Eurovision: Klişelerden kurtulun!

Eurovision’a haddinden fazla önem verdiğimi biliyorum; Ancak kendimi bildim bileli takip eden, ve hatta aslında yarışmanın sevenlerinden biriyim.

Günlük müzik piyasasını kim nasıl şarkı yapmış diye takip etmiyorum ancak Eurovision, her kültürden izler taşıyan şarkılarıyla, puanlama kısmında barındırdığı siyasetle, eleştirel gözle bakabilmek ve şarkıları mukayese edebilmek imkanı ile ve daha da önemlisi bir zamanlar birbirini puanlayarak pohpohlayan ülkelerin “televoting”, yani telefon aracılığı ile gerçekleştirilen halk oylaması ile sıfır çekmesiyle benim için yine de ayrı bir dünya… İzlenesi bir şey…

Yarışmayı kazanırken ilgi gösteren batılı devletler, kaybetmeye başladıktan sonra “Eurovision bizim gib i ülkelerde çok takip edilmiyor” deseler de netice itibariyle prestij vasfı ve niteliği taşıyor sonuçlar… Diasporaların etkisi gölgesinde kalsa da.

Velhasıl, geçtiğimiz salı gecesi Eskişehir’den Adana’ya otobüs ile seyahat ederken ilk yarı finali mecburiyetten baçık tutulan ve her yerden yayını alınabilen TRT-1’de izleme imkanı buldum. Evde de olsa muhtemelen izlerdim. Bir kaç izlenim aktarmamda fayda var. Madde madde aktarırsam daha iyi ifade ederim diye düşünüyorum.

1. İngilizce bizim dilimiz değil. Dansözlük ve oryantel kıyafetler de bizim öz kültürümüz değil. Daha çok arap esintileri. Şarkımız pop müzikten ötesi değil. Dımtıs dımtıs eşliğinde “Düm tek tek” şeklindeki sözler de önceden beridir anlamsız şarkı ismi koyma alışkanlığının aynısı. Bir çok ülke şarkılarının gerçekten düzel isimleri var. Bizimkiler bir süredir Rimi Rimi Ley, Şekerim, Superstar vb. Boş… Bir şey ifade etmeye çalışmıyor, bir şey anlatmıyor.

2. Bir çok ülke kültürlerinden önemli yansımalar yaptı ve başarılı da oldu. Örnek: Ermenistan. Sahne kafkas esintileri ile doluydu. Şarkı da öyle. Arka plandaki müzik ve ritim bize de oldukça tanıdık gelecek şekildeydi. Kostüm ve koreografi de benzer şekilde…

3. Bence -şüphesiz- en güzel şarkı İzlanda’ya ait, “Is it true” şarkısıydı. Hem güzel, hem sade, hem gerçekten üzerinde çalışılmış nefis bir şarkı, hem de abartısız sahne, etkili vokal ile hayranı olduğum bir çalışma idi. Son zarfa kadar çıkmadı. Çıkmasa idi Eurovision izleyicilerinin kesinlikle müzik zevki olmadığını düşünerek bu yarışmayı takip etmeyi bırakacaktım. Yohanna Gudrun Jonsdottir’in fotoğrafını da yukarıya koydum! Yeni bir hayranıyım diyebilirim.

4. Çek Cumhuriyeti’nin şarkısının vokali bir Freddy Mercury benzeriydi. Vokalin sesi de tipi de Freddy Mercury’e benziyordu. Üstelik giydiği kıyafet de onunkilere atıfta bulunan bir biçimdeydi. Ancak finale kalamadı.

5. İsveç ise Mezzo-Soprano sanatçısı ile yine klişelerden uzak görüntü sergileyerek başarılı olan ülkelerden biriydi.

6. Malta’nın değişmez katılımcısı ise “What if we” ile yine müzik ziyafeti sunabilenlerdendi. Yani göbek dansı yapmadan ve gerçekten kaliteli bir çalışma ile de Malta gibi ne diasporası olan, ne de adam akıllı nüfusu olan bir ülke de görüldüğü gibi finale kalabiliyor.

7. Belçika’nın Blues şarkısının bir şekilde popülist bir yaklaşım olduğunu düşünsem de finale kalmasını beklerdim. Olmadı.

8. İsrail’in şarkısının finale kalmasında ise mesaj aramak gerek. Şarkının adı “There must be another way”. Yani “Başka bir yolu olmalı”. Barışa atfen söylenmiş bir şarkıydı. Burada bu şarkının desteklenmesi, bu insanların kendi hükumetlerine mesaj vermeye çalışmasından mı kaynaklandı, açıkçası merak ettim. Ancak İsrail’in genel söyleminin kendilerine yönelik saldırılara karşı kendilerini koruduklarına ve aslında barışçı bir toplum olduklarına yönelin olduğunu düşünürsek bu da İsrain’in genel söylemine uygun bir şarkı olmuş olurdu. Desteklenmesi de yersizdi. Üstelik şarkı pek de güzel değildi.

Şimdi final yaklaşıyor. Finalde Avrupa siyasi haritası ve ilişki lejantı tamamen ortaya çıkacak. Nerede, hangi azınlıktan çoğunlukla var, diaspora haritası, komşuluk haritası. Kimler birbirinin kadim dostu, kimler birbirinin kadim düşmanı ve hangi ülke halkları gerçekten tarafsızca oy verebiliyor?

Her sene tekrar eden bu döngüyü yeniden görmek hoş olacak.

Hayırlısı…

Yazar Hakkında: Tevfik Uyar


Uçak Mühendisi, Sosyolog ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, ödüllü bir bilimkurgu yazarıdır.

İlgili Yazılar

Yorum yapın (Facebook ya da Twitter profilinizle de yorum yapabilirsiniz...)

%d blogcu bunu beğendi: