Monthly Archives: Şubat 2008

İnci küpeli kız…

orj.jpg

“Neden daha önce izlemedim” sorusunu sorduran ve başucu filmlerim listesi arasına giren film. Aslında film olarak nitelendirmekten ziyade, “olay” demek daha uygun.

Bence tarih, kendisinden böyle bir öykü çıkardığı için gurur duymalı ve tabi bu öyküyü beyaz perdeye uyarlayanlar da başarılarından.Read More

Yiğit Özgür hep güldürmez.

Zekasına imrendiğim birisi var: Yiğit Özgür. Onu güldürürken buluruz, bazen de “düşündürüp” güldürürken. Ancak bir de sadece düşündürdüğü, belki biraz da hüzünlendirdiği nadir eserleri vardır.

İşte, bir biçimde sunmak istediğim, en paylaşılası bulduğum. Görmemi sağlayan Osman Ender Kalender’e teşekkürler.

dramozgur.jpg

“Yorumsuz” bırakacağım, ancak bir şiire ilham olduğunu da belirtmem gerek.

O şiir için tıklayın…

Balkanizasyon Devam Ediyor

2006 yılının Mayıs ayında Karadağ’ın bağımsız olmasından sonra kaleme aldığım ve MSI dergisinin de Haziran sayısında yayınlanan “Balkan Haritası Yine Değişti. Yine değişecek mi?” başlıklı yazımda şöyle diyordum: “…bu gelişmenin henüz Self Determinasyon hakkını elde edememiş Kosova’nın ve Bosna Hersek’in içerisinde yer alan Sırp Cumhuriyetinin de hareketlenmesine ve bu istikrarsız bölgenin yeni bağımsızlıklara sahne olmasına sebep olacağı da muhtemel”. Belki “kuvvetle muhtemel” demem daha doğruydu.

Tarihin istikrar ile kavuşturamadığı yeşil balkanlar, bir kez daha haritasını tazelemek zorunda kaldı. 2006 Mayıs’ında bir sabah Karadağ’ın “ben bağımsızım” demesi ve hemen hemen tüm dünyanın onu çok kısa bir sürede resmen tanıması ile aslında beklenen bir süreç başladı. Tahmin edilenler birer uzmanlık ürünü değildi, çünkü zaten Dayton anlaşması ile vaat edilen özerkliğe bile ulaşamamış olan Kosova’nın ilk fırsatta bağımsızlık talebinde bulunacağı ayan beyan ortadaydı. Read More

Aşk Yeniden Setinden 2 (Son)

 giris.jpg

Bugün geçtiğimiz hafta yarım bıraktığımız işi tamamlamak üzere ben, Murat Pınar ve Bahar Arıs, “Aşk Yeniden” dizisinin setindeydik… Üçümüzün de herhalde son ve en belirgin biçimde aklımızda kalan şey, Türkan Şoray’ın ne kadar iyi niyetli, ne kadar hanımefendi ve sevecen bir insan olduğuydu… Setin o karmaşa dolu ve gürültülü havasını solumanın tek çekilir yanı herhalde Türkan Şoray gibi bir hanımefendi ve Cihan Ünal gibi bir beyefendiyle birlikte çalışmak olsa gerek…

Aşağıdaki bir kaç fotoğraf, seti ve oradaki samimiyeti anlatmaya yetecektir. Sevgili abim, dostum Bayram Karaman’a yardımlarından ötürü tekrar tekrar teşekkürler.

Gallery Notice : Images have either not been selected or couldn't be found

Sevgililer Gününü Bekleyenler için “Taksonomik Yaklaşım”

Hep ciddi, sosyal ya da siyasal içerikli bir şeyler karalamaktan biraz daha uzakta “mizahi” bir şeyler yaptığımı da bazen kendim de unutuyorum. Ziyanı yok. İşte bir fırsat: Yaklaşan sevgililer günü…

Üstelik bir çok siyasi, toplumsal ya da bilimsel karalamalarıma yaptığım gibi bir giriş de yapayım istedim:

Bu yazımızda sevgililer gününe üç gün kalmasının sağlayacağı anlam gücüyle, kimin ne beklentisi olduğuna taksonomik bir yaklaşım getirelim istedik. 14 Şubat’ın varlığından memnuniyet dereceleri ve bu varlıktan etkilenme biçimlerine göre elde edilen sınıflandırma aşağıda listelenmiştir: Read More

Sitede biraz değişiklik…

Sitede bir takım değişiklikler yapmak zorunda kaldım. Bu değişiklik kalemlerinden başlıcasını fikir yazılarını sınıflandırmak oluşturdu.

Sağdaki menüden de görebileceğiniz gibi Fikir Yazıları’nı üç ayrı kategoriye ayırdım:

– Bilimsel / Felsefi
– Siyasi / Politik
– Mesleki Yazılar

Artık site içi seyrüsefer daha kolay olacaktır diye düşünüyorum…

“Aşk Yeniden” setinden…

Bana göre film (ya da dizi) setlerinin inanılmaz bir havası var… Aviation Türk dergisi’nin kültür sanat köşesine konuk etmek amacıyla Türkan Şoray ve Cihan Ünal’ın başrollerinde bulunduğu “Aşk Yeniden” dizisinin setindeydim dün. Yaklaşık 7 saat! Dublaj yerine film sesçiliğinin kullanıldığı dizinin sessiz ötesi olması gereken setinde. (Zira film sesçiliğini Bayram Karaman yapmaktadır. Görüşmeyi ayarladığı için tekrar tekrar teşekkürler…)

Yeni yönetmenin bastırıcı sesi altında değişen sahnelerin, kostümlerin, ışıkların hangi aceleci ahenk içerisinde değiştiğini izlemek enfes bir duygu. Belki o sırada yanımda bulunan Hasan Çetiner’in bir kaç saat sonunda sabrı taşmışken benim hala sıkılmadan izleyişimde eskiden beridir içimde var olan bir hevesimin etkisi vardır: Klip Yönetmenliği

Bu yüzden set havası benim hayallerimin rahmi oluyor birazcık, oradan besleniyor, besleniyor ve beslendikçe büyüyor…

Zira orada bulunma amacımıza kısmen ulaşabildik. Türkan Hanım maalesef erken çıkmak zorunda kaldı ve onunla olan randevumuzu biraz erteledik, ancak Cihan Bey ile görüştük. Önümüzdeki hafta yine sete o havayı koklamaya gideceğim. Bir kaç fotoğrafı aşağıya ekliyorum, esenlikler…

Gallery Notice : Images have either not been selected or couldn't be found

Bu arada küçük bir anketim var:

[poll=5]

Felaket felix… Burlalar da doğar, yaşar ve kaybolur.

Felis Domesticus… Ev kedisi. Aylar önce kedimi kendi elimle beni terketmeye zorladım. Kendim de inanamıyorum ama kedimi özlüyorum. Bugün kemer takarken onun ben kemeri takmaya başladığımda aşağıya sarkan tokalı kısma vakit kaybetmeden asıldığını, “Burlaaaaaaaa” diye bağırana kadar kemeri takmakta zorlandığımı hatırladım. Hatırlayınca yine anladım -aynı zamanda o esnada yanımda bulunan Hasan Çetiner de “Şu bak yahu, her şeyini her zaman hatırlıyorsun” dedi- ki ben Burlayı özledim. Hani Franziska’nın yaramazlık yaptığında r’sini söyleyemeyerek -ya da almanlara özgü l’den önce söylenemeyen r ile ğ arası o ses ile- “Buğğğlaaaa” dediği kedimi…

Velhasıl, Burla’nın ben bir çok şeyden vazgeçmişken ya da bir çok şeyden vazgeçmemeye son vermişken tüylü bir arkadaş olarak bir müddet sevgimi, şefkatimi sunduğum, belki içgüdüsel ya da peşinde nankörlüğe sıkı sıkıya bağlı olan sevgisini ve şefkatini gördüğüm, bir nev-i babalık provası yapmamı sağlayan varlık olduğunu kabul etmek gerek. Biz çok kez birlikte uyuduk. Öyle ki ben onu, ağlamasını da duymayım diye kimi akşam mutfağa kapattığımda açık olan mutfak camından çıkıp, tehlikeli pencere yollarından yürüyüp, balkon camından içeri girip, tam uyumak üzereyken üzerimdeki yarım kiloluk ağırlığıyla mırlaya mırlaya gelerek beni yalnız bırakmadı. Tabi ki tüm bunların arkasında o bir anne sıcaklığı ararken onu hayatıma sokmam da var.

İlk geldiğinde 20 santimden ötesini göremeyen, eblek suratlı, sürekli ağlayan ve henüz tabakta duran herhangi bir şeyi midesine indiremeyen bebenin tekiydi. Eczanenin kedimi şirin bulup bedavaya verdiği ve benim acemilikten ilkini niyeyse tek kullanımdan sonra çöpe attığım (Kenara bulaşmış sütü tıbbi atık mı sandım ne?) fakat ikincisini bir ay kullandığım iki şırınga ile, biraz yağsız süt, biraz su ve bir çay kaşığı bal karışımı ile besledim. Önceleri su karıştırmıyordum, hatta sütün yağsız olması gerektiğini bilmiyordum. İnekler kedilerden daha yağlı varlıklar olduğundan yavru kediler buzağı gibi değiller. Fazla yağlı süt midelerini rahatsız ediyor. İşte bu yüzden benim gibi iri yarı bir adamın belki en garip görünebileceği bir hali alarak minicik kedimi omzuma yatırıp sırtını tıpıladım: Gaz çıkarsın diye…

Velhasıl; bir gün beş kat aşağıya düştü… Akşam karanlığında arka balkondan aşağıdaki karanlık boşluğa baktım. Göremiyordum. Hafif bir şok geçirirken onun kumu gözüme çarptı. Artık olmayacaktı… Yemek kabına baktım, artık boşalmayacaktı… Ancak aşağıya “Burla” diye bağırdım. Bir ses ağlamaya başladı…

En alt kata inince boşluk ile en alt kat balkonu arasında 4 metre olduğunu gördüm. Eğer inseydim burla ile birlikte mahsur kalacaktım. Burlanın artık kullanılmayacak olan kumu ve yemek kabını oradan kaldıran da olmayacaktı… İzci liderimiz Fahrettin Ünver’e selam olsun. İzciyken ondan öğrendiğim bir ip numarası ile yaralı bir kediyi sağ salim aşağıdan çektim. Eve geldiğimde kedinin her yeri ağrıyordu. Resmen ayakta uyudu, ben onun o duruşundan kahroldum. Ertesi gün işe gittim içim acıya acıya ve Baş Yer Eğitmeni Yüksel Ay döndüğümde onu ölmüş olarak bulabileceğimi söyledi. Derin bir kedere boğuldum.

Ancak eve geldiğimde her zamanki gibi anahtar sesini duyunca kapıya koşmuştu ve elimdeki torbaları inceliyordu… “9 canlısın lan hakkaten!”. Hatta gün geçtikçe tekrar uğramayacağını düşündüğüm o düştüğü pencereye daha fazla uğradığını gördüm. Enteresan varlıktı vesselam.

Ev arkadaşım Tolga’nın onu çeşitli deneylerde kullandığını söylemeden geçemeyeceğim. Bir tane örnek: Dikey duran bir kanepeye yatay bir şekilde atılan kedi tırnaklarıyla tutunduğu kanepeden hangi koşullarda aşağı iniyor, hangi koşullarda yukarı tırmanıyor? (Tabi bu esnada dikey kanepenin ne olduğu sorgulanabilir: yeni eşya alan Tolga’nın odasından çıkan ve atıl durumda bulunan üçlü kanepe -ki şu an benim odamda- bir müddet minimum yer kaplasın diye hole dik olarak konmuştu. (Bkz: Evin tüm üyelerinin mühendis olmasının sonuçları.)

Kediyi nasıl ve neden bıraktığımı anlatmayacağım. Kendimi üzmeme gerek yok. Bu yazıyı da elbette “ola ki okur ve geri döner” diye de yazmadım. Okumayı henüz öğrenmemiştir. Öğrense bile internet kullanmasına vakit var. Patileriyle zor olsa gerek.

Felaket Felix…

Bu şimdi benim halim. Özlediklerimize benzemeye çalışırız biraz… Ben de öyleyim. Burla gibi tepki veriyorum ani seslere ve şu zamanlar o kadar sinirliyim ki bir kedi kadar saldırgan ancak onun kadar zararsızım. (Parçalayıp adam yutmuyorum)

Ayrıca, ona ihtiyaç duyduğum zamanlardaki gibi bir ruh halim var şu sıralar. Kırılgan, arayıcı, tarayıcı ama bulamayıcı.

Yine de Burla bu yazıyı okuyorsa bilsin ki kapım hala açık… Ancak dökülen tüylerine bir çözüm bulmuşsa daha iyi olur. ve hala kuma pisliyorsa :)

Sevgiler…

Gallery Notice : Images have either not been selected or couldn't be found

Privacy Settings
We use cookies to enhance your experience while using our website. If you are using our Services via a browser you can restrict, block or remove cookies through your web browser settings. We also use content and scripts from third parties that may use tracking technologies. You can selectively provide your consent below to allow such third party embeds. For complete information about the cookies we use, data we collect and how we process them, please check our Privacy Policy
Youtube
Consent to display content from Youtube
Vimeo
Consent to display content from Vimeo
Google Maps
Consent to display content from Google