Matbaa sosyalliği azaltıyor…

Başlık garip. Biliyorum. Aslında bu başlığı ben bundan bir kaç yüzyıl önceki bir gazetenin manşeti olarak düşünmüştüm, ancak gazete olabilmesi için matbaanın da yaygınlaşmış olması gerekirdi. Bu yüzden kendi içinde de bir kısır döngü oluşturuyor. Bu yazıyı okurken varsayımlara ihtiyacınız var.

Nesiller arasındaki algı ve bakış açısı farklılığını objektif bir şekilde mukayese etmek ve her ikisini de gerçek hislerle yaşamak isterdim. Her zamanki sorgularımdan biridir:

Cep telefonlu bir dünyaya doğmak ile cep telefonsuz bir dünyaya doğmak arasındaki farkı düşünün!

Cep telefonu icadı beraberinde onlarca eylemi aldı götürdü: Arkadaşını evinden çağırmak, hatta mümkünse zile basmadan önce balkondan bağırmak. Şehir dışından gelen akrabaya gerçek anlamda “neler yaptın” diye sormak ve onu da gerçek anlamda hiç haberinizin olmadığı olan bitenlerden bahsetmesi vb…

Bu sebeple her yeni nesil, eski neslin uzak ve eleştirel yaklaştıklarına alışkın, bildik ve aşina doğmuş oluyorlar.

Yeni icatlar mevcut toplum tarafından yadırganıyor ve bu yaş ile ters orantılı… Yeni bir teknolojiye önce çocuklar alışıyor, onlar kullanmayı öğreniyor. (Ayşe şu babana bi mesaj at kızım, benim gözlerim görmüyor, anlamıyorum bu meretlerden…). Sıradaki nesil ise, bizim için sehpa neyse, onlar için de o bizim yabancı olduğumuz teknoloji o hale geliyor. Bizler ancak onlara “bir zamanlar o şeylerin olmadığı”nı söylüyoruz. Onlar bunu anlamıyor. Biz de o şeylerin “hep olmasını” anlamıyoruz.

Cep telefonu, internet vb. çağımızın örnekleri olduğundan şu ana kadar yazılanlardan yaşınıza göre bir şey çıkarmışsınızdır elbet. Ancak ben bir kaç yüzyıl öncesine dönmek ve mizahi bir şekilde sorgulamak istiyorum:

Matbaa da bir zamanlar yeni bir icattı öyle değil mi?

Sosyalleşme ekseninde bilmemkaçıncı yüzyıl…

Bu fikir aklıma dün, Bostancı’da nerede noter olduğunu bulmak maksadıyla telefonuma yüklediğim İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan şehir rehberini kullanıp, hakikaten de şak diye elimle koymuş gibi bulduğumu düşünürken geldi (zaten evim ile aynı caddedeymiş ve her gün önünden en az iki kere geçmeme rağmen hiç dikkat etmemişim, o da ayrı mesele).

Şimdi GPS var, o var, bu var. İnternet var. Nereden nereye nasıl gidilir, hangi otobüsün hangi durağında inilir hemen yanıt veriyor. Hatta şimdi bir de bazı servisler var: Boyner Backup gibi. Dilediğiniz soruya dilediğiniz saat yanıt veriyorlar. Geçen denemek maksadıyla uzay turizmi yapan Virgin firmasının sahibinin adını sorduk. Google ile kolay ulaşılabilir bir bilgiydi ama inadına sormak istedik. Yaklaşık 1 saat 10 dakika sonra yanıt geldi. Velhasıl, makine etkileşimi insan etkileşimimizi büyük ölçüde azaltıyor.

Bu yüzden adres sormanın bile bir sosyalleşme atağı / eylemidir aslında.

Her neyse…

Gelelim asıl meseleye.

Biliyorsunuz bugünlerde internet, özellikle çok kişiyle müşterek şekilde oynanabilen oyunların yaygınlaşmasıyla beraber ciddi bir tehdit haline geldi. Alışkanlığın müstakil zararlarının dışında, bu oyunlar ve genel olarak internet “asosyalleşmeye sebep olduğu” için eleştirilir.

{

Daha önce internet kültürü ve getirileri hakkında yazmış olduğum iki denemeye şu aşağıdaki adreslerden ulaşılabilir:

http://www.tevfikuyar.com/internet-sorunsali-ve-getirileri-1/internet-sorunsali-ve-getirileri-1/
http://www.tevfikuyar.com/internet-sorunsali-ve-getirileri-2/internet-sorunsali-ve-getirileri-2/

}

Aslına bakarsanız matbaa ilk çıktığında insanlar toplumsal olaylar hakkında bu kadar düşünse idi ve hatta bu tarz konularda manşet atmayı seven bir gazete, bir dergi olsa idi, matbaanın insanları -bugünkü internet gibi- asosyalleştirdiğini yazardı. Tabi dergi ve gazetelerin olabilmesi için öncelikle matbaa olması gerekirdi. Bu kısır döngüyü mizah adına görmezden gelmenizi isteyerek o günkü gazetelerin ne olabilecğeine yoğunlaşmanızı istiyorum. Ve hatta ben size haber metnini de yazayım:

“Son zamanların popüler icadı matbaa giderek yayılıyor. Şeyhler, düşünürler ve gezginler, düşüncelerini ve müstakil eserlerini çoğaltmak maksadıyla matbaacıların önünde kuyruğa girdi. Uzmanlar yakında sohbet akşamlarının, vaaz gecelerinin, şehir meydanı mitinglerinin ve daha da vahimi okul ve medreselerin sonunun geleceğine inanıyorlar.


Düşünün ki artık o çok sevgili hocanızın, yol göstericinizin düşüncelerini ve eserlerini, cemaat ile birlikte olmadan ve onun mekanına gitmeden evde okuyabileceksiniz. Hem de el yazması, pahalı bir kitap olarak değil, matbaanın sağladığı imkanlarla, eşit boyda okunaklı yazı ve temi sayfalarla…

Giderek gelişen matbaacılık, insanların bilgilenme, öğrenme ve eğitimini tamamen dört duvar arasına sokacak, onu tüm bu eylemleri topluluk ve cemaatlerden uzak yapmaya sevk edecek. Uzmanlar insanların giderek yalnızlaşacağından endişe ediyorlar.

Bunun yanısıra, kitapların bağımlılık yaratması ve kitapçılık adına yeni bir sektörün oluşma tehlikesi de bulunduğu uzmanların belirttikleri arasında. Bu konuda gazetemize konuşan defterdarlık uzmanı Celaleddin Ibn Muhterem Bbir eserin yüzlerce basılması tek bir fikrin eksiltilmeden çoağaltılması anlamına geldiğinden kitaplardan elde edilen haksız kazanç olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden çok yüksek vergi koymayı ya da her kitaptan en fazla on adet basılmasına müsade etmeyi düşünüyoruz” dedi.  “İnsanların yalnızlaşmasının daha başka ekonomik sonuçları olacağından korkuyoruz” diyen Muhterem, devlet olarak gerekli önlemlerin alınacağını söyledi.

Başka bir uzman olan nefisbilimci Cebudullah ibn Haşim ise kitaplar yüzünden giderek eve kapanan ve asosyalleşen insanın çok çeşitli kişilik bozuklukları geliştirebileceğinden, kitap okumanın yaratacağı bağımlılık ile kişide kendine ve çevresine yabancılaşma yaratabileceğinden bahsetti.”

Ne diyorsunuz? Mümkün müydü?

Sevgiler.

Yazar Hakkında: Tevfik Uyar


Uçak Mühendisi, Sosyolog ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, ödüllü bir bilimkurgu yazarıdır.

İlgili Yazılar

1 Comment On This Topic
  1. Duran Serkan KILIÇ
    04 Mayıs 2010

    Yazınızın sonu çok eğlenceli bitmiş. Benimde aklıma şöyle bir senaryo geldi

    “şebibullahi yumakçızade efendinin yakında bilginin kolayca çoğaltılmasının faiz veya onun gibi birşeye eşdeğer olduğuna dair açıklama yapılacağına dair duyumlar kulislere bomba gibi düştü. Yumakçızadenin ulemaya danıştıktan sonra bilgi çoğaltımının ve matbaanın haram mı yoksa mekruh mu olduğuna dair kararını açıklanacağı söyleniyor.”

Yorum yapın (Facebook ya da Twitter profilinizle de yorum yapabilirsiniz...)

%d blogcu bunu beğendi: