Monthly Archives: Kasım 2009

Yemen Air, kara listede direkten mi döndü?

Yemen Havayolları’na air bir A310’un düştüğü tarih olan 30 Haziran’dan bu yana neredeyse tam 5 ay geçti ve geçtiğimiz günlerde AB’nin kara listesi güncellendi. Beklenildiği gibi olmadı: Yemenair kara listede yok.

Bilirsiniz; kara listeler vardır. Bankaların vardır ki bu hepimizi ilgilendirir. Bir Murphy kanunudur: Bankadan kredi alabilmek için, önce ona ihtiyacınız olmadığını kanıtlamanız gerekir…

Bir de AB’nin karalistesi vardır:
Teknik yetersizlikleri olduğu düşünülen, Avrupa hava sahası için tehdit teşkil eden uçaklar ve havayolu firmaları bu listeye alınır. Allah’tan banka kredisinde olduğu gibi değildir bu listede olmamak…

Şimdi hiçbir komplo teorisinde bulunmadan size bir kaç vaka aktarmak istiyorum: Yorumu size kalmış. Herhangi bir iddada bulunmak haddimize düşmez; ama olayların sırasının ilgi çekici olduğunu düşünüyorum. Bakalım sizlerin de ilgisini çekecek mi?

30 Haziran’da Yemen Air kazası gerçekleştiğinde, henüz Air France’ın okyanus kazasının şokunu üzerinden atamamış olan Fransa, bu uçağın bir kaç yıl önce kara listede olduğundan dem vurarak, tartışmaları Airbus’ın arızalı olması muhtemel pito tüpü vakasından uzaklaştırmaya çalışmıştı.

Daha kısa süre önce bir Airbus’ın daha durum bilgisini yitirerek okyanusa çakılmış olması, bu kazanın da gerçekleşmesi ile birlikte gözleri Airbus’a çevirdi. Bu kazadan çok kısa bir süre sonra bazı pilot birliklerinin pito tüpü değiştirilmemiş Airbus’lar ile uçmak istememesi de olayın skandalımsı boyutunu pekiştirmişti.

Diğer yandan Yemen yetkilileri Fransızların suçlayıcı tavrından şikayetçi olarak, kaza-kırım incelemesi için üçüncü bir taraf arayışına girmişlerdi. Hatta ve hatta Yemen Air CEO’su Abdulkalek El-Kadi, Fransız hükümet yetkililerinin ve kaza-kırım ofisi BEA’nın baskı ve tacizlerde bulunduğunu iddia etmişti.

Daha sonra bu olaylar, dünya basın-yayınının muhteşem ilgisizliği sonucunda geride kaldı.

Ve…

Tarih: 17 Kasım 2009 – Yemen Air Dubai Airshow’da 10 adet Airbus A320 siparişi verdi.

Tarih: 27 Kasım 2009 – Avrupa Birliği kara listesi açıklandı: İçinde Yemen Air yok.

Yorum da yok!

Ek bir bilgi: Yemen Air kazasına karışan uçağın kara kutuları da hala Fransa’nın elinde… Yemen kutuları geri almak için kanuni yollara başvurmayı düşünüyor…

SSNET İHA Sempozyumuna Sponsor oldu

Daha önce Yıldız Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Savunma Sanayi Günleri 2009 etkinliğine basın sponsoru olan SavunmaSanayi.NET, bu defa da ODTÜ’de gerçekleştirilecek olan UAV SYMPOSIUM’10, ANKARA etkinliğine basın sponsoru oldu.

Avrupa Hava-Uzay Öğrencileri Birliği (EUROAVIA) Ankara yerel grubu tarafından organiza edilen UAV SYMPOSIUM 2010, Avrupa’nın tüm üye ülkelerinden gelen öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirilecek. ODTÜ öğretim üyeleri ve Türk havacılık endüstrisi’nde görev yapan mühendislerin konuşmacı olarak yer alacağı sempozyum, 31 Ocak – 7 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

logo_euroavia_50_ankara.jpg

Sempozyum ana sayfasına erişmek için lütfen tıklayınız.

Eclipse’e Türk Ortak

“Eclipse 500” adı Türkiye’de Atasay Grup’un havacılık faaliyetleri yapmak üzere kurmuş olduğu MyJet ile duyuldu. Ancak daha sonra ekonomik ve teknik sebeplerle Eclipse çöktü; fakat daha sonra kurtarıldı…

Velhasıl, şirketin iyi büyük ortağına bir büyük ortak daha eklendi: Ekim Alptekin.

Milliyet gazetesinin haberine göre Ekim Alptekin konuya sadece yatırım olarak bakmayıp, iki üretim hattından birini Türkiye’ye kaydıracağından bahsediyor.

Konu Türk Havacılığı açısından son derece önemli. Hatta sıradan bir olay olmayacak kadar. Alptekin’in söyledikleri Türkiye’ye de ticari bir şube açmak ya da montaj hattı kurmak gibi bir şey değil. Olayın ekonomik getirilerinin yanısıra başlı başına bir teknolojinin aktarımı söz konusu. Eğer ki sürç-i lisan olmadıysa ve, teknoloji ve havacılık konularında sık sık yapılan terimsel hatalardan yapılmadı ise ve “montaj hattı” yerine yanlışlıkla “üretim hattı” denmediyse, bugüne kadar Türkiye’nin hiçbir tedarik anlaşmasında elde edemediği avantaj, hiçbir ofset anlaşmasının sağlayamadığı kadar önemli bir yatırım ve teknoloji aktarımı demek.

Konuyu biraz daha açmak ve meraklılarını bilgilendirmek için oldukça net ve kısa açıklamaya çalışacağım faydaları maddeler olarak sıralıyorum. Aşağıdaki maddeler ekonomik getirilerden bağımsız olarak, çoğunlukla teknolojik gelişimle ilişkilendirilebilecek değerlerle ilgilidir:

•    ABD’dekinin mudaili bir üretim hattının tamamıyla buraya aktarımı demek, uçağın dışarıdan alınması mecburi bazı hazır komponentleri dışında tüm iç ve dış yapı elemanlarının burada üretilmesi demektir ki bu da uçağı neredeyse yerli bir uçak haline getirir.
•    Alptekin’in Milliyet gazetesine verdiği mülakatta TAI’nin tecrübelerini telaffuz etmesi amacın bu olduğu gösteriyor. “Arnavutluk’tan Kazakistan’a kadar haklarını aldım” demesi de Amerika, Afrika ve Batı Avrupa dışında kalan Doğu Avrupa, Ortadoğu, Asya bölgesinden verilecek siparişlerin üretimi burada gerçekleşecektir.
•    İlk iki maddede bahsedilen koşulların gerçekleşmesi halinde Türkiye’de ciddi bir yatırım yapılmasının yanısıra, uçağın sipariş edildiği ve teslimatlarının sürdüğü süre boyunca ciddi bir tedarik zincirinin kurulacağını ve Türk havacılık yan sanayii’nin uzun soluklu anlaşmalara imzalar atarak KOBİ olmaktan büyük işletme olmaya doğru yol alacağını ve nitelikli iş gücünün istihdamının artacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tedarik zincirinin alt basamaklarını oluşturmak üzere yeni teşekküllerin kurulacağı da tahminlerim arasında bulunuyor.
•    Eclipse 500 üretiminden tecrübe kazanacak mühendis ve işçilerin, Türkiye’nin yerli uçağa sahip olma planı dahilinde geliştirilecek projelere kaydırılması, önderlik etmesi ve tecrübelerini kullanması söz konusu olacaktır.
•    Türkiye’de ilk defa tam teşekküllü havacılık üretimi gerçekleşirken, fabrikanın sahip olacağı yetkileri sürdürmesi için uyguladığı tüm politikalar, hassas üretim ve gerçekleştirilen denetlemeler hızala sertifikasyon bilgi altyapısı (know-how) sağlayacaktır, ki bu da yerli bir uçak üretimi için gerekli bilgi altyapısının tesisinde önemli bir adımdır.
•    Eclipse 500’ün bazı modernizasyon ve modifikasyonlarla başka türlere dönüşmesi zor değildir. Örneğin Eclipse 500 modeli baz alınarak performansı yüksek Yüksek İrtifa ve Uzun Dayanımlı (High Altitude Long Endurance: HALE) İnsansız Hava Aracı tasarım ve üretimi yapılabilir, kaldı ki böyle bir durumda Türkiye’de dış yapı elemanlarının hal-i hazırda üretimi bulunmuş olacaktır. Benzer şekilde –yine şahsi kanaatimce- çok hafif jet sınıfı uçaklar Türkiye’nin henüz planları dahilinde olmayan, ancak modernleşme gereği bir gün mutlaka ihtiyaç duyacağını bildiğimiz  İnsansız Muharebe Hava Aracı (Unmanned Combat Air Vehicle: UCAV) konseptine de yakınlardır.
•    Eclipse 500’ün Türkiye’de bir üretim hattının bulunması, aynı zamanda Türkiye’nin kendi bölgesinin en kapsamlı Eclipse 500 bakım merkezi olacağı anlamına da gelmektedir.

Lafın kısası, önemi anlaşılmasa da, söz konusu olay Türk Havacılığı açısından devrim niteliğindedir.

Gerçek olması dileğiyle… Herkese iyi haftalar.

Günde bilmem kaç orgazm…

Bizim basın yayınımızın ve reyting avcısı web sitelerinin bizim insanımızı salak yerine koyduğunu görmek istemiyorum artık.

Ne olur bitsin artık şu çile…

Yok efendim; bilimin çözemediği olaylar… Saçmalıkların önde gideni. Çoğu bir soru işareti bile olmayan, sadece insanlara ilginç gelebilecek ve hatta hayret bile ettirebilecek, ancak açıklaması var ve doğru olan şeylere ilaveten, olmayan, söylenti, safsatalar. (New Scientist’teki çalışma da her nasıl olduysa değerli ajanslarımız tarafından dikkate alınarak çevrildi ve gazetelere servis edildi. Ona lafım yok…)

Bir ara da denizden çıktığı iddia edilen ilginç bir yaratığın haberleri ortalığı sardı. Hatta milliyet’de şöyle bir ifade vardı: “Canlının DNA’sını bulunmaması bilim adamlarını şok etti”. Yuh artık! Dese ki canlının karmaşık bir tür yapısı var ve sınıflandırılamıyor; anlayacağız. Ancak DNA’sı olmayan, fakat iki kollu, iki bacaklı, kısacası bir memeliden farksız bir canlı olduğu, bilim adamlarının da şok olduğu iddia ediliyor. Oldu canım.

Bir diğeri de şu günde bilmem kaç orgazm. PSAS denilen bu rahatsızlığa sahip dünyada binlerce kadın var; ve bu rahatsızlık gerçekten de var olan bir rahatsızlıktır. Yani uydurma değil. Ancak basınımızda her 4-6 ayda bir, günde 120, 300, 200 kez orgazm olan bu kadınların öykülerine ve bu hastalığın tanımına yer veriliyor. İnanmazsanız arşivleri aratın görün; sürekli olarak bu tarz haberlerin yapıldığını göreceksiniz.

Yahu olacak şey mi? Neden tamah ediyoruz bu haberlere?


Vizyon sahibi uçuş okulları

Türkiye’nin bölgesinin havacılık eğitim merkezi olma yolundaki iddiası sürüyor. Bazı okullar yurtdışı atılımlarını gerçekleştirmek için hazırlıklarını sürdürüyorlar, bazılarının gerçekten de ülkemiz adına fayda sağlayacak hazırlıkları var. Read More

Aynştayn’ın Atatürk’e mektubu

Geçtiğimiz iki hafta boyunca bu satırlarda daha müreffeh ve teknolojik olarak daha ilerlemiş bir Türkiye’nin hayal olmadığını, geçtiğimiz hafta tanımladığımız 3K ile (Kararlılık, Kendine Güven ve Kabiliyet) her şeyin mümkün olabileceğini söyledik.

Güncel örneklerin dışında bilhassa tarihin kaydettiği bazı konuları da anlatmak yerli yerinde olacaktır düşüncesiyle, bu hafta da geçmişte yaşanmış önemli bir olaydan bahsedeceğim.

“Kendi uçağımızı yapabilir miyiz? Yoksa yapamaz mıyız?” tartışmasında bir sahne de geçtiğimiz hafta adını Eclipse’in Türk sermayedarlar tarafından kurtarılma planı ile duyduğumuz Sn. Alphan Manas’ın katıldığı, Sn. Ali Kıdık’ın sunmuş olduğu “Sorun Cevaplasın” adlı programda yaşandı. Benim de canlı yayına bağlandığım ancak vakit kısıtı yüzünden içimdekileri tamamıyla döktüğümün söylenemeyeceği programda Manas, üç K’mıza bir de “S” ekledi: Sabır.

Manas’ın dem vurduğu konu Türkiye’de bu gibi uzun bir süreçte sabırlı davranabilecek yatırımcıların ve siyasetçilerin olmadığı idi. Bir bakıma haklı. Hatta ve hatta “Siyasi Kararlılık” olarak açıkladığımız ilk K ile de doğrudan bağlantılı. Yalnız programda da söylediğim gibi, bu sabırsızlığı örnek göstererek “yapamayız” demek de bir 2. K problemidir. Yani “Kendine Güven”.

Kendimize olan güveni biraz daha arttırmak için, az önce de söylediğim gibi, bu hafta tarihten bir iki örnek vereceğim. Aslına bakarsanız doğrudan doğruya iki haftadır işlediğim konuyla ilgili olduğu söylenemez. Zira ben bu konuyu bağımsız olarak bir yazı haline getirmek ve siz değerli okurlarımla paylaşmak niyetinde idim. Ancak şimdiye kısmet oldu.

Read More

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google