Hakikaten! Amsterdam’da ne oldu?

Hollanda polisi, satır arasında önemli itiraflarda bulundu. Önemli sırlar verdi… Ancak Amsterdam’da düşen uçağın ekibinin öldüğü ya da ölüme terkedildiğine dair soru işaretleri çözülebilmiş değil.
Zira geçtiğimiz günlerde Can Ataklı, Vatan’daki köşesinde durumu aktarmaya çalıştı. Her şeyi yanlış algılamaya müsait çevreler, kendisini bu bağlamda komplo teorisyenliği ile dahi suçladılar. Oysa söyledikleri gayet açıktır ve herhangi bir teoriden öte, gerçeklere yönelik kanıtları ortaya koyarak “Acaba ne olmuş olabilir” sorusundan başka bir şey değildi.

Bizim insanımızın çok önemli bir rahatsızlığı vardır: “Her alanda şeyin en iyisini kendisin bildiğini ve konuya hakim olduğunu sanmak ve asla bilmediğini itiraf etmektir”.
Görünüşe göre burada “Sorgulama” kavramı zaten ayıp gözükmektedir…

İnsanlarımızdan bazıları, herhalde böyle bir durum olsa, Hollandalı ya da ABD’li makamların bunu itiraf edeceğini düşünüyorlar;

Oysa hiçbir gizli kapaklı şey, elbette aleni olarak ortaya dökülmez.

Ayrıca, kanıtlardan yola çıkılmazsa, gizlenen bir gerçeğe nasıl ulaşılabilir? Bir şeyin doğruluğuna inanmak için olayların gözünüzün önünde o şekilde cereyan etmesi, ya da en azından bir kameraya takılması mı gerekir?

Kameraya takılan takılmıştır:
Uçağın çevresinde bir şerit… İçeriye kimse sokulmuyor.

Şimdi, bizim her şeyi bilen dostlarımıza duyurmak/hatırlatmak istediğim bir şey var. BURAYA DİKKAT!

Geçtiğimiz hafta içinde, Hollanda polis sendikası dergisi VMHP’de Amsterdam Kazası’ndaki THY uçağını kurtarma çalışmalarından sorumlu Emniyet Müdürü Ben Van Mierlo’nun bir söyleşisi yer aldı. Mierlo, samimi bir şekilde, kurtarma çalışmalarında önceliğin yaralılara verilmediğini resmen itiraf etti.

Hollanda Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Pieter Van Vollenhoven’i isim vermeden dolaylı olarak eleştiren Mierlo, kaza sonrasında eş zamanlı olarak olay yerine geldiklerinde, Ulusal Güvenlik Konseyi görevlilerinin yaralılara müdahele etmek yerine “kara kutuyu” aramaya koyulduklarını, eğer yaralılara müdahele edilseydi ölü sayısının daha az olabileceğini dile getirdi.

Hollanda Güvenlik Konseyi sözcüleri, söz konusu iddialara “Eleştrilere yanıt vermek istemiyoruz, her polisin ya da yardım görevlisinin araştırma konseyi yetkilerini bilmesine imkan yok” diye yanıt verdi, ancak daha fazlasını söylemedi.

Şimdi buyrun buna ne dersiniz?

Yaralıdan önce kara kutuya öncelik verilmesinin havacılık prosedürlerine göre hiçbir anlamı yoktur.

Şu halde orada aranan şeyin kara kutu olmadığı açıktır; ancak emniyet müdürü kesinlikle orada kara kutuyu ima etmek anlamında kullanmakta, ya da gerçekten ne olduğunu bilmeyecek ve anlamayacak saflıktadır. Onu geçelim…

Benim de sorularım var:

1. Olay yerine niçin hem polis, hem de konsey yetkilileri intikal etmiştir. Bu iki yetkili grubun olay yerine intikal etmesine rağmen kapsamlı sağlık ekipleri niçin hemen intikal ettirilmemiş, kazaya müdahele ettirilememiştir?

2. Böyle bir durumda güvenlikli çalışma alanı sağlandıktan sonra, teknik ekip uçakta tehlike olmadığını anladığında kurtarma çalışmalarının başlaması gerekirdi. Bir kısım insanlar prosedür gereği böyle olduğu iddiasında bulundular; buradaki prosedür nedir? Uçağın patlamayacağına emin olmak için gerekli bir süre mi vardır? Yani “bir saat patlamıyorsa sorun yok” gibi ampirik, nicelikten uzak ve daha çok nitel bir kuralla mı hareket edilmektedir?

3. Pilotun canlı olduğunu söyleyen görgü şahitleri de var. Ancak kokpite giren çıkan herhangi bir kimse yok. Kaza sırasında vefat ettiği söylenen pilotların ölüm haberini neden saatlerce alamadık? Hatta genel anlamdaki kaza bilançosu neden saatlerce netleşmedi? Havaalanı gibi kontrollü bir bölgede gerçekleşen bir kazada kurtulanların gözden kaybolması, kurtarılanların farklı hastanelere kontrolsüz bir şekilde sevki söz konusu olmadığından ölen ve yaralananların ve daha da kolay olmak üzere kurtulanların kimlikleri kolaylıkla tespit edilir. Orası kavşak değil ki, bir kurtulan sağa sapsın, öteki kurtarılan sola, iki ambulans ta devam etsin! Böyle bir şey yoktur…

4. Bir yanda, uçağa alınmayan, yarı yolda alıkonulup kelepçelenen bir THY görevlisi… Sebebi kendisine ne olarak ifade edilmiştir? Bu konuda Hollandalı makamlar nasıl açıklama yapacaktır? Ve daha da önemlisi, bunu açıklaması için gerekli o küçücük soruyu bu makamlara kim soracaktır?

Her şeyi geçelim:

Bir kısım insanımız da Boeing’in çalışanlarının ne gibi sırlar taşıyabileceğini sormuş… Madem öyleymiş, bu “hassas” insanlar niçin THY’nin tarifeli seferiyle taşınmışlar?

Boeing, şu an Avrupa’nın devi olan EADS ile hemen hemen her platformda yarış halindedir. Diğer yandan da muharebe uçağı pazarında Avrupalı Dassault, EADS/Eurofighter ve Saab ile, nakliye uçağı pazarında bugün yine EADS ile yarıştadır. Orta vade de Brezilya’dan Embraer ile rekabete girecektir. Bu firmalar sadece uçak da üretmezler. Bir çok büyük savunma sisteminin alt ve yan sistemlerini geliştirip entegre ederler. Bu çalışanlar sadece askeri teknolojik sırları taşımak zorunda değillerdir; aynı zamanda ticari sırlar da taşırlar.

Bu firmalar siyasi gücü de temsil eder. Zira A380 ve 747-787 ikilisinin yarışında devletler bu firmaları desteklemiştir; çünkü firmadan ötelerdir. TAI, TEI, Aselsan, Havelsan vb. bizim için ne ise, bu firmalar da kendi ülkeleri için öyledirler.

Şirketlerin bilançoları bile onların özel sırrıdır. Onu bunu bırakın, çok gizli askeri sırlar taşımasa bile, bir ihaleye giriş fiyatının yazıkı olduğu minik bir belge ya da not dahi bir firmanın ihaledeki sonu olabilir. Ancak her bilgi taşıyanı da özel uçakla taşımazlar herhalde?

Yolcu uçaklarında kaza oranları eğer milyonda bir ise, aynı örnekle, milyon şirket uçuşundan sadece birisi düşeceğinden herhangi bir sorun yoktur… “Ya düşerse” diye özel uçak tutacak değiller ya? Elindeki çantaya sahip olmasını bilen bir şirket personeli herhangi bir şey taşıyabilir.

Velhasıl;

Artık “yabancıları” sütten çıkma ak kaşık yapan şu zihniyetten vazgeçelim. Herkes masum ya da suçlu olabilir ama gerçeği arıyorsak, sorgulayıcı olmalıyız!

Olaylar bizim inanmak istediğimiz gibi değil, gerçekleştikleri gibi gerçekleşmişlerdir. Bir şeyi sorgulamaya görelim, hemen bir komplo teorisyeni yaftası yapıştırılıveriliyor. Dünya’da hiç tezgah kurulmuyor, istihbarat örgütleri hiç bu tarz çalışmalar yapmıyor mu sanıyorsunuz?

Zira buyrun, herkes birilerini komplo teorisyeni ilan ede dursun, Hollandalı emniyet müdürü bizim iddia ettiğimiz, bazılarının komplo teorisi deyip geçtiği şeyleri birinci ağızdan kendisi duyurdu…

İyi de; Hadi biz soruyoruz; belki komplo teorisi kuruyoruz… En azından bunu bir kaç kanıt ya da delille desteklemeye çalışıyor, mantık yürütüyoruz…
Sizler ne yapıyorsunuz? Çürütebiliyor musunuz?
Tevfik Uyar

NOT:
Tabi Sn. Can Ataklı’nın bir kısım hatalarını düzeltmem de gerek; FBI, ABD’nin Federal İstihbarat Ajansıdır. Yani ABD içinde, eyaletler üstü bir kuruluştur. Yurt dışı operasyonları CIA yürütür.FBI ise ancak ABD’deki bir olayın uzantısı olması halinde, dış devletlerden alacağı izne tabi olarak yurtdışı operasyon yürütebilir.

Yazar Hakkında: Tevfik Uyar


Uçak Mühendisi, Sosyolog ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, ödüllü bir bilimkurgu yazarıdır.

İlgili Yazılar

1 Comment On This Topic
  1. Hollanda vizesi
    25 Ağustos 2009

    Yani Hollanda’dan beklenen de bu tabii ki. Bizimle sözde iyi geçinen bu ülke aslında ayrımcılığın en fazla olduğu yerlerden biridir. Bilginize.

Yorum yapın (Facebook ya da Twitter profilinizle de yorum yapabilirsiniz...)

%d blogcu bunu beğendi: