Etiketler
İlgili Yazılar
Paylaş
İlk pişmanlık da fayda etmez…
İlk pişmanlık da fayda etmez,
Çünkü pişmansanız, hangi türü olursa olsun, olay geçmiş bitmiştir. Telafisine bakılır.
Telafisi hiçbir zaman geçmişi silebilmek olamaz. Namümkün…
***
Bir çoğunun yaptığı gibi hatayı, pişman olunanı savunmak, normalleştirmek de olmaz. O hatanızı telafi etmek değil, suç ortağı aramaktır…
Bunu en çok ahlaki meselelerde görürüz. Ahlakı, inandığı etik değerleri ne olursa olsun, burada bir ayrıma gitmiyorum, bir kimse rahatsız olacağı, topluma aykırı bir şey yapar da bundan pişmanlık duyarsa, hemen o şeyin modernliğin gereği olduğunu iddia edebilir mesela. Ya da böyle şeyleri umursamanın eski kafalılık olduğunu, hatta anlamsız olduğunu…
Kendisi geçmişi silemediği, ama gelecekte de aynı şeyi yapmaya devam edeceğini bildiği için, tek çaresi onu normalleştirmektir.
Hatta suç ortağı bulmak adına başkalarını teşvik edecektir. Ancak öyle rahatlayabilir. Toplumda görülme yüzdesi yükselmeli ki, “normal” olsun. Aksi takdirde kimse bilmese de kendi bildiği kendisini yaftayalayacaktır.
***
Sadece ahlaki değil, siyasi meselelerde de öyledir.
Mesela elinizden bir şey gelmiyordur, suçlu hissediyorsunuzdur kendinizi. O zaman “düzen böyle” diye kabullenirsiniz, -kabullenmek bir yana- hatta kabullenilmesi gerektiğini, bunun zorunlu olduğunu bağırırsınız. Kraldan daha çok kralcı da olabilirsiniz… Yoksa adınız yalakaya, onursuza, karaktersize çıkar. O zaman elden gelen tek şey eldekinin en iyisinin bu olduğunu söylemektir ve aynı şekilde düşünen insanların varlığını çoğaltmaktır.
Kendi hatanızı telafi edemiyorsanız, toplumu hataya sürüklersiniz. Böylece hata hata olmaktan çıkar…
***
Bir diğer yol da aleniyettir!
Yine özellikle etik meselelerde karşılaşılan bir meseledir.
Yaptığınız şeyi ne kadar aleni yaparsanız, o kadar normalleştiğini düşünürsünüz, düşündürtürsünüz, aleni olması işinize gelir. Böylece normlara indirmiş olacaksınız ve kimse de size bir şey demeyecek. Üstelik saklama sorumluluğunu üstünüzden atacaksınız, oh ne ala rahat edeceksiniz…
Hayatınızı bu kadar aleni yaşamak için bir blog kurup her şeyi oradan insanlara zerk edebilirsiniz, hatta sizi siz yapan sırlarınızı, en özel olması gereken duygularınızı insanlara halı yapabilirsiniz… Böylece insanların tahayyülünde sadece sırlarınız olur…
***
Oysa kimi zaman insanı değerli kılan şey onun doğal bilmecesidir. Onu çözmeye, tanımaya, sırlarını öğrenip daha iyi tanımaya çalışmak, ve ona sahip olmanın en eğlenceli yanı da odur ki, kimsenin bilmediklerini bilmek, kimsenin öğrenmediklerini öğrenmek, kimsenin görmediklerini görmek, kimsenin dokunamadıklarına dokunmak…
Ancak bunun kıymetini anlayamayabilirsiniz…
Belki çok kimse bilmemesi gerekenleri bilmiştir. Çok kimse öğrenmiştir herkesin öğrenemeyeceklerini. Çok kimse görmüştür sizi çırılçıplak ve hatta siz kendinizi o şekilde teşhir etmişsinizdir…
Hele bir de çok kimse dokunduysa, gizli teninize… Elinizden, saçınızdan farkı kalmadıysa…
Siz hata olduğunu bile bile ve “hata değil” diye diye,
Size yol göstermeye çalışanlara “eski kafalı” diyerek, kendinizi modernliğin kralı / kraliçesi ilan ederek…
hata yapmaya devam eder,
içinden çıkamazsınız…
Ne son, ne de ilk. Hiçbir pişmanlık fayda etmez.Hatanın telafisi var mı ona bakılır. Hatayı normalleştirmek telafi değildir canlarım…
Esenlikler
T.Uyar
24 Mart 2009 / İstanbul






Facebook
Twitter
RSS
tespitleriniz çok doğru ve yerin de olmuş…
esenlikler dilerim efendim…
Sayın Tevfik Uyar,
Elimden geldiğince yazılarınıza yapacağım yorumları yazınızı irdeleyerek yazmaya çalışıyorum. Şimdi irdelenmiş bir yorum yazayım dedim olmadı. Olmadı çünkü irdelemek ne mümkün denecek herşeyi demişsiniz zaten. Keşke hemen şimdi büyük fikirlerin yer aldığı bir kütüphane kurabilsem. O zaman düşüncelerinizle oraya çok büyük katkılarda bulunurdunuz.