluşmamış. Duruma göre oluşacak. Seneye, ya da hemen ertesi günü…

Herkesin bir alışkanlığı var. Ne bileyim, belki esrar çekiyordur. Belki geceleri kalkıp bitter çikolata aşırıyordur. Belki de sabah yüzünü hiç yıkamaz. Ya da çorapla yatıyordur. Değdiremiyordur çıplak ayaklarına hiçbir şeyi.

Sağlık problemleri de oluyor herkesin. Çok çürük belki dişleri. Ya da tam tersine çok sağlıklı gözleri var, 3 metre uzaktan gazete okuyabiliyor.

Belki deli. Ya da bir sürü hesaplaşması var geçmişten. Ağır bir depresyonda… Ne de olsa fotoğraftan anlayamazsınız ama, geceleri uyuyamıyor, sabahları da kalkamıyor, ne yıkanıyor, ne kendine bakıyor adam akıllı. Fotoğraf da zaten genç kızlığından kalma.

Çocuğu olan var. Olmayan var.

Çocuğu hayırlı olan var, olmayan var.

Çocuğu kendisinin katili olacak var, bir de çocuğunun katili olacak…

Belki de hiçkimseye söylemediği bir cinayet işledi. Ya da hiçkimseye söylemediği bir huyu var. Belk eşcinsel, ama belli etmiyor. Belki de sırf kadınlarla daha samimi olmak için, öyleymiş gibi yapıyor. İtiraf etmesiyle sevişmesi de bir oluyor.

Kimisi çok hızlı… Bıkmış erkeklerle/kadınlarla olmaktan. Kimisinin belki daha hiç sevgilisi olmamış. Ama öyle söylemiyor. Utandığından.

Belki hayvanlara hiç dokunamaz mesela. Ya da hem kedi, hem köpek besler. Çok sever hayvanları. Denizden babası çıksa yer bir ihtimal. Bir ihtimal balık sevmez.

Gece onu uyutmayan sancıları olabilir. Ya da henüz keşfedilmemiş bir tümörü. Belki birinden hamiledir ya da birini hamile bırakmıştır, haberi yok… Ya da tır şöförlüğü yapmıştır önceleri mesela. Romanya’da, ya da Almanya’da kendisinin bile haberi olmadığı, on beş yaşını aşmış çocuğu vardır. Belki eşi vardır ve hatta aldatıyordur onu. Hatta o eşini aldatırken, eşi de onu aldatıyordur. Ondan da haberi yoktur. Haberi de olabilir, belki hiç inanmıyordur sadakat kavramına.

Tabu oynamayı seviyordur. Sessiz sinemada üstüne yoktur. Satranç dehasıdır, ama oynayacak adam bulamıyordur. Ya da bir dostu vardır, “gelse de dama oynasak” diyordur. Ya da bir türlü hiçbir oyunu öğrenmeyi beceremiyordur.

Belki evi yoktur. Belki sığıntıdır, hatta seks kölesi. Ya da oturduğu evi jigololuk ya da fahişelik yaparak elde etmiştir. Evi üstüne geçirmiştir zengin sevgilisinden.

Vesaire, saire…

Yazmakla nasıl bitsin.

İnsan bu…

Birini tanımak ne kadar zor değil mi?

Aslında hayatlarımız ne kadar karmaşık. Bizi tanımlayan neler var… Bizi biz yapan…

Bir kokumuz var. Bir bedenimiz. Bazı huylarımız, içinde yaşadığımız çevremiz…

Peki biz gerçekte kimiz?

Yanılsamalı Korelasyon

Şüphesiz istatistik sıkça başvurduğumuz yöntemlerden birisi. Dünya’daki her olgu ya da her kişiyi tek tek değerlendirmek mümkün olmadığı gibi bir yargıya varmak için istisnasız kaideler elde etmeye çalışmak da mümkün değildir.

Bazı soruların kesin yanıtları yoktur. Bazı yanıtlar ise kesinlikle bir sorunun getirisi değildir.

Günlük düşünme alışkanlıklarımız içerisinde de istatistik yola başvururuz. İstatistik -ki aslında deneyimleme olarak da adlandırabilinir- bizlerin öğrenme mekanizmalarından en önemlisidir. Doğduğumuz günden bu yana deneyimleme sayesinde dünyayı kavrar ve yargılar oluştururuz. İlk bilgilerimiz teorik değil, pratiktir.

Aslında bir çok bebek, bilişsel bir sürece ihtiyaç duymadan yer çekimi ve bazı başka dinamik / kinematik etkilerin bilgisi ile doğar. Örneğin bir deneyde hareket eden bir nesne patikasının belli bir kısmını bir perdenin arkasında kaydetmektedir. Durumu izleyen bebek, sabit hızla seyir halindeyken perde arkasına giren cisim, aynı hızla yol alarak perdenin arkasından çıktığında şaşırmamaktadır. Ancak çıkmazsa, ya da daha yavaş çıkarsa, ya da daha hızlı çıkarsa şaşırma anlamına gelen hareketlerde bulunmaktadır.

Ancak bilgiyi üst bilince taşıyıp onu meta olmaktan kurtarmak için -ki buna öğrenim / eğitim adı veriliyor- gözlem ve teyit gerekiyor. Bu gözlemlerin bilgi oluşturmada kullanılması için herhangi bir etkinin belli bir durumu olumlayıp olumlamadığını ya da tetikleyip tetiklemediğini düşünmek ve bunu doğru bilgi olarak algılamak standart davranıştır.

Örnek olarak birlikte bir test yapalım. Lütfen aşağıdaki yargılara bir göz atınız ve sizin için doğru olup olmadığını belirtiniz:

Önerme 1:Bir sınıfta notu 4’ün üzerinde olan çocukların oturma planına bakılıyor ve ön sıralarda oturan 10 kişinin 8’inin notunun 4’ün üzerinde olduğu düşünülüyor. O halde ön sıralarda oturanların daha başarılı olduğu söylenebilir mi?

Önerme 2:Bir doktor hastanede bir hastalığın belirtileri konusunda araştırma yapıyor ve bakıyor ki X hastalığını taşıyan 50 kişiden 40’ı Y’den şikayetçi. O halde “Y, X hastalığının bir belirtisidir” denebilir mi?

Bir çoğunuz muhtemelen bu soruların yanıtlarına “evet” demiştir ya da bir hinlik olduğunu düşünerek ama nedenini bilmeden “hayır” demiştir. Kararsız kalanlarınız olduğu gibi, mantıksal düşünmeye daha yatkın olanlarınızdan gerçeğin “hayır” olduğunu nedenleriyle de bulmuş olan olabilir.

Cevabın niçin “hayır” olduğuna bakalım.

Önerme 1’deki sonuçlara göre ön sıralarda oturanların %80’i başarılı. Ancak önerme içerisinde arka sıralarda oturan öğrencilerle ilgili bir bilgi yok. Ya arka sıralarda oturan 8 kişiden 7’si başarılıysa?

Önerme 2’de de benzer şekilde, hastalık üzerinden değil de, şikayet üzerinden gidilseydi belki başka bir sonuç elde edilebilirdi. Mesela, yukarıdaki önermeye göre X hastalığına sahip kişilerin %80’i Y’den şikayetçi. Ancak Y şikayeti olanların kaçının X hastası olduğuna bakılırsa? Diyelim ki Y’şikayetine sahip 200 kişiden 40’ı X hastasıydı ve 160’ı da değil… Aynı oranda tam ters bir istatistik olmaz mıydı?

İşte bu her iki soruya “evet” diye yanıt verdiyseniz ya da aklınız evete kaydıysa “yanılsamalı korelasyon” hatası yapmışsınız demektir.

Bu hatadan kaçınmanın bir yolu, mantıksal tablolar oluşturmaktır. Tablonun mantıksal formu aşağıdaki gibidir:

P=1 ve Q=1

P=1 ve Q=0

P=0 ve Q=1

P=0 ve Q=0

Önerme 1 için revize edelim:

4’ün altında 4’ün üstünde Toplam
Ön Sırada 2 8 10
Arka Sırada 1 7 8

Önerme 1’deki hatayı yapan araştırmacı örnek gruplarını doğru almamıştır.

Önerme 2 için revize edelim:

X Hastası X Hastası Değil Toplam
Y Belirtisi var 40 160 100
Y Belirtisi yok 10 20 30

Önerme 2’deki hatayı yapan araştırmacı araştırmayı tek yönlü gerçekleştirmiştir.

Bu örneklerin de gösterdiği gibi, hepimiz algılarında bazı kalıp düşüncelere inanmakla yanlışlık konusunda ısrar ediyor olabiliriz.

Bazı kişilik ya da stres bozuklukları da yanlış öğrenme biçimimizin sonuçlarıdır.

Örneğin, bir araçta kaza geçiren kimselerin travmatik stres bozukluğu yaşayıp o araca tekrar binmekte sıkıntı yaşamalarının sebebi, kendi deneyimlerimizin istatistiğini tutmak, önerme 1’de olduğu gibi örnek gruplarını doğru almamaktır. Söz gelimi yaşadığı bir otomobil kazası sebebiyle otombil kullanamayan kişi, otomobil kullanırken kaza yapmayan milyonlarca kişiyi değil, otomobil kullanırken kaza yapan bir kişiyi hesaba katarak kaza yapmanın %100’lük bir ihtimal dahilinde olması gibi bir yanılsamaya sahiptirler.

Benzer şekilde duygusal ilişkilerinde yara alan kimseler de önerme 2’deki hatayı yaparlar ve “telefona akşamları cevap vermemek” gibi bir belirtiyi, aldatma olgusunun kanıtı sayarlar. Oysa herhangi bir nedenle telefona cevap veremeyen ama aldatmayan kişilerin istatistiği daha yüksektir.

Yanılsamalı korelasyon hatasının bir diğer türü de parametre eksikliğidir. Muhtemelen elde kalan aşıları pazarlamak isteyen resmi ya da özel kurum ve kuruluşların yaptırdığı maksatlı haberlerden birinde ya da belki de sadece haberi hazırlayan muhabirin istatistiğin temelleri konusundaki zayıf bilgisi yüzünden büyük bir yanlış yapıldı. Gazetedeki haber; ülkeleri “domuz gribi nedeniyle hayatını kaybedenler sayısı”na göre sıralamıştı.

Listede X,Y,Z,T,W ülkeleri, a,b,c,d,e ölü sayılarıyla sıralanarak listelenmişti.

70 milyonluk Türkiye’de X kadar insanın hayatını kaybetmesiyle, sadece 1000 kişilik nüfusu olan Vatikan ülkesinde aynı sayıda insanın hayatını kaybetmesi arasında oldukça büyük bir fark var. “En çok ölüm Çin’de gerçekleşti” demek muhtemelen Çin’in süreci iyi yönetememesi anlamına da gelmemektedir. Lüksemburg’un %10’luk nüfusunu kırabilecek bir salgının yarattığı bilanço, Çin’deki her sene kızamık kaynaklı çocuk ölümlerinden daha az bile olabilir. Bu yüzden herhangi benzer bir olayda ülkelerdeki ölü sayıları, ülkelerin nüfuslarıyla oranlı olarak verilmelidir.

Bir başka örnek de demiryollarının karayollarına göre daha güvenli olduğu iddiası… Böyle bir istatistik, sadece yılda gerçekleşen kaza sayısı ya da ölüm sayısı ile ifade edilirse, yanılsama yaratır. Demiryolu ve karayolu güvenlik açısından karşılaştırılacaksa kaza / kilometre, kaza / sefer sayısı, ölüm / kilometre gibi oranlar kullanılmalıdır.

O halde:

Kendimiz bir yargıya varmadan önce onun için geçerli bir deney / deneyim dizisinden faydalanıp faydalanmadığımızı sorgulamamız (Önerme 1) veya yargımızı geçersiz kılabilecek ters bir durum söz konusu olup olmadığını gözden geçirmemiz (Önerme 2) gerekiyor. Rakamsal karşılaştırmalarda ise sadece rakamın bir şey ifade etmeyebileceğini de aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google