Balkan Haritası Yine Değişti, Yine Değişecek mi?

Avrupa’nın en istikrarsız bölgesi haritasını değiştirme geleneğinden vazgeçmedi ve 21 Mayıs 2006’da Karadağ’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle Balkan Haritası yine değişti. Üstelik bu gelişmenin henüz Self Determinasyon hakkını elde edememiş Kosova’nın ve Bosna Hersek’in içerisinde yer alan Sırp Cumhuriyetinin de hareketlenmesine ve bu istikrarsız bölgenin yeni bağımsızlıklara sahne olmasına sebep olacağı da muhtemel.

Tarih boyunca Asya ve Avrupa’nın sıcak geçiş yol haritası üzerinde bulunan dağlar yöresi Balkanlar, istikrarsızlık geleneğini sürdürmeye devam etmekte. 1991’de Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin (YSFC) parçalanmasından bu yana süregelen durulma devrini hala tamamlayamayan bölgede Sırbistan ile birlikteliğine devam eden iki özerk bölgenin yanında tek ülke olma ünvanını taşıyan Karadağ da bağımsızlık arzusuna kavuşmuştur. Yalnız uzmanların bu bağımsızlığın yeni sorunlara gebe olacağı konusundaki düşünceleri hiç de kenara atılacak gibi değil. Kosova’nın bağımsızlık istekleri; Sırbistan’ın hala Saraybosna’ya bağlı bulunan Sırp Cumhuriyeti’nin başını çektiği “Orta Sırbistan” hayali ve Macaristan’ın yine Sırbistan’a bağlı özerk bir bölge olan Voyvodina’da yaşayan Macarlar’a uygulanan etnik baskı konusundaki kaygıları bölgede rüzgarlar estirmeye devam edecek…


10 Yıllık Bağımsızlık Mücadelesi

Altı cumhuriyet ve iki özerk bölgeden oluşan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin (YFSC) dağılmasından sonra Sırbistan’a bağlı kalmayı tercih etmiş tek ülke olan Karadağ, 13.812 kilometrekare yüzölçümüne sahiptir. Sırbistan’ın denize tek çıkışı olması sebebiyle Sırbistan için de büyük önem arz eden Karadağ, %49’u Ortodoks Karadağlı, %31’i Katolik Sırp, %16’sı Müslüman Boşnak ve %4’ü Müslüman Arnavut olmak üzere dört etnik kökenli ve üç dinli 672.656 (2003 Aralık Sayımı) nüfusa sahiptir. Biraz gerilere bakıldığında 1997 yılında milliyetçi kesimin temsilcisi Milo Cukanoviç Karadağ’da iktidara geçene dek Karadağ’ın bağımsızlık adına resmi bir kaygısı olmadığı görülmektedir. Hatta babası Karadağlı olan Miloseviç’li Sırbistan’ın uyguladığı politikalara uzun bir müddet Karadağ’dan destek gelmiş, Sırbistan ise Karadağ’da Sırp kimliğini yaymak için, daha doğrusu Karadağlıların da Sırp olduğu düşüncesinin propogandasını yapmak için epey çaba sarf etmiştir. Fakat Sırbistan’ın Karadağ Ortodoks Kilisesini küçümsemesi ve ciddiye almaması ve nüfusun %20’sini teşkil eden Müslüman nüfusun Sırp baskısına tepkisi Karadağ bağımsızlığının simgesi haline gelen Cukanoviç’i iktidara getirmiştir.

Cukanoviç koltuğa oturur oturmaz, Sırbistan’ın geçmişindeki kara lekeden Karadağ’ı yalıtma çabalarına girişmiştir ve kendisinin bu çabaları batılı ülkeler tarafından iktisadî ve fikrî olarak bir süre desteklenmiştir. 2000’de Sırbistan’ın mevcut rejimini değiştirmesiyle bu defa Batılı ülkeler U dönüşünde bulunmuş ve bu defa Sırbistan ve Karadağ’ın birlikteliğini savunmaya başlamıştır. Karadağlıların, Sırbistan’ın mevcut Başbakanı Koştunitsa’nın Miloseviç’in mirasçısı olduğunu iddia ederek birleşik bir devletin kendilerini tatmin etmeyeceğini bildirmelerine rağmen AB arabuluculuğu ile 2002’de Belgrad Anlaşması imzalanmış ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti (YFC) tarihe gömülerek 2003’te “Sırbistan ve Karadağ” devleti ilan edilmiştir. Karadağ’ın bağımsızlık süreci, en azından isimlerinin coğrafya’da zikredilmeye başlanmasının yarattığı olumlu hava ile biraz daha ertelenmiştir.

Anlaşma ile Sırbistan ve Karadağ’ın bazı ortak bakanlıklarının olması öngörülmüş, yalnız bu bakanlıklar pek işlevsiz kalmıştır. Ayrıca Karadağ, Sırbistan’ın savaş suçlularının yakalanması ve cezalandırılması konusunda yavaş hareket etmesi ve sözkonusu şahısların ülke halkınca milli kahramanlar olarak alınmaya devam etmesinden rahatsızlık duymaya devam etmiştir. Bu rahatsızlık ve anılardaki tazelik, bağımsız bir Karadağ hayalini de hep diri tutmuştur. Önerilen Çekoslavakya bölünme modelinin de Karadağ tarafından reddi ile Karadağ’da bir halk oylaması yapılmasına karar verilmiş ve AB’nin şart koştuğu ve aslında bir yandan da çifte standart uygulayarak koymuş olduğu %55 barajı çok küçük bir farkla aşılarak (%55,4) bağımsızlık elde edilmiştir. (AB üyeleri, AB’ye üye olma talebinde bulunan ülkelerde üyelik adına yapılan halkoylamalarında daha küçük barajlar belirlemişti.)

Nüfusun %20’sini oluşturan müslümanlar referandumda belirleyici rol oynamışlardır. Ülkedeki tüm sırpların birliktelikten yana olması ve ülkenin çoğunluğunu oluşturması Cukanoviç’i yüksek baraj karşısında kaygılandırmış, müslümanların da desteğini almak isteyen Cukanoviç referandum öncesinde müslümanların yaşadığı bölgelere olan ziyaretlerini sıklaştırmıştır. Şüphesiz en büyük ikilem nüfusunun %67’si müslüman boşnaklardan, %33’ü Sırp ve Karadağlı Hristiyanlarla Arnavut müslümanlardan oluşan 176.650 nüfuslu Sancak’ta yaşanmıştır. Sırp baskısından kurtulma ümidini Karadağ bayrağı altında görmüş olan Sancak halkı, Karadağ’ın bağımsızlığı yönünde oy kullanmış ve tarihte üçüncü kez bölünerek akrabalarını pasaportla ziyaret etmeyi kabul etmiştir.

Karadağ Bağımsızlığının Bölge ve Dünya Politikasına Etkileri

Oylardaki Yakınlık

Halk oylamasından %55,4 Evet ve %44,5 Hayır oyunun çıkması ve bu oranların birbirine son derece yakın olması ülke içerisinde bağımsızlık yönünde ciddi bir fikir ayrılığı yaşandığının açık bir kanıtıdır. Bu sonucun önemli gerekçesi ise “Evet” oylarının önemli bir kısmının Ortodoks Karadağlılara ve müslümanlara, “Hayır” oylarının neredeyse tamamının da ülkede yaşayan Sırplara ait olmasıdır. Bu netice Karadağ bağımsızlığının yeni bir istikrarsızlığa sebep olacağına dair yorumlanabilir. Uzun bir müddet ülkede bağımsızlığın olumsuz yankılarının süreceği de sadece bir tahmin değildir. Ayrıca bağımsızlıktan kaynaklanan doğal tökezlemelerin de muhalefet tarafından iktidarı eleştirmede önemli bir silah olarak kullanılacağı açıktır. Sırbistan’dan bağımsız olunması halinde Karadağ’ın AB’ye daha çabuk girebileceğini daha önceki söylemlerinde belirten Cukanoviç’in, AB’ye yakınlaşarak ve birliğin takdirini toplayarak muhalefetin yaratmaya çalışacağı olumsuz havayı dağıtmaya çalışacağı da ufukta görünenlerdendir.

Kosova’nın Statüsü ve Sırp Cumhuriyeti

Karadağ’ın da bağımsız olmasıyla Büyük Yugoslavya hayali sadece bir anı haline dönüşmüş ve 2002 yılında resmi varlığını kaybeden YFC, gayri resmi varlığını da kaybetmiştir. Bu gelişmenin henüz Self Determinasyon hakkını elde edememiş ve ancak özerk bölge statüsüne erişebilmiş olan Kosova’ya bağımsızlık yolunda yeni bir umut ışığı olacağı tahmini doğrudur. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince henüz vaat edilen özerkliğe bile erişememiş olan Kosova’nın daha farklı isteklerle dünya sahnesinde yer almak isteyeceği de muhtemeldir.

Fakat Kosova’nın muhtemel bir bağımsızlık süreci bu defa 1995 Dayton anlaşmasıyla pek de “üniter” bir yapı üzerine inşa edilemeyen Bosna Hersek içerisinde yer alan ve hala Avrupa Birliği Kuvvetleri’nin (EUFOR – European Union Force) Bosna Hersek’te bulunma sebeplerinden önemli birisini teşkil eden Sırp nüfuslu Sırp Cumhuriyeti’nin bağımsızlık taleplerini de beraberinde getirecektir. Balkan kasabı Miloseviç kıyımının bir sonucu olarak ortaya çıkan bu devletin halk oylaması ya da demokratik ayrılma taleplerinin Karadağ kadar masum olmaması ve uluslar arası çevrelerce kabul edilebilir gözükmemesi Bosna Hersek içerisinde etnik bir keşmekeş yaşanma olasılığını güçlendiren sebeplerden. Lakin Karadağ’ın bağımsızlığıyle denize çıkışını tamamen kaybetmiş olan Sırbistan’ın güvenlik ve ekonomik sebeplerle tekrar denize çıkış yakalamak isteyeceği, bu sebeple yeni planlarında Sırp Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını amaçlayacağı açıktır.

Kosova ile eşit özerkliğe sahip olan Sırbistan’a bağlı diğer özerk bölge Voyvodina’nın bağımsızlık istemesi ise pek de beklenmemektedir. Kosova’da ezici çoğunluk Arnavutken ve Sırplar azınlık durumundayken Voyvodina’da çoğunluk Sırplardadır ve ülkenin en büyük etnik gurubu 300 bine yakın nüfusu ile Macarlardır. Fakat Voyvodina; etnik çatışmaların hala hüküm sürdüğü bir bölge olarak istikrarsızlığın önemli sebeplerinden birisi olarak devam etmektedir. Etnik baskılara en çok maruz kalan unsurun Macarlar olması sebebiyle Voyvodina’ya kuzeyden komşu olan Macaristan bölgeyi sürekli izlemektedir. Doğalgazı Rusya’dan satın alan Sırbistan’a uzanan boru hattının Macaristan üzerinden gelmesi Macaristan’a bölge konusunda baskı yapmak için önemli bir koz verse de Sırpların çözüm için adım atmaması Macaristan tarafından AB’ye şikayet edilmiştir. Şu halde; Sırpların Macarlara iyi davranması gerekmektedir.

Avrupa’daki diğer bölgeler

Balkanlarda yeniden tırmanan milliyetçilik fikri ve bağımsızlık hayallerinin vücut bulmasının kısa vadede yine Balkanları etkileyeceği açıktır. Bağımsızlık rüzgarının kendisini vurmasından en çok endişe duyan ülke ise Yunanistan’dır. Yunanistan’ın henüz “Makedon” milletinin bile varlığını kabul etmemesi ve iki yüz bin Makedon’un Yunanistan sınırları içerisinde yer alan Makedonya bölgesinde yaşaması Atina’yı endişelendirmektedir. Bunun içindir ki Atina; Sırbistan ve Karadağ beraberliğinin destekçisi olmuştur.

Diğer yandan uzun süredir ayrılma talebinde bulunan Bask ve Katalan bölgelerinin de referandum isteklerini yenileyeceği öngörülebilir. Nitekim Bask ve Katalan bağımsızlığını savunan parti liderleri, referandumun hemen sonrasında yaptığı açıklamalarda Karadağ halk oylamasını örnek göstererek kendi bölgelerinin de aynı uygulamaya tabi tutulması gerektiğini belirtmiştir.

Karadağ’ın bağımsızlığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) mevcut durumu konusunda Türkiye’ye de önemli bir koz vermektedir. KKTC meselesinde çifte standart uygulayan ve vaatlerini yerine getirmeyen AB’ye karşı önemli bir koz olabilecek bu bağımsızlık; Balkanlardaki askeri varlığı ile Balkanların önemli bir aktörü olan Türkiye’nin yeniden bölünmüş olan ve müslümanların çoğunlukta olduğu Sancak’ın statüsüyle daha fazla ilgilenmesi için de önemli bir gerekçe olarak ortaya çıkmaktadır.

Sonuç

Bugün her ne kadar Sırbistan ve Karadağ ayrılmışsa da ticari ve halk ilişkilerinin uzun süre kopmayacağı açıktır. Bölgedeki bu bölünme birbiri için tehdit oluşturan iki ayrı ülke oluşturmamıştır. Aslına bakılırsa zaten sadece kağıt üstünde birlikte olan iki ülke yerlerine kavuşmuş ve bu bağımsızlık tamamen demokratik yollarla gerçekleşmiştir. Halk oylaması gecesi insanların sokağa dökülme ve ülkenin kaosa sürüklenmesi zaten gözlemci ülkelerin sağladığı güven ortamıyla aşılmıştır.

Lakin Avrupa Bloğunun Kosova’nın hakkı olan bağımsızlığı kendisine teslim etme gibi bir düşüncesi mevcutsa, Belgrad’ın ve Sırp Cumhuriyeti’nin YFC’nin gayri resmi dirilişini ilan etmelerine karşı tedbirli ve tavizsiz olmaları gerekmektedir. Yine Dayton anlaşması gereğince Bosna Hersek yönetimi üzerinde tam yetkiyle donatılmış olan uluslar arası yüksek temsilcilik OHR (The Office of High Representative) haritanın Kosova kaynaklı olası şekillenme sürecinde Bosna Hersek’teki varlığını sürdürmelidir.

Bir müddet bu istikrarsızlığın Kosova Bağımsızlığı İhtimali ve Sırbistan İktidar-Muhalefet kavgası ile devam edeceği düşünülse de, yaramaz bir çocuk gibi davranan Balkanlar’da yeni tahminlerde bulunmak kolay ama yüksek bir doğrulukla öngörülerde bulunmak zordur. Şimdilik meydana gelen tek değişiklik 21 Mayıs’ın da bundan böyle bir ülkenin bağımsızlık bayramı olarak kutlanacağı ve Dünya’nın Podgorica adlı yeni bir başkente daha sahip olduğudur.

İlgili Yazılar

Yorum yapın (Facebook ya da Twitter profilinizle de yorum yapabilirsiniz...)

%d blogcu bunu beğendi: