Küllük Külistanlık
Kül gibi göğün altında, kül gibi şehir…
Cigaranın yangısından kendini bulmuş.
Kalabalıklar yaracak durgunluğunu,
Kalabalıklar varacak,
Hiç bitmeyen bir göçün,
Torunları olarak.
Ama kül gibi ya gökyüzü,
Hani cigaranın ucundan bırakılmış,
Bir arkadaş ortamında, alışkanlıkla yakılmış,
Ama dün gibi ya bu şehrin bugünü,
Biraz daha vahşileşip,
Bir gariban daha yutmuş.
Varsın kalabalıklar gidecekleri yere,
Varsın, yarsın sessizliğin huzursuzluğunu,
Her nefeste ömrü biter insanın,
Bir gariban yiter! Her kül atıldığında,
Küllüğe,
Külistanlığa…
İşte böyle bir şehir,
Bir kül gibi…
Çekilmiş tatlı huzur ciğerlere,
Yaramayan kısmı,
İlk çöp arabasında…
Öyle işte bir şehir,
Böyle işte…
Bin cesaret ister arkanı dönmeye,
Bir esaret harcanır, bir özgürlüğe.
İşte böyle bir şehir…
Ya biz?
Hiçbir şey adına hep söylenen türlü yalanlar,
Biz değil miyiz hep beddua alanlar?
Boş yere atmayın suçu şehre,
Boş yere atmayın küllerini cigaranın…
Her şehrin sokağında yine biz varız…
“Bu şehir katleder, biz bakarız…”
Bilet ile girmezler mi bir kadının can damarına,
Bir şarapçının kaldırıma düşmeye sebebi mi yok?
Aç yatan kalmadı mı? Uyuyanın karnı tok!
Kül gibi şimdi gökyüzü…
Kış olduğundanmış, aldırmayalım.
Yitip giden garibana vuralım hadi bir de biz
Kendi burnumuzdan kıl aldırmayalım.
Şiir Kategorisindeki son 5 yazı
- Yağmuradan Kaçmayı Becerememeklerim - 30/11/11
- Geleceğin aynası... - 24/11/11
- Apartıman Çocukları - 09/09/11
- İstanbul (Üç Hece) - 17/07/11
- Hanımeli - 06/07/11




Entropol
Facebook
Twitter
RSS